Hava Durumu

#Gündem

Yeni Marmara Gazetesi - Gündem haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gündem haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Eşine Pankartlı Teşekkür! İşte O Anlar! Haber

Eşine Pankartlı Teşekkür! İşte O Anlar!

Ankara'da evlendikten sonra halı saha maçlarına gidebilmek için eşinden her zaman izin alamayan, son maç içinse son anda izin alarak maça giden Sami Can Gültekin'in takım arkadaşları, açtıkları pankartla Gültekin'in eşine teşekkür etti. Ankara’da yaşayan Sami Can Gültekin, oynadığı halı saha maçında arkadaşlarının açtığı pankartla gündeme geldi. Yaklaşık 10 yıldır arkadaşlarıyla futbol oynadığını belirten Gültekin, evlendikten sonra maç saatlerinin gece geç saatlere denk gelmesi ve eşiyle bu yüzden yaşadığı problem nedeniyle bazı karşılaşmalara katılamadığını söyledi. Bunun üzerine halı sahaya gelmesine izin veren eşine teşekkür etmek amacıyla arkadaşlarının açtığı pankart, sosyal medyada ilgi odağı oldu. "Evli olduğunuz zaman eşinizi de düşünmeniz gerekiyor" Arkadaşları tarafından hazırlanan pankartın kendisi için sürpriz olduğunu aktaran Sami Can Gültekin, "Takım arkadaşlarımızla 10 yıldır beraber futbol oynuyoruz. Bizim bir konuşma grubumuz var. Maçın saat gece 01.00’da olduğunu öğrenince gruba gelemeyebilirim diye mesaj attım. Daha önce de böyle şeyler yaşadık. Evli olduğunuz zaman eşinizi de düşünmeniz gerekiyor. Daha sonrasında eşim müsaade edince maça gelebileceğimi gruba yazdım. Arkadaşlarım da akşama böyle bir sürpriz hazırlamışlar, benim de bilgim yoktu. Normalde hep oynadığımız saatlerde ama şimdi dediğim gibi evlendikten sonra bu işler iki taraflı oluyor, tek taraflı karar veremiyorsunuz. Sonrasında maça geldim tabii ki müsaade aldım. Pankartı eşime göstermek için eve getirdim. Daha sonrasında bir video çektik, sosyal medyada ilgi odağı oldu. Mutluyuz, herkes eğlenmeye, hayattan keyif almaya baksın. Tepki gösterecek bir şey yok" dedi. "Gece geç saatlerde evde yalnız kalmak benim de hoşuma giden bir şey değil" Eşinin gece geç saatlerde halı sahaya gittiği için evde tek başına kaldığını belirten Dilan Gültekin, "Evlenmeden önce de zaten eşim sürekli maçlara gidiyordu, bunu biliyordum ama evlendikten sonra insanlar birbirlerine sorumluluk hissediyorlar. Ben bile dışarı çıkarken, hayatım müsaaden varsa gidebilir miyim? diye soruyorum. Eşim de bana jest yapmak için arkadaşlarıyla birlikte bir pankart hazırlamış. Güzel bir mizansen oldu, benim de çok hoşuma gitti. Ben de bunu kendi sosyal medya hesabımda paylaşmıştım. Bütün eşlerimize örnek olmasını diliyorum. Fikstürları da lütfen daha erken saatlere versinler. Sonuçta biz hayat arkadaşıyız. Gece geç saatlerde evde yalnız kalmak benim de çok hoşuma giden bir şey değil. Aslında buradaki niyetim ona izin vermemek değil de biraz daha erken saatlerde oyna, gece beni de yalnız bırakma demekti" diye konuştu. "Eğlenelim diye bir pankart yapalım dedik" 10 yıldır arkadaşlarıyla birlikte futbol oynadıklarının ifade eden Burak Küçük, "Takım arkadaşlarımla 8-10 yıldır beraber oynuyoruz. Kaptanımız, maçtan önce gelemeyeceğini söyledi. Sonra geliyorum, müsaade var deyince, biz de komiklik olsun, eğlenelim diye bir pankart yapalım dedik. Yengemize de güzel bir hediye olsun istedik ama sonra olayın böyle olacağını biz de beklemiyorduk. Bir anda sosyal medyada popüler olduğunu gördük. Bir arkadaşımız da eşi doğum yaptığı gün buraya geldi. Yani bizim için izin problemi olmuyor. Buradan da tüm kadınlara sesleniyorum; eşlerimiz halı sahaya yollayabilirsiniz. Sonuçta kötü bir şey yapmıyoruz, eğleniyoruz" şeklinde konuştu.

Karı koca ünlü restorandan yedikleri tosttan zehirlendi! Haber

Karı koca ünlü restorandan yedikleri tosttan zehirlendi!

Trabzon'un Yomra ilçesinde faaliyet gösteren bir zincir restoranda yedikleri tost sonrası rahatsızlanan karı koca hastaneye kaldırıldı. Çolak ailesinin şikayeti üzerine Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yapılan incelemede işletmede son tüketim tarihi geçmiş ürün tespit edildi. Trabzon'un Arsin ilçesinde yaşayan Fatih Çolak (43) ile eşi Leman Banu Çolak (44), Yomra ilçesinde faaliyet gösteren MADO isimli zincir restoranda yedikleri tost sonrası mide bulantısı ve rahatsızlık şikâyetleri yaşadı. Hastanede yapılan kontrollerde çiftin gıda zehirlenmesi geçirdiği tespit edildi. Tedavilerinin ardından taburcu edilen Çolak ailesinden Leman Banu Çolak, rahatsızlığının yeniden artması üzerine KTÜ Farabi Hastanesi'ne başvurdu. Burada tedavi altına alınan Çolak, yapılan müdahalenin ardından taburcu edildi. "İşletmeye gerekli yasal işlemler uygulanmıştır" Yaşanan olayın ardından Çolak ailesi, ilgili kurumlara şikâyette bulundu. Şikâyet üzerine Tarım ve Orman Bakanlığı ekiplerince işletmede inceleme başlatıldı. Yapılan denetimlerde, restoranda son tüketim tarihi geçmiş ürün kullanıldığı tespit edildi. Bakanlık tarafından Fatih Çolak'a yapılan yazılı geri dönüşte, gıda güvenliğine ilişkin denetimlerin 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu kapsamında yürütüldüğü belirtilerek şu ifadelere yer verildi: "İlgili kayıtlı başvurunuza istinaden 28 Ocak 2026 tarihinde işletmede resmi kontrol gerçekleştirilmiştir. Yapılan denetimde iş yerinde son tüketim tarihi geçmiş ürün tespit edilmiş olup, işletmeye gerekli yasal işlemler uygulanmıştır."

Başarılı Operasyon Sayesinde Hayata Yeniden Merhaba Dedi! Haber

Başarılı Operasyon Sayesinde Hayata Yeniden Merhaba Dedi!

Kahramanmaraş'ta HG Hospital'da tedavi gören bir hastada, 3 yıl önce takılan üç kablolu kalp piline bağlı gelişen enfeksiyon, yapılan başarılı operasyonla giderildi. Kalp yetmezliği tanısıyla daha önce kalp pili takılan 68 yaşındaki İbrahim Cebelier'de, zamanla pil kablolarının cilt üzerinden görünür hale geldiği ve enfeksiyon oluştuğu belirlendi. Enfeksiyon riskinin artması üzerine hasta değerlendirmeye alındı. Yapılan tetkiklerin ardından, kalp pili ve kablolarının tamamen çıkarılmasına karar verildi. Operasyonu gerçekleştiren Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Kemal Göçer, işlemin nadir görülen ve yüksek risk taşıyan bir durum olduğunu belirterek, "Hastamızda kalp pili kablosu cilt üzerinden görünür hale gelmişti ve enfeksiyon mevcuttu. Hem kalp pilini hem de kablolarını, özel malzemeler ve uygun teknikler kullanarak başarıyla çıkardık. Bu tür işlemler oldukça risklidir ancak merkezimizde sorunsuz şekilde tamamladık" dedi. Operasyonun başarıyla sonuçlandığını ifade eden Doç. Dr. Göçer, hastaya geçmiş olsun dileklerini iletirken, operasyonda görev alan tüm sağlık çalışanlarına teşekkür etti. Hasta yakını Zehra Cemile ise "Hastamız 3 kez anjiyo oldu, bir kez de bypass ameliyatı geçirdi. Hocamızın çok başarılı bir doktor olduğunu duyduk ona inandık ve güvendik. Operasyonu sorunsuz başarılı bir şekilde tamamladı. Hocamıza çok teşekkür ediyoruz" ifadelerini kullandı.

Kuş Gribine Dikkat! Haber

Kuş Gribine Dikkat!

Yakın Doğu Üniversitesi Rektörü ve tıbbi mikrobiyolog Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, kuş gribi vakalarının son yılların en yüksek seviyesine ulaştığına dikkat çekerek erken tanı, hızlı bildirim ve gelişmiş tanı kitlerinin pandemi hazırlığı ve ulusal sağlık güvenliği açısından stratejik bir öncelik haline geldiği uyarısında bulundu. Aynı zamanda tıbbi mikrobiyolog olan Yakın Doğu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, Avrupa genelinde kuş gribi vakalarında yaşanan hızlı artışın, hastalığın artık yalnızca dönemsel bir veterinerlik sorunu olmaktan çıktığını ve doğrudan halk sağlığı, gıda güvenliği ve biyogüvenlik boyutlarıyla ele alınması gereken çok yönlü bir tehdit haline geldiğini vurguladı. 2016’dan bu yana en yüksek vaka sayısına ulaşıldı EFSA ve ECDC tarafından yayımlanan son değerlendirme raporlarına dikkat çeken Prof. Dr. Şanlıdağ, yalnızca 2025 sonbaharında üç aylık süreçte 2 bin 896 yüksek patojeniteli kuş gribi vakasının raporlanmasının, Avrupa için 2016’dan bu yana kaydedilen en yüksek düzey olduğunu belirtti. Vakaların büyük bölümünün yabanıl kuşlarda görülmesinin, çevresel bulaş yoluyla kümes hayvanlarına geçiş riskini ciddi biçimde artırdığına işaret eden Şanlıdağ, 2025 sonbaharında bildirilen kümes hayvanı salgınlarının yaklaşık yüzde 80’inin doğrudan değil, dolaylı çevresel temas sonucu ortaya çıkmasının bu tabloyu açıkça ortaya koyduğunu söyledi. İnsan sağlığı açısından mevcut riskin genel toplum için düşük düzeyde olduğunu, ancak hayvan-insan arayüzünde somut bir bulaş riskinin devam ettiğini vurgulayan Prof. Dr. Şanlıdağ, "Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, 2024 yılının başından itibaren özellikle Amerika kıtasından elde edilen bulgular incelendiğinde, toplam 71 Influenza A (H5) insan vakası analiz edilmiştir. Bu vakalarda enfekte hayvanlar ya da bulaşmış çevre ile temas öyküsü bulunması dikkat çekici. Henüz insandan insana bulaş tespit edilmese de erken tanı ve hızlı bildirim mekanizmalarının hazırlıklı olmak adına hayati önem taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır" ifadelerini kullandı. Mesleki risk grupları için erken tanı hayati Prof. Dr. Şanlıdağ, Dünya Sağlık Örgütü’nün kuş popülasyonlarında virüs dolaşımının devam etmesi halinde insan maruziyetinin artabileceği ve özellikle hayvancılıkla uğraşanlar, çiftlik çalışanları, kuş avcılığı yapanlar, veterinerler ve laboratuvar personeli gibi mesleki risk gruplarında erken tespit, hızlı bildirim ve etkin tanı kapasitesinin hayati önem taşıdığına dikkat çektiğini de hatırlattı. DSÖ ve Avrupa referans laboratuvarlarının uyarılarına da değinen Prof. Dr. Şanlıdağ, aşılı kümes hayvanlarında dahi bazı bölgelerde vakaların görülmesinin, mevcut izleme ve tanı yaklaşımlarının tek başına yeterli olmadığını gösterdiğini belirterek, "Bu tablo, sahada uygulanabilir, hızlı ve aynı anda birden fazla alt tipi ayırt edebilen tanı sistemlerine duyulan ihtiyacı daha da artırmaktadır" ifadelerini kullandı. 2026 yılına ait resmi izlem verileri ile genom dizileme verileri arasındaki farkın, kuş gribi virüslerinin sessiz ve geniş ölçekli bir dolaşım potansiyeline sahip olduğunu ortaya koyduğunu kaydeden Prof. Dr. Şanlıdağ, "GISAID veri tabanına yüklenen on binlerce genom dizisi, resmi bildirimlerin sahadaki gerçek epidemiyolojik yükü tam olarak yansıtamadığını göstermektedir. Bu durum, bildirilmeyen veya geç bildirilen vakaların, yeni varyantların ortaya çıkma riskini artırabileceğine işaret etmektedir" dedi. Prof. Dr. Şanlıdağ, bu nedenle kuş gribiyle mücadelenin yalnızca pasif bildirim sistemlerine dayandırılamayacağını vurgulayarak, üniversiteler ve araştırma merkezleri bünyesinde hızlı, duyarlı ve çoklu alt tipleri aynı anda saptayabilen tanı kitlerinin geliştirilmesinin, artık yalnızca bilimsel bir hedef değil; pandemi hazırlığı, biyogüvenlik ve ulusal sağlık güvenliği açısından stratejik bir zorunluluk olduğunu sözlerine ekledi.

Laktoz İntöleransına Dikkat! Haber

Laktoz İntöleransına Dikkat!

Diyetisyen Hilal Şahin Güneşsu, laktoz intoleransı olan insanların beslenme şekillerini nasıl değiştirmeleri gerektiğiyle ilgili önerilerde bulundu. Laktoz intoleransında diyet hakkında açıklamalarda bulunan Güneşsu, "Laktoz intoleransı, süt ve süt ürünlerinde bulunan karbonhidrat olan laktozun sindiriminde gerekli olan laktaz enziminin eksikliği ya da enzim aktivitesinde yetersizlik sonucu sindirilememesi sonucu gelişen durumdur. Bu durum sonucunda karın ağrısı, kramp, bulantı, kusma, ishal gibi çeşitli belirtiler ortaya çıkabilir" dedi. Güneşsu, "Laktoz intoleransı olan bireylerde uygulanan tıbbi beslenme tedavisindeki amaç, diyetle alınan laktoz miktarını azaltmaktır. Bu esnada diyetin örüntüsü oluşturulurken; laktoz içeren besinlerin diyetten çıkarılması, düşük laktoz içeren besinleri tüketmek, laktozsuz süt ve laktoz içeriği düşük yoğurt laktoz içeren besinlerle birlikte laktaz enzimi tüketmek, süt yerine yoğurt tüketmek gibi birtakım yollar izlenebilir. Beslenme tedavisinde en etkili yöntem, laktoz içeren besinleri diyetten çıkarmaktır. Ancak diyetten süt ve süt ürünlerinin çıkarılması başta kalsiyum olmak üzere birçok elzem besin ögesi eksikliklerine neden olabilmektedir. Kalsiyum alımındaki azalmanın osteoporoz, hipertansiyon ve bazı kanser türleri gibi önemli sağlık sorunları ile ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle diyete laktozu azaltılmış besinler eklenmeli veya laktoz içeriği daha düşük olan besinler ile kişinin genel durumu izlenmelidir" diye konuştu. Güneşsu, daha sonra şunları söyledi: "Diyet tedavisindeki temel amaç, laktoz içeren besinlerden uzak durmak ile büyüme ve gelişimi sağlamak olduğuna dikkat çeken . Laktoz intoleransında diyetten laktoz içeren besinlerin çıkarılması ile hastalık belirtileri tedavi edilirken, süt ve süt ürünlerinin diyetten çıkarılması; kaliteli protein kaynağının azalmasına, elzem vitamin ve mineral eksiklikleri sonucu uzun dönemde kemik mineralizasyonunun bozulmasına, osteoporoza sebep olabilir. Bu nedenle uygulanacak diyet, besin ögesi içeriği açısından da değerlendirilmeli, hastanın yeterli kalsiyum, riboflavin, D vitamini aldığından emin olunmalı ve gerekli durumlarda dışarıdan takviye gereklidir. Dolayısıyla hastanın elzem besin ögesi ihtiyaçları karşılanmalıdır."

Fenomen tavsiyesi sağlığınızdan edebilir Haber

Fenomen tavsiyesi sağlığınızdan edebilir

Günümüzde fit bir görünüme kavuşmak isteyen pek çok kişi, çareyi internette ve sosyal medya platformlarında 'doğal içerik' iddiasıyla satılan ürünlerde arıyor. Kolay ulaşılabilir olmasıyla dikkat çeken bu ürünlerin sayısı her geçen gün artarken, uzmanlar ise bilinçsiz kullanımın şifadan çok geri dönüşü olmayan sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Sosyal medya akışlarında sıkça karşımıza çıkan, ünlü isimlerin ve fenomenlerin tavsiyeleriyle geniş kitlelere ulaşan zayıflama ürünleri tartışılmaya devam ediyor. 'Kısa sürede şaşırtıcı sonuç' ve 'tamamen bitkisel' vaatleriyle pazarlanan bu ürünlerin, vitrindeki ışıltılı tanıtımlarının ardında ciddi riskler barındırabileceği belirtiliyor. "Ölümcül riskler taşıyor" Kocaeli Eczacı Odası Başkanı Mustafa Ezer, vatandaşların 'doğal' kelimesine aldanarak aslında birer kimyasal kokteyl tükettiğini ifade etti. Özellikle fenomenlerin ellerine tutuşturulan reklam metinleriyle pazarlanan bu ürünlerin, Sağlık Bakanlığı yerine Tarım ve Orman Bakanlığı'ndan "takviye edici gıda" onayı alarak denetimden kaçtığına dikkati çeken Ezer, analiz edilmemiş bu maddelerin eczacı ve hekim kontrolü dışında kullanılmasının ölümcül riskler taşıdığının altını çizdi. "Bedeli çok ağır olabiliyor" Zayıflama ürünlerinde sıkça tağşişe rastlandığını ifade eden Ezer, "Yapılan analizlerde sibutramin, sildenafil gibi yasaklı ilaç etken maddeleriyle karşılaşıyoruz. Vatandaşlarımız doğal bir ürün aldığını zannederken aslında farkında olmadan ilaç kullanmış oluyor. Bu ürünler ilk etapta hızlı kilo verdiriyor gibi görünebilir ama bunun bedeli çok ağır olabiliyor" diye konuştu. "Hayati risk oluşturan tablolarla karşılaşabiliyoruz" Bu tür ürünlerin ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiğinin altını çizen Mustafa Ezer, "Bu ürünleri kullanan hastalarımız çarpıntı, tansiyon yükselmesi gibi şikayetlerle eczanelere ya da hastanelere başvurabiliyor. Daha ilerleyen süreçte böbrek hasarı, karaciğer yetmezliği ve hayati risk oluşturan tablolarla karşılaşabiliyoruz. Ne yazık ki çoğu zaman bu durum fark edildiğinde geç kalınmış oluyor" şeklinde kullandı. Ezer, özellikle sosyal medya fenomenleri üzerinden yapılan reklamlara da değinerek, bu tanıtımların da yanıltıcı olduğunu kaydetti. Ezer, "Orada genellikle bir reklam metni okunuyor. İlacın gerçekten kullanılıp kullanılmadığı bile belli değil. Bu tür paylaşımlar vatandaşlarımızın sağlığını doğrudan tehlikeye atıyor. Kilo verme kişiye özeldir. Ürünün dozu, kullanım süresi ve kişinin kullandığı diğer ilaçlar mutlaka değerlendirilmelidir. Vatandaşlarımız zayıflama amacıyla ürünleri internetten değil, uzmanının yönlendirmesiyle temin etmelidir. Eczane güvendir" ifadelerini kullandı.

Uzmanlardan Gençlerle İlgili Önemli Uyarı! Haber

Uzmanlardan Gençlerle İlgili Önemli Uyarı!

Uzmanlar, sınav odaklı eğitim sistemi ve erken yaşta sosyal medya kullanımının gençlerde yalnızlık ve mutsuzluğu artıran en önemli faktörler arasında yer aldığını söyledi. Gençlerin ruh haline ilişkin yapılan araştırmaların dikkat çekici sonuçlar ortaya koyduğunu belirten Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ercan Yılmaz, yapılan değerlendirmelere göre gençlerin yarısından fazlasının kendisini mutlu, neşeli ve heyecanlı hissettiğini ifade ederken, yarısına yakınının ise mutsuzluk, yalnızlık ve duygusal yorgunluk yaşadığını belirtti. Prof. Dr. Ercan Yılmaz, erkek gençlerin kadın gençlere kıyasla yalnızlık ve mutsuzluk duygularını daha yoğun yaşadığını vurguladı. Erken yaşta sosyal medya kullanımının gençlerde yalnızlık hissini artırdığına ve mutsuzluğu derinleştirdiğine dikkat çeken Prof. Dr. Ercan Yılmaz, sınav odaklı eğitim sisteminin de gençler üzerinde ciddi bir performans baskısı oluşturduğunu belirtti. Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ercan Yılmaz Türkiye ölçeğinde gençler üzerine bir araştırma yaptıklarını belirterek, "15-23 yaş arasında gençler üzerinde gerçekleştirdiğimiz bir çalışma sonucunda gençlerin mutluluğu ve yalnızlık duyguları üzerinde önemli sonuçlar ortaya çıktı. Araştırmamızın örneklerinde yaklaşık bin 547 genç var. Bu araştırmayı yüzde 95 güven aralığında güvenilir bir örneklem büyüklüğünde gerçekleştirdik. Araştırmamızda geçerli ve güvenilir ölçme araçları kullandık. Araştırma sonuçlarımıza göre gençlerin yarısından fazlası olumlu duygular yaşıyor. Daha mutlu, daha neşeli, kendisini daha mutlu hissediyor, heyecanlı hissediyor. Ama yarısına yakını da mutsuz, neşesiz, her şeyden önce duygusal yorgunluk ve yalnızlık hissediyor. Yine baktığımız zaman araştırma sonuçlarında erkek gençler, kadın gençlere göre daha fazla mutsuz ve yalnızlık duygularını daha fazla hissediyorlar. Erken yaşta sosyal medya kullanımı gençleri yalnızlığa yönlendiriyor ve yalnızlık duygusunu daha fazla arttırıyor. Aynı zamanda mutsuz ediyor. Gençler sosyal ortamlarda, sosyal medyada olsa bile o ortamlarda kendilerini yalnız hissedebiliyorlar" dedi. "Eğitim sistemimiz çocuklarımızı daha fazla yorgun, daha fazla mutsuz ve daha fazla yalnız hale getiriyor" Eğitim sisteminin öğrencileri daha duygusallaştırarak yorgun hale getirebildiğini ifade eden Prof. Dr. Ercan Yılmaz, "Çocuklarımızda ciddi bir şekilde sınav performansı kaygısı var. Aileler çocuklarının başarılı olabilmesi için her türlü ortamı oluşturmaya çalışıyor. Ama bu oluşturma çabası aynı zamanda çocuklarda bir beklenti de oluşturuyor. Çocukların eğitim sürecine bu beklentiyi karşılayamaması ya da beklentiyi karşılamak için ciddi bir şekilde çaba içerisine girmesi, bir mücadele içerisine girmesi gençleri daha fazla duygusal yorgun haline getirebilir veya bu süreçte kendilerini daha fazla yalnız hissettirebilir. Birinci bulgu bu esasında. Yani bizim eğitim sistemimiz çocuklarımızı daha fazla yorgun, daha fazla mutsuz ve daha fazla da yalnız hale getiriyor. Bunlardan birincisi de yani eğitim sistemimizin maalesef sınav odaklı bir eğitim anlayışı olması ve çocuklarımızın performansının sınav merkezli birtakım yaklaşımlarla ölçülmeye çalışılması. Yine yoğun bir şekilde sosyal medya kullanımı yani erken yaşlarda sosyal medya kullanan çocuklar, gençler daha geç yaşlarda sosyal medya alışkanlığı olan gençlere göre daha fazla mutsuz, daha fazla yalnız. Erken yaşlarda sosyal medya kullanımına başlamak süreç içerisinde gençleri daha fazla yalnız, daha fazla mutsuz edebiliyor" ifadelerini kullandı. "Bilişin, bilincin, bilginin, duygunun paylaşılmadığı bir ortamda çocuklar kendilerini daha fazla yalnız hissedebilir" Çocuklar aile ortamında bulunsa bile tüm aile üyelerinin sosyal medyanın içerisinde olduğunu dikkat çeken Prof. Dr. Ercan Yılmaz, "Evet, herkes evde, aynı fiziki ortamda ama bilinçleri, duyguları aynı ortamda değil. Sonuç olarak bilişin, bilincin, bilginin, duygunun paylaşılmadığı bir ortamda çocuklar kendilerini daha fazla yalnız hissedebilirler. Yine eğitim sistemimiz de böyle maalesef. Yani biz çocuklarımızı bilgi aktarılması gereken varlıklar olarak görüyoruz. Ama varlık böyle bir şey değil. Yani sanatın olmadığı, sporun olmadığı bir yerde, duygunun olmadığı bir yerde, çocuklar duygularını ifade edemediği, aynı zamanda enerjisini aktaramadığı ortamlarda kendisini daha fazla duygusal yorgun hissedebilir, daha fazla yalnız hissedebilir, daha fazla mutsuz olabilir. Çünkü zamanımızda gençler çok fazla kalori alıyor. Ama bu kaloriyi, bu enerjiyi harcayabilecek ortamlar bulamıyorlar. Yani gençlerimizin çoğunda rutin bir spor alışkanlığı yok, sanatsal faaliyetler yok. Bunlar da gençlerin kendisini daha rahat ifade edememesine sebep olabilir. Bu da beraberinde hem mutsuzluğu hem de yorgunluğu getirebilir" diye konuştu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.