Hava Durumu

#Gölcük

Yeni Marmara Gazetesi - Gölcük haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gölcük haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

18 mezar açtırdı, oğlunun cenazesine ulaştı Haber

18 mezar açtırdı, oğlunun cenazesine ulaştı

Merkez üssü Kocaeli'nin Gölcük ilçesi olan 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nin üzerinden 27 yıl geçmesine rağmen, o gece yaşanan acılar ve sonrasında verilen mücadeleler hafızalardaki yerini koruyor. Deprem gecesi oğlu Serkan ile birlikte enkaz altında kalan 70 yaşındaki Emine Cebeci, 16 saat sonra yaralı olarak kurtarıldı. Oğlu ise 13. saatte enkazdan çıkarılarak hastaneye sevk edildi ancak sevkin ardından kendisinden bir daha haber alınamadı. Bir yıl boyunca hastanelerde tedavi gören ve 14 kez ameliyat olan Cebeci, tüm yaşadığı zorluklara rağmen oğlunu aramaktan vazgeçmedi. 4 yıl boyunca Türkiye'nin dört bir yanında oğlunun izini süren, emniyetleri, hastaneleri ve morgları dolaşan Cebeci, başlattığı hukuki mücadele sonucu 18 mezarın açılmasını sağlayarak evladının cenazesine ulaştı. "1999 bizim için milattan önce ve milattan sonra gibi oldu" O gece yaşadıklarını anlatan Emine Cebeci, "Derler ya, 'milattan önce, milattan sonra' diye. Bizim için de öyle oldu. 1999'dan önce bir hayatımız vardı, 1999'dan sonra başka bir hayata döndük. O gece oğlumla beraber evdeydik. Çok sıcak bir ağustos ayıydı. Bu sıcaklar beni zaten hep korkutur. Yine böyle kötü, sıcak bir geceydi. Oğlum astsubaylığı kazanmıştı. 'Gece erken yatayım, yarın sabah raporlarımı götüreceğim askeriyeye' dedi. Televizyon izliyordum. O sırada büyük bir gümbürtü koptu. O kadar büyük bir gümbürtüydü ki deprem olduğunu düşünemedim. Bir an evin altından tren geçiyor zannettim. Öyle sert bir sarsıntıydı. Birden fırladım. Oğluma koşturayım, korkmasın diye düşündüm. Ne yazık ki üç adım atabildim, dördüncü adımı atamadım. Hani '45 saniye sürdü' dediler ya, biz ilk 10 saniyede yıkılan evlerden biriydik" dedi. "Öyle bir sarsıntıydı ki döne döne yıkıldık" Birinci katta oturduklarını ve üzerlerinde 5 kat bulunduğunu belirten Cebeci, sarsıntının şiddetine dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Sağa sola çarpa çarpa, döndüre döndüre evimiz yıkıldı. Öyle bir sarsıntıydı ki döne döne yıkıldık. Ben yüzüstü yere düştüm. Bütün merdivenler yıkılmış, yanıma gelmiş. Sadece çenem yerdeydi. Kafam kımıldamıyordu. Beton kafama değiyordu ama ezmiyordu. Bacaklarım, kolum kolonun altında kaldı. Aradan zaman geçti. Oğluma seslendim, sesini duyayım diye. Ondan hiç ses alamadım. ‘Eyvah' dedim, ‘Oğlum öldü herhalde.' Hiç aklımı kaybetmemeye çalışıyorum, yüzüstü düştüğüm halde. Deprem olduğunu düşünmüyorum. ‘Bizim bina yıkıldı' diyorum. Sahilden gören olur, binanın yıkıldığını fark eder, yardım eden olur diye düşünüyorum. Ama bir iki saat hiç kimseden ses gelmedi. Ne sahilden ne dışarıdan. Bir iki saat sonra oğlumun sesini duydum. 'Anne, iyiyim. Sadece ayağım ezik' dedi. ‘Tamam oğlum, dayan. Sahilden dönenler görür bizi, kurtarırlar' dedim." "Oğlum, 'Kurtaramayacaklar bizi, kimse yok' dedi" Enkaz altında oğluyla sabaha kadar konuştuklarını dile getiren Cebeci, "En son oğlum, 'Kurtaramayacaklar bizi, kimse yok' dedi. 'Hakkınızı helal edin' dedi. 'Yok oğlum, öyle deme. İlla kurtulacağız. Sen gayret et' dedim. Oğlum helalleşmeyi düşünüyordu ama ben o an bunu düşünemedim. Ona cesaret vermeye çalışıyordum. Saatlerce arada gelen giden olmaya başladı. Enkazı görenler yardıma koşmaya çalıştı. Komşuların sesini duyuyoruz ama onlar bizim sesimizi duyamıyor. Enkazın altında sen her şeyi duyuyorsun ama onlar seni duyamıyor. Enkazlarda çok büyük yanlışlar oluyor. Üzerine o kadar insan çıkıyor ki o devamlı betonlar kayıyor. Sağlam insanlar aşağıda ezilmeye başlıyor. Hiç kimse orada ilk anda ölmedi. Bazen ölmek istiyorsun, ölemiyorsun. Diri diri mezara giriyorsun ama çaresizsin yapacağın bir şey yok. Oğluma teselli vermekten kendime unutmuştum" ifadelerini kullandı. "Allah'a şükürler olsun. Oğlumu buldular ya, beni bulmasalar da olur' diyordum" Aradan 13 saat geçtikten sonra oğlunun enkazdan sağ olarak çıkarıldığını ifade eden Cebeci, "Allah'a şükürler olsun. Oğlumu buldular ya, beni bulmasalar da olur' diyordum. Sadece bizim binamızın yıkıldığını zannediyorum. Oysa deprem olmuş, her taraf yerle bir olmuş. Daha sonra oğlumu çıkardılar. Yanında köpeğimizi de çıkardılar. Köpeğimiz yaşıyordu. Oğlumla beraber onu da çıkardılar. Oğlum, 'Gitmem, annemi çıkarın. Annem aşağıda yaşıyor' diyordu. Daha sonra en yakın arkadaşım zorla oğlumu ikna etti ve Gölcük Askeri Hastanesi'ne götürdü. Ben hep şükrettim. ‘Oğlum gitti, kurtuldu. Ben kurtulmasam da olur' diye düşündüm. Saat 16.00 sıralarında beni de oğlumdan üç saat sonra çıkardılar. Çıktığımda çok kötüydüm. Herkes bunu söylüyor. ‘Serkan çok iyiydi, senin hastaneye ulaşacağını bile düşünmüyorduk' diyorlardı" dedi. "Oğlumu kaybettiğim yerde arayacaktım" Enkazdan çıktığında her yerin yerle bir olduğunu gördüğünü aktaran Cebeci, tedavisinin ardından başlayan zorlu arayış sürecini şöyle anlattı: "Gölcük adeta yerle bir olmuştu. Ben sadece oğlumu soruyordum. Bir yıl boyunca hastanelerde kaldım, sürekli ameliyat oldum. Ayağımdan 14 kez ameliyat geçirdim. ‘Ben Serkan'ı bulacağım' dedim. Onu kaybettiğim yerde arayacaktım. Gölcük'e geldiğimde bir baktım, duvarların üzerinde hep kayıp insanların fotoğrafları vardı. Bir sürü kayıp vardı. Askeriyeye gittim. Askeriye bana, 'Biz 18 kimsesiz kişiyi gömdük ama resimleri elimizde' dedi. Resimlere baktım, benim oğlum yoktu. Yine de ‘Bakın, bir sürü kayıp var. Bu kayıplardan biri o mezarlıktan çıkabilir. O 18 mezarın açılmasını istiyorum' dedim. Çünkü hangi kaybı bulsak, bir anne için bu huzurdur." "Benim oğlum o mezarlardan birinden çıktı" Kayıp aileleriyle bir araya gelerek yıllarca sürecek bir hukuk mücadelesi başlattıklarını belirten Cebeci, "Benim mahkeme sürecim 4 yıl sürdü. Mezarları açtırabilmek için mücadele ettim. Mahkemeye para yatırmadan zaten süreç ilerlemiyordu. Daha sonra tüm kayıp ailelerinin davaları iptal oldu. Bir tek benimki devam etti. Ben de tekrar üst mahkemeye müracaat ettim. Depremi yaşamışsın, bağırıyorsun ama seni soran olmuyor. Sonunda mezarlar açıldı. 18 mezarın açılmasını istedim. Benim oğlum çıkacak diye değil, başka kayıpların bulunması için açtırdım ama benim oğlum o mezarlardan birinden çıktı. 4 yıl sonra. Ben bu 4 yılda Türkiye'de gitmediğim yer bırakmadım. Bu işler öyle ufacık bir aramayla olmuyor. Her gün sırtımda kayıpların resimleriyle Türkiye'yi dolaştım. Oğlumun mezarını buldum ama yine de ‘Ya oğluma benzeyen biri olsaydı?' diye düşünüyorsun. 4 yıl sonra bulmak öyle kolay bir şey değil. Herkes cenazesini aldı, kabul etti. Benimki çok zor oldu. Çünkü çocuğumu sağ olarak göndermiştim, ben de onu her yerde sağ olarak arıyordum. Öldüğünü aklına bile getirmiyorsun" şeklinde konuştu. "Yıllarca sokak sokak dolaştım" Gözyaşlarına hakim olamayan Cebeci, sözlerini şöyle noktaladı: "Ben 4 yıl kapımı kapatmadım 'Çocuğumdan bir haber gelir, bir ses duyarım' diye düşündüm. Yıllarca sokak sokak dolaştım. Her arabanın içine baktım. 'Acaba benim çocuğum bir yerlerde şuurunu yitirdi de geziyor mu?' diye düşündüm. Bakırköy'e gittim, akıl hastanelerini aradım. Oğlumu bulana, o mezarlar açılana kadar aramadığım program, gazete, haber kalmadı. Yurt dışına kadar fotoğrafını gönderdim. 'Belki bir gören olur, bir yerlerden bir ses gelir' diye umut ettim."

Kreşte fare zehiri ile oynayan çocuk hastanelik oldu Haber

Kreşte fare zehiri ile oynayan çocuk hastanelik oldu

Test sonuçları temiz çıkan çocuğun ailesi, okul yönetimi hakkında şikayette bulundu. Baba Gürcan Yılmaz, yaptığı açıklamada, "Çocuğum öğretmenlerine elini ağzına sürdüğünü ve acı bir tat hissettiğini söyleyince, onlar da özel bir hastanenin hemen dibinde olmalarına rağmen çocuğa yoğurt yedirmişler. Çocuk oyun alanında zehirin ne işi var" dedi. Olay, 29 Haziran günü öğle saatlerinde Gölcük'teki bir özel anaokulunda meydana geldi. İddiaya göre, çocukların oyun oynadığı alanda bulunan fare zehiri istasyonu, başka bir çocuk tarafından yerinden alınarak yerde oturan L.'nin (5) yanına getirildi. Kutunun içerisindeki maddeyle yaklaşık 2 dakika oynadığı öne sürülen L. elini ağzına götürmesinin ardından acı bir tat hissettiğini öğretmenlerine söylediği belirtildi. 2 gün hastanede gözetim tutuldu Durumu fark eden görevlilerin çocuğun elini ve ağzını yıkadığı, ardından tedbir amacıyla yoğurt yedirdiği iddia edildi. Olaydan yaklaşık 40 dakika sonra bilgilendirilen aile, L.'yi okuldan alarak yakındaki özel hastaneye götürdü. Zehir Danışma Hattı ile yapılan görüşmenin ardından hastaneye yatırılan küçük çocuk, 2 gün boyunca gözetim altında tutuldu. Ayrıca, iddialarla ilgili telefonla ulaşılan okul yetkilileri, konunun yargıya taşınması sebebiyle şimdilik herhangi bir açıklama yapılmayacağını kaydetti. "Özel bir hastanenin hemen dibinde olmalarına rağmen çocuğa yoğurt yedirmişler" Minik L.'nin babası Gürcan Yılmaz konuyla ilgili yasal işlem başlattıklarını bildirdi. Yaşananları anlatan Gürcan Yılmaz, "29 Haziran'da öğle saatlerinde kreşten eşime bir telefon geldi. 'Çocuğunuz okul bahçesinde oynarken, içerisinde zehirli madde bulunan ve haşereyle mücadele amacıyla kullanılan fare istasyonlarını tekmeleyerek açtı. İçindeki zehiri parçaladı ve bir süre oynadı. Bu zehre maruz kaldı. Daha sonra kreşteki öğretmenlerin bunu görmesiyle eli ve ağzı lavaboda yıkandı. Tedbir amacıyla da maalesef yoğurt yedirildi' diye eşime bildirildi. Biz bu durumu olaydan yaklaşık 40 dakika sonra haber aldık. Bizim de oraya gitmemiz yaklaşık bir saati buldu. Bu süre zarfında çocuğum öğretmenlerine elini ağzına sürdüğünü ve acı bir tat hissettiğini söyleyince, onlar da özel bir hastanenin hemen dibinde olmalarına rağmen çocuğa yoğurt yedirmişler. Tabii bu zehir, içerisinde bulunan kimyasallar sebebiyle insan bünyesinde çok ciddi sonuçlara sebebiyet verebiliyor. Bunu öğrenince hemen kreşe gidip çocuğumu alarak hastaneye götürmek istedim. 'Bir şey olmaz' şeklinde cevaplar aldık. Zehir firmasına danıştıklarını, bünyesi kadar zehre maruz kalmadıkça, yani yemedikçe hayati tehlikesinin olmayacağını söylediler. Biz tabii bu teselli içeren şeyleri çok dinleyemedik. Burada hayati bir durum söz konusu" dedi. "O gün hemen hastaneye yatışımız yapıldı" L.'yi kreşten alarak hastaneye götürdüklerini aktaran Yılmaz, "Hastaneye gittiğimizde acilden giriş yaptık. Acildeki doktorlar durumun ciddiyetini anlayınca hemen bizi üst kattaki polikliniğe sevk ettiler. Burada sağ olsun bizimle ilgilenen doktor, hemen Sağlık Bakanlığı'nın Zehir Danışma Hattı'nı aradı. Böyle durumlarda bu şekilde reaksiyon verilmesi gerektiğini bize söyledi. Tabii okuldan, yani kreşten böyle bir reaksiyon olmamış. Görüşmenin ardından Zehir Danışma Hattı'ndan bize, çocuğun 72 saat süren bir karantinaya alınması gerektiği, izole bir ortamda tutulması, kimsenin temas etmemesi, hemşirelerin ve doktorların bile maske ve eldivenle müdahalelerini yapması gerektiği iletildi. O gün hemen hastaneye yatışımız yapıldı" şeklinde konuştu. "Çocuk bu süreçten etkilendi ve korktu" Yılmaz, kızının iki gün hastanede gözetim altında tutulduğunu ifade ederek, "Burada ağır önleyici tedaviler aldık. Çocuğun bünyesinde, psikolojik ve bedensel olarak çok ağır izler bırakan test ve tedavi süreçleri geçirdik. Burada ağır dediğim, çocuk bu süreçten etkilendi ve korktu. Zehir olduğunu öğrenince tabii ki korktu. Dolayısıyla biz de korktuk. İki gün hastanede yattıktan ve testlerimiz Allah'a çok şükür temiz çıktıktan sonra taburcu edildik. Doktorumuz bize bir gün de evde izlememiz gerektiğini söyledi. O bir günü de geçirdikten sonra tekrar hastaneye geldik ve yeniden kan testi yapıldı. Bu 3 günlük kan testlerinin sonucu Allah'tan temiz çıktı" diye konuştu. "Bir arkadaşı, zehiri oyun alanının ortasından alıyor ve kızıma getiriyor" Güvenlik kamerası görüntülerini izlediğini anlatan Yılmaz, sözlerine şöyle devam etti: "Okulda alınması gereken tedbirlerin alınmaması, böyle ciddi kimyasal ve zehir içeren maddelerin çocukların oyun alanının ortasında bulunması kabul edilebilir değil. Bakın, bunun altını çizerek söylüyorum, beden eğitimi alanının ortasında. Çocukların oyuncak zannedip alabileceği bir şekilde duruyor. Burası 2 metrekare, 3 metrekarelik bir alan bile değil. Ben görüntüleri izledim. Bir arkadaşı, zehiri oyun alanının ortasından alıyor ve kızıma getiriyor. Kızım yerde otururken kutuyu alıyor. Bize söylenen, çocuğun tekmeleyerek zehir kutusunu açtığıydı. Ben görüntülerde böyle bir şey göremedim. Bu zehir istasyonlarını kullanan yetkililere de sorduğumda, bunun kilitli mekanizma altında olması gerektiğini söylediler. Müdahaleyle bile açılmaması gerektiğini ilettiler. İnsan olarak biz de şunu düşünüyoruz; çocuk oyun alanında zehirin ne işi var. Ben bunu okul yetkililerine de ilettim. ‘Madem koyuyorsunuz, üzerine neden önleyici bir tedbir almıyorsunuz? Çocuklar buna nasıl erişebiliyor? Bunu nasıl alıp içini açarak zehirli maddeyle temas edebiliyor?' diye sordum. Bu 2-3 dakika sürüyor. Çocuk yaklaşık 2-2,5 dakika o zehirle oynuyor. Öğretmeni oyun alanının başında başka bir çocukla ilgileniyor. Daha sonra başka bir öğretmen bunun farkına varınca alıp elini yıkamaya götürüyorlar. Elini yıkamaya götüren yetkili kişi, artık o kurumda görevi ne bilmiyorum, çocuğu lavaboya bırakıyor. Çocuk lavaboda 5-10 saniye yalnız kalıyor. O süre zarfında elini ağzına sürüyor ve acı bir tat aldığını söylüyor öğretmenine. Daha sonra yoğurt yediriyorlar." "Böyle bir uygulama bizi şoka uğrattı" Anaokulunda uygulanan müdahaleyi de eleştiren Yılmaz, "Böyle kara düzen tedbirlerin alınması, çocuklarımızı emanet ettiğimiz, savunmasız çocuklarımızı emanet ettiğimiz böyle bir kurumda bu kadar ciddiyetsiz davranılması bizi gerçekten şoka uğrattı. Buna tedbir bile diyemeyeceğim. Böyle bir uygulamanın yapılması kabul edilebilir değil. Bu olayda öğretmeni suçlu ilan ettiler. 'Öğretmen oranın sorumluluğundaydı' şeklinde bize cevap verdiler. Zehir firmasının onlara o zehirin orada olması gerektiğini söylediğini, onların da müdahale etmediğini belirttiler. Bir eğitimci gözüyle o zehirin orada olamayacağını düşünmemişler. Eğitimciyi de geçtik, bir anne-baba gözüyle o zehirin orada olmaması gerektiğini düşünememişler. Bizim için çok zorlu bir süreçti. Çocuğumuza her dakika bir şey olacak mı korkusuyla yaşadık açıkçası. Bu süreçte bir iki defa bizimle görüştüler. Çok pişman olduklarını, çok üzgün olduklarını ve böyle bir olayın yaşanmaması gerektiğini söylediler. Ancak burada yaşanan tedbirsizlik ve ciddiyetsizlik, böyle bir eğitim kurumunda bizi çok üzdü" ifadelerini kullandı. "Çocuğumuzun doğum gününe 2-3 gün kala bu olayın yaşanması bizi derinden üzdü" Yaşanan olayın ardından ilgili ekiplerce anaokulundan incelenmek üzere numune alındığını anlatan Gürcan Yılmaz, adli sürecin yakından takipçisi olacaklarını bildirdi. Söz konusu okul hakkında CİMER'e ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne de şikayette bulunduklarını söyleyen Yılmaz, kızının doğum gününe günler kala büyük bir korku yaşadıklarını dile getirdi. Yılmaz, sözlerini şöyle noktaladı: "Çocuğumuzun doğum gününe 2-3 gün kala, biz doğum günü hazırlıkları yaparken böyle bir şeyin yaşanması bizi gerçekten derinden üzdü. Çocuğumuzu da çok üzdü. Bütün planlarımız iptal oldu. Çocuğumuzun okul süreci iptal oldu. Bizim işimiz sekteye uğradı. Çocuğumuz küçük yaşına rağmen o zorlu test süreçlerinden geçti. Aldığı ilaçları görünce biraz korku yaşadı. Tabii biz de korktuk. Test sonucunu, daha doğrusu adli sonucu bekleyeceğiz. İnşallah süreç iki taraf için de hayırlı olur. Bize büyük bir ders oldu. Bundan sonra çocuğumuzu yazdıracağımız okulda bu gibi tedbirleri daha iyi araştırmaya karar verdik. Buradan bütün velilere de bunu öneriyorum. Öğretmenlerin eğitim durumlarını, meslek lisesi mi yoksa akademik mezun mu olduklarını, okulun iş güvenliği şartlarını, aldığı önlemleri ve sağlık tedbirlerinin ciddiyetini gerçekten çok iyi araştırsınlar."

Baba ve oğlunu öldüren kanser hastası yaşlı adam tahliye edildi Haber

Baba ve oğlunu öldüren kanser hastası yaşlı adam tahliye edildi

Olay, 3 Temmuz 2025 yılında Kayacık Mahallesi 220. Cadde'de meydana geldi. Mehmet Canımoğlu (60) ve oğlu Aykut Canımoğlu (30), sokak ortasında İzzet Kalyon'un (76) silahlı saldırısına uğradı. Baba ve oğlu kanlar içinde yerde kalırken, şüpheli olay yerinden kaçtı. Sağlık ekipleri, baba ve oğulun hayatını kaybettiğini tespit etti. İzzet Kalyon ise polis ekipleri tarafından Gölcük ilçesinde yakalanarak gözaltına alındı. İfadesi alınan Kalyon, tutuklanarak cezaevine gönderildi. "Kasten öldürme" suçundan hakkında iki kez müebbet hapis cezası istenen sanık Kalyon, ilk duruşmadaki savunmasında maktul Aykut Canımoğlu ile geçmişte aynı iş yerinde çalıştıklarını, oğlunun üzerine kayıtlı otomobili 1 milyon 600 bin lira karşılığında kendisine sattığını ancak devir işlemlerinin ardından parasını alamadığını öne sürmüştü. Olay günü hastaneye gitmek için yola çıktığında maktullerle tesadüfen karşılaştığını iddia eden sanık, alacağını sorması üzerine tartışma çıktığını ve öldürülme korkusuyla ateş ettiğini savunmuştu. Savunmanın ardından mahkeme heyeti, kanser hastası olduğunu belirten sanığın sağlık durumuna ilişkin Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasına ve maktullere ait olduğu iddia edilen silahların varlığının araştırılmasına karar vermişti. Adli tıp raporu tahliye getirdi Mahkemeye ulaşan Adli Tıp Kurumu raporunda, sanığın mevcut kanser hastalığı nedeniyle cezaevi şartlarında kalmasının uygun olmadığı yönünde görüş bildirildi.Raporu inceleyen mahkeme heyeti, tutuklu sanık İzzet Kalyon'un cezaevi şartlarının sağlık durumuna uygun olmamasını göz önünde bulundurarak ev hapsi şartıyla tahliyesine karar verdi.

Baba ve oğlu sokak ortasında öldüren yaşlı adam: "Keşke dolandırılmasaydım" Haber

Baba ve oğlu sokak ortasında öldüren yaşlı adam: "Keşke dolandırılmasaydım"

Yaşlı adam savunmasında, olay anında kendisine saldırılacağı korkusuyla ateş ettiğini söyleyerek, "Keşke dolandırılmasaydım da bu olay olmasaydı. Kanser hastasıyım, korkumdan böyle eylemde bulundum. Bu olay para için olmadı, para için olsaydı 10 ay beklemezdim, beni öldürecekler sandım" dedi. Olay, 3 Temmuz 2025 yılında Kayacık Mahallesi 220. Cadde'de meydana geldi. Mehmet Canımoğlu (60) ve oğlu Aykut Canımoğlu (30), sokak ortasında İzzet Kalyon'un (76) silahlı saldırısına uğradı. Baba ve oğlu kanlar içinde yerde kalırken, şüpheli olay yerinden kaçtı. Sağlık ekipleri, baba ve oğulun hayatını kaybettiğini tespit etti. İzzet Kalyon ise polis ekipleri tarafından Gölcük ilçesinde yakalanarak gözaltına alındı. İfadesi alınan Kalyon, tutuklanarak cezaevine gönderildi. "1 MİLYON 600 BİN TL'YE ARABAMI SATTIM ANCAK PARAMI VERMEDİ" Kocaeli 3. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen ilk duruşmaya, kasten öldürme suçundan hakkında iki kez müebbet hapis cezası istenen tutuklu sanık İzzet Kalyon (76) ve taraf avukatları katıldı. Savunma yapan Kalyon, maktul Aykut Canımoğlu ile daha önce aynı iş yerinde çalıştıklarını, borçları nedeniyle oğlunun üzerine kayıtlı otomobili 1 milyon 600 bin lira karşılığında kendisine sattığını anlattı. Devir işlemlerinin ardından paranın hesabına yatırılmadığını söyleyen Kalyon, "Notere gidip eşinin üstüne arabayı aldırdı ve bana dekont göstererek oğlumun IBAN'ına parayı attığını gösterdi. Oğlumu aradım ancak kendisine ulaşamadım, dekontu da gösterdiği için kendisine güvendim. Akşam oğlumu aradım ancak hesaba para gelmediğini söyledi. Hemen Aykut'u aradım, paranın hesaba geçmediğini söyledim. Saatin geç olması ve hafta sonu olması sebebiyle paranın havuza düşmüş olabileceğini söyledi. 'Pazartesi para hesabınıza gelir' dedi. Pazartesi de para gelmeyince yine Aykut'u aradım. Adres, isim yanlışlığı gibi sebeplerle paranın geri geldiğini ve başka yere yatırım yaptığını söyleyerek yine 5 gün müsaade istedi" dedi. "BENİ 'PARANI VERECEĞİM' DİYEREK OYALADILAR" Kalyon, savunmasına şöyle devam etti: "Anlaştığımız tarihte yine para gelmeyince bu sefer Aykut'un babası Mehmet'i evine gittim. Durumu anlattım, 'Merak etme, sonraki hafta paranı alırsın' dedi. Bunu da kabul ettim. Yine 1 ay müsaade istediler. Durumumun kötü olduğunu, borcum sebebiyle satışı yaptığımı söyledim ama yine de 1 ay müsaade verdim. Ancak bu şahısların başka kişileri dolandırdığını öğrendim. Ayda bir 'Paranı vereceğim' diyerek beni oyaladılar. Hatta konu hakkında şikayette de bulundum. 10 ay paramı alamadım." "ÖLDÜRÜLECEĞİM KORKUSUYLA ATEŞ ETTİM" Olay günü hastaneye gitmek için yola çıktığında maktul Aykut ve babası Mehmet Canımoğlu ile tesadüfen karşılaştığını öne süren sanık Kalyon, alacağını sorması üzerine taraflar arasında tartışma çıktığını iddia ederek, "Kardeşimle mangala giderken ateş yaptığımız için silahımı da yanıma almıştım. 14 yaşımdan beri silah kullanırım. Aykut ve babasını yolda görünce araçtan inerek yanlarına gittim. 1 hafta önce de mahkememiz vardı, mahkemeye gelmedi. Aykut'a neden duruşmaya gelmediğini sordum. 'Mecbur muyum gelmeye' dedi. 'Gelmeye değil ama paramı gelmeye mecbursun, ne zaman vereceksin?' dedim. 'Şikayette zaten bulunmuşsun, mahkeme paranı versin' dedi. Babası da 'Doğru söylüyor' dedi. 'Kaç kere kapınıza geldim, şimdi öyle mi oldu' dedim. 'Evet' dediler. Aykut'la ben konuşmaya başlayınca Mehmet oğluna 'Bu bela aramaya gelmiş hadi gidelim' diyerek bana karşı küçümser bir dil kullandı. Mehmet beni omzundan çekerek yere düşürdü, sonra ilerledi" ifadelerini kullandı. "KANSER HASTASIYIM" Aykut'un kendisine küfür ettiğini söyleyen İzzet Kalyon, savunmasını şöyle tamamladı: "Aykut 'Bir daha seni burada görmeyeceğim' diyerek küfür, tehdit ve hakaret etti. Ben arabaya doğru giderken Aykut üstüme yürüyerek elini belini attı. Ben de belimden silahı çıkararak ateş ettim. Babası ve kendisinin silah taşıdığını bildiğim için bana zarar vereceklerinden korktum. Mehmet de elinde bir şeyle üzerime yürüyünce korkarak ona da ateş ettim. Şuurumu kaybettim. Silahım tutukluluk etmiş, kendimi de vurabilirdim. Keşke dolandırılmasaydım da bu olay olmasaydı. Kanser hastasıyım. Korkumdan böyle eylemde bulundum, nasıl oldu ben de bilmiyorum. Bu olay para için olmadı, para için olsaydı 10 ay beklemezdim, beni öldürecekler diye korktum. Can almak o kadar kolay değil" dedi. Savunmaların ardından ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, kanser hastası olduğunu belirten sanığın sağlık durumuna ilişkin Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasına ve maktullere ait olduğu iddia edilen silahların varlığının araştırılmasına karar vererek, sanığın tutukluluk halinin devamına hükmetti. Duruşma ertelendi.

Kuzen Cinayetinin Cezası Belli Oldu! Haber

Kuzen Cinayetinin Cezası Belli Oldu!

Kocaeli'nin Gölcük ilçesinde kuzeni Muzaffer Ece'yi çay ocağında öldüren sanık hakkında mütalaa açıkladı. Cumhuriyet savcısı, sanığın "kasten öldürme" suçundan müebbet hapisle cezalandırılmasını talep etti. Dumlupınar Mahallesi'ndeki Gölcük Otogarı'nda 29 Mart 2024'de meydana gelen olayda, Muzaffer Ece çay ocağında oturduğu esnada kuzeni Osman Ç.'nin tabancalı saldırısına uğradı. Kurşunların isabet ettiği Ece kanlar içinde yere yığıldı, Osman Ç. ise olay yerinden kaçtı. Ece, ilk müdahalesinin ardından ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti, Osman Ç. de tutuklandı. Cinayetin sebebinin, maktulün ağabeyi ile sanık arasında yaşanan ticari anlaşmazlıktan kaynaklanan husumet olduğu öğrenilmişti. Müebbet hapis talebi Cinayete ilişkin açılan davanın 3. celsesi, Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Duruşmaya tutuklu sanık Osman Ç., taraf avukatları ve maktulün ailesi katıldı. Cumhuriyet savcısı mütalaasında, sanığın "kasten öldürme" suçundan müebbet hapis ve 6136 Sayılı Kanuna Muhalefet suçundan cezalandırılmasını talep etti. "Bütün şarjörü maktulün üzerine boşalttığında canavarla hisle öldürmüştür" Sanığın en ağır cezayı almasını talep eden katılanların avukatı, "Muzaffer ile sanık arasında husumet yoktur. Sanık, İskender'i bulamadığı için kardeşini hedef almıştır. Sanık maktulü öldürmek için uzun süre plan yapmış. Bütün şarjörü maktulün üzerine boşalttığında canavarla hisle öldürmüştür. Sanığın canavarla hisle öldürme suçundan cezalandırılmasını istiyoruz. Haksız tahrik hükümlerinin uygulanmaksızın karar verilmesini talep ediyorum" dedi. "Olay, 4 yıl önce onları mahkemeye verdikten sonra başladı" Avukatın söylemlerine itiraz eden sanık Osman Ç., "Olay benim anlattığım şekilde meydana gelmiştir. Öncelikle ifadeleri tekrar ederim. Olay, 4 yıl önce onları mahkemeye verdikten sonra başladı. Anlatmış olduğum savunmalardan başka eklemek istediğim husus yoktur" şeklinde konuştu. Mahkeme heyeti, sanık avukatlarının savunma için süre talep etmesi üzerine, Osman Ç'nin tutukluluk halinin devamına karar vererek, duruşmayı erteledi. İlk duruşmada verilen savunma İlk duruşmadaki savunmasında, pişman olduğunu söyleyen Osman Ç., maktulün abisi İskender ile beraber ortaklaşa arazi satın aldıklarını, burayı iş yeri yaptıklarını ancak bir süre sonra anlaşamadıklarını ve ortaklığı bitirmek istediğini, tapu iptal tescil davası ve alacak davası açtığını söyleyerek, "Ben davayı açtıktan sonra bunlar bana düşman kesildi. İskender Almanya'ya gitmişti. İskender, WhatsApp üzerinden bana küfür etti. Aynı şekilde Muzaffer de beni arayarak küfür etti. Sessiz kalmayı denedim, bir süre sonra telefonla olan tartışmalarımız artmaya başladı. İş yerinde yapılan keşifte Muzaffer bana vurdu. Muzaffer bana vurduğu için darp raporu aldım. Muzaffer yanındaki taksi şoförüne, benim için 'Bu adam buranın bekçisiydi, ne sahibi. Bizim malımıza ortaklık yapmaya çalışıyor' dediğini bana söylediler. Ben de telefonla Muzaffer'i aradım. Nerede olduğunu sordum. Küfürle cevap vererek terminalde olduğunu söyledi. Terminale gittiğimde yine küfür etti. Ben belimdeki silahı çıkardım 2-3 el ateş ettim. Ondan sonrasını ne yaptım bilmiyorum" ifadelerini kullanmıştı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.