Hava Durumu

#Osmanlı

Yeni Marmara Gazetesi - Osmanlı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Osmanlı haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Anadolu'nun seramik kültürü Bursa'da konuşuldu Haber

Anadolu'nun seramik kültürü Bursa'da konuşuldu

Osmanlı'nın ilk payitahtı Bursa’nın fethinin 700. yılını 17 ilçede düzenlediği etkinliklerle kutlayan Bursa Büyükşehir Belediyesi, kültürel mirasa yaraşır bir programa daha ev sahipliği yaptı. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü iş birliğinde düzenlenen ‘Anadolu Seramik Kültürü Sempozyumu: Topraktan Gelen Hafıza’ sempozyumu, Atatürk Kültür Merkezi Merinos Yerleşkesi’nde gerçekleştiriliyor. Program, 7-9 Mayıs tarihleri arasında farklı disiplinlerden akademisyenlerin ve uzmanların katkılarıyla düzenleniyor. Sempozyumda; seramik üretim gelenekleri, tarihi gelişim süreçleri ve günümüz sanatına yansımaları kapsamlı bir şekilde değerlendiriliyor. Programın açılış bölümünde konuşan Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba, 2026 yılını Bursa’nın Fethi’nin 700. Yılı’na ithaf ettiklerini hatırlatarak birçok önemli program düzenlendiğini söyledi. "Seramik sanatı, geçmişle gelecek arasında kültür köprüsüdür" Bursa’nın, medeniyetlerin kök saldığı, gelişip büyüdüğü ve şekillenerek bugünlere ulaştığı kadim bir dünya merkezi olduğunu belirten Başkan Vekili Şahin Biba, 700 yıl önce atılan adımların hala Anadolu kültürünü, mutfağını, yaşamını, sanatını ve hafızasını beslediğini ifade etti. Seramik sanatının da tarihin güçlü hafızalarından birisi olduğunu dile getiren Başkan Vekili Biba, "Seramik sanatı, geçmişten bugüne uzanan bir kültür köprüsüdür. Bursamızın adını dünyaya duyuran İznik çinisi de Osmanlı’nın estetik anlayışını ve sanat yaklaşımını ortaya koyan kadim bir mirastır" dedi. "Değerlerimizi yaşatmayı sorumluluk olarak görüyoruz" Bursa’da yürütülen arkeolojik kazılara Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin destek vermeye devam ettiğini anlatan Başkan Vekili Biba, Anadolu’nun en eski yerleşim izlerini taşıyan Aktopraklık Höyüğü'nün ve İznik Çini Fırınları kazılarının önemine değindi. Sempozyumun, kültürel mirasın anlaşılması, korunması ve geleceğe aktarılması noktasında kıymetli bir adım olduğunu söyleyen Başkan Vekili Biba, "Alanında uzman akademisyenlerin, araştırmacıların ve sanatçıların katkılarıyla iki gün boyunca gerçekleştirilecek oturumlar, sunulacak bildiriler ve Bursa gezisi sayesinde geçmişin birikimi ile günümüz kültür-sanat anlayışı arasında güçlü bir bağ kurulacaktır. Bursa Büyükşehir Belediyesi olarak tarihi ve kültürel mirasa her zaman sahip çıktık ve çıkıyoruz. Değerlerimizi yaşatmayı ve gelecek nesillere aktarmayı büyük bir sorumluluk olarak görüyoruz" diye konuştu. "Çinicilik, dünya sanat tarihinde özgün bir yere geldi" Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Birol İnceciköz ise seramik kültürünün insanın toprakla kurduğu ilişkinin, üretim bilgisinin, estetik anlayışının binlerce yıllık yansıması olduğunu belirtti. Seramik sanatının, insan tarihinin her döneminde ilgi gördüğünü, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde ise zirveye ulaştığını anlatan İnceciköz, "Başta İznik olmak üzere Kütahya gibi önemli üretim merkezlerinde gelişen çinicilik, dünya sanat tarihinde özgün bir yere geldi. Özellikle Osmanlı sarayının himayesinde gelişen İznik çinileri, camilerin kubbelerinde, sarayların duvarlarında ve en nadide köşelerinde hayat buldu. Mekanlar yalnızca süslemekte kalınmamış, ortama ruh kazandırılarak anlam katılmıştır. Bursa’nın fethinin 700. yıl dönümünde gerçekleştirilen sempozyumun, Anadolu seramik kültürüne dair yeni akademik açılımlar sağlayacağına inanıyorum" dedi. Uludağ Üniversitesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şahin de seramik kültürünün arkeoloji için taşıdığı değere dikkat çekti. Sempozyumda sunulacak bildirilerin Anadolu seramik literatürüne önemli katkılar sağlayacağını ifade eden Şahin, emeği geçenlere teşekkür etti. Program, açılış konuşmalarının ardından Erhan Öztepe başkanlığında gerçekleştirilen birinci oturumla devam etti. Serkan Gedük, Ayşe Tuba Ökse Fikri Kulakoğlu ve Ali Ozan’ın konuşmacı olduğu oturumla başlayan sempozyum kapsamında, 3 gün boyunca alanında uzman isimlerin katılımıyla toplam 9 oturum yapılacak.

BUÜ’de “Uludağ Düşünce Buluşmaları” başladı Haber

BUÜ’de “Uludağ Düşünce Buluşmaları” başladı

Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ), akademik ve entelektüel tartışmaları artırmak amacıyla “Uludağ Düşünce Buluşmaları” adlı etkinlik serisini başlattı. Serinin ilk programı, Prof. Dr. Fuat Sezgin Merkez Kütüphanesi’nde Polis Akademisi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yılmaz Çolak’ın katılımıyla gerçekleştirildi.Etkinlikte Çolak, “Türkiye'de Kültürel İktidarın Kuruluşu” adlı kitabı çerçevesinde Türkiye’nin modernleşme sürecini değerlendirdi. Konuşmasında, kültürel iktidarın tarihsel bir süreç içerisinde şekillendiğini belirten Çolak, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan idari ve toplumsal mirasın bu oluşumdaki rolüne dikkat çekti. Programın açılışında konuşan BUÜ Rektörü Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, üniversitelerin yalnızca mesleki bilgi üreten kurumlar olmanın ötesinde, farklı düşüncelerin tartışıldığı entelektüel ortamlar olması gerektiğini ifade etti. Yılmaz, başlatılan etkinlik serisinin akademisyenler ve öğrenciler için disiplinler arası bir düşünce zemini oluşturmayı hedeflediğini belirtti. Konuşmasının devamında Çolak, kültürel iktidarın sabit bir yapı olmadığını, eğitim politikaları, dil ve kültür alanındaki değişimler gibi unsurların etkisiyle sürekli dönüşen bir süreç olduğunu vurguladı. 1930’lu yıllardan itibaren uygulanan politikaların toplumsal yapı üzerindeki etkilerine de değinen Çolak, geçmiş deneyimlerin günümüz Türkiye’sini anlamada önemli bir referans sunduğunu ifade etti.Etkinlik, katılımcıların sorularının yanıtlanmasının ardından sona erdi.

Yıldırım'da Kuruluş ve Fetih Sempozyumu başladı Haber

Yıldırım'da Kuruluş ve Fetih Sempozyumu başladı

Yıldırım Belediyesi’nin, Bursa’nın fethinin 700. Yılı nedeniyle; Türk Tarih Kurumu, Türkiye Bilimler Akademisi ve Uludağ Üniversitesi iş birliğiyle düzenlediği ‘Osmanlı’nın Kuruluşu ve Bursa’nın Fethi’ sempozyumu 16 farklı üniversiteden 36 bilim insanın katılımıyla başladı. Barış Manço Kültür Merkezi’nde düzenlenen ve 2 gün sürecek olan sempozyuma ev sahibi Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz’ın yanı sıra; Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yüksel Özgen, Türkiye Bilimler Akademisi Başkanı Muzaffer Şeker, Bursa Vali Vekili Hulusi Doğan, Yıldırım Kaymakamı Metin Esen, Uludağ Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Cafer Çiftçi, Bursa Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, Mudanya Üniversitesi Rektör Yardımcısı Barış Hasan, İl Kültür ve Turizm Müdürü Kamil Özer, Vakıflar Bölge Müdürü Haluk Yıldız, AK Parti Yıldırım İlçe Başkanı İrfan Akkaya, AK Parti Osmangazi İlçe Başkanı Adnan Kurtuluş, meclis üyeleri, akademisyenler, gazeteciler, öğrenciler, STK temsilcileri ve vatandaşlar katıldı. Düzenleme kurulu başkanlığını Prof. Dr. Feridun M. Emecen’in yaptığı sempozyumda 2 gün boyunca; Osmanlı Beyliği’nin kuruluşu, teşkilatlanma çalışmaları, kuruluş ve fatih sürecinde Anadolu’daki genel durum, fetih dönemi mimari eserler, Bursa’nın fethi, Bursa’da şehirleşme, dönemin sosyal ve dini yaşamı gibi konular ele alınacak. OSMANLI DİBACESİ BURSA Sempozyumun açılış konuşmasını yapan ev sahibi Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz; şehirleri anlamak için o şehirleri kuran ruhu, kültürü ve medeniyeti de anlamak gerektiğini vurguladı. Bursa’nın kutlu ve müstesna bir kent olduğunu belirten Başkan Yılmaz; "Osmanlı’nın ‘Dibacesi’ olarak anılan bu müstesna kent, koca bir medeniyetin inşa edildiği ilk büyük merkezdir. Bursa’nın fethi, kutlu bir zaferin ötesinde bir çağın kapısının aralanmasıdır. Bir topraktan ziyade bir gönlün kazanılmasıdır. Fetihle birlikte Bursa; Osmanlı’nın ilk başkenti olmasının yanı sıra, ilmin, ticaretin, sanatın ve şehirleşmenin de öncüsü olmuştur. İlk Osmanlı parası burada basılmış, ilk hastane burada açılmış, ilk çini burada hayat bulmuş ve bu kadim şehir; vakıf medeniyetinin en güzel örnekleriyle donatılmıştır. Altı padişahın ve yirmi şehzadenin ebedi istirahatgahı olan Bursa, aynı zamanda bir ruhun taşıyıcısıdır. O ruh; adalettir, o ruh; merhamettir, o ruh; ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ anlayışıdır" ifadelerini kullandı. ECDAT GÖNÜLLERİ KAZANDI Yıldırım’ın tarihi, kültürel ve sosyal açıdan Bursa’nın kalbinde yer aldığına dikkat çeken Başkan Oktay Yılmaz; "Yıldırım, medeniyet tasavvurumuzun en önemli merkezlerinden biridir. Yıldırım Bayezid Han’ın adıyla anılan bu güzel topraklar; külliyeleriyle, darüşşifalarıyla, ilim yuvalarıyla önemli bir medeniyet modelidir. Ecdadımız Bursa’yı fethederken sadece surları aşmadı; gönülleri de kazandı. Çünkü onlar için fetih; almak değil ihya etmekti. Hükmetmek değil, adaletle yaşatmaktı. Bugün bizlere düşen görev ise bu büyük mirası yalnızca anmak değil; anlamak, yaşatmak ve yarınlara taşımaktır. Çünkü biliyoruz ki; mazisiyle bağı zayıf olanın istikbali de zayıf olur. Köklerinden kopan bir şehir, ruhunu kaybeder. Tarihini bilen milletler yönünü kaybetmez, şehrinin ruhunu koruyanlar kimliğini yitirmez, medeniyetine sahip çıkanlar istikbalini başkalarına teslim etmez. Bizler, şehrimizin ve ülkemizin tarihine sahip çıkmayı bir görev değil, bir vefa borcu olarak görüyoruz. Bursa’nın emanetini taşımayı ise bir sorumluluk değil, bir şeref olarak kabul ediyoruz. Temennimiz odur ki; bu sempozyum, fetih ruhunu yeniden idrak etmemize vesile olsun ve geçmiş ile gelecek arasında güçlü bir köprü oluştursun" diye konuştu. BAŞKAN YILMAZ'A TEŞEKKÜR Bursa’nın fethinin tarihi, sosyal, dini ve kültürel açıdan çok önemli sonuçlar doğurduğunu belirten Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yüksel Özgen; "Bursa’nın fethi, bir şehrin askeri açıdan alınmasından ibaret değildir. Bu fetih devletin kurumsallaşmasının simgesidir. Bursa, Osmanlı felsefesinin oluştuğu ve olgunlaştığı yerdir. Kültür ve medeniyetimizi anlamak için Bursa’ya dikkatle bakmamız gerekiyor. Çünkü Bursa, Osmanlı medeniyetinin hafızasıdır" dedi. Bursa’nın bir medeniyet beşiği olduğunu vurgulayan Uludağ Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Cafer Çiftçi ise; "Bursa, Osmanlı’nın ilk şehirleşme örneklerini sergilediği yerdir. Bursa’nın fethi, bir medeniyet inşasının ilk adımıdır. Bu mirası korumak bugün hepimizin önceliği ve ortak görevidir" ifadelerini kullandı. Sempozyumu düzenleyen Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz’a teşekkür eden Türkiye Bilimler Akademisi Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Şeker; "Tarih bilinci yüksek nesiller yetiştirmemiz gerekiyor. Bu husus hepimizin üstüne bir borçtur. Türkiye Cumhuriyeti’ni anlamak için Osmanlı’yı bilmek gerekiyor. Osmanlı’yı bilmek için de Bursa’yı bilmek gerekiyor" diye konuştu. Bursa Vali Vekili Hulusi Doğan ise atalarımızın bizlere çok güzel bir ülke bıraktığını belirtip; "Ecdadımız sadece bu toprakları fethetmekle kalmamış, bir de bu topraklara manevi bir tohum bırakmıştır. Bu manevi tohum çok değerlidir. Bunu yaşatmak için çabalamak ve çalışmak zorundayız" dedi. Açılış konuşmalarının ardından sempozyum bilimsel oturumlarla devam etti. ‘Osmanlı’nın Kuruluşu ve Bursa'nın Fethi Sempozyumu’ 28 Mart Cumartesi günü gerçekleştirilecek oturumların ardından sona erecek.

Asırlar sonra ortaya çıktı... Muradiye'de gizli kalan detay Haber

Asırlar sonra ortaya çıktı... Muradiye'de gizli kalan detay

Restorasyon çalışması çerçevesinde camide bir de yeraltı kanal sistemi bulundu. Bu kanalın havalandırma mı yoksa drenaj sistemi olduğu araştırmalar sonrası netlik kazanacak.Bursa'nın fethinin 700. yıl dönümünün kutlandığı günlerde, 600 yıllık tarihi havuzun ortaya çıkarılması heyecanlandırdı. 600 yıl önce Fatih Sultan Mehmet Han'ın babası Sultan 2. Murat Han tarafından yaptırılan ve uzun yıllardır gün yüzünde olmayan havuzun ortaya çıkarılması, kentin tarihine ışık tutarken büyük bir sevinçle karşılandı. Muradiye (2. Murad) Camii İmam Hatibi Muhammet Lütfi Taşci, "Sultan 2. Murat Han tarafından yaptırdığı bir havuz bugün ortaya çıkmıştır. Osmanlı tarihimize, geçmiş tarihimize ve Bursa'mızın hafızasına yepyeni bir hizmet gerçekleşmiş, yepyeni bir sayfa açılmıştır. Bunun onurunu, gururunu, sevincini, heyecanını yaşıyoruz. Belki de bir anlamda Tevbe Suresi'nin 18. ayeti kerimesinin muhatabı olmanın da şerefini yaşıyoruz. Buyuruyor ya Rabb'imiz, 'Şüphesiz ki mescitleri ancak Allah'a iman edenler, namazlarını kılanlar, zekâtlarını verenler, Allah'tan layıkıyla korkanlar imar ederler' buyuruyorlar ya. İşte bugün camimizin bir bölümü, 600 sene evvel ortaya çıkan bir havuz ve camimizin etrafındaki drenaj ve kalem işçiliği ve çeşitli hizmetlerin yapıldığı bir dönemi yaşıyoruz. Bir hizmet zaman dilimini yaşıyoruz. Cenabı Allah'a sonsuz hamd ediyoruz" dedi. Taşci konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bu hizmetlerin oluşumunda elbette ki öncelikle Bursa Valisi Erol Ayyıldız'a, Bursa İl Müftüsü Yavuz Selim Karabayır'a, Osmangazi İlçe Müftüsü Mehmet Uzun'a, Bursa Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürü Erdal Çetindağ'a, Vakıflar Bursa Bölge Müdürü Haluk Yıldız'a, Bursa Müzeler Müdürü Ahmet Türkmenoğlu'na, akademisyenlerimize, üniversitelerden burada bilimsel çalışma yapanlarımıza ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum." "RİVAYETLE BAŞLADIK, GERÇEK OLDU" Titizlikle yürütülen çalışmaları anlatan Restorasyon şirketi yetkilisi Selim Haşlak, ise "Ocak ayının 19'unda yer teslimi yapılarak işe başladık. O gün bugündür çalışmalarımız burada ve dışarıda devam ediyor. Burada ilk aşamada rivayetle birlikte bir süreç başladı. Diğer Camilerde olduğu gibi burada bir havuzun olma ihtimalinden bahsedilerek bize yer teslimi yapıldı. Biz de o gün çalışmaya başladık. Görüldü ki gerçekten öyle bir havuz varmış bulduk. Allah bize nasip etti. Altı yüz yıllık bir havuz. Bulduğumuz kalıntılara göre, havuz sekizgen yapıda olup çini bordürlerle çevrilmiştir. Şu an çalışmalarımız devam ediyor" dedi. "ÇALIŞMALAR TABHANE BÖLÜMLERİNDE SÜRÜYOR" Haşlak, "Şu an sağlı, sollu, tabhane dediğimiz bölümlerin yükseltisine göre devam etmekteyiz. Araştırmalarımız havuz ile tabhane kodu arasındaki bağlantı yönünde ilerlemektedir. Şu an zaten sağ tabhanemizdeki yükseltinin kalıntısı bulunmuştur. Oraya doğru çalışmamız devam etmektedir. Bursa Koruma kurulumuzun almış olduğu kararlar doğrultusunda ilerlemeye devam edeceğiz" diye konuştu. "ARAŞTIRMALAR KÜTÜPHANELERDEN BAŞLADI" Yer teslimiyle birlikte yaptıkları ilk çalışmanın kütüphanelerdeki bilgileri araştırmak olduğunu belirten Haşlak, "Bu rivayet ne kadar doğrudur, ne kadar gerçeğe yöneliktir anlayabilmemiz için, kütüphanelerde iki gün araştırma yaptık. Seyyahların, araştırmacıların ve sanat tarihçilerin vs. kaynaklarından elde ettiğimiz ipuçları doğrultusunda çalışmamızı başlattık. Mesela kubbenin üzerindeki havalandırma ve aydınlatma görevi yapan açıklık en büyük işaret oldu" "BENZER ÖRNEKLER BURSA'DA VAR" Bundan başka Bursa'da Yeşil Cami'de, Birinci Murat'ta örneklerinin olduğunu belirten Haşlak, "Bu iki ters T planlı camide de bunların mevcut olduğu örnekleriyle teşkil etmektedir. Normal şartlarda bu imaret yapıldığı zaman, bizim yaptığımız araştırmalara göre, sanat tarihi hocalarımızın yorumlarına göre, ilk yapıldığı zaman bir cami statüsünde değil, bir sosyal alan niteliğinde yapılmıştır. Bu imaret tabhaneler, havuz, mescit ve dinlenme odalarından oluşmaktadır. Havuz, tabhanelerde sohbet eden dervişlerin seslerinin karışmaması, seslerin ibadet edenleri ve odalarda dinlenenleri rahatsız etmemesi için ses yalıtım görevi yapmıştır. Ayrıca akustik ve dinlendirme özelliği taşımaktadır" dedi. "YER ALTINDA KANAL SİSTEMİ DE BULUNDU" Haşlak yaptığı açıklamada şu cümlelere de yer verdi;"Yapılacak olan imalatlarımız arasında caminin çevresinin drenaj imalatları da bulunmaktadır. Bu drenaj imalatlarının kazı çalışması sırasında caminin temelinde, doğudan batıya ve kuzeyden güneye uzanan kanallar olduğunu gördük. Şu an koruma kurulumuz ve diğer üye hocalarımız, bunun ne yönde olduğu konusunda çalışmalarına devam etmektedir. Yani bir havalandırma kanalı mı? Yoksa zemin suyu tahliye kanalı mı? Yada ısıtma sistemini sağlayan su kanalı mı? veya temele uygulanmış olan bir hatıl sisteminden dolayı yapılan bir kanal mı? Bununla ilgili araştırmalar netleşince kesinlik kazanacaktır."Muradiye Camisi'nin restorasyon sebebiyle ibadetlere kapalı olduğu ve çalışmaların kısa sürede tamamlanıp yeniden havuzlu olarak ibadete açılacağı kaydedildi.

Kuruluştan bugüne, Bursa'nın hafızasında kadın izleri Haber

Kuruluştan bugüne, Bursa'nın hafızasında kadın izleri

Bursa’nın fethinin 700. yılı etkinlikleri kapsamında, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne özel bir program hazırlandı. Kent Tarihi Araştırmaları ve Arşiv Şube Müdürlüğü tarafından ‘Osmanlı Kuruluş Döneminde Vakıf Kuran Kadınlar’ isimli bir panel düzenlendi. Prof. Dr. Mustafa Kara moderatörlüğünde, Prof. Dr. Hasan Basri Öcalan ve Dr. Öğr. Üyesi Sezai Sevim'in katılımıyla gerçekleştirilen panelde, vakıf kültürü üzerinden kadınların şehir yaşamına, sosyal dayanışmaya ve kurumsal yapıya katkıları ele alındı. Katılımcılar, Bursa’nın tarihine ve vakıf geleneğine farklı bir perspektiften bakma şansı yakaladı. Panelin ardından konuşan Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili Mehmet Aydın Saldız, kentleri güçlü kılan şeyin yapılar veya mekanlardan çok kültürel hafıza ve dayanışma kültürü olduğunu söyledi. Bursa’nın tarihi, kültürü ve köklü medeniyet birikimiyle ülkenin en özel kentlerinden biri olduğunu vurgulayan Saldız, "Kadınların kent yaşamına, sosyal dayanışmaya ve kurumsal yapıya sunduğu katkıyı ele alan bu söyleşi, son derece anlamlı. Geçmişi doğru okumak, bugünü daha sağlam temeller üzerine kurmamıza ve geleceğe daha güçlü ve daha bilinçli yürümemize katkı sunacaktır. Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Dünya üzerinde gördüğümüz her şey kadının eseridir’ sözü de günün anlamını güçlü şekilde ortaya koymaktadır. Bu değerli programa katkı sunan akademisyenlerimiz ve kıymetli hocalarımızı yürekten kutluyorum" dedi. Panelin sonunda katılımcılara hediye takdim edilirken program toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.

"Bolluk" müjdecisi leylek sürüsü Bursa semalarında görüldü Haber

"Bolluk" müjdecisi leylek sürüsü Bursa semalarında görüldü

Baharın beklerken gelen kışa leylekler de hazırlıksız yakalandı. Bursa'ya Kestel tarafından giren leylek sürüsü, Gölbaşı üzerinde süzülürken görüntülendi. Farklı kültürlerde çeşitli anlamlar yüklenen leylek, Avrupa'da bir "kurtarıcı", Çin kültüründe bereketi, neşeyi ve uzun ömrü temsil ederken, Türk kültüründe sürü halinde gelen leyleklerin "bolluk" getireceğine, leyleği havada uçarken görmenin ise o sene bol seyahat yapılacağına işaret olduğuna inanılıyor. Osmanlı Mirası Araştırmaları Dergisinde yer alan "Türk Kültüründe Leylek ve Osmanlı Sanatında İkonografisi" başlıklı yazıdan derlenen bilgilere göre, genellikle göl kenarları gibi sulak bölgelerde yaşayan leylekler, balık, böcek, yılan, kurbağa ve çekirgelerle beslenirler. Yuvalarını çatı, baca, ağaç, direk gibi yüksekçe yerlere yapan, sessiz bir kuş türü olmalarına karşılık, kur yaparken tıslama ve gaga sesleri çıkardıkları bilinen bu göçmen kuşlar, Türkiye'ye genellikle havaların ısınmaya başladığı mart sonu ve nisan ayı başında gelirler. AVRUPA'DA "KURTARICI" OLARAK BİLİNİYOR Arapçası "laklak", Farsçası "legleg (leglek) veya belarec", Latince ismi ise "ciconia" olan leylek, birçok kültürde farklı anlamlar taşıyor. Antik Yunan (MÖ 756-146) kültüründe doğurganlık, bereket, verimlilik sembolü olan leylekler, Yunan masallarında ise dürüst bir kahramanı, saflığı ve yardımseverliği temsil ediyor.Avrupa kültürlerinde leylek tıpkı Anadolu'da olduğu gibi "Baharın habercisi" olarak görülen leylekler, uzun ve gösterişli gagasıyla, sürüngenlerle diğer zehirli ve zararlı hayvanları yakalamaya hazır, tarlaları bu haşeratlardan uzaklaştıran bir kurtarıcı olarak kabul ediliyor.Çin kültünde ise turna kuşu gibi leylek de uzun ömrü, neşeyi, maddi bolluğu ve mutluluğu temsil ediyor. Bu anlamları nedeniyle Çin'de, yeşim taşından leylek uçlu kolyelerin yapıldığı ve takanı erken ölüme karşı koruduğu inancı hakim. MEKKE'DEN GEÇTİĞİ İÇİN "HACI" OLARAK BİLİNİYOR Destanlar ve tılsım dışında leylek, Türk Kültürünün yanında dünya kültürlerinde pek konu ve kavramla ilişkilendiriliyor. Bunların başında en çok bilineni, leyleğin doğacak bir bebeğe işaret etmesi. Leylek hangi evin bacasına konarsa, o evde bir bebeğin doğacağına inanılıyor. Türk kültüründe leyleğe yüklenen anlamların başında "Hacı" sıfatı da geliyor. Havaların soğumasıyla kutsal topraklar olan Mekke'den geçerek; Güney Arabistan'a gelen leyleklere "Hacı" sıfatı yakıştırılarak "Hacı Baba" deniliyor. Cami minarelerine yuva yapmalarından dolayı da beyaz ihram giymiş hacılara benzetiliyor.Leyleklerin öldürülmeleri günah sayılarak hem Türk hem İslam kültüründe eti helal kılınmayan tek su kuşu olarak dikkati çekiyor. Aynı zamanda leyleğin yuva yaptığı ağacı veya evi ziyaretgah bilerek kesmemek ve yıkmamak gerektiğine inanılıyor. Bu sebeple leyleğe ve yuvasına zarar verilmez; zarar verildiğinde bu kişinin başına çeşitli belaların geleceği inancı hakim. SÜRÜ HALİNDE GELİRSE "BOLLUK" ANLAMINA GELİYOR Leylek, Türk kültüründe mevsimle de alakalandırılmış ilkbaharın müjdecisi olarak kabul ediliyor. Bu anlamda leylek uzun kış günlerinin bittiği, ilkbaharın müjdecisi göçmen kuşların yuvaya dönmeye başladığı Nevruz'un da habercisi olarak biliniyor. Bereket anlamı yüklenen leylekle ilgili bazı inançlar da yaygın. Leyleklerin bir bölgede uzun süre kalması ya da bir yere sürü halinde gelmesi orada bolluk olacağına işaret ediyor. "Leyleği havada görmek" deyimi de çok gezen insanlara söyleniyor ve çok yolculuk yapacağına inanılıyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.