Hava Durumu

#İşveren

Yeni Marmara Gazetesi - İşveren haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İşveren haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

İşverenin "istifa" oyunu mahkemeden döndü Haber

İşverenin "istifa" oyunu mahkemeden döndü

Yıllarca güvenlik görevlisi olarak çalıştığı iş yerinden kovulan M.K., İş Mahkemesi'nin yolunu tuttu. Davacı; iş akdinin davalı tarafça haksız olarak feshedildiğini iddia etti. İstifa etmemesine rağmen davalının çıkış kodu 03 ile haksız olarak işten çıkardığını belirterek, iş akdinin feshinin geçersizliği ile işe iadesine, işverenin süresi içerisinde işe başlatmaması halinde işe başlatmama tazminatının ve 4 aylık boşta geçen süre ücretin davalılardan alınarak kendisine verilmesini talep etti. Davalı işveren de imzalı istifa dilekçesi olduğunu öne sürdü. İş Mahkemesi, davacı tarafça açılan davanın kabulü ile davalı tarafça yapılan feshin geçersizliğinin tespiti ve davacının işe iadesine hükmetti. Davalı avukatı kararı istinafa taşıdı. BAM 8. Hukuk Dairesi emsal nitelikte bir karara imza attı. Dosya kapsamındaki el yazılı, imzalı ve tarihsiz istifa dilekçesinin "Çalışmış olduğunuz projenizden başka bir projede çalışmak için ayrılıyorum" şeklinde olduğu hatırlatıldı. İşveren tarafından sunulan el yazılı istifa dilekçesinin tarihsiz oluşu dikkate alındığında düzenlendiği tarihin belgeden anlaşılamadığı gibi, gerçek bir istifa dilekçesi olmadığı vurgulandı. BAM kararında şöyle denildi: "İstifa dilekçesine itibar edilemeyeceği, ispat yükü üzerinde bulunan davalı tarafça iş akdinin davacının istifası ile sona erdiği ispatlanamadığından davacının iş akdinin davalı tarafça geçerli veya haklı bir nedene dayanılmaksızın feshedildiği gerekçesi ile davanın kabulü yerindedir. İşverence yapılan feshin geçersizliğine, davacının özel güvenlik hizmetleri şirketindeki iş yerine işe iadesine, davacının süresi içindeki başvurusuna rağmen işverence işe başlatılmaması halinde ödenmesi gereken tazminat miktarının davacının çalıştığı süre ve fesih sebebi de dikkate alınarak takdiren 4 aylık brüt ücreti olan 57 bin 240 TL olarak belirlenmesine karar verilmiştir."

Whatsapp’ta dedikodu yaptı, işten atıldı Haber

Whatsapp’ta dedikodu yaptı, işten atıldı

İddiaya göre M.N. ile G.Ü. isimli iki işçi, WhatsApp yazışmalarında işyerine dair düşüncelerini paylaştı. Konuyla alakalı şikayetleri değerlendiren işveren, WhatsApp’ta yapılan dedikoduların işyerinde olumsuzluklara yol açtığını öne sürüp iki işçiyi de kovdu. İş Mahkemesi’nin kapısını çalan M.N., iş akdinin feshi haksız olduğunu bu nedenle feshin geçersizliğinin tespiti ile işe iadesine, işe başlatılmaması halinde ödenecek 4 aya kadar işe başlatmama tazminatı ve en fazla 4 aylık boşta geçen süre ücreti miktarlarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etti. Davalı işveren de ilgili yazışma içeriklerinde G. Ü.ve davacının iş yeri ve çalışma arkadaşları hakkında dedikodu düzeyinde konuşmalar gerçekleştirildiği, bir takım çalışanlar hakkında hakaret düzeyinde ifadeler kullanıldığı, yine bir takım işçilerin iş yerinde gizlice çekildiği anlaşılan fotoğraflarının paylaşıldığını ileri sürdü. Bu durumda davalı işverenden iş akdinin devamının beklenemeyeceğini anlaşıldığını, davacının eylemlerinin yoğunluğu ve G.Ü. isimli işçinin de işten çıkarıldığını dile getirdi. İş Mahkemesi, davanın reddine hükmetti. Davacı avukatı kararı istinafa taşıdı. BAM 12. Hukuk Dairesi, her iki tarafın da ifadelerini değerlendirdi. WhatsApp yazışmalarıyla alakalı Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin, ‘’Whatsapp sistemi, telefon ve internet ortamında internet vasıtası ile iletişimi gerçekleştiren bir sistemdir. Burada kişi, kişiler ile iletişime geçtiği gibi gruplar kurarak grup içiresinde iletişim gerçekleştirilmektedir. Ancak bu sistem kendi içinde korunan ve 3. kişilere kapalı bir konumdadır. Dolayısı ile işçilerin iş akışını bozmadığı ve çalışmaların etkilemediği sürece bir grup kurmaları ve burada iletişim içinde olmaları yasak değildir. İşçilerin bu kapsamda burada iletişimlerinin kişisel veri olarak da korunması esastır. Somut uyuşmazlıkta, WhatsApp konuşmaları gizlilik içeren kişisel veri niteliğinde olduğundan, salt nasıl temin edildiği anlaşılamayan bu yazışmalara dayanılarak iş aktinin feshi haksız olup, kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı taleplerinin kabulü yerine reddi hatalıdır’’ şeklindeki kararına dikkat çekildi. BAM kararında şöyle denildi: ‘’ Somut uyuşmazlıkta, davacı işçi ile davalı işverenin diğer bir çalışanın WhatsApp uygulaması üzerinden kişisel görüşmeler yaptığı, bu görüşmelerin gizlilik içeren kişisel veri niteliğinde olduğu, mevcut delil durumuna göre söz konusu yazışmaların işyerinde olumsuzluklara neden olduğuna ilişkin dosyada delil bulunmadığı ortadadır. Bu hali ile iş sözleşmesinin haklı ya da geçerli nedenle feshedildiğinin kanıtlanamadığı anlaşıldığından, işveren tarafından yapılan feshin geçersizliği ile davacının işe iadesine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan sebeplerle davacı vekilinin istinaf nedenleri yerinde görülerek, ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak davacının işe iade talebinin kabulüne karar vermek gerekmiştir. Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulü ile işverence yapılan feshin geçersizliğine, davacının işe iadesine hükmedilmiştir.’’

Milyonları ilgilendiriyor; İzne çıkan işçiye o ödeme peşin ödenir Haber

Milyonları ilgilendiriyor; İzne çıkan işçiye o ödeme peşin ödenir

Özel sektör çalışanlarının mağduriyet yaşadığı olaya dair Yargıtay’dan emsal bir karar çıktı. İzne giderken, peşin ödeme ya da avans alamayan işçinin, istifa etmesi halinde kıdem tazminatı alabileceğine vurgu yaptı. Yüksek Mahkeme, işçiye hak ettiği süreden daha fazla izin kullandırılmış olmasının izin süresine ilişkin ücretin peşin ödenmesi yükümlüğünü ortadan kaldırmayacağına dikkat çekti. Yargıtay’ın yıllık izin ücretinin peşin ödenmemesinin işçi açısından haklı fesih sebebi olarak kabul edilmesinin arkasında aynı şehirde iki ayrı mahkemenin farklı karar vermesi olduğu ortaya çıktı. Yıllık izne giderken izin dönemine ait ücreti peşin alamayan A.B. isimli işçi, İş Mahkemesi’nin yolunu tuttu. Davacı A.B., yoğun bir çalışma temposundan sonra ailesiyle tatil planı yaparken izin çıkışı peşin ödeme ya da avans alamadığı için iş sözleşmesini haklı olarak feshettiğini dile getirdi. İş Mahkemesi feshin haklı olduğuna, davacıya kıdem tazminatı ödenmesi gerektiğine hükmetti. Karar istinafa taşındı Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 15. Hukuk Dairesi itirazları geri çevirdi. Benzer bir durumun mağduru olan B.K. isimli işçi de izne çıkarken peşin ödeme alamadığı için istifa etti. Kıdem tazminatı alamayan B.K., İş Mahkemesi’nin kapısını çaldı. Mahkeme; davacının feshe konu ettiği hususların haklı fesih sebebi teşkil etmediği gerekçesiyle reddetti. İstinafa taşınan dosya BAM 9. Hukuk Dairesi gündemine geldi. Daire, itirazları geri çevirdi. Aynı şehirde, aynı binada aynı davalarda iki farklı dairenin kesin nitelikteki kararlarının uyuşmaması üzerine devreye Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulu girdi. Kurul, yıllık izne çıkan işçiye peşin ödeme ya da avans verilmemesi durumunda nasıl hüküm kurulması konusunda Yargıtay’ın kapısını çaldı. Ültimatom gibi karar Bölge Adliye Mahkemesi’nin 9 ve 15. Hukuk Dairelerinin kanunda açıkça düzenlenen peşin veya avans olarak ödeme yükümlülüğünün ihlali halinde çalışanın iş akdini haklı nedenle fesih hakkına dair farklı yönde kararlar vermesi üzerine; uyuşmazlığın giderilmesi amacıyla verilen kararda Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nce işverenin yıllık izin ücreti ödeme borcunun kapsamı ortaya konuldu. Kararda; işverenin yıllık izin ücreti ödeme yükümlülüğünü düzenleyen 4857 sayılı İş Kanunu’nun 57. Maddesindeki, "İşveren, yıllık ücretli iznini kullanan her işçiye, yıllık izin dönemine ilişkin ücretini ilgili işçinin izine başlamasından önce peşin olarak ödemek veya avans olarak vermek zorundadır" hükmü hatırlatıldı. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, çalışanın yıllık ücretli izne çıkmasından önce çalışanın talebi olmasa dahi işverenin yıllık izin ücretini peşin veya avans olarak işçiye ödememesinin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24/II-(e) hükmünde işveren tarafından işçiye ücretinin kanun hükümlerine uygun olarak ödenmesi ve aynı maddenin (f) alt bendinde çalışma şartlarının uygulanması düzenlemelerine aykırılık oluşturacağı ve haklı nedenle fesih gerekçesi olacağını tekrar vurguladı. Kararda şöyle denildi: ‘’Davalı tarafça aksi savunulmuş ise de davacıya nispi emredici nitelikte olan 4857 sayılı Kanun’un 53. maddesine göre hak kazandığı yıllık izin süresinin üstünde yıllık izin kullandırılmış olması, yıllık izin ücretinin mutlak emredici nitelikte olan 57. maddeye göre izin başlamadan evvel peşinen veya avans olarak ödenmesi yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. İşveren tarafından işçiye ücretinin kanun hükümlerine uygun olarak ödenmemesi ve aynı maddenin (f) alt bendinde çalışma şartlarının uygulanmaması, haklı fesih nedeni olarak düzenlenmiştir. Şu hâlde anılan hükümler gereğince yıllık izne ilişkin ücretin, yıllık izne ayrılmadan evvel işverence peşin ödenmediği gerekçesiyle yapılan fesih haklı nedene dayalıdır. Bölge Adliye Mahkemesi kararları arasındaki uyuşmazlığın, işverenin işçinin yıllık izin dönemine ilişkin ücretinin izinden önce peşinen veya avans olarak ödeme zorunluluğuna ilişkin yükümlülüğüne aykırı davranışının işçi bakımından haklı nedenle fesih sebebi teşkil edeceğine dair Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi’nin kararı doğrultusunda giderilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.’’

Emsal karar; İşçinin özel hayatı patronu ilgilendirmez Haber

Emsal karar; İşçinin özel hayatı patronu ilgilendirmez

İddiaya göre genç mühendis, aynı işyerinde çalışan kız arkadaşını darp ettikten sonra kovuldu. İş Mahkemesi’nde işe iade davası açan mühendis, özel hayattaki olayların işvereni ilgilendirmediğini öne sürdü. Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturması kapsamında hazırlanan bilirkişi raporu ile masumiyet karinesi gözetilmeden ceza dosyaları sonuçlanmadan fesih yapıldığını öne sürdü. İşyeri düzenini bozucu herhangi bir davranış sergilemediğini, davalı işverenin eşit davranma yükümlülüğüne aykırı şekilde yalnızca kendisinin iş akdini feshettiğini ve B.A.’nın çalışmaya devam ettiğini, bu nedenlerle feshin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu ileri sürerek, feshin geçersizliği ile müvekkilinin işe iadesine ve yasal sonuçlara hükmedilmesini talep etti. Davalı işveren ise işyeri dışında gerçekleşmiş olsa dahi darp olayının iş ilişkisine olumsuz etkiler doğurduğunu dile getirdi. Mahkeme, iş yeri ve mesai dışında vuku bulan darp olayından sonra davalı işverenin davacı ile çalışmasının güven ilişkisini zedeleyeceği, davalının davacı ile çalışmaya devam etmesinin beklenemeyeceği bu nedenle yapılan feshin geçerli nitelikte olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verdi. Davacı avukatı kararı istinafa taşıdı. BAM 7. Hukuk Dairesi emsal nitelikte bir karara imza attı. İşçinin özel yaşamına ilişkin fiil ve davranışlarının, kural olarak işverenin müdahale alanı dışında kaldığını hatırlatıldığı BAM kararında; bu tür olayların işyerine somut, belirgin ve olumsuz şekilde yansıdığının ortaya konulması hâlinde feshe dayanak yapılması mümkün olduğuna dikkat çekildi. Salt özel yaşam alanında gerçekleştiği iddia edilen vakıalar geçerli fesih sebebi olarak kabul edilemeyeceği vurgulandı. İş sözleşmesinin sona erdirilmesine gerekçe yapılan olayın, işyeri sınırları dışında, tarafların özel hayat ilişkisi kapsamında gerçekleştiği ileri sürülen bir vakıaya dayandığı anlaşıldığı dile getirildi. Kararda şöyle denildi: ‘’İşyeri dışında gerçekleştiği iddia edilen darp olayının sübut bulduğu varsayılsa dahi, bu durumun kendiliğinden işveren yönünden geçerli fesih nedeni oluşturmayacağı; söz konusu fiilin işyeri ile bağlantısının ve iş ilişkisine somut etkisinin ayrıca ve açık biçimde ortaya konulmasının zorunlu olduğu izahtan varestedir. Bu çerçevede, tanık anlatımları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, iddia edilen fiilin işyeri ortamında huzursuzluğa sebep olduğuna, çalışma barışını bozduğuna veya işin yürütümünü olumsuz etkilediğine dair herhangi bir somut anlatım ya da delilin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan, davacının görev yaptığı birim ile dava dışı kişinin görev yaptığı birimlerin farklı olduğu, tarafların fiilen birlikte çalışmadıkları ve işveren tarafından fesih dışında daha hafif ve koruyucu önlemlerin değerlendirilmediği de dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Ayrıca davacının savunmasının disiplin kurulu toplantısı sırasında alınmış olması, fesih öncesinde usulüne uygun savunma alınması yükümlülüğünü karşılamamakta; isnat edilen fiilin davacıya açık ve net biçimde bildirildiği ve davacıya bu fiile karşı etkili şekilde kendini savunma imkânı tanındığına dair dosyada herhangi bir delil bulunmamaktadır. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; ileri sürülen olayın işyeriyle bağlantısının ve iş ilişkisini objektif olarak sürdürülemez hâle getirdiğinin somut delillerle ispatlanamadığı, davacının savunma hakkının usulüne uygun biçimde kullandırılmadığı ve feshin son çare olması ilkesine uygun davranılmadığı sonucuna varılmaktadır. Bu delil durumuna göre, ispat yükü altında olan davalı işverenin iş sözleşmesini geçerli nedenle feshettiğini ispatladığını kabule imkan bulunmamaktadır. Bu itibarla, davanın kabulü ile davacının işe iadesine ve yasal sonuçlarına hükmedilmesi gerekirken, aksi yönde karar verilmesi hatalı olmuştur.’’

Yargıtay'dan iş kazalarına dair emsal karar Haber

Yargıtay'dan iş kazalarına dair emsal karar

Çalıştığı balık çiftliği yakınlarında denizde boğularak hayatını kaybeden Z.Y.’un yakınları 5. İş Mahkemesi’ne müracaat ederek ölümün iş kazası kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdiler. Sosyal Güvenlik Kurumu ile diğer davalı ise ölüm olayının iş kazası niteliğinde bulunmadığını savunarak davanın reddini talep etti. İş Mahkemesi, davacıların talebini kabul ederek ölüm olayının iş kazası olduğuna karar verdi. Kararın davalılar tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi, istinaf başvurularını esastan reddetti. Bunun üzerine karar, davalı işveren vekili ile Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından temyiz edildi. Görevlendirme yoktu Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, merhum sigortalının, işverene ait balık çiftliğinde çalışmakta olup iş veren tarafından temin edilen tekne ile balık havuzlarında bulunan balıklara yem verdikten sonra işveren tarafından konulan konteynere yemek yemek için çekildiğini hatırlattı. Yemekten sonra yüzmek amacıyla limanda gemilerin demirli olduğu kısma tekne ile gittiği, burada denize atlayarak yüzdüğü sırada belinin tutulması sonucu hareketsiz kalıp boğulduğu vurgulandı. Sigortalının kaza geçirdiği yerin davalıya ait iş yeri sınırları içerisinde olmadığı, iş veren tarafından herhangi bir görevlendirmenin bulunmadığı dile getirdi. Olayın; 5510 sayılı Kanun'un 13. maddesi gereği olayı iş kazası olarak değerlendirilip kabul kararı verilmesi mümkün olmadığı belirtildi. Bölge İdare Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, doyanın yeniden İş Mahkemesi’ne gönderilmesine hükmedildi.

Patrona yazılı sitem etmeyin, işinizden olabilirsiniz Haber

Patrona yazılı sitem etmeyin, işinizden olabilirsiniz

Tam üç senedir grup başkanı olarak çalıştığı şirketin sahibine, elektronik posta gönderen işçi, son bir yılda bilinçli bir şekilde olumsuz davranışlara maruz kaldığını, rızası alınmaksızın priminin düşürüldüğüne dikkat çekti. İşçinin sitem dolu ifadelerini istifa olarak yorumlayan patron, yönetici pozisyonundaki personelini tazminatsız kapı önüne koydu. İş Mahkemesi’nin kapısını çalan mağdur yönetici, manevi olarak yıprandığı için bu durumu işverene e-posta olarak ilettiğini ancak e-postanın istifa olarak yorumlandığını, iş sözleşmesinin davalı tarafından sona erdirildiğini iddia ederek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin, ücret, prim, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etti. Davalı işveren, davacının e-posta ile istifasını sunduğunu, kendisinin de aynı gün verdiği cevap ile istifayı kabul ettiğini, davacının alacağı olmadığını savunarak davanın reddini istedi. İş Mahkemesi, son bir yıl baskı altında çalışan grup başkanının priminin düşürülmesini esaslı değişiklik olarak yorumladı. Daralma sebebi ile çalışanların ücretlerinde indirim yapıldığı ve ödül olarak verilen bonusların ödemesinin durdurulduğunun savunulduğu, davacının istifa konusunda irade beyanının net olmadığı, sonrasında gönderilen ihtarnameden iradesinin istifa yönünde olmadığının anlaşıldığına dikkat çekti. Davalının, iş sözleşmesinin kıdem tazminatına hak kazanmayacak şekilde sonlandığını ispat edemediği, davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığına karar verildi. Karar, istinafa taşındı. Bölge Adliye Mahkemesi, istinaf başvurusunun esastan reddine hükmetti. Davalı işveren kararı temyiz edince devreye Yargıtay 9. Hukuk Dairesi girdi. İşçinin istifa dilekçesindeki iradesinin fesada uğratılmasının da sıkça karşılaşılan bir durum olduğu hatırlatılan Yargıtay kararında, "İşverenin tazminatların derhal ödeneceği sözünü vererek ve benzeri baskılarla işçiden yazılı istifa dilekçesi vermesini talep etmesi ve işçinin buna uyması hâlinde, gerçek bir istifa iradesinden söz edilemez. Bu hâlde feshin işverence gerçekleştirildiği kabul edilmelidir. Bu açıklamalardan sonra somut uyuşmazlık incelendiğinde; mahkemece söz konusu e-postanın, davacının istifa konusunda irade beyanının net olmadığı, sonrasında gönderilen ihtarnameden iradesinin istifa yönünde olmadığının anlaşıldığı, davalının, iş sözleşmesini kıdem tazminatına hak kazanmayacak şekilde sonlandığını ispat edemediği gerekçesiyle kıdem ve ihbar tazminatının kabulüne karar verilmiş ise de varılan sonuç dosya içeriği ile örtüşmemektedir. Davacının, işveren yetkilisine göndermiş olduğu e-posta içeriği, bu e-postaya verilen cevap, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; iş sözleşmesinin işçi tarafından feshedildiği anlaşılmakla mahkemece hatalı hukuki değerlendirme yapılarak iş sözleşmesinin işveren tarafından feshedildiği sonucuna varılması isabetsizdir. Davacı iş sözleşmesinin kendisi tarafından haklı nedenle sonlandırıldığını da iddia etmiş değildir. Bu hâlde iş sözleşmesinin davacının istifası ile sona erdiği kabul edilerek kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekildeki gerekçeyle taleplerin hüküm altına alınması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir’’ denildi.

İşçiye verilen fazla para için yüksek mahkemeden emsal karar Haber

İşçiye verilen fazla para için yüksek mahkemeden emsal karar

Tam 15 sene önce çalıştığı işyerinden ayrılan işçiye fazla ödeme yapıldığını tespit eden işveren, parayı talep etti. İşçi, ödemeye yanaşmayınca İş Mahkemesi’nin yolunu tutan davacı işveren, davalı işçinin 1. İş Mahkemesinin 2008/1115 Esas sayılı dosyası ile alacak davası açtığını, yapılan yargılamada davanın kabulüne karar verildiğini hatırlattı. Kararın Yargıtay tarafından bozulması üzerine Mahkemece davanın reddine karar verildiğini, kararın kesinleştiğini, bilirkişi raporuna göre işverenin davalıya fazladan ödeme yaptığının tespit edildiğini, davalı tarafa fazladan yapılan ödemelerin iadesi için yazı gönderildiğini ancak ödeme yapılmadığını ileri sürerek yapılan fazla ödemenin davalıdan tahsilini talep etti. Davalı cevap dilekçesinde; açılan davanın haksız olduğunu savunarak davanın reddini istedi. İş Mahkemesi, aynı ücretle çalışan işçilere davalı ile benzer ve aynı oranlarda ücret zammının uygulandığı, dava açmayan işçilerin davalıyla aynı ücreti aldığı, buna göre davacı kurumun fazla ödenen tutarı talep etme hakkının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verdi. Karar istinafa taşındı. Bölge Adliye Mahkemesi, hatalı ödemeyi yapan davacı işverenin ekonomik ve sosyal açıdan üstün, iyi niyetle zenginleşen işçinin ise zayıf konumda olduğu, güvenin korunması, hakkaniyet ilkeleri gereği bir borcu ifa etmek düşüncesiyle davacı işveren tarafından yapılan fazla ödemenin istenmesinin doğru olmadığı gerekçeleriyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verdi. Davacı avukatı temyiz dilekçesinde; hükme esas alınan bilirkişi raporundaki tespitlerin eksik inceleme ve araştırmaya dayandığını, hatalı olduğunu ileri sürdü. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi; Borçlar Kanunu’nun 62. maddesi (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu‘nun 78. maddesi) gereğince, borç olmayanı rızası ile ödeyen kimse yanlışlığa düştüğünü ispat ettiği takdirde ödediğini geri isteyebileceğine dikkat çekti. Kararda; ‘’Bu maddede belirtilen yanlışlık eda ile ilgili olup edada bulunanda bağışlama irade ve arzusunun bulunmadığını gösteren bir yanılmadır. Başka bir deyişle, davacı idarenin tahakkuk memuru hataya düşmeseydi, davalıya edada bulunmayacağı anlamına gelmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.12.1984 tarihli ve 1982/13-387 Esas, 1984/997 Karar sayılı kararı ile herhangi bir şart tasarrufa dayanmayan salt hatalı ödemelerin idare tarafından Borçlar Kanunu’nun sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri istenebileceği açıklanmıştır. Somut uyuşmazlıkta, davalı işçinin davacıya karşı fark alacaklar istemiyle açtığı davada davanın reddine karar verildiği ve kararın onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu durumda, Mahkemece; kesinleşen 1.İş Mahkemesinin 2011/1153 Esas, 2012/18 Karar sayılı dosyasında yer alan bilirkişi raporu ile hesaplanan fazla ödeme tutarının hüküm altına alınması gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir’’ denildi.

İşçinin maaş oyunu Yargıtay’dan döndü Haber

İşçinin maaş oyunu Yargıtay’dan döndü

Bir inşaat şirketinde kaynakçı olarak çalışan işçi, İş Mahkemesi’nin yolunu tutarak iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini öne sürdü. Ücretinin düşük gösterildiğini, çalıştığı sürece işyerinde fazla çalışma yaptığını, ulusal bayram ve genel tatil günleri dâhil haftanın 7 günü çalıştığını, izinlerinin tam olarak kullandırılmadığını ileri sürerek kısmi alacak davası şeklinde kıdem ve ihbar tazminatlarını talep etti. Mahkemede ifade veren davalı şirket yönetimi de ücret iddiasının gerçeği yansıtmadığını iş sözleşmesinin davacı izinde iken kendisinin işe gitmek istememesi üzerine sonlandırıldığını, tazminat talep hakkı bulunmadığını, çalışma karşılığı tüm ücret alacaklarının ödendiğini savunarak davanın reddini istedi. İş Mahkemesi davanın kabulüne hükmetti. Karar istinafa taşındı. Bölge Adliye Mahkemesi (BAM), işverenin itirazını haksız buldu. Davalı kararı temyiz edince devreye Yargıtay 9. Hukuk Dairesi girdi. Kararda; işyeri uygulamasıyla oluşan çalışma şartlarında esaslı bir değişikliği işverenin ancak durumu işçiye yazılı olarak bildirmek suretiyle yapabileceği hatırlatıldı. Bu şekle uygun olarak yapılmayan ve işçi tarafından altı iş günü içinde yazılı olarak kabul edilmeyen değişiklikler işçiyi bağlamayacağı vurgulandı. 4857 sayılı Kanun’un 22/1 hükmünün asıl konuluş amacının, işverenin tek taraflı değişiklik işlemlerine karşı işçiyi korumak; işçinin isteği dışında işini, işyerini ve diğer çalışma şartlarını değiştirecek işveren davranışlarına ‘dur’ demek olduğu dile getirildi. Kararda şöyle denildi: "Somut olayda dosyaya sunulan ‘Çalışma Şartlarında Değişiklik Bildirimi’ başlıklı belge ile işçilere yapılan bildirimde; yapılan işle alakalı ihtiyacın azalması ve feshin son çare olması prensibi ilkelerinden hareketle iş sözleşmesini bu nedenle sona erdirmek yerine ücrette işçinin kabul etmesi hâlinde 4857 sayılı Kanun’un 22. maddesi uyarınca çalışma şartlarında esaslı bir değişikliğe gidilerek ücretin bir miktar düşürülmesine karar verildiği yazılmıştır. Yeni belirlenen ücretle belirtilen şartlarda çalışmanın uygun görüldüğü, buna dair değişikliği kabul edip etmediğinin, bu değişikliğe muvafakati olup olmadığının, bu değişiklik yazısının tebliğinden itibaren 6 (altı) iş günü içerisinde işverene bildirilmesi yönünde bildirim yapılmıştır. Davacının aynı gün, ücrette indirime gidilmesine ve buna yönelik çalışma şartlarında değişiklik talebine muvafakat ettiğine dair beyan dilekçesini, el yazısı ile yazıp imzaladığı ve işverene sunduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. İş sözleşmesinin devamı sırasında tarafların karşılıklı olarak ve ileriye dönük şekilde, ücrette bir miktar indirim yapılması hususunda anlaştıkları ortadadır. İş sözleşmesinin bu ücret üzerinden devam etmesi konusunda mutabık kaldıkları, davacının çalışma şartlarındaki bu değişikliğe önce rıza gösterip iş sözleşmesinin feshinden sonra irade fesadı iddiasına dayanarak eksik ödenen ücret alacağı şeklinde talepte bulunmasının dürüstlük kuralına aykırı olduğu anlaşılmıştır. Diğer taraftan irade fesadı iddiasının usulüne uygun şekilde ispatlanamadığı da dikkate alındığında, ücretin düşürülmesini ve çalışma şartlarında değişiklik talebini kabul ettiğine dair davacı işçi imzalı muvafakat belgesine değer verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde sonuca gidilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.’’

Mesai arkadaşına ‘salak’ dedi hem işten hem tazminattan oldu Haber

Mesai arkadaşına ‘salak’ dedi hem işten hem tazminattan oldu

Çalıştığı otelden çıkartılan aşçıbaşı K.H. İş Mahkemesi’nin yolunu tuttu. İş sözleşmesine haklı bir sebep olmaksızın son verildiğini ve ödenmeyen işçilik alacaklarının bulunduğunu ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile hafta tatili ücreti, asgari geçim indirimi alacaklarının tahsilini talep etti. Otel işletmecisi, davacının stajyer aşçı M.K.'ya sinkaflı sözlerde bulunduğunu, bunu diğer çalışanlara da yaptığını, bu sebeple iş sözleşmesine haklı olarak son verildiğini öne sürdü. Yapmış olduğu fazla çalışmaların karşılığının ücret bordrolarına yansıtılarak banka hesaplarına ödendiğini veya karşılığında serbest zaman verildiğini, iş sözleşmesinde yılda 270 saate kadar olan fazla çalışmanın zamlı karşılığının ücrete dâhil olduğunu, davacının ödenmeyen alacağının bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istedi. İş Mahkemesi, davacının stajyer M.K.'ya ve diğer çalışanlara sinkaflı sözlerde bulunması sebebiyle iş sözleşmesinin haklı olarak feshedildiği savunulmuş ise de; dosyaya hiçbir somut belgenin ve ayrıca fazla çalışmanın ücrete dâhil olduğunu gösteren iş sözleşmesinin sunulmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verdi. Karar istinafa taşındı. Bölge Adliye Mahkemesi itirazları geri çevirdi. İşletmeci kararı temyiz edince yıllar süren davada son sözü Yargıtay 9. Hukuk Dairesi söyledi. Kararda; işçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan davranışı sonucunda iş ilişkisine devam etmek işveren açısından çekilmez hâle gelmişse işverenin haklı sebeple derhal fesih hakkı doğduğuna vurgu yapıldı. İşverene tanınan derhal fesih hakkının temelini işyerindeki disiplin ve düzeni sağlama amacı oluşturduğu hatırlatıldı. Somut olayda, iş sözleşmesi davacının işverenin başka bir işçisine sataşması, küfür etmesi, işyerinde olumsuzluklara sebebiyet vermesi, çalışma huzurunu bozması, doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması ve iş disiplinine uymaması gibi nedenlerle haklı nedenle feshedildiğine dikkat çekildi. Yargıtay kararında; "Dosya kapsamının incelenmesinde, feshe konu olayda davacının işyerinde stajyer olarak çalışan M.K'ya bezlerin pis koktuğu gerekçesiyle bağırmaya başladığı, sinkaflı küfürler ettiği ve şiddet içerikli sözler söylediği ortadadır. Çalışanın göz ameliyatı olduğu, doktorunun çalışmaması gerektiğini davacıya ilettiği, davacının herkesin içinde kendisini rencide ettiği, ‘öküz, mal, salak, işe yaramazsın, ne halin varsa gör’ dediği anlaşılmıştır. Dosya kapsamındaki deliller dikkate alındığında, davacının işverenin gözetmekle yükümlü olduğu stajyere sataştığı, küfürlü sözler sarf ettiği ve işyerindeki diğer çalışanlara karşı da agresif tavırları ve sinkaflı küfürleriyle ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan davranışlar sergilediği ve böylece işyerindeki çalışma barışı ile düzen ve disiplini bozduğu sabittir. Davacının sabit olan bu davranışları karşısında iş ilişkisinde güven temelinin çöktüğü kabul edilmelidir. Bu bakımdan işverence sözleşmenin 4857 sayılı Kanun'un 25’nci maddesinin (II) numaralı bendi uyarınca ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılık sebebiyle feshi yerindedir. İşverence yapılan feshin haklı nedene dayandığı anlaşıldığından davacının kıdem ve ihbar tazminatına ilişkin taleplerinin reddi gerektiği hâlde yazılı gerekçe ile kabulüne karar verilmesi isabetsiz olup kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir" denildi.

Yüz Ağdası
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.