Hava Durumu

#Hastalık

Yeni Marmara Gazetesi - Hastalık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hastalık haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Bitki çayı tüketimine dikkat: "Karaciğere toksik etki olabiliyor, ölümcül olabiliyor" Haber

Bitki çayı tüketimine dikkat: "Karaciğere toksik etki olabiliyor, ölümcül olabiliyor"

Üst solunum yolları rahatsızlıklarının kendini gösterdiği bu günlerde doktor tavsiyesi dışında kullanılan gıda takviyeleri ve bitki çaylarının oluşturabileceği sorunlara yönelik konuşan İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Murat Akarsu, "Bir maddenin ilaç veya zehir diye tanımlanması doza bağlıdır. Hekim kontrolü dışında çeşitli ürünlerin kullanımlarında karaciğere toksik etki olup, ölümcül olabiliyor. Çoğunlukla poliklinik hastalarımız geliyor. Bir kısmı hakikaten soluğu acilde alabiliyor" dedi. Bitki çayları, gıda takviyesi gibi ürünlerin bilinçsiz kullanımların çeşitli sağlık sorunlarına yol açabileceğini ifade eden uzmanlar uyarıyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dahiliye Bölümü Eğitim ve İdari Sorumlusu Doç. Dr. Murat Akarsu da doktor kontrolü dışında kullanılan ürünlerin ilaçlarla etkileşime girebileceğini, ciddi toksik etki ve ölüme kadar götürebilecek süreçlere neden olabileceğini aktardı. "Bir maddenin ilaç veya zehir diye tanımlanması doza bağlıdır" 'Bu ürünlerin kullanımı mutlaka hekim gözetiminde olmalı' diyerek sözlerine başlayan Doç. Dr. Murat Akarsu, "2-3 gramını geçen dozlarda kullanılabildiğini görüyoruz. Covid ile birlikte başladı ama doğrusu bu kadar yüksek doz C vitaminlerini önermiyoruz. Çünkü böbrekte taşa yol açabiliyor. Çok kompleks B vitaminlerinin birlikte tüketildiğini görüyoruz. Folik asit eksikse bunun, B12 eksikse B12'nin yerine konmasını daha doğru buluyoruz. Özellikle magnezyum günümüzün hastalığı yorgunluk. Laboratuvar verilerine bakmadan doktora danışmadan magnezyum alındığını görüyoruz. Enfeksiyonla karşılaştığımızda vücudumuz buna bir reaksiyon gösteriyor. Biz bitki çaylarından medet ummaya çalışıyoruz. Örneğin, bir hastanın üst solunum yolu enfeksiyonu varsa bitki çayı, kış çayı içebilir. Lakin temel ayırt etmemiz gereken nokta, karışım formlarının içinde ne olduğunu bilmiyoruz, iyi tanımlanmış olması, dozunda kullanmamız gerekiyor. Bir maddenin ilaç veya zehir diye tanımlanması doza bağlıdır" ifadelerini kullandı. "Kan sonuçlarını beklemeden alıyoruz, ölümcül olabiliyor" Çeşitli ürünlerin hekim kontrolü dışında, aşırı dozlarda kullanılmasının faydadan çok zarar getireceğini aktaran Doç. Dr. Akarsu, "Omega 3'ten de bahsetmeden geçemiyorum. Özellikle çocukluk çağında çok faydalı, yaşlılarda demans ve bilişsel fonksiyonların düzenlenmesinde önemli. Fakat fazla miktarda kullanıldığında özellikle kan sulandırıcı kullanan hastaların, bu kan sulandırma eşiğinin aşağı çekildiğinin yani kanamalarla hastanın gelebileceğini, bazı hastalarda da son yapılan çalışmalarda çarpıntının olabildiğini söyleyebilirim. Her hastanın kilosu farklıdır, tıbbi geçmişi farklıdır, kişiye özel tedaviyi ancak hekim belirleyip verebilir. Probiyotiğin bağırsak alışkanlığını sağlayabilmesi için en az 3 ay beklenmesi gerekiyor ama biz çok kısa süreli tedavilerde probiyotiklerin kullanıldığını görüyoruz. Vitaminler için de aynı şeyi söyleyebilirim, çok yüksek dozlarda alıyoruz, kan sonuçlarını beklemeden, görmeden alıyoruz. D vitamini düşüklüğü toplumuzda birçok kişide var ve insanlar artık kabullenmişler. Hakikaten çok ciddi yan etkileri oluşabiliyor. Karaciğer hasarı, yetersizliğine götürecek tablolar olabiliyor, ölümcül olabiliyor" şeklinde konuştu. "Hastaların bir kısmı soluğu acilde alabiliyor" Sözlerini sürdüren Doç. Dr. Akarsu, "Bitki çaylarını çok kontrolsüz kullananlar yaşlı hastalarsa ki zaten vücuttaki sıvı dengesi bozuk, total sıvısı azalmış. Hastaya yeşil çay ya da kontrolsüz düzeyde bitki çayı verdiğinizde hastanın sıvı dengesini bozabilir. Bu da böbrek yetersizliği ve hastanın ölümüne yol açabilecek tablolar doğurabilir. Bazen bu karışımların içinde tanımlanmayan bir bitkisel ürün, karaciğere toksik etki yapabilir. Gebelerde bitkisel çay önerilmiyor, çok dikkatli olmak lazım. Gebelere hiçbir şekilde aktardan bir ürün alıp içmelerini tavsiye etmiyoruz. Özellikle toplumda kilo vermek için bu takviye ürünlere ihtiyaç duyuluyor. Bitkisel çaylar yine burada da var özellikle sıvı kaybına, ishale yol açarak bir yalancı kilo kaybetme duygusu oluşturabiliyor. Tartıda, 2 kilo kaybetmiş görünebiliyorsunuz ama total vücut sıvınızdan bir kayıp söz konusu. Bu sağlıklı bir durum değil. İnternetten karışım ürün ya da bilmediğiniz, tanımlamadığınız bir ürünü almanızı tavsiye etmiyorum. Çoğunlukla poliklinik hastalarımız geliyor. Elektrolit değerlerini bozabiliyor, kan tuzlarını etkileyebiliyor. Bir kısmı hakikaten soluğu acilde alabiliyor. Bu hastaları çözümlemek de zor çünkü hastalar bu takviyeleri ilaç gibi görmüyor ve çözmeye çalışıyorsunuz. İç hastalıklarıyla ilgili çözmemiz gereken başka bir durum mu var diye aslında ilaçları, takviyeleri sorguladığımıza ortaya çıkıyor" dedi.

Prof. Dr. Özkaya: "Dalgalı havalarda denize girmeyin, RIP akıntısına dikkat edin" Haber

Prof. Dr. Özkaya: "Dalgalı havalarda denize girmeyin, RIP akıntısına dikkat edin"

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, özellikle yaz aylarında Samsun sahillerinde artış gösteren boğulma vakalarına dikkat çekerek, Çorum, Amasya, Tokat ve Sivas’tan gelen vatandaşları uyardı. Prof. Dr. Özkaya, "Dalgalı ve rüzgârlı havalarda denize girmeyin. RIP akıntısı sizi geri dönüşü olmayan bir tehlikeye sürükleyebilir" dedi. Boğulma ve boğulma tehlikesi geçirme vakalarının 2025 yazında da büyük artış gösterdiğini belirten Prof. Dr. Şevket Özkaya, "Sadece Samsun sahilinde, hafta sonunda 10’a yakın vatandaşımız boğulma tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Özellikle hafta sonları Çorum, Amasya, Tokat ve Sivas’tan sahillere gelen vatandaşlarımız bu tehlikeyle sıkça karşılaşıyor" diye konuştu. "Tokat'tan gelenler bu yaz ilk sırada" Geçen yaz Çorum'dan gelen vatandaşlar arasında boğulma olaylarının yoğun olduğunu ancak basının uyarılarıyla bu yıl sayının azaldığını hatırlatan Özkaya, "Bu yıl Tokat’tan gelen vatandaşlarımız arasında boğulma vakaları daha sık yaşanıyor. Tokat yerel basınının da yazın son ayında uyarılarda bulunarak, özellikle dalgalı ve rüzgârlı havalarda denize girilmemesini sağlaması gerekiyor" şeklinde konuştu. RIP akıntısı uyarısı: "Anormal deniz hareketlerinde suya girmeyin" Boğulma riskine karşı denize girerken dikkat edilmesi gereken en önemli unsurlardan birinin "ters akıntı" yani RIP akıntısı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Özkaya, "Denizin yüzeyinde anormal bir durum görüyorsanız kesinlikle suya girmeyin. Bu uyarı sadece Karadeniz için değil, Ege ve Akdeniz sahilleri için de geçerli. Depremlerle birlikte kıyı yapılarında değişiklikler oluyor ve bu durum boğulma riskini artırıyor" ifadelerini kullandı. "Geçen yaz bine yakın can kaybı yaşandı" Boğulma vakalarının her geçen yıl arttığını ve geçen yaz ülke genelinde bine yakın kişinin hayatını kaybettiğini aktaran Prof. Dr. Özkaya, "Bu yaz da boğulma vakalarında ciddi artış var. İnsanlarımızın dalgalı havalarda denize girmemesi, özellikle RIP akıntısına karşı bilinçli olması şart" açıklamasında bulundu. "Tokatlı genç yoğun bakımda kurtarıldı" 21 yaşındaki bir gencin tomografisini örnek olarak paylaşan Özkaya, "Tokat’tan gelen 21 yaşındaki bir vatandaşımız Samsun’da ciddi bir boğulma tehlikesi geçirdi. Canlandırma müdahalesiyle yoğun bakımda takip edilerek hayata tutundu ve sağlıklı şekilde taburcu edildi" dedi.

Ünlü şarkıcı, Nihal Candan'ı hayattan koparan o hastalıktan nasıl kurtulduğunu anlattı Haber

Ünlü şarkıcı, Nihal Candan'ı hayattan koparan o hastalıktan nasıl kurtulduğunu anlattı

Nihal Candan'ı hayattan koparan anoreksiya nevroza hastalığına bir zamanlar kendisinin de yakalandığını itiraf eden ünlü sanatçı Mehmet Çevik, günlerce yoğun bakımda takviye ilaç tedavisinin ardından ne bulursa yiyip ve günde 2 kez spor yaparak kurtulduğunu söyledi. Mehmet Çevik'in yoğun bakımda kaldığı ve ölümden döndüğü anların görüntüleri ise görenleri hayretler içinde bıraktı. Türkiye'de son yıllarda artan bir farkındalıkla gündeme gelen anoreksiya nevroza, yalnızca isimsiz hayatları değil, tanınmış simaları da derinden etkiliyor. Yakın zamanda, sosyal medya fenomeni Nihal Candan, cezaevi sürecinde yaşadığı travmaların ardından bu hastalığa yakalanmış ve 23 kiloya kadar düşerek maalesef 30 yaşında hayatını kaybetmişti. Onun trajik kaybı, bu hastalığın ciddiyetini bir kez daha gözler önüne serdi. Ciddi fiziksel ve psikolojik sonuçları olan bir yeme bozukluğu hastalığı olarak son günlerde herkesin konuştuğu Anoreksiya nevroza, ne yazık ki Türkiye'de de bazı tanınmış isimlerin hayatına mal oldu. Son dönemde bu hastalık nedeniyle hayatını kaybeden en bilinen isimlerden biri Nihal Candan oldu. Sosyal medya fenomeni ve televizyon yarışmalarından tanınan Candan, cezaevi sürecinde yaşadığı stresin ardından hızla kilo kaybetti. 23 kiloya kadar düşen Candan, yoğun bakımda tedavi altına alındı ancak 20 Haziran 2025'te, henüz 30 yaşındayken yaşamını yitirdi. Ayrıca, şarkıcı İrem Derici ve Derya Uluğ da geçmişte anoreksiya ile mücadele ettiklerini paylaştı. Derici, 42 kiloya kadar düştüğünü ve kaslarının erimesi nedeniyle su şişesi bile açamadığını belirtmişti. Uluğ ise üniversite yıllarında bu hastalığı yaşadığını ve "bir dilim ekmek yiyebilmek için dua ettiğini" söyleyerek yaşadığı zorlu süreci anlatmıştı. Bu açıklamalar, anoreksiyanın sadece fiziksel değil, aynı zamanda derin psikolojik etkileri olan bir hastalık olduğunu bir kez daha hatırlattı. Ancak tüm hikâyeler bu kadar karanlık değil. Ünlü şarkıcı Mehmet Çevik, anoreksiya nevroza ile mücadele eden ve bu savaşı kazanan güçlü isimlerden biri, Dört gün süren yoğun bakım tedavisinin ardından radikal bir kararla hayata tekrar tutunan Çevik, "ne bulduysam yedim, sonra da sporla bedenimi ve zihnimi yeniden ayağa kaldırdım" diyerek yaşadığı süreci anlattı. Onun bu sözleri, yalnızca bedensel değil, psikolojik direnişin de önemine dikkat çekti. Dün gece sınav stresini atmak için bir araya gelen öğretmen ve öğrenciler için sahne alan olan ünlü isim sahne öncesi basın mensuplarının sorularını yanıtladı. "Lingo lingo şişeler" isimli esere çektiği klip ile müzik listelerinin zirvesine tırmanan Çevik, "Süper bir çıkış yakaladık bir haftadan beri şarkımız ve klibimiz radyo ve televizyonlarda bir numaraya yükseldi. Bunun mutluluğu ve gururu içindeyiz. Sevenlerimiz sayesinde oldu bu. Klip çok güzel oldu kalabalık bir prodüksiyonla çekildi. Kalabalıkla çalışmayı seviyorum. İyi işler çıkıyor ortaya. Şarkı senelerin eskitemediği için hemen hemen her düğünde çalınan bir şarkı olduğu için bizim yaptığımız yeni düzenleme herkes tarafından çok beğenildi. Hareketli kıpır kıpır bir şarkı onun için bizde böyle cıvıl cıvıl bir kliple taçlandırdık şarkıyı" dedi. Haftanın 4 günü Bursa'da sahne alan sanatçı İstanbul'dan misafirlerinin ve ünlü simaların Bursa'ya kendisini dinlemek için adeta akın ettiğini söyledi. İşini çok sevdiğini giydiği kıyafetlerin ve hazırladığı repertuvarların merak konusu olduğunu aktaran Çevik, gençler içinde hayal kurun. kurduğunuz bu hayalleri ve ideallerinizi gerçekleştirmek içinde çok çalışın çok kitap okuyun her şey hakkında bilgi sahibi olun ve çok gezin önerisinde bulundu. "Kimseye belli etmeden tuvalette gidiyordum" Son günlerde magazin camiasını derinden yaralayan sosyal medya fenomeni Nihal Candan'ın ölümüne sebep olan anoreksiya nevroza hastalığına kendisinin de bir zamanlar yakalandığını aktaran Mehmet Çevik, "Ortamlarda ve misafir olarak gittiğimiz yerlerde "Mehmetçim bak senin için yaptık!, yada bak Mehmet senin için özel menü çıkardık! hadi ye, hadi ye diye diye baktım ki kilo alıyorum kimseye belli etmeden gidiyordum tuvalete bütün yediklerimi çıkarıyordum. 1,2,3 olunca mide kapakçığım zarar gördü ve bu hastalığa bende yakalandım. Şükürler olsun ki ben atlattım. Asla ve asla tavsiye etmiyorum. Eğer zayıf kalacaksan ve gerçekten kilo almak istemiyorsan 2 - 2 daha dört yemeyeceksin, boğazını tutacaksın, şekerden ve tuzdan uzak duracaksın ve tabiki de spor yapacaksın" dedi. Hastalıktan doktorlar sayesinde yoğun bir tedavi sürecinin ardından kurtulduğunu belirten Çevik, "bu olaydan sonra bir daha aynı hareketi tekrarlamadım. Kilo aldıysam da sporla aldığım kiloları verdim. 37 yaşındayım ve her gün 2.5 saat spor yapıyorum kolojen ve protein takviyelerimi alıyorum" diye konuştu.

Klima Kullanımı Ciddi Sağlık Sorunlarına Neden Olabiliyor Haber

Klima Kullanımı Ciddi Sağlık Sorunlarına Neden Olabiliyor

Erzincan'da sıcaklık değerlerindeki yükseliş, klima kullanımını da arttırırken beraberinde ciddi sağlık sorunlarına da neden olabiliyor. Uzmanlar, sıcak havalarda konforlu olabilmek ve verimli çalışabilmek için kullanılan klimaların aynı zamanda insan sağlığı açısından ciddi sorunlara da yol açabildiğini belirtti. Klima yoluyla bulaşan en önemli hastalığın "klima hastalığı" olarak da adlandırılan "lejyoner hastalığı" olduğunu belirten uzmanlar, "Lejyoner hastalığı, Legionelle Pneumophilia adlı bir bakterinin sebep olduğu bir zatürredir. Bu bakteri, klimaların filtre sistemlerinde, uygun nem ve ısıda çoğalıp buralardan ortam havasına dağılmaktadır. Salgınlar sıklıkla otel ve hastanelerde olmakla birlikte, tek tek vakalar olarak da bildirilmiştir. İnsandan insana bulaştığı görülmemiştir. Akciğerlere girişi için tespit edilen en önemli yollar, solunum cihazları, havalandırma sistemleri ve hastanelerde solunum yollarına uygulanan birtakım işlemlerdir. Hastalık vücut direnci düşük kişilerde daha kolay yer edebilir. Şeker hastaları, alkolikler, kemoterapi hastaları, kronik böbrek ve akciğer hastalığı olan kişilerde oluşumu daha yüksek oranlardadır. En yaygın kolaylaştırıcı faktör sigara içilmesidir" dedi. Özellikle iyi temizlenmeyen klimalarda üreyebilecek küf mantarlarının alerjik rinit ve alerjik astıma sebep olabileceğinin de unutulmaması gerektiğini ifade eden uzmanlar, araçlardaki klimaların doğru kullanılmamasının da sinüzit, kulak iltihapları ve yüz felci gibi sorunlara neden olabildiğini, bu yüzden araçlarda klima kullanırken havanın direkt yüze ve göğse değil, ön cama doğru yönlendirilmesi bu sorunların oluşmasını engelleyeceğini belirtti.

Manisa tropik hastalıklarla karşı karşıya Haber

Manisa tropik hastalıklarla karşı karşıya

Yaz aylarında artan sıcaklıklar, Manisa'da tropikal hastalık riskini de beraberinde getiriyor. Manisa Celal Bayar Üniversitesi (MCBÜ) Tıp Fakültesi Tıbbi Parazitoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Özbilgin, özellikle gözle görülmesi zor, sivrisineğin 6'da 1'i kadar olan "Yakarca" isimli sineklere karşı vatandaşları uyardı. Prof. Dr. Özbilgin, Yakarca sineklerinin Leishmania adlı paraziti taşıyarak insanlarda ölümcül olabilecek hastalıklara yol açabildiğini belirtti. Özbilgin, "Bu parazitin neden olduğu hastalığın iki türü var. Biri halk arasında Şark Çıbanı olarak bilinen deri tipi, diğeri ise karaciğer ve dalağa kadar ilerleyerek ölüme neden olabilen sistemik formudur" dedi. Her yıl 60 bin kişi ölüyor Dünyada her yıl yaklaşık 2,5 milyon kişinin Leishmania paraziti nedeniyle hastalandığını belirten Özbilgin, bu hastalıktan 60 bin kişinin hayatını kaybettiğini söyledi. İklim değişikliği yayılmayı hızlandırıyor Küresel ısınmanın etkilerine de dikkat çeken Prof. Dr. Özbilgin, "Yakarcalar sıcak havalarda çoğalıyor. İklim değişikliği, bu sineklerin yaşam alanını genişletiyor. Ayrıca doğada köpek, fare, sıçan gibi birçok hayvanın bu paraziti taşıması da riski artırıyor" diye konuştu. MCBÜ'de beş türün tamamı teşhis edilebiliyor Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Parazitoloji Laboratuvarı'nda dünyada görülen beş farklı Leishmania türünün tamamının teşhis edilebildiğini vurgulayan Özbilgin, "Bu özellik Türkiye'de sayılı merkezde bulunuyor. Böylece doğru tanıyla tedavi süreci hızlanıyor" ifadelerini kullandı. Yaralar geç iyileşiyor, çocuklar riskte Hastalığın en belirgin özelliğinin bir ay sonra çıkan ve uzun süre geçmeyen yaralar olduğunu söyleyen Özbilgin, "Bu yaralar bazen 6 ay ile 1 yıl arasında iyileşiyor. Çocuklarda ise kilo kaybı, dalak ve karaciğer büyümesi, kansızlık gibi belirtiler görülebilir" dedi. Manisa'da tropikal iklim etkisi Manisa'nın İzmir'den bile daha sıcak bir yapıya sahip olduğunu kaydeden Özbilgin, "Manisa'da mikro klima etkisi nedeniyle tropikal iklim şartları yaşanıyor. Bu da tropikal hastalıkların görülmesini kolaylaştırıyor. 'Yakarca'lar da bu ortamda rahatlıkla çoğalıyor" dedi. "Korunmak mümkün ama dikkat gerek" Vatandaşlara korunma yollarını anlatan Prof. Dr. Özbilgin, "Cibinlik kullanmak, çöplüklerin ilaçlanması, açık bölgeleri kapatacak kıyafetler giymek gerekiyor. Özellikle yazın yüz ve ellerde görülen çıban benzeri yaralar ciddiye alınmalı. Eğer çevrede birkaç kişide benzer yaralar varsa mutlaka hekime başvurulmalı" uyarısında bulundu. Köpeklere deltamethrin tasma önerisi Evcil köpeklerin hastalık zincirini kırmak için önemli olduğunu belirten Özbilgin, "Deltamethrin içeren tasmalar köpekleri korur. Bu tasmalar sinekleri uzak tuttuğu için hem hayvan hem insan korunmuş olur" dedi. Bakanlık tanı ve tedavi sürecini takip ediyor Tanı konulan vakaların Sağlık Bakanlığı tarafından tedavi altına alındığını kaydeden Özbilgin, tedavi sonrası hastaların düzenli olarak takip edildiğini de sözlerine ekledi.

"Kadınlarda gizli tehlike: Pelvik Venöz Konjesyon ağrısı" Haber

"Kadınlarda gizli tehlike: Pelvik Venöz Konjesyon ağrısı"

"Her adet döneminde ağrı kesici almayı gerektiren ağrı, kadınlarda hayatı çekilmez hale getirebiliyor. Bazı durumlarda ağrı kesiciler bile işe yaramazken; bu konu genelde rutin bir şey gibi görülüp önemsenmeyebiliyor. Ancak bu rahatsızlığın altından çok farklı bir durum çıkabiliyor" diyen Prof. Dr. Murat Uğur, kadınlarda jinekolojik hastalıklarla karıştırılabilen ‘pelvik venöz konjesyon’ hakkında bilgi verdi. "Erkeklerde sıkça görülen varikosel aslında kadınlarda da görülebiliyor. Yumurtalık toplardamarlarından kaynaklanan varisler pelvik venöz konjesyon olarak adlandırılıyor. Erkek gonadal organlarının dışarıda yerleşmesi nedeni ile farkındalığı ve tanısı kolay olan varikosel için kadınlarda aynı şey geçerli olmuyor" açıklaması yapan Medicana Zincirlikuyu Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Murat Uğur, "Kadın genital organlarının karın içinde yerleşmesi nedeni ile hastalıktan şüphelenmek ve tanı koymak zordur" dedi. Prof. Dr. Uğur, "Bu nedenle hastalar yıllarca farkında olmadan pelvik venöz konjesyonun neden olduğu şikayetler ile yaşayabilmekte, sosyal ve aile düzenleri bozulabilmektedir. Son yıllarda hastalığın farkındalığının artması ile pelvik venöz konjesyon tanısı alan kadın sayısı giderek artmaya başlamıştır" şeklinde konuştu. Kadınları sosyal hayattan koparabiliyor Pelvik venöz konjesyon sendromunda karın alt kısmında anlamsız karın ağrıları, her adet döneminde ağrı kesici almayı gerektiren şiddetli ağrı, cinsel ilişki sırasında ağrı görülebildiğini söyleyen Prof. Dr. Murat Uğur, "Adet dönemindeki ağrı bazen ağrı kesiciye rağmen geçmeyebilir. Adet dönemindeki ve cinsel ilişki esnasındaki ağrı kişinin sosyal yaşantısını kısıtlayacak şekilde ciddi olabilir. Aynı zamanda yan ağrısı, idrar yaparken yanma, aniden idrara sıkışma hissi, idrarda renk değişikliğine neden olabilir. Kronik pelvik ağrı en önemli şikâyettir. Kronik pelvik ağrı genellikle altı aydan daha uzun süren karnın alt kısmında yerleşim gösteren 6 aydan uzun süren ağrı olarak tanımlanır. Bacaklarda ağrı, şişlik, uyluk yanında ve arkasında varis bulunan kişiler pelvik venöz konjesyon açısından da değerlendirilmelidir. Genital bölgedeki varisler sıklıkla pelvik venöz konjesyondan kaynaklanır" şeklinde görüş verdi. Nedeni kesin olarak bilinmiyor Pelvik konjesyonun kesin nedeninin tam olarak bilinmediğine dikkat çeken Prof. Dr. Murat Uğur, "Genetik ve çevresel faktörler pelvik venöz konjesyon açısından risk oluştururlar. Toplardamar kapakçıklarında yetersizlik, toplardamarda tıkanıklık ya da damarlarda yapısal bozukluk nedeniyle pelvik venöz konjesyon gelişebilir. Damardaki tıkanıklık pıhtıya bağlı ya da dışarıdan basıya bağlı olarak gelişebilir. Menopozdan sonra şikayetler azalmaktadır. Bu durum hastalıkta hormonların etkisini göstermektedir. Çoklu gebelik, polikistik over hastalığı, östrojen tedavisi, rahim prolapsusu, ağırlık kaldırma, bacaklarda varis varlığı, aile hikayesi, geçirilmiş karın cerrahisi pelvik venöz konjesyon ile ilişkili bulunmuştur. Hamilelerde pelvik venöz konjesyon demek için doğumdan en az 3 ay geçtikten sonra tekrar değerlendirme yapmak gereklidir" diye konuştu. Tedavisi var Görüntüleme yöntemleriyle tanı konulduğunu kaydeden Prof. Dr. Murat Uğur, "Sorunla ilgili çeşitli tedaviler vardır. Medikal tedavisinde ağrı kesiciler, hormonal tedavi ve venoaktif ilaçlar kullanılabilir. Medikal tedavinin etkisi sınırlı olup hastalığın direk tedavisinden çok, neden olduğu şikâyetlerin azalmasında fayda sağlar. Genişlemiş ve özelliğini yitirmiş damarın cerrahi tedavisi erkeklerde daha kolay olmakla birlikte bayanlarda daha komplikedir. Erkeklerde gözle görülen testis bölgesindeki genişlemiş damarın çıkarılması daha kolay iken, kadınlarda karın içi bölgeye laporaskopik yöntemle ya da açık cerrahi ile ulaşılarak tedavi gerçekleştirilir" ifadelerini kullandı. Anjiyografik yöntemler de kullanılabiliyor Anjiyografik yöntemlerle de tedavilerin yapıldığının altını çizen Prof. Dr. Murat Uğur, "Anjiografik tedavi yönteminde, yumurtalık toplardamarına bir katater aracılığı ile girilerek hastalıklı damar segmenti koil, tıkaç ya da sıvı ajanlarla kapatılmaktadır. İşlem sonrası erken dönemde konulan tıkaçlara bağlı olarak geçici bir süre karın ağrısı olabilir. Bu ağrı nedeniyle 3 hafta kadar ağrı kesici kullanmak gerekebilir. Hastaların yüzde 75’inde şikayetler ortadan kaybolur. Hastaların bir kısmında şikayetler hemen kaybolurken, bazılarında şikayetlerin ortadan kalkması ikinci ya da üçüncü adet periyoduna kadar uzayabilir" şeklinde konuştu.

Akciğer Kanserine Dikkat! Haber

Akciğer Kanserine Dikkat!

Akciğer kanserinde sigaranın verdiği zarara dikkat çeken Prof. Dr. Adnan Sayar, ''Türkiye'de ve dünyada günde 2 paketten fazla sigara içen her 7 kişiden biri akciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybediyor. Ancak çok önemli bir nokta vardır ki; sigara bırakıldığında risk azalmaktadır, etkileri zamanla kaybolmaktadır'' dedi.  Akciğer kanserinden korunmanın 7 yolunu Liv Hospital Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Adnan Sayar anlattı. Prof. Dr. Sayar, ''Günde 2 paketten fazla sigara içen her 7 kişiden biri akciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Ancak çok önemli bir nokta vardır ki; sigara bırakıldığında risk azalmaktadır, etkileri zamanla kaybolmaktadır. Yani sigaraya başlamamak en iyi kanserden korunma yöntemi olsa da bırakmak da kanser riskini azaltmaya yardımcı olur'' şeklinde konuştu.  Prof. Dr. Adnan Sayar, akciğer kanserinden korunmanın 7 yolunu şöyle açıkladı:  ''Akciğer kanserinde sebep önemli''  ''Nedeni önemli bir konu. Bunun için öncelikle akciğer kanserinin neye bağlı geliştiğine bakmalıyız. Akciğer kanserinin en önemli tetikleyicisi sigara ve tütün mamulleridir. Sigara içenlerde içmeyenlere göre akciğer kanseri gelişme riski 10 kattan fazladır.  ''Pasif sigara dumanından kaçının''  Sigara içmeyenlerde en sık neden; pasif sigara dumanı maruziyeti ve radon gazıdır.  ''Pasif içiciler de risk altında''  Tütün mamulleri hem içicileri hem de pasif olarak dumana maruz kalanları risk altına sokar.  ''Sigarasız yaşam öncelik olmalı''  Çocukluk döneminden itibaren bireyleri sigara dumanından korumak, hiç başlamamasını sağlamak akciğer kanserinden korumaya yardımcı olacaktır.  ''Sigaranın etkisi dozu ile ilişkili''  Sigaraya başlama yaşı ne kadar erken, içme süresi ne kadar uzun, miktarı ne kadar fazlaysa kanser gelişme riski o kadar yüksektir. Sigaranın etkisi dozu ile ilişkilidir. Günde 2 paketten fazla sigara içen her 7 kişiden biri akciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Ancak çok önemli bir nokta vardır ki; sigara bırakıldığında risk azalmaktadır, etkileri zamanla kaybolmaktadır. Yani sigaraya başlamamak en iyi kanserden korunma yöntemi olsa da bırakmak da kanser riskini azaltmaya yardımcı olur.  ''Ortamın havalandırılması önemli''  Akciğer kanserine yol açan bir diğer madde ise radon gazıdır. Bazı bölgelerde doğal ortamdan, toprak ve kayalardan ortama salınıp, havalandırması iyi olmayan mekanlarda, madenlerde birikebilir. Özellikle zemin ve bodrum katlarda yer alan mekanlarda, zeminlerdeki çatlakların kontrolü ve kapatılması, ortamın düzenli olarak iyi havalandırılması içeride radon birikimini önleyerek riski azaltmaya yardımcı olur.  ''Düzenli muayene yaptırın''  Akciğer kanserinde genetik yatkınlık söz konusudur. Aile bireylerinden birinde (anne, baba, kardeş) akciğer kanseri varsa risk artmıştır. Bu durumda ek olarak düzenli olarak göğüs hastalıkları muayenesi olmak gelişebilecek kanserin erken yakalanmasını ve tedavisini sağlayacaktır.'' 

Bu hastalık geri dönüşü olmayan hasarlara neden olabilir, aman dikkat Haber

Bu hastalık geri dönüşü olmayan hasarlara neden olabilir, aman dikkat

Halk arasında uçuk olarak tabir edilen oral herpesin ağız ve diş sağlığı üzerindeki etkisi geri dönüşü olmayan hasarlara sebep olabiliyor. Konuya ilişkin ciddi uyarılarda bulunan Uzman Diş Hekimi ve Çene Cerrahı Prof. Dr. Birkan Taha Özkan, "Bu virüs bir kez bulaştığında ömür boyu vücutta kalır. Özellikle bağışıklık sistemi zayıfladığında diş eti iltihaplanması, diş kaybı ve çene kemiği erimesi gibi ciddi sonuçlara neden olabilir" dedi.  Uzman Diş Hekimi ve Çene Cerrahı Prof. Dr. Birkan Taha Özkan, herpes simplex virüsünün (HSV-1) sadece dudaklarda çıkan uçuklarla sınırlı olmadığını, diş eti hastalıklarına ve çene kemiği erimesine kadar ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtti. HSV-1 virüsünün tükürük teması, ortak kullanılan eşyalar ve oral-genital temas yoluyla bulaştığını vurgulayan Özkan, virüsün aktif uçuk lezyonları döneminde daha bulaşıcı olduğunu, ancak belirti göstermeyen taşıyıcılardan da geçebileceğini ifade etti.  "Bu virüs bir kez bulaştı mı ömür boyu sizinle, şok edici gerçekler"  Uzman Diş Hekimi ve Çene Cerrahı Prof. Dr. Birkan Taha Özkan, "Oral herpes, yalnızca dudaklarda çıkan uçuklarla sınırlı olmayan, ağız ve diş sağlığını derinden etkileyen bulaşıcı bir viral enfeksiyondur. Virüs bir kez vücuda girdiğinde ömür boyu sinir hücrelerinde saklanarak bağışıklık sistemi zayıfladığında yeniden aktif hale gelebilir. Bu durum, diş eti hastalıklarından hatta ileri dişeti hastalığına ve hatta çene kemiği erimesine kadar birçok ciddi soruna yol açabilir. Oral herpes, diş, diş eti ve çene kemiğinde ciddi enfeksiyonlara yol açarak hastaların ağız sağlığını tehdit edebilir. Özellikle bağışıklık sistemi zayıf bireylerde, virüs diş eti iltihaplanmasına (gingivitise), diş kaybına ve çene kemiği erimesine sebep olabilir" dedi.  "Belirti göstermeyen taşıyıcılardan da bulaşabilir"  Oral herpesin bulaşma yollarını açıklayan Prof. Dr. Birkan Taha Özkan, "Tükürük teması, öpüşme, aynı bardak veya çatal-kaşığı kullanma yoluyla bulaşabilir. Oral-genital temas: HSV-1, oral seks sırasında genital bölgeye bulaşabilir ve tam tersi de mümkündür. Ortak kullanılan eşyalar; havlu, ruj, diş fırçası gibi kişisel eşyaların paylaşılması riski artırır. Eldeki yaralar aracılığıyla yayılma; enfekte bölgelere dokunduktan sonra göz, burun veya ağız gibi hassas bölgelere temas etmek virüsün yayılmasına neden olabilir. Virüs, aktif uçuk lezyonları olduğunda en bulaşıcı haldedir, ancak belirti göstermeyen taşıyıcılardan da bulaşabilir" diye konuştu.  "Bazı vakalarda iz kalabilir"  Oral herpesin ağız ve diş sağlığına zararlarına değinen Prof. Dr. Özkan, "HSV-1 enfeksiyonu en sık dudaklarda kendini gösterir. Dudak kenarlarında içi sıvı dolu ağrılı kabarcıklar (veziküller) oluşur. Lezyonlar açıldığında virüs yayılabilir ve ikinci dereceden enfeksiyon riski artar. Dudak çatlamaları, yemek yemeyi ve konuşmayı zorlaştırır. Bazı vakalarda iz kalabilir. Virüs ağız mukozasına yayıldığında herpetik stomatit adı verilen ciddi ağız içi enfeksiyonlarına yol açabilir" şeklinde konuştu.  "Geri dönüşü olmayan hasarları tetikleyebilir"  HSV-1, diş etlerinde şişme, kanama ve ağrıya neden olabileceğini söyleyen Özkan, "Herpetik gingivostomatit, özellikle çocuklarda sık görülen, diş etlerinin iltihaplanmasına yol açan bir enfeksiyondur. Şişmiş, kanayan ve hassas diş etleri, ağrılı ülserler ve ağız içi yaralar, ağız kokusu (halitozis), yeme ve içme sırasında şiddetli ağrı hastalığın belirtisidir. Diş eti hastalıkları tedavi edilmezse ilerleyerek kronik periodontitis (ileri diş eti hastalığı) geliştirme riskini artırır. Bu durum, diş kaybına kadar ilerleyebilir. Herpes virüsü aktif hale geldiğinde, diş eti iltihabı gelişme riski yüzde 45 oranında artmaktadır. HSV taşıyan bireylerde periodontal hastalık oranı, virüsün olmadığı durumlara göre 3 kat daha yüksektir. Kronik HSV enfeksiyonları, diş eti hastalıklarının şiddetlenmesine ve çene kemiğinde (alveolar kemik) erimelere neden olabilir. Virüsün yayılması, osteonekroz yani çene kemik dokusunun ölmesi gibi geri dönüşü olmayan hasarları tetikleyebilir" ifadelerini kullandı.  "Vücut direncinizi sistemik olarak artırıcı gıdalara yönelin"  Korunma ve önleme stratejileri hakkında tavsiye veren Prof. Dr. Birkan Taha Özkan. "6 aylık periyotlarla düzenli diş hekimi muayeneleri yaptırın. Ağız içinde şüpheli lezyon veya olağandışı belirtiler fark ederseniz, derhal diş hekiminizle görüşün. Antiviral etkili ağız gargaraları kullanarak virüs yükünü azaltın. Diş fırçanızı ve kişisel ağız bakım araçlarınızı düzenli olarak yenileyin; HSV, bu araçlarda 24 saate kadar aktif kalabilmektedir. Bağışıklık sisteminizi güçlendiren ağız diş dişeti ve çene kemiğine sahip olmak için diş eti hastalığınızın önüne geçin, çürük tedavinizi yaptırın, diş kaybı olan bölgeleri dişli hale getirtin ve buna benzer rahatsızlıklarınızın çözümüne odaklanın. Vücut direncinizi sistemik olarak artırıcı gıdalara yönelin" dedi. 

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.