Hava Durumu

#Kanser

Yeni Marmara Gazetesi - Kanser haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kanser haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Kanser Hastalarının Beslenmesine Dikkat! Haber

Kanser Hastalarının Beslenmesine Dikkat!

Psikolog Mehmet Güney Ziyalan, kanser tedavisi sürecinde yaşanan psikolojik ve fizyolojik etkilerin iştahsızlığa yol açabildiğini hatırlattı. Ziyalan, bazı hastaların tedavi boyunca iştahsızlık yaşamadığını, bazılarının ise tedavinin belirli dönemlerinde ya da ilerleyen süreçte bu sorunla karşılaşabildiğini ifade ederek, "İştahsızlığın her zaman fizyolojik ya da kimyasal bir nedeni olmayabilir. Psikolojik nedenler de bu duruma yol açabilir ve bu kesinlikle keyfi bir durum değildir" dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Onkoloji Bölümü’nden Uzman Klinik Psikolog Mehmet Güney Ziyalan kanser tedavisi sürecinde hastalarda sık görülen iştahsızlık sorununa ve bu süreçte hasta yakınlarının farkında olmadan yaptığı hatalara dikkat çekti. İştahsızlığın yalnızca kimyasal ya da mekanik nedenlerle açıklanamayacağını vurgulayan Ziyalan, psikolojik etkenlerin önemli rol oynadığını söyledi. Tedavi sürecinde yaşanan bulantı ve tiksinti hissinin, zamanla yemek yeme davranışıyla şartlanabildiğini belirten Ziyalan, "İlaçların bulantı ya da tiksinti etkisi ortadan kalksa bile, yemek yeme davranışı bu olumsuz duygularla eşleştiği için iştahsızlık devam edebiliyor. Bu durumda ortada fiziksel bir neden olmasa da hasta gerçek anlamda zorlanıyor." diye konuştu. Psikolog Ziyalan, bazı ilaçların koku hassasiyetini artırabildiğine de değindi, hastaların normalde rahatsız olmadığı yemek kokularının bu süreçte tiksinti oluşturabildiğini söyledi. Depresif ruh halinin ve ağrının da iştahsızlığı artıran önemli etkenler arasında yer aldığını belirten Ziyalan, yemek saatlerinin hem hastalar hem de hasta yakınları için stresli bir sürece dönüşebildiğini ifade etti. Çocuk muamelesi yapmayın Hasta ve hasta yakınları arasındaki rollerin tedavi süreciyle birlikte değiştiğine dikkat çeken Ziyalan, "Kişinin neyi, ne zaman ve ne kadar yiyeceğine artık başkasının karar vermesi, hastada baskı ve çocuk muamelesi görme hissi oluşturabiliyor. Bu da yemeği daha da zorlaştırıyor" dedi. Hasta yakınlarının iyi niyetle yaptığı ısrarın, hastaların kendilerini anlaşılmamış hissetmesine yol açabileceğini söyleyen Ziyalan, bu durumun zaman zaman sofrada gerginliğe neden olabildiğini kaydetti. İştahsızlıkla baş etmede bazı küçük ama etkili önerilerde bulunan Ziyalan, lokmaların küçük tutulması, yemek sırasında acele edilmemesi ve hastanın zorlanmaması gerektiğini vurguladı. Yemek esnasında dikkatin yemekten başka bir yöne çekilmesinin de faydalı olabileceğini belirten Ziyalan, şu önerilerde bulundu. "Televizyon, müzik ya da sohbetle dikkati dağıtmak, bulantı ve tiksinti hissini azaltabiliyor. Az yemek ile hiç yememek arasında büyük fark olduğu bilinmeli. Üç lokma her zaman sıfır lokmadan iyidir. Her lokmanın kıymetini bilmek gerekiyor. Tabak bitmedi diye hastayı suçlamak motivasyonu düşürüyor. Masa düzeni, porsiyon küçüklüğü ve ortam kokuları da önemli. Büyük porsiyonlar göz korkutabilir. Küçük porsiyonlar daha ulaşılabilir hedefler sunar. Ayrıca yemek kokularını mümkün olduğunca azaltmak da süreci kolaylaştırır. Gün içindeki kısa yürüyüş ve hafif aktivitelerin iştah üzerinde olumlu etkisi olabilir. Hastaların kendilerini daha enerjik hissettikleri zaman dilimlerinde yemek yemeye teşvik edilmesi de daha doğru olur."

Kanseri içten yok eden bakteri Haber

Kanseri içten yok eden bakteri

Kanada’daki University of Waterloo bünyesinde görev yapan araştırmacılar, kanser tedavisinde farklı bir yaklaşım geliştirmeye yönelik çalışma yürütüyor. Araştırmada, genetik olarak tasarlanan bakterilerin tümör dokusuna yerleşerek kanserli hücreleri içeriden hedef alması amaçlanıyor.Çalışmanın merkezinde, oksijensiz ortamlarda yaşayabilen ve toprakta doğal olarak bulunan Clostridium sporogenes bakterisi yer alıyor. Katı tümörlerin merkezinde oksijen seviyesinin düşük olması nedeniyle bu bölgenin bakteri için uygun bir ortam oluşturduğu ifade ediliyor. Projede yer alan araştırmacılardan Marc Aucoin, bakterilerin tümörün merkezine yerleşerek burada çoğaldığını ve kanserli dokuyu hedef aldığını belirtti. Araştırmacılar, bakterilerin tümörün dış katmanlarına yaklaştığında oksijenle temas ederek etkisiz hale gelmesi sorunuyla karşılaştı. Bu engeli aşmak amacıyla bakteriye oksijene daha dayanıklı bir gen eklendiği bildirildi. Ancak bu özelliğin kontrolsüz biçimde devreye girmesinin, bakterilerin kan dolaşımında çoğalmasına yol açabileceği ve risk oluşturabileceği kaydedildi.Bu nedenle sistem, yalnızca tümör içinde belirli bir yoğunluğa ulaşıldığında aktif olacak şekilde tasarlandı. Araştırma ekibinden Brian Ingalls, kurulan yapıyı “kablolar yerine DNA parçalarıyla oluşturulmuş bir elektrik devresi”ne benzeterek, genetik bileşenlerin öngörülebilir bir düzen içinde çalışacak şekilde tasarlandığını ifade etti.Ekip, bir sonraki aşamada oksijen tolerans genini ve kontrol mekanizmasını tek bir bakteri içinde birleştirerek klinik öncesi denemelere geçmeyi planlıyor. Çalışmanın mühendislik, matematik ve yaşam bilimleri alanlarından uzmanların iş birliğiyle sürdürüldüğü ve kanser tedavisinde yeni bir yöntem geliştirmeyi hedeflediği bildirildi.

Kanseri yendi, davul-zurna ile kutladı Haber

Kanseri yendi, davul-zurna ile kutladı

Muğla'nın Milas ilçesinde yaşayan matematik öğretmeni İzel Gül Usta, kanser hastalığına karşı verdiği zorlu mücadeleyi kazanarak sağlığına kavuştu. Uzun ve yorucu bir tedavi sürecinin ardından hastalığı yenen Usta, kansere karşı kazandığı bu büyük zaferi sokakta davullu-zurnalı düzenlenen coşkulu bir kutlamayla taçlandırdı. Kutlamada aile bireyleri, yakınları Usta'yı yalnız bırakmadı. Ellerinde rengarenk balonlarla bir araya gelen kalabalık, hep birlikte gökyüzüne balon bırakarak bu anlamlı anı ölümsüzleştirdi. Kutlama sırasında İzel Gül Usta, elinde ‘Kanser 0, İzel 1' döviziyle sevincini paylaştı. Kanseri yenen matematik öğretmeni İzel Gül Usta, "Geçtiğimiz Haziran ayında hayatımın en zor haberiyle sarsıldım. Lenfoma (lenf kanseri) olduğunu öğrendim. Yeni evliydim. Hayallerimiz vardı, çok korktum, ağladım. Günlerce kendime kapattım. Neden ben diye çok sorguladım. Ama sonra düşündüm dedim ki, ben öğrencilerime her problemin bir çözümü vardır diyorum. Ve bu sefer bu problemi çözen sırası sende dedim. Ve bu problemi çözmek için çok mücadele ettim. Hiç kolay değildi. Ama eşim, annem, babam, ailem, sevdiklerim bir an olsun bile yanımdan ayrılmadılar. Onların destekleri benim için çok özeldi gerçekten. Ve bir gün o mesajı aldım. İzel tedavilerimiz bitti, gözümüz aydın mesajıydı. Canım doktorum, onun desteği benim için çok özeldi. Ve ben iyileştim arkadaşlar. Şu anda tedavim devam ediyor, ama umarım bir daha bu hastalık hiçbir şekilde yanımıza bile yaklaşamaz. Herkese umut olsun diye bu videoyu çekiyorum. Biz çok güçlüyüz. İnanın umut hep var. Umudunuzu kaybetmeyin, kendinize güvenin" dedi.

Başkan Şadi Özdemir kanserle mücadelesini anlattı Video Galeri

Başkan Şadi Özdemir kanserle mücadelesini anlattı

     Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, katıldığı söyleşide pankreas kanserini nasıl yendiğini samimiyetle paylaştı. "Vaktim yok" diyerek kontrollerini aksattığını belirten Başkan Şadi Özdemir, "En büyük hatam buymuş. Erken teşhis gerçekten hayat kurtarıyor" dedi.      Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi, kanserle mücadelede duygusal dayanıklılığın ve farkındalığın konuşulduğu bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. 4 Şubat Dünya Kanser Günü nedeniyle düzenlenen "Kanser’de Duygularımızı Tanıyoruz" başlıklı söyleşide, uzman hekimler, kanseri yenenler ve hasta yakınları tecrübelerini paylaştı. Bursa Kanserle Savaş Derneği Başkanı Ümit Ecemiş’in moderatörlüğünü yaptığı panelde Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir de kendi sağlık sürecine ilişkin samimi açıklamalarda bulundu. "Sürekli kontrol ettirmek lazım"      Kendisinin de zorlu bir kanser süreci geçirdiğini belirten Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, hastalığı öğrenme ve tedavi sürecini katılımcılarla paylaştı. CHP Bursa İl Başkanlığı dönemindeki yoğun tempo nedeniyle sağlık kontrollerini aksattığını ifade eden Başkan Şadi Özdemir, "O zamanlar hiçbir şeye ayıracak vaktim yoktu. Kendimce gidip kontrol ettirmiyordum. En büyük hatam buymuş. En sağlıklı zamanlarda bile kontrol ettirmek lazım" dedi.      Kalp kontrolü için gittiği hastanede şeker değerlerinin yüksek çıkması üzerine yapılan tetkiklerde pankreasında 4,5 santimlik tümör tespit edildiğini aktaran Başkan Şadi Özdemir, doktorunun kendisine "Çok şanslısın, 2 ay sonra gelseydin ameliyat edemezdim" dediğini söyledi.      Ameliyatın ardından kemoterapi ve ışın tedavisi gördüğünü belirten Başkan Şadi Özdemir, eşi Nuray Özdemir’in bu süreçte en büyük destekçisi olduğunu ifade etti. Başkan Şadi Özdemir, "Doktorlarım veya biz biraz daha ihmal etsek bugün sizin karşınızda konuşuyor olmayacaktım" diye konuştu.      Hastalık sürecinin bakış açışını değiştirdiğini dile getiren Başkan Şadi Özdemir, "Artık o zaman kafama taktığım birçok şeyi şimdi takmıyorum. Önceliğimiz kendimiz olmalı. Mutlaka hekimle birlikte hareket etmek ve belli periyotlarla kontrol edilmek lazım. Erken teşhis hayat kurtarır" dedi. "Kanser toplumsal bir sağlık sorunudur"      Etkinliğin açılışında konuşan Medicana Bursa Hastanesi Genel Müdürü Dr. Özcan Akan da kanserin sadece tıbbi değil, toplumsal bir sağlık sorunu olduğunu belirtti. Akan, "Kanserin birçok çeşidi başlangıçta önlenebilir ve tedavi edilebilir. Toplum olarak ne kadar bilinçlenirsek, kanseri yenmek konusunda da o kadar başarılı oluruz" ifadelerini kullandı. "Yan yana olmanın gücüne inandık"      Açılış konuşmalarının ardından söyleşi kısmına geçildi. Söyleşide konuşan Başkan Şadi Özdemir’in eşi Nuray Özdemir ise o günleri anlatırken duygusal anlar yaşadı. Eşinin tedavi sürecinde yaşadıklarını dile getiren Nuray Özdemir, "En çok zorlandığım an, hastaneden çıkıp eve döneceğimiz zamandı. Ancak tedavi sürecinde yan yana olmanın gücüne inandık" ifadelerini kullandı. Sivil toplum kuruluşlarında gönüllü olarak yer aldığını paylaşan Nuray Özdemir, sivil toplum kuruluşlarının bu konuda farkındalık oluşturmadaki rolüne dikkat çekti. Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Nilüfer Avcı da hasta-hekim ilişkisinin ve sosyal desteğin önemine değindi. Hastaya teşhis konulduğu andan itibaren psikolojik desteğin şart olduğunu belirten Prof. Dr. Avcı, sivil toplum kuruluşlarının ve aile desteğinin tedavi başarısını artırdığını vurguladı. Hasta ve hasta yakınlarının gözünden süreç      Kanseri yenen Sevgi Uyumaztürk, hastalığı ilk öğrendiğinde yaşadığı "ölüm korkusu"nu ve kabullenme sürecini anlatırken, hekimine duyduğu güvenin iyileşme sürecindeki etkisine dikkat çekti. Hasta yakını olarak panelde yer alan Ersin Demirel ise genç yaşta babasının hastalığıyla başlayan ve annesiyle devam eden süreçte bir hasta yakını olarak üstlendiği sorumlulukları ve yaşadığı duygusal yolculuğu katılımcılarla paylaştı.

Akciğer Kanserinde Erken Teşhisin Önemi Haber

Akciğer Kanserinde Erken Teşhisin Önemi

Kasım ayı boyunca uzmanlar tarafından, "Akciğer Kanseri Farkındalığı"nın önemine dikkat çekiliyor. Kartal Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı ve Başhekim Prof. Dr. Recep Demirhan da, erken teşhis ve doğru tedavi yöntemleriyle akciğer kanserinde hayat kurtarıcı sonuçlar elde edildiğini dile getirirken, "Akciğer kanserinde en büyük etken kesinlikle sigara içilmesi" dedi. Kasım ayı, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de 'Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı' olarak kabul ediliyor. Erken teşhis ve doğru tedavi yöntemleriyle akciğer kanserinde hayat kurtarıcı sonuçlar elde edilebilirken, kasım ayı boyunca hastaneler ve sağlık kuruluşları toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla çeşitli etkinlikler düzenliyor. Bu noktada özellikle erken teşhis pek çok hasta için hayat kurtarıcı olurken, kansere karşı yaşam süresinin de önemli ölçülerde artmasına yardımcı oluyor. Kartal Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı ve Başhekim Prof. Dr. Recep Demirhan da erken teşhisin akciğer kanseri tedavisinde büyük bir yere sahip olduğunu belirtirken, özellikle öksürük gibi hastalara normal gelebilecek belirtilerin hafife alınmaması ve göz ardı edilmemesi konusunda önemli uyarılarda bulundu. "Uzun süre sigara içen kişilerde öksürüğün karakterinin değişmesi en önemli uyarı işareti" Başhekim Prof. Dr. Recep Demirhan, erken teşhis ile ilk evrelerde çok başarılı sonuçlar aldıklarının altını çizerek, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Akciğer kanseri halk arasında tabir caizse ‘sinsi bir hastalık'. Sinir dokusu olmadığı için belirtiler geç ortaya çıkıyor. Özellikle uzun süre sigara içen kişilerde öksürüğün karakterinin değişmesi en önemli uyarı işaretlerinden biridir. 20 yılı aşkın sigara kullanımı olan ve 50 yaş üzerindeki kişiler mutlaka akciğer grafisi veya düşük doz BT ile kontrol olmalı. Erken teşhis ile birinci ve ikinci evrede çok başarılı sonuçlar alıyoruz. Günümüzde cerrahi, kemoterapi ve immünoterapi gibi tedavi seçenekleri mevcut. Akciğer kanserinin en büyük sebebi sigara içilmesi ancak sigara içmeyen kişilerde de hastalık görülebiliyor. Pasif içicilik, hava kirliliği, radon gazı ve kimyasal maddeler riski artırıyor. Son yıllarda da kadın ve gençlerde bu artışı gözlemliyoruz. "Erken teşhis sayesinde ameliyat oldum ve şu anda durumum gayet iyi" Erken teşhis sayesinde akciğer kanserini başarılı bir şekilde atlatan Sıddık Yığıldız, "Kan eksikliğim vardı ve doktorum bunun erkeklerde çok nadir görüldüğünü söyledi. Tetkikler sonrası akciğerimde 4 santimlik bir lezyon tespit edildi. Erken teşhis sayesinde ameliyat oldum ve şu anda durumum gayet iyi. Bu süreçte emeği geçen tüm doktor ve personele teşekkür ederim" dedi. Aynı hastanede akciğer kanseri tedavisi gören bir başka hasta Ahmet Teyfik Urul da süreci sağlıklı bir şekilde geçirdiğini aktararak, "Yapılan tetkikler sonucu bazı lezyonlar görüldü. Ameliyat olmam gerektiği söylendi ve ameliyat oldum. Doktorlarımız çok ilgili ve hastalara yakın davranıyorlar. Özellikle hemşirelerin, temizlik personelinin ve genel hijyen anlayışının beni çok etkilediğini belirtmek isterim. Tüm personele teşekkür ediyorum" şeklinde konuştu.

Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Abdullah Gül: Erken evrede tanı konulduğunda tedavi başarı oranı son derece yüksektir Haber

Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Abdullah Gül: Erken evrede tanı konulduğunda tedavi başarı oranı son derece yüksektir

Prostat kanserinin erken teşhis edildiğinde tedavi başarı oranının yüksek olduğunu vurgulayan Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Abdullah Gül, 50 yaşından sonra düzenli olarak test yaptırmanın hayat kurtarıcı olduğunu belirtti. Dünya Prostat Kanseri Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Gül, prostatın, erkeklerde mesanenin hemen altında yer alan ve idrar kanalını çevreleyen küçük bir bez olduğu bilgisini verdi. Meninin sıvı kısmını üretmek ve üreme sağlığını desteklemek gibi görevleri olan prostat bezinin yaş ilerledikçe büyüyebileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Gül, "Bu büyüme bazı durumlarda kansere dönüşebilir. Prostat kanseri, erkeklerde en sık görülen kanserlerden biri olup özellikle erken dönemde belirti vermeden, sessizce ilerlemesiyle dikkat çeker" dedi. İleri yaş, sağlıksız yaşam alışkanlıkları, kilo fazlalığı ve genetik yatkınlık gibi risk faktörlerinin hastalığın ortaya çıkmasında önemli rol oynadığını dile getiren Gül, özellikle birinci derece akrabasında prostat kanseri öyküsü olan erkeklerde, riskin belirgin şekilde yükseldiğinin altını çizdi. Son yıllarda yapılan araştırmalara göre, tütün ürünleri kullanımının ve dengesiz beslenmenin de hastalığın daha agresif seyretmesine katkıda bulunabileceğini vurgulayan Gül, "Erken teşhis, prostat kanserinde hayat kurtarıcıdır. Çünkü erken evrede tanı konulduğunda tedavi başarı oranı son derece yüksektir. Bu nedenle 50 yaşından itibaren, aile öyküsü olan erkeklerde ise 45 yaşından sonra düzenli olarak PSA (Prostat Spesifik Antijen) testi yaptırmak ve üroloji muayenesine gitmek büyük önem taşır. Bu kontroller basit, hızlı ve hayat kurtarıcıdır" şeklinde konuştu. "Düzenli kontrollerinizi ihmal etmeyin" Prostat muayenesinden utanmanın ya da muayeneyi ertelemenin hastalığın ilerlemesine fırsat tanıdığına işaret eden Gül, "Sağlığınız sizin en değerli hazinenizdir. Bugün küçük bir adım atarak kendiniz ve sevdikleriniz için büyük bir fark oluşturabilirsiniz. Düzenli kontrollerinizi ihmal etmeyin, sağlıklı bir gelecek için harekete geçin" ifadelerini

Meme Kanserinde Erken Teşhisin Önemi Haber

Meme Kanserinde Erken Teşhisin Önemi

Medical Point Gaziantep Hastanesi Radyoloji Uzmanı Dr. Ebru Güzel, "Dünya genelinde kadınlar arasında en sık görülen kanser türlerinden biri olan meme kanseri, erken teşhis edildiğinde tedavi edilebilir bir hastalık olmaya devam ediyor," dedi. Dr. Ebru Güzel, "Sağlık Bakanlığı verilerine göre, her 8 kadından 1’i yaşamı boyunca meme kanseri riskiyle karşı karşıya kalıyor. Ancak erken evrede tespit edilen vakalarda tedavi başarısı yüzde 90’ın üzerine çıkıyor. Bu nedenle düzenli mamografi kontrolleri, özellikle 40 yaş üstü kadınlar için büyük önem taşıyor" dedi. "Belirtilere dikkat edilmeli" Dr. Ebru Güzel, "Meme kanserinde ele gelen kitle, meme başında çekilme, akıntı ya da ciltte değişiklik gibi belirtiler en sık karşılaşılan uyarılar arasında yer alıyor. Ancak birçok vakada hastalık belirti vermeden ilerlediği için, şikayet olmasa bile düzenli kontrollerin aksatılmaması gerekiyor" şeklinde konuştu. Erteleme, gecikme, unutma Meme sağlığı konusunda farkındalık çağrısında bulunan Uzm. Dr. Ebru Güzel, "Meme kanserinde erken tanı hayat kurtarır. Kadınların kendi bedenlerini tanımaları ve düzenli olarak kendilerini muayene etmeleri çok önemli. Ancak yalnızca elle muayene yeterli değil; taramalar, özellikle mamografi, hayati bir rol oynuyor" ifadelerini kullandı. Erkeklerde de görülüyor Dr. Ebru Güzel, "Her ne kadar kadınlara özgü bir hastalık gibi algılansa da meme kanseri erkeklerde de görülebiliyor. Toplam vakaların yaklaşık yüzde 1’ini erkek hastalar oluşturuyor. Bu nedenle erkeklerin de meme bölgesinde olağandışı değişiklikler fark etmeleri durumunda vakit kaybetmeden doktora başvurmaları gerekiyor" ifadelerine yer verdi.

Erken teşhis için erkekler de kendi kendilerini muayene etmeli Haber

Erken teşhis için erkekler de kendi kendilerini muayene etmeli

Prostat kanserinin 20-40 yaş arasında da sıklıkla görülebildiğini belirten Prof. Dr. Ahmet Tefekli, erken teşhis için erkeklerin kendi öz muayenelerini yapmalarının büyük önem taşıdığını söyledi. Testis kanseri (testiküler kanser), her ne kadar erkeklerin sadece yüzde 1’inde görülen, nadir sayılabilecek kanserlerden biri olsa da, 35 yaşın altındaki erkeklerde en sık görülen organ kanserlerinden biri. Yeni bir çalışmaya göre, pek çok erkek testis kanserinin yaşlı erkeklerin sorunu olduğunu düşünüyor. Ancak bu hastalık çoğunlukla 20-40 yaş aralığındaki erkekleri etkiliyor. Medicana Zincirlikuyu Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Tefekli, "Testis kanseri olan bir erkekte aile öyküsü önemlidir. Eğer ailede baba veya kardeşte daha önce kanser öyküsü görülmüşse daha dikkat edilmesi ve her sene gerekli testlerin ihmal edilmeden yaptırılması gereklidir. Çoğu testis kanseri cerrahi ve kemoterapi ile tedavi edilebilir ve genel olarak iyileşme oranları yüksektir. Testis kanserlerinin çoğu, sperm üretiminde kullanılan ve ‘germ hücreleri’ adı verilen hücrelerden meydana gelir" dedi. "Bebeklikte inmemiş testis varsa risk artar" Testis kanserinin genelde ağrıya neden olmadığını söyleyen Prof. Dr. Ahmet Tefekli, "Ancak hastaların yüzde 30 ila 40’ında ağrı meydana gelebilir. Herhangi bir testis sertliği durumunda en kısa sürede bir uzmana görünmek tavsiye edilmektedir. Genelde sırt ağrısı, boyun ağrısı, memelerde büyüme ve ağrı, istemsiz kilo verme, halsizlik bu kanserin belirtilerindendir. Testis kanserinin kesin nedeni bilinmemekle birlikte, bazı faktörler testis kanseri ile ilişkilidir. Doğuştan gelen yapısal bir bozukluk olan inmemiş testis hastalarında testis kanseri görülme 4 ila 8 kat ihtimali artar. Daha önceden testis kanseri geçirmiş kişilerde ikinci bir testis kanseri geçirme ihtimali böyle bir öyküsü olmayan kişilere göre daha yüksektir. Ailesinde Kleinefelter Sendromlu birey bulunan kişiler ile Down sendromu, androjen duyarsızlık sendromu gibi kimi genetik hastalıklarda testis kanseri riski yükselmektedir. Çoğu kanser, ergenlikten sonra ve 40 yaşından genç erkeklerde görülür, ancak 50 ila 60 yaş arasındaki ikinci bir erkek grubu da testis kanseri için risk altındadır. Birinci derece akrabalarında testis kanseri görülen kişilerde hastalığın görülme ihtimali artmaktadır" şeklinde konuştu. Belli aralıklarla kontrol önemli Testis kanseri için henüz herhangi bir tarama yöntemi geliştirilmediğini ifade eden Prof. Dr. Ahmet Tefekli, "Kişilerin belirli aralıklarla kendi kendilerine yapacakları muayenelerde testislerinde kitle, yumru, değişiklik, olağan dışı fark etmeleri durumunda hekime başvurmaları tavsiye edilmektedir. Tam teşhis için fiziki doktor muayenesi, görüntüleme yöntemleri, kan testleri yapılmaktadır" diye görüş verdi. Pek çok tedavi seçeneği mevcut Testis kanserinin hem tanı hem de tedavisinin testisin inguinal orşiektomi denilen, kasık üzerinden yapılacak cerrahi operasyonla çıkarılmasını gerektireceğine değinen Prof. Dr. Ahmet Tefekli, "İleri evrede veya yüksek riskli durumlarda, retroperitoneal lenf nodülü diseksiyonu (abdominal lenf nodlarını çıkarmak için cerrahi prosedür) önerilebilir. Testis dışına yayılmış kanserli hücreleri tedavi etmek için kemoterapi ilaçları uygulanabilir. Bunun yanı sıra, kimi hastalarda ameliyat sonrasında ek tedavi olarak da kemoterapi uygulanabilir. Bazı testis kanserli hastalarda radyoterapi kemoterapi veya cerrahi operasyonların beraberinde kullanılabilecek bir tedavi yöntemi olarak gündeme gelebilmektedir. Ayrıca, metastazları bulunan veya cerrahi için uygun olmayan kimi hastalarda da radyoterapi kemoterapi ile kullanılabilir" ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.