Hava Durumu

#Hukuk Dairesi

Yeni Marmara Gazetesi - Hukuk Dairesi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hukuk Dairesi haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Yargıtay'dan emsal karar; ziynet alacağı karar beklenmeden icraya konacak Haber

Yargıtay'dan emsal karar; ziynet alacağı karar beklenmeden icraya konacak

Yıllar süren evliliğin ardından boşanmaya karar veren çift altınlar konusunda da mahkemelik oldu. 1. Aile Mahkemesi'nin altın (ziynet) alacağına dair kararına rağmen eli boş kalan mağdur kadın, eski kocası hakkında icra takibi başlattı. İcra Hukuk Mahkemesi’ne koşan eski koca, boşanma davasının kesinleşmediğine dikkat çekerek icra takibine itiraz etti. Boşanma ilamı kesinleşmeden onun ferisi (bağlı) niteliğindeki alacakların da talep edilemeyeceğini belirterek, takibin iptaline karar verilmesini istedi. İcra Hukuk Mahkemesi, şikayetin reddine karar verdi. Davacı eski koca kararı istinafa taşıdı. Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 8. Hukuk Dairesi, alacaklı davalı tarafından borçlu hakkında başlatılan ilamlı takibin dayanağının 1. Aile Mahkemesi'nin 2025/17 K. sayılı ilamı olduğu, takipte ilamda hüküm altına alınan ziynet iadesinin ve bu konuya ilişkin hükmedilen yargılama gideri ve vekalet ücretinin tahsilinin talep edildiğine dikkat çekti. Şikayetin niteliği itibariyle süresiz şikayete tabi olduğuna vurgu yapan Daire kararında şu ifadelere yer verildi: ‘’Aile ve şahsın hukuku ile ilgili hükümler kesinleşmedikçe takibe konu edilemezler. Ayrıca, boşanma kararının eklentisi olan tazminat, vekalet ücreti ve yargılama giderine yönelik hükümler de aynı kurala tabidirler. Ancak, ilamın boşanma davası ile birlikte görülen ve hüküm altına alınan ziynet alacağına ilişkin kısmı, tarafların şahsi ya da ailevi yapılarına ilişkin durumlarında bir değişikliğe yol açmayan, sonuçları itibariyle ancak tarafların mal varlığını etkileyebilen, boşanma ilamının ferisi niteliğinde olmayıp ondan bağımsız olan edaya ilişkin ilamlardır. Bu nitelikleri itibariyle de ziynet alacağına ilişkin ilamların, diğer edaya ilişkin ilamlar gibi, kesinleşmeden icraya konulmaları mümkündür. Somut olayda da, takibe konulan husus ziynet iadesine ve bu konuya ilişkin hükmedilen yargılama gideri ve vekalet ücretine ilişkin olmakla, her ne kadar boşanma davası ile birlikte görülmüş olsa da boşanma ilamının ferisi niteliğinde olmadığından kesinleşmeden icraya konulması mümkündür. Bu nedenle davacı tarafın buna yönelen talebinin reddine karar verilmesi yerindedir.’’ BAM 8. Hukuk Dairesi’nden de eli boş dönen davacı koca, kararı temyiz etti. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi de BAM kararını yerinde buldu. Yüksek Mahkeme; ziynet alacaklarının tarafların şahsi durumlarında bir değişiklik yaşatmadığını, yalnızca malvarlığını etkilediğini belirterek, boşanma hükmü kesinleşmesse dahi bu alacakların icra edilebileceğine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararını onadı.

İşverenin "istifa" oyunu mahkemeden döndü Haber

İşverenin "istifa" oyunu mahkemeden döndü

Yıllarca güvenlik görevlisi olarak çalıştığı iş yerinden kovulan M.K., İş Mahkemesi'nin yolunu tuttu. Davacı; iş akdinin davalı tarafça haksız olarak feshedildiğini iddia etti. İstifa etmemesine rağmen davalının çıkış kodu 03 ile haksız olarak işten çıkardığını belirterek, iş akdinin feshinin geçersizliği ile işe iadesine, işverenin süresi içerisinde işe başlatmaması halinde işe başlatmama tazminatının ve 4 aylık boşta geçen süre ücretin davalılardan alınarak kendisine verilmesini talep etti. Davalı işveren de imzalı istifa dilekçesi olduğunu öne sürdü. İş Mahkemesi, davacı tarafça açılan davanın kabulü ile davalı tarafça yapılan feshin geçersizliğinin tespiti ve davacının işe iadesine hükmetti. Davalı avukatı kararı istinafa taşıdı. BAM 8. Hukuk Dairesi emsal nitelikte bir karara imza attı. Dosya kapsamındaki el yazılı, imzalı ve tarihsiz istifa dilekçesinin "Çalışmış olduğunuz projenizden başka bir projede çalışmak için ayrılıyorum" şeklinde olduğu hatırlatıldı. İşveren tarafından sunulan el yazılı istifa dilekçesinin tarihsiz oluşu dikkate alındığında düzenlendiği tarihin belgeden anlaşılamadığı gibi, gerçek bir istifa dilekçesi olmadığı vurgulandı. BAM kararında şöyle denildi: "İstifa dilekçesine itibar edilemeyeceği, ispat yükü üzerinde bulunan davalı tarafça iş akdinin davacının istifası ile sona erdiği ispatlanamadığından davacının iş akdinin davalı tarafça geçerli veya haklı bir nedene dayanılmaksızın feshedildiği gerekçesi ile davanın kabulü yerindedir. İşverence yapılan feshin geçersizliğine, davacının özel güvenlik hizmetleri şirketindeki iş yerine işe iadesine, davacının süresi içindeki başvurusuna rağmen işverence işe başlatılmaması halinde ödenmesi gereken tazminat miktarının davacının çalıştığı süre ve fesih sebebi de dikkate alınarak takdiren 4 aylık brüt ücreti olan 57 bin 240 TL olarak belirlenmesine karar verilmiştir."

Maaş için numaradan boşananlara Yargıtay'dan kötü haber Haber

Maaş için numaradan boşananlara Yargıtay'dan kötü haber

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin emsal kararında; boşanma tarihi itibarıyla gerçek-samimi boşanma iradelerine sahip olan veya olmayan (hileli boşanma) tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının tespit edilmesi durumunda gelirin-aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunduğuna dikkat çekti. Son yıllarda sırf babadan kalma yetim maaşı almak için resmen boşanmalarına rağmen birlikte yaşayan çiftlere yönelik hem SGK hem de yargı yaptırımları hız kazandı. Yargıtay son kararında samimi ya da hileli boşanan çiftlerin birlikte yaşamalarına devam etmesinin af edilemez olduğuna hükmetti. İş Mahkemesi’nin yolunu tutan genç kadın, 2002 yılında vefat eden babası Kurum sigortalısı İlhan I.’ndan ötürü yetim aylığı aldığını, eşi Ahmet H.’dan 2001 tarihinde boşandığını, SGK’nın eski eşi ile fiilen birlikte yaşadığı gerekçesi ile 26.10.2008 tarihinde aylığını kestiğini ve yersiz ödemeleri borç kaydettiğini iddia edip İş Mahkemesi’nin yolunu tuttu. SGK işleminin iptali amacıyla açılan dava reddedildi. 2022 senesinde yeniden SGK kapısını çalan genç kadın, olumsuz cevap alınca İş Mahkemesi’ne müracaat etti. Ret işleminin iptali ve SGK’ya yapılan başvuru tarihi itibariyle ödenmeyen aylıkların yasal faizi ile birlikte davalı Kurumdan tahsiline karar verilmesini talep etti. Davalı Kurum, davacının boşandığı eşiyle birlikte yaşadığının tespit edildiğini, Kurum işleminin doğru olduğunu, davanın yerinde olmadığını belirterek davanın reddi gerektiğini savundu. İş Mahkemesi, davanın kabulüne, davacının babası üzerinden bağlanmasını talep ettiği yetim aylığı ödenmesi başvurusunun reddine dair 12.08.2022 tarihli Kurum işleminin iptaline, yetim aylığının 19.07.2022 olan başvuru tarihinden itibaren ödenmeye devam edilmesine hükmetti. Başvuru tarihinden itibaren ödenmeyen her ay için ödenmesi gereken tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Kurumdan tahsili ile davacıya verilmesine, karar verildi. Davalı Kurum vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesi, istinaf isteminin esastan reddine karar verdi. SGK avukatı kararı temyiz edince dava dosyası Yargıtay 10. Hukuk Dairesi gündemine geldi. Boşanmanın samimi olup olmadığını araştırmak yargının görevi değil Adeta ültimatom niteliğindeki kararda eşlerin samimi olup olmadıklarını tespitinin yargı görevi olmadığı vurgulandı. Yasada; oldukça yalın olarak "eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen" ibareleri yer aldığı hatırlatıldı. Kararda; "Kanun koyucu tarafından örneğin; ‘sosyal güvenlik kanunları kapsamında ölüm aylığına hak kazanmak amacıyla eşinden boşanan’, ‘hak sahibi sıfatını haksız yere elde etme amacıyla eşinden boşanan’, ‘gerçek boşanma iradesi söz konusu olmaksızın (muvazaalı olarak) eşinden boşanan’ veya bunlara benzer ifadelere yer verilmemiştir. Maddede boşanma amacına-saikine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden, gerek Kurumca, gerekse yargı organlarınca uygulama yapılırken; eşlerin boşanma iradelerinin gerçekliğinin-samimiliğinin araştırılıp ortaya konulması söz konusu olmamalıdır. Boşanmanın muvazaalı olup olmadığına ilişkin herhangi bir araştırma-irdeleme ve boşanma yönündeki kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulaması yapılmamalı, özellikle, kesinleşmiş yargı organının verdiği karara dayanan ‘boşanma’ hukuki durum ve sonucunun eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılmasının bir başka organın yetki ve görevi içerisinde yer almadığı ortadadır. Şu durumda sonuç olarak vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibarıyla gerçek-samimi boşanma iradelerine sahip olan (evlilik birliği temelinden sarsılan) veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının tespit edilmesi durumunda gelirin-aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır’’ denildi. Karar bozuldu Davacı tarafından davalı Kuruma 22.07.2022 tarihinde başvuru yaparak yeniden yetim aylığı bağlanmasını talep ettiğini ancak Kurumun 12.08.2022 tarihli işlemi ile önceki araştırmacı raporu esas alınarak talebini reddettiği hatırlatıldı. Kararda şu ifadelere yer verildi: ‘’Kurum işleminin iptali için eldeki davanın açıldığı, mahkemece yaptırılan emniyet araştırması ve dinlenen tanık anlatımları ile de davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmakla verilen karar eksik inceleme ve araştırmaya dayalıdır. Mahkemece yapılması gereken iş, davacının ve boşandığı eşinin nüfus kayıt sistemindeki adres kayıtları getirtilerek, ihtilaf konusu dönem içerisinde davacının ve boşandığı eşine ait nüfusta kayıtlı adreslerinde birlikte yaşama olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediğidir. Her bir adreste kimlerin yaşadığı kolluk vasıtasıyla araştırılarak ve muhtar, komşu, kapıcı, yönetici gibi kişiler dinlenerek tespit edilmeli, birlikte yaşama olgusu yukarıda açıklanan düzenlemeler ışığında da araştırılarak elde edilecek sonuca göre bir karar verilmelidir. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına oy birliği ile karar verilmiştir.’’

Milyonları ilgilendiriyor; İzne çıkan işçiye o ödeme peşin ödenir Haber

Milyonları ilgilendiriyor; İzne çıkan işçiye o ödeme peşin ödenir

Özel sektör çalışanlarının mağduriyet yaşadığı olaya dair Yargıtay’dan emsal bir karar çıktı. İzne giderken, peşin ödeme ya da avans alamayan işçinin, istifa etmesi halinde kıdem tazminatı alabileceğine vurgu yaptı. Yüksek Mahkeme, işçiye hak ettiği süreden daha fazla izin kullandırılmış olmasının izin süresine ilişkin ücretin peşin ödenmesi yükümlüğünü ortadan kaldırmayacağına dikkat çekti. Yargıtay’ın yıllık izin ücretinin peşin ödenmemesinin işçi açısından haklı fesih sebebi olarak kabul edilmesinin arkasında aynı şehirde iki ayrı mahkemenin farklı karar vermesi olduğu ortaya çıktı. Yıllık izne giderken izin dönemine ait ücreti peşin alamayan A.B. isimli işçi, İş Mahkemesi’nin yolunu tuttu. Davacı A.B., yoğun bir çalışma temposundan sonra ailesiyle tatil planı yaparken izin çıkışı peşin ödeme ya da avans alamadığı için iş sözleşmesini haklı olarak feshettiğini dile getirdi. İş Mahkemesi feshin haklı olduğuna, davacıya kıdem tazminatı ödenmesi gerektiğine hükmetti. Karar istinafa taşındı Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 15. Hukuk Dairesi itirazları geri çevirdi. Benzer bir durumun mağduru olan B.K. isimli işçi de izne çıkarken peşin ödeme alamadığı için istifa etti. Kıdem tazminatı alamayan B.K., İş Mahkemesi’nin kapısını çaldı. Mahkeme; davacının feshe konu ettiği hususların haklı fesih sebebi teşkil etmediği gerekçesiyle reddetti. İstinafa taşınan dosya BAM 9. Hukuk Dairesi gündemine geldi. Daire, itirazları geri çevirdi. Aynı şehirde, aynı binada aynı davalarda iki farklı dairenin kesin nitelikteki kararlarının uyuşmaması üzerine devreye Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulu girdi. Kurul, yıllık izne çıkan işçiye peşin ödeme ya da avans verilmemesi durumunda nasıl hüküm kurulması konusunda Yargıtay’ın kapısını çaldı. Ültimatom gibi karar Bölge Adliye Mahkemesi’nin 9 ve 15. Hukuk Dairelerinin kanunda açıkça düzenlenen peşin veya avans olarak ödeme yükümlülüğünün ihlali halinde çalışanın iş akdini haklı nedenle fesih hakkına dair farklı yönde kararlar vermesi üzerine; uyuşmazlığın giderilmesi amacıyla verilen kararda Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nce işverenin yıllık izin ücreti ödeme borcunun kapsamı ortaya konuldu. Kararda; işverenin yıllık izin ücreti ödeme yükümlülüğünü düzenleyen 4857 sayılı İş Kanunu’nun 57. Maddesindeki, "İşveren, yıllık ücretli iznini kullanan her işçiye, yıllık izin dönemine ilişkin ücretini ilgili işçinin izine başlamasından önce peşin olarak ödemek veya avans olarak vermek zorundadır" hükmü hatırlatıldı. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, çalışanın yıllık ücretli izne çıkmasından önce çalışanın talebi olmasa dahi işverenin yıllık izin ücretini peşin veya avans olarak işçiye ödememesinin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24/II-(e) hükmünde işveren tarafından işçiye ücretinin kanun hükümlerine uygun olarak ödenmesi ve aynı maddenin (f) alt bendinde çalışma şartlarının uygulanması düzenlemelerine aykırılık oluşturacağı ve haklı nedenle fesih gerekçesi olacağını tekrar vurguladı. Kararda şöyle denildi: ‘’Davalı tarafça aksi savunulmuş ise de davacıya nispi emredici nitelikte olan 4857 sayılı Kanun’un 53. maddesine göre hak kazandığı yıllık izin süresinin üstünde yıllık izin kullandırılmış olması, yıllık izin ücretinin mutlak emredici nitelikte olan 57. maddeye göre izin başlamadan evvel peşinen veya avans olarak ödenmesi yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. İşveren tarafından işçiye ücretinin kanun hükümlerine uygun olarak ödenmemesi ve aynı maddenin (f) alt bendinde çalışma şartlarının uygulanmaması, haklı fesih nedeni olarak düzenlenmiştir. Şu hâlde anılan hükümler gereğince yıllık izne ilişkin ücretin, yıllık izne ayrılmadan evvel işverence peşin ödenmediği gerekçesiyle yapılan fesih haklı nedene dayalıdır. Bölge Adliye Mahkemesi kararları arasındaki uyuşmazlığın, işverenin işçinin yıllık izin dönemine ilişkin ücretinin izinden önce peşinen veya avans olarak ödeme zorunluluğuna ilişkin yükümlülüğüne aykırı davranışının işçi bakımından haklı nedenle fesih sebebi teşkil edeceğine dair Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi’nin kararı doğrultusunda giderilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.’’

Nişan bozulursa herkes taktığı hediyeyi isteyebilecek Haber

Nişan bozulursa herkes taktığı hediyeyi isteyebilecek

Evlilik öncesi birbirlerini tanımak amacıyla nişanlanan genç çift, düğüne kısa bir süre kala nişanı bozdu. Aile Mahkemesi'nin yolunu tutan gelin adayı, nişan töreninde takılan hediyelerin iadesini talep etti. Züccaciye, bohça, damat takımı, nişan masrafı harcamalarına karşılık 22 bin 500 TL, hediye edilen saate karşılık 600 TL ve hediye edilen yüzüğe karşılık bin 900 TL talep etti. Davacı - karşı davalı damat ise davanın reddini istedi. Mahkeme, hediyelerin iadesine hükmetti. Karar, temyiz edilince devreye Yargıtay 2. Hukuk Dairesi girdi. "Herkes nişanda verdiği hediyeyi isteyebilir" Yargıtay kararında; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "Nişanlılık evlenme dışındaki bir sebeple sona ererse, nişanlıların birbirlerine veya ana ve babanın ya da onlar gibi davrananların, diğer nişanlıya vermiş oldukları alışılmışın dışındaki hediyeler, verenler tarafından geri istenebilir" hükmüne dikkat çekildi. Hediyelerin geri istenebilmesi için hediyelerin alışılmışın dışında olması gerektiğinin vurgulandığı kararda; nişanının bozulması nedeniyle hediyelerin geri verilmesine ilişkin davalarda kusur aranmayacağı vurgulandı. Yargıtay içtihatlarında, nişan yüzüğü dışında kalan tüm altın, takı ve ziynet eşyaları alışılmışın dışında hediye olarak kabul edildiği dile getirildi. Nişanın bozulması nedeniyle nişanlıların birbirlerine veya ana ve babanın ya da onlar gibi davrananların diğer nişanlıya vermiş oldukları ziynet eşyaları verenler tarafından geri istenebileceği belirtildi. Kararda şöyle denildi: "Hediyelerin verildiği ve iade edilmediği hususu her türlü delille de ispat edilebilir. Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatlamakla yükümlüdür. İspat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan, ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimsenin iddia ettiği olayı ispatlaması gerekir. Somut olayda; nişanda davalı-davacıya 6 adet 22 ayar toplam 120 gram bilezik, 1 adet 22 gram tuğralı kolye, 1 adet 22 ayar 5 gram tektaş yüzük ve 22 ayar 5 gram alyans takıldığı ispatlanmış ve davalı-davacı tanıkları bu hediyelerin iade edilmediğini beyan etmişlerdir. İlk Derece Mahkemesi, asıl davada yukarıda sayılan ziynetlerin toplam bedeli olan 67 bin TL'nin davalı-davacıdan alınarak davacı-davalıya verilmesine hükmetmiştir. Ancak, nişan yüzüğünün alışılmışın dışındaki eşyalardan olmaması sebebiyle iadesinin gerekmediği kabul edildiği halde, nişan yüzüğünün de iadesine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. Davalı-davacı vekilinin asıl davada alyans ve karşı davadaki maddi tazminat talebinde saat dışında kalan temyiz itirazlarının reddine, İlk Derece Mahkemesi kararının bu yönlerden kadın yararına bozulmasına karar verilmiştir."

Eşe ‘Eşek’ demek hem boşanma hem tazminat sebebi Haber

Eşe ‘Eşek’ demek hem boşanma hem tazminat sebebi

Bir süredir şiddetli geçimsizlik yaşayan genç çift, Aile Mahkemesi’nde karşılıklı boşanma davası açtı. Tarafları dinleyen Mahkeme; davalı karşı davacı erkeğin aile yaşantısını olumsuz yönde etkileyecek şekilde her gün alkol aldığı, eşine karşı küfür ettiği, "eşeksin, hayvansın" diyerek eşini aşağıladığı, hakaret ettiği, küçük düşürdüğü, sorumsuz bir yapıda olduğu erkeğin tam kusurlu olduğuna hükmetti. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi, Aile Mahkemesi’nin kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verdi. Aile Mahkemesi, tarafları eşit kusurlu bulup kadının tazminat taleplerini geri çevirdi. Kararın temyiz edilmesiyle devreye giren Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, emsal nitelikte bir karara imza attı. O kelime başına dert açtı Kararda, erkeğin kullandığı, ‘eşeksin, hayvansın’ kelimelerinin kişilik haklarına saldırı anlamına geldiği vurgulandı. Kararda şöyle denildi: "İlk Derece Mahkemesi tarafından erkeğe yüklenilen, davacının aile yaşantısını olumsuz yönde etkileyecek şekilde her gün alkol aldığı, eşine karşı küfür ettiği, ‘eşeksin, hayvansın’ diyerek eşini aşağıladığı, hakaretlerde bulunduğuna dair eylemlerinin sürekliliği, kadının da erkeğe karşı şiddet eyleminin bir kereye mahsus olması nedeni ile, boşanmaya neden olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu yönünde kusur belirlemesi yanlıştır. Mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışlara ve özellikle kadına yüklenen fiziksel şiddetin karşılıklı olmasına göre evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda davalı karşı davacı erkeğin, davacı karşı davalı kadına nazaran daha ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Bu husus gözetilmeden yanılgılı kusur belirlemesi ve değerlendirme sonucu tarafların eşit kusurlu olduğunun kabulü doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. Boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu olan tarafın, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebileceği, aynı maddenin ikinci fıkrasında boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebileceği öngörülmüştür. Evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, erkeğin kusurlu eylemlerinin kadının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği ve boşanma sonucu bu eşin, en azından diğerinin maddî desteğini yitirdiği anlaşılmıştır. O halde, Mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, hakkaniyet kuralları da dikkate alınarak kadın yararına uygun miktarda maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.’’

Yargıtay'dan milyonları ilgilendiren emsal haftalık tatil kararı Haber

Yargıtay'dan milyonları ilgilendiren emsal haftalık tatil kararı

Haksız şekilde işten çıkarıldığını öne süren kaynak ustası İş Mahkemesi'nin yolunu tuttu. İş sözleşmesinin işveren tarafından eylemli ve sözlü olarak feshedildiğini, devamsızlık yapılması hâlinde işçiye mazereti olup olmadığı sorulmadan sözleşmesinin feshedilmesinin Yargıtay uygulamalarına aykırı olduğunu, bu nedenle kıdem ve ihbar tazminatının ödenmesinin gerektiğini dile getirdi. Çalıştığı süre boyunca yıllık ücretli izinlerini kullanmadığını, ücretinin de ödenmediğini belirterek kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin, fazla çalışma ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile hafta tatili ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etti. Davalı işveren, davacının iş sözleşmesinin haklı nedenle derhal feshedildiğini, davacı işçinin fazla çalışmasının olmadığını, yıllık ücretli izinlerini kullandığını savunarak davanın reddini istedi. İş Mahkemesi, işveren tarafından haksız fesih yapıldığı kabul edilerek kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin kabulüne, çalışma ve dinlenme sürelerine dair taleplere hak kazanıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verdi. Karar istinafa taşındı. Bölge Adliye Mahkemesi (BAM), ilk derece mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verdi. Davalı kararı temyiz edince devreye Yargıtay 9. Hukuk Dairesi girdi. Davacının hafta tatili ücreti alacağı ayrıca talep edilip Mahkemece bu talep hüküm altına alındığının vurgulandığı kararda; ‘' Haftanın yedi günü çalışmanın kabul edilmesi hâlinde hafta tatiline denk gelen günlerin yedi buçuk saatinin hafta tatili olarak hüküm altına alındığı göz önünde bulundurulmamıştır. Mükerrer ödemeye sebep olacak şekilde aynı çalışma için hem hafta tatili hem de fazla çalışma alacağının hüküm altına alınması doğru değildir. Bu sebeple çalışılan hafta tatili gününe denk gelen günde yedi buçuk saatlik çalışmanın fazla çalışma hesabından dışlanarak sonuca gidilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir'' denildi.

Maaşı geciken işçiye müjde Haber

Maaşı geciken işçiye müjde

İş Kanunu'nda ücretin geç ödenmesi durumunda haklı fesih için işçinin elini kuvvetlendiriyor. Yargıtay yerleşik içtihatlarında bir günlük bir gecikmenin dahi haklı nedenle iş sözleşmesinin işçi tarafından feshi sebebi sayılıyor. Maaşı 20 gün geciken N.D. isimli işçi, İş Mahkemesi’nin kapını çaldı. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 24. Maddesi kapsamında ücretinin ödenmemesi sebebiyle iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini ileri sürerek kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti ve fazla çalışma ücreti alacaklarının faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etti. Davalı şirket avukatı, kısa süreli gecikmelerin işçiye haklı nedenle fesih hakkı verilmeyeceği hususunun Yargıtay uygulaması ile belirlendiğini, davacının izin ücretinin tamamının ödendiği, davacının proje yöneticisi olarak çalıştığı ve kendi mesaisini kendisinin belirlediğini öne sürdü. Mahkeme, davacının iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiği, Nisan dönemine ait ücretin sözleşmesinin feshinden 5 gün sonra 28 Mayıs tarihinde ödendiği, davacının daha önceki aylara ilişkin ücretlerinin ayın başında ödendiği, dolayısıyla Nisan ayı ücretinin kanunda öngörülen 20 günlük süreden sonra ödenmesi nedeniyle davacının kıdem tazminatına hak kazandığına hükmetti. Davacının fazla çalışma ücretinin de ispatlanmaması nedeniyle reddi gerektiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verildi. Karar istinaf edilince devreye giren Bölge Adliye Mahkemesi, kararı yerinde buldu. Davalı kararı temyiz edince son noktayı Yargıtay 9. Hukuk Dairesi koydu. Yüksek Mahkeme, kararı onadı. Emsal nitelikteki kararla birlikte maaşı 1 gün dahi geciken işçinin istifa etmesi halinde kıdem tazminatına hak kazanacağı belirtildi.

Yüz Ağdası
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.