Hava Durumu

#Ispat Yükü

Yeni Marmara Gazetesi - Ispat Yükü haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ispat Yükü haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

İşverenin "istifa" oyunu mahkemeden döndü Haber

İşverenin "istifa" oyunu mahkemeden döndü

Yıllarca güvenlik görevlisi olarak çalıştığı iş yerinden kovulan M.K., İş Mahkemesi'nin yolunu tuttu. Davacı; iş akdinin davalı tarafça haksız olarak feshedildiğini iddia etti. İstifa etmemesine rağmen davalının çıkış kodu 03 ile haksız olarak işten çıkardığını belirterek, iş akdinin feshinin geçersizliği ile işe iadesine, işverenin süresi içerisinde işe başlatmaması halinde işe başlatmama tazminatının ve 4 aylık boşta geçen süre ücretin davalılardan alınarak kendisine verilmesini talep etti. Davalı işveren de imzalı istifa dilekçesi olduğunu öne sürdü. İş Mahkemesi, davacı tarafça açılan davanın kabulü ile davalı tarafça yapılan feshin geçersizliğinin tespiti ve davacının işe iadesine hükmetti. Davalı avukatı kararı istinafa taşıdı. BAM 8. Hukuk Dairesi emsal nitelikte bir karara imza attı. Dosya kapsamındaki el yazılı, imzalı ve tarihsiz istifa dilekçesinin "Çalışmış olduğunuz projenizden başka bir projede çalışmak için ayrılıyorum" şeklinde olduğu hatırlatıldı. İşveren tarafından sunulan el yazılı istifa dilekçesinin tarihsiz oluşu dikkate alındığında düzenlendiği tarihin belgeden anlaşılamadığı gibi, gerçek bir istifa dilekçesi olmadığı vurgulandı. BAM kararında şöyle denildi: "İstifa dilekçesine itibar edilemeyeceği, ispat yükü üzerinde bulunan davalı tarafça iş akdinin davacının istifası ile sona erdiği ispatlanamadığından davacının iş akdinin davalı tarafça geçerli veya haklı bir nedene dayanılmaksızın feshedildiği gerekçesi ile davanın kabulü yerindedir. İşverence yapılan feshin geçersizliğine, davacının özel güvenlik hizmetleri şirketindeki iş yerine işe iadesine, davacının süresi içindeki başvurusuna rağmen işverence işe başlatılmaması halinde ödenmesi gereken tazminat miktarının davacının çalıştığı süre ve fesih sebebi de dikkate alınarak takdiren 4 aylık brüt ücreti olan 57 bin 240 TL olarak belirlenmesine karar verilmiştir."

Nişan bozulursa herkes taktığı hediyeyi isteyebilecek Haber

Nişan bozulursa herkes taktığı hediyeyi isteyebilecek

Evlilik öncesi birbirlerini tanımak amacıyla nişanlanan genç çift, düğüne kısa bir süre kala nişanı bozdu. Aile Mahkemesi'nin yolunu tutan gelin adayı, nişan töreninde takılan hediyelerin iadesini talep etti. Züccaciye, bohça, damat takımı, nişan masrafı harcamalarına karşılık 22 bin 500 TL, hediye edilen saate karşılık 600 TL ve hediye edilen yüzüğe karşılık bin 900 TL talep etti. Davacı - karşı davalı damat ise davanın reddini istedi. Mahkeme, hediyelerin iadesine hükmetti. Karar, temyiz edilince devreye Yargıtay 2. Hukuk Dairesi girdi. "Herkes nişanda verdiği hediyeyi isteyebilir" Yargıtay kararında; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "Nişanlılık evlenme dışındaki bir sebeple sona ererse, nişanlıların birbirlerine veya ana ve babanın ya da onlar gibi davrananların, diğer nişanlıya vermiş oldukları alışılmışın dışındaki hediyeler, verenler tarafından geri istenebilir" hükmüne dikkat çekildi. Hediyelerin geri istenebilmesi için hediyelerin alışılmışın dışında olması gerektiğinin vurgulandığı kararda; nişanının bozulması nedeniyle hediyelerin geri verilmesine ilişkin davalarda kusur aranmayacağı vurgulandı. Yargıtay içtihatlarında, nişan yüzüğü dışında kalan tüm altın, takı ve ziynet eşyaları alışılmışın dışında hediye olarak kabul edildiği dile getirildi. Nişanın bozulması nedeniyle nişanlıların birbirlerine veya ana ve babanın ya da onlar gibi davrananların diğer nişanlıya vermiş oldukları ziynet eşyaları verenler tarafından geri istenebileceği belirtildi. Kararda şöyle denildi: "Hediyelerin verildiği ve iade edilmediği hususu her türlü delille de ispat edilebilir. Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatlamakla yükümlüdür. İspat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan, ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimsenin iddia ettiği olayı ispatlaması gerekir. Somut olayda; nişanda davalı-davacıya 6 adet 22 ayar toplam 120 gram bilezik, 1 adet 22 gram tuğralı kolye, 1 adet 22 ayar 5 gram tektaş yüzük ve 22 ayar 5 gram alyans takıldığı ispatlanmış ve davalı-davacı tanıkları bu hediyelerin iade edilmediğini beyan etmişlerdir. İlk Derece Mahkemesi, asıl davada yukarıda sayılan ziynetlerin toplam bedeli olan 67 bin TL'nin davalı-davacıdan alınarak davacı-davalıya verilmesine hükmetmiştir. Ancak, nişan yüzüğünün alışılmışın dışındaki eşyalardan olmaması sebebiyle iadesinin gerekmediği kabul edildiği halde, nişan yüzüğünün de iadesine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. Davalı-davacı vekilinin asıl davada alyans ve karşı davadaki maddi tazminat talebinde saat dışında kalan temyiz itirazlarının reddine, İlk Derece Mahkemesi kararının bu yönlerden kadın yararına bozulmasına karar verilmiştir."

Emsal karar; İşçinin özel hayatı patronu ilgilendirmez Haber

Emsal karar; İşçinin özel hayatı patronu ilgilendirmez

İddiaya göre genç mühendis, aynı işyerinde çalışan kız arkadaşını darp ettikten sonra kovuldu. İş Mahkemesi’nde işe iade davası açan mühendis, özel hayattaki olayların işvereni ilgilendirmediğini öne sürdü. Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturması kapsamında hazırlanan bilirkişi raporu ile masumiyet karinesi gözetilmeden ceza dosyaları sonuçlanmadan fesih yapıldığını öne sürdü. İşyeri düzenini bozucu herhangi bir davranış sergilemediğini, davalı işverenin eşit davranma yükümlülüğüne aykırı şekilde yalnızca kendisinin iş akdini feshettiğini ve B.A.’nın çalışmaya devam ettiğini, bu nedenlerle feshin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu ileri sürerek, feshin geçersizliği ile müvekkilinin işe iadesine ve yasal sonuçlara hükmedilmesini talep etti. Davalı işveren ise işyeri dışında gerçekleşmiş olsa dahi darp olayının iş ilişkisine olumsuz etkiler doğurduğunu dile getirdi. Mahkeme, iş yeri ve mesai dışında vuku bulan darp olayından sonra davalı işverenin davacı ile çalışmasının güven ilişkisini zedeleyeceği, davalının davacı ile çalışmaya devam etmesinin beklenemeyeceği bu nedenle yapılan feshin geçerli nitelikte olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verdi. Davacı avukatı kararı istinafa taşıdı. BAM 7. Hukuk Dairesi emsal nitelikte bir karara imza attı. İşçinin özel yaşamına ilişkin fiil ve davranışlarının, kural olarak işverenin müdahale alanı dışında kaldığını hatırlatıldığı BAM kararında; bu tür olayların işyerine somut, belirgin ve olumsuz şekilde yansıdığının ortaya konulması hâlinde feshe dayanak yapılması mümkün olduğuna dikkat çekildi. Salt özel yaşam alanında gerçekleştiği iddia edilen vakıalar geçerli fesih sebebi olarak kabul edilemeyeceği vurgulandı. İş sözleşmesinin sona erdirilmesine gerekçe yapılan olayın, işyeri sınırları dışında, tarafların özel hayat ilişkisi kapsamında gerçekleştiği ileri sürülen bir vakıaya dayandığı anlaşıldığı dile getirildi. Kararda şöyle denildi: ‘’İşyeri dışında gerçekleştiği iddia edilen darp olayının sübut bulduğu varsayılsa dahi, bu durumun kendiliğinden işveren yönünden geçerli fesih nedeni oluşturmayacağı; söz konusu fiilin işyeri ile bağlantısının ve iş ilişkisine somut etkisinin ayrıca ve açık biçimde ortaya konulmasının zorunlu olduğu izahtan varestedir. Bu çerçevede, tanık anlatımları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, iddia edilen fiilin işyeri ortamında huzursuzluğa sebep olduğuna, çalışma barışını bozduğuna veya işin yürütümünü olumsuz etkilediğine dair herhangi bir somut anlatım ya da delilin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan, davacının görev yaptığı birim ile dava dışı kişinin görev yaptığı birimlerin farklı olduğu, tarafların fiilen birlikte çalışmadıkları ve işveren tarafından fesih dışında daha hafif ve koruyucu önlemlerin değerlendirilmediği de dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Ayrıca davacının savunmasının disiplin kurulu toplantısı sırasında alınmış olması, fesih öncesinde usulüne uygun savunma alınması yükümlülüğünü karşılamamakta; isnat edilen fiilin davacıya açık ve net biçimde bildirildiği ve davacıya bu fiile karşı etkili şekilde kendini savunma imkânı tanındığına dair dosyada herhangi bir delil bulunmamaktadır. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; ileri sürülen olayın işyeriyle bağlantısının ve iş ilişkisini objektif olarak sürdürülemez hâle getirdiğinin somut delillerle ispatlanamadığı, davacının savunma hakkının usulüne uygun biçimde kullandırılmadığı ve feshin son çare olması ilkesine uygun davranılmadığı sonucuna varılmaktadır. Bu delil durumuna göre, ispat yükü altında olan davalı işverenin iş sözleşmesini geçerli nedenle feshettiğini ispatladığını kabule imkan bulunmamaktadır. Bu itibarla, davanın kabulü ile davacının işe iadesine ve yasal sonuçlarına hükmedilmesi gerekirken, aksi yönde karar verilmesi hatalı olmuştur.’’

Düzen değişti düğünde kime ne takılırsa o altın onun Haber

Düzen değişti düğünde kime ne takılırsa o altın onun

İstenmeyen bir durum olmasına rağmen toplumda son zamanlarda boşanma vakalarında belirgin bir artış var. Boşanma davalarında en büyük tartışma ise düğünde takılan altınların kadıma mı erkeğe mi ait olduğu yönünde yaşanıyor. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2024 yılında verdiği içtihat kararıyla yıllarca uygulanan takı dağılımını değiştirdi. Önceki yıllarda düğünde kime takılırsa takılsın altınların geline ait olduğuna hükmeden Daire, 2024 sonrası uygulamayı değiştirdi. Yeni içtihada göre; takılar kime takıldıysa ona ait olacak. Bilezik, kolye gibi kadına özgü ziynetler geline; erkeğe takılan para, çeyrek altın ve saat gibi takılar ise damada ait olacak. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi geçtiğimiz günlerde verdiği yeni bir kararda; takı dağılımının neden değiştiğini izah etti. Bir boşanma davasında davacı kadın, düğünde damada takılan 6 adet çeyrek altının da kendisine ait olduğunu iddia etti. Aile Mahkemesi talebi yerinde buldu. Damat avukatı tarafından istinafa taşınan davada Bölge Adliye Mahkemesi, kadına özgü olmayan ve erkek üzerine takılan takıların da kadına ait olduğuna hükmetti. Karar erkek tarafından temyiz edilince devreye giren Yargıtay 2 Hukuk Dairesi, emsal bir karara imza attı. Gelenekler ve ekonomik şartlar değişince Düğünde takılan altın ve paraların kime ait olduğu tartışmalarını bitiren kararda, yıllarca süren uygulamanın neden kaldırıldığı da ayrıntılarıyla anlatıldı. Dairenin önceki içtihatlarının, "aksine bir anlaşma ya da örf âdet kuralı olmadığı takdirde, düğünde kim tarafından hangi eşe ne verilirse verilsin, ne takılırsa takılsın (ziynet eşyası, altın, döviz, TL vs.) bunların hepsi kadına ait sayılır" yönünde olduğu hatırlatıldı. Toplumun gelenek ve göreneklerinin zamanla değişikliğe uğradığının vurgulandığı kararda şu ifadelere yer verildi: "Ekonomik ve hukuksal ilişkilerin dinamik yapısı ve özellikle; düğünlerde kadına özgü ziynet eşyalarının dışında, ortak bir yaşam kurma aşamasında olan eşlere maddî katkı sağlamak amacıyla, ekonomik değeri olan başka şeylerin de takılması dikkate alınarak, düğünde eşlere takılan ve ekonomik değeri olan eşyalarla ilgili davalarda, Dairemizin içtihatlarında değişikliğe gidilmesi zorunluluğu doğmuştur. Bu konuda Dairemizin ilkesel nitelikteki yeni görüşüne göre; taraflar arasında ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda anlaşma mevcut ise paylaşım bu anlaşmaya göre gerçekleştirilir. Ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda taraflar arasında anlaşma bulunmadığı takdirde yerel örf ve adetin varlığı iddia ve ispat edilirse bu kurala göre paylaşım gerçekleştirilir. Aksi takdirde erkeğe ve kadına takılan/verilen ve ekonomik değer taşıyan her şey kural olarak kendilerine aittir. Ne var ki takılar içinde karşı cinse özgü (kadına ya da erkeğe özgü) bir şey varsa o cinse verilmiş sayılır. Özgü olma konusunda çekişme varsa ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi yapılmalıdır. Bilirkişi incelemesi sonucunda o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse o şey takılan/verilen eşe ait olur. Takı sandığı/torbasına konulan ekonomik değer taşıyan şeyin aidiyeti konusunda; konulan şey kadına ya da erkeğe özgü bir şey ise o cinse verilmiş sayılır, o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse ortak kabul edilmelidir. Uyuşmazlık, tarafların iddia ve savunmaları da dikkate alınarak bu ilkeler doğrultusunda çözülmelidir. Hemen belirtilmelidir ki, ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Ziynet alacağı davalarında da olağan olan kadına özgü ziynet eşyalarının kadın eşin himayesinde bulunmasıdır. Bunun aksini iddia eden kadın eş iddiasını ispatla mükelleftir. Ziynet eşyası davasında dava konusu altınların varlığı ve bu altınların kadın eşte olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde ispatlanmalıdır. " Aile Mahkemesi kararı bozuldu Somut olayda; 4 adet 22’şer gram bilezik, 3 adet gremse altın (Darphane tarafından basılan, halk arasında ‘iki buçukluk’ olarak da bilinen yüksek gramajlı bir ziynet ve yatırım altınıdır. Tam 10 adet çeyrek altına veya 2,5 adet tam altına eş değerdir), 10 adet çeyrek altın ve 1 adet 14 gram kolye-zincirin davalı erkek tarafından harcandığı ve davacı kadına iade edilmediği hatırlatıldı. Kararda şöyle denildi: "Bu ziynetler yönünden davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak dosyada mevcut bilirkişi raporunda düğün sırasında davalı erkeğe 6 adet çeyrek altın takıldığı açıkça belirlenmiştir. Doğrudan erkeğe takılan ve niteliği itibarıyla kadına özgü ziynet eşyası sayılmayan bu 6 adet çeyrek altının davalı erkeğe ait olduğunun kabulü gerekirken, İlk Derece Mahkemesince toplam 16 adet çeyrek altının tamamının davacı kadın lehine hüküm altına alınması doğru olmamıştır. Bu durumda mahkemece, çeyrek altınlar yönünden yalnızca 10 adet üzerinden kabul kararı verilmesi gerekirken, erkeğe ait olan 6 adet çeyrek altının da davacıya ait kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. "

Emsal karar; artık onlar da ihbar tazminatı alacak Haber

Emsal karar; artık onlar da ihbar tazminatı alacak

Bir çiftlikte çalışan karı koca, tazminatsız şekilde kapı önüne konuldu. 1. İş Mahkemesi’nin kapısını çalan Z.M. ve S.M. çifti, ücret ve tazminat alacaklarının tahsilini istedi. S.M., çiftlikte 15 at, 1 inek ve iki köpeğin bakım işleri, ahır temizliği bakımı ve bahçe işlerinden sorumlu olduğunu, eşi Z.M.’nin de yemek ve ev işleri ile uğraştığını, 5 sene boyunca kesintisiz çalıştıklarını öne sürdü. Haksız ve ihbarsız olarak işlerine son verildiğini iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil, yıllık ücretli izin alacaklarının tahsilini talep etti. Davalı at çiftliği sahibi, S.M.’nin çiftlikte at bakıcılığı yaptığını, davacının taleplerinin 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında değerlendirilemeyeceğini dile getirdi. Davacının atlarla ilgilendiğini, ahır içindeki temizlik işlerini yaptığını, sabah yapılan işlerin 3 saat sürdüğünü, akşama kadar davacının boşta kaldığını, boş zamanlarında kendisi için ekip biçtiği sebze bahçesi ile ilgilendiğini, akşam üstü atlara yapılan işlemlerin ise 1 saati geçmediğini kaydetti. Diğer davacı Z.M.’nin ise çiftlik evi içerisinde çalıştırıldığını, bu dönemden önce ise çalıştırılmadığını savunarak davanın reddini istedi. 1. İş Mahkemesi, S.M.’nin işverenlikte seyis olarak çalıştığı gerekçesiyle 4857 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması imkânı bulunmadığına hükmetti. Davacı Z.M.’nin de davalı işverenlikte ev hizmetlerinde çalıştığı, yine 4857 sayılı Kanun’un 4/1-(e) hükmü gereğince ev hizmetlerinde çalışanlara da 4857 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verdi. Karar davacı karı - koca tarafından temyiz edilince devreye giren Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, emsal nitelikte bir karara imza attı. Kararda şu ifadelere yer verildi; ‘Yargılama sırasında dinlenen davacı ve davalı tanıklarının iş sözleşmelerinin feshine ilişkin somut ve görgüye dayalı bir bilgileri bulunmamaktadır. Davalı işverence dosyaya davacılar hakkında işe gelmedikleri iddia edilen günlere ilişkin herhangi bir devamsızlık tutanağı ibraz edilmemiştir. Belirtilen hususlar ve dosya kapsamı dikkate alındığında; davacıların iş sözleşmelerinin davalı işverence feshedildiği ancak ispat yükü üzerinde olan işverence feshin haklı nedene dayalı olduğunun ispatlanamadığı anlaşılmıştır. Şu hâlde yapılan işin niteliği göz önünde bulundurularak davacılar kıdem tazminatına hak kazanamasa da 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 432 ve 438. maddeleri uyarınca ihbar tazminatı hakkı kazandıklarından, sözü edilen alacağın hesaplanarak hüküm altına alınması gerekir.’

Yüz Ağdası
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.