Hava Durumu

#Rize

Yeni Marmara Gazetesi - Rize haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Rize haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Bugün günde 15 bin tonları bulan çay üretimi, ilk yılında sezon boyunca sadece 35 kilogrammış Haber

Bugün günde 15 bin tonları bulan çay üretimi, ilk yılında sezon boyunca sadece 35 kilogrammış

Rize'de çayın tarihinin yıllar sonra ortaya çıkan arşivle daha da eski tarihlere dayandığı ortaya çıktı. Rize'de bilinen tarihi 1938 olan çay üretiminin tarihi, 1934 yılında bugünün Ziraat Bahçesi dönemin ise Fidanlık Merkezi'nde işe Fen Memuru olarak işe başlayan Rauf Başar'ın ortaya çıkan arşivi ile netlik kazandı. İlk yapılan çalışmalardan Rize'nin toprak analizlerine kadar her şeyin yer aldığı arşivde sadece çayın değil birçok ürünün de Fidanlık Merkezi'nde üretildiği yine bu arşiv sayesinde ortaya çıktı. Mandalina, portakal ve limon fidanlarının üretildiği Fidanlık Merkezi'nde bu fidanlar o dönemlerde halka tamamen ücretsiz dağıtılmış. Ayrıca 1 sürgünde çay müstahsillerinden 500 bin tona yakın üretimi olan çayın da ilk yılında 35 kilogram olduğu, dönemin fen memuru Rauf Başar'ın tuttuğu belgelerin ortaya çıkmasıyla kayıtlara geçti. Arşivde en dikkat çekici konu ise o dönemlerde yapılan toprak analizleri sonucunda amonyum sülfat gübrenin bölgeyi sel bölgesi yapacağına dikkat çeken Başar, gübrenin yasaklanması gerektiğini yazmış. Ancak Başar'ın bu tavsiyesi 2019 yılında hayat bulmuş. "Çaya çok emek verdi ama ismi hiç geçmiyor" Çay tarımının ilk yılında sadece 35 kilogram yaş çay elde edildiğini ortaya çıkan arşivler sayesinde öğrendiklerini ifade eden Araştırmacı-Yazar Recep Koyuncu "Çayla ilgili yazılan kitapların büyük bir kısmında 1939 yılında, çok az bir kısmında ise 1938 yılında üretildiği yazar. Bizim elimizde olan bu belgelerin ışığında çayın tarihini 1931 yılına indirmiş oluyoruz. 1931 yılından itibaren Ziraat Çay Bahçesi dediğimiz alanda çay dikim işlemleri yapılmış. Bunlardan bir günlük sayesinde haberimiz oldu. Günlük toplanan yaş yaprak miktarları yazılmış. O dönemlerde çay elle yapılıyordu. O tarihlerde elde çay yapıldığını öğrenmiş bulunuyoruz. Rauf Başar'ın arşivindeki deftere göre ilk alınan yaş çay 35 kilogram. Fidanlıktan alındığını da bu arşiv sayesinde tespit ediyoruz. Onun da fotoğrafı var. Elle yapılan bu üretimin fotoğrafı çekilmiş. O da Rauf Başar'ın arşivinde yer almış" ifadelerini kullandı. Arşivi ortaya çıkan Fen Memuru Rauf Başar'ın arşivi ortaya çıkmadan önce kendisinin çay tarımına birçok hizmet vermesine rağmen çayın literatüründe adının yer almadığını ifade eden Koyuncu "Rauf Başar aslında bir Rizeli hemşehrimiz. 1934 yılında Ziraat'ta fen memuru olarak işe başlamış. 1942 yılında verem hastalığına yakalanmış ve 1945 yılında vefat etmiş. Kısacık ömrü hayatı boyunca çay tarımına çok önemli hizmetler yaptığını görmekteyiz. Fakat bugüne kadar çayla ilgili olan literatürde maalesef adı hiç geçmemekte" dedi. Araştırmacı Yazar Koyuncu, belgeler ortaya çıkmadan önce 1937 yılında İçişleri Bakanlığı'na sunulmak üzere hazırlanan belgelerin dönemin valisi tarafından hazırlandığının zannedildiğini ifade etti. Koyuncu "1937 yılından itibaren İçişleri Bakanlığı'na sunulan Rize'nin tarımsal yapısı, orman durumu ve üretim miktarlarıyla ilgili raporları biz vali beyin yazdığını düşünüyorduk fakat bu arşiv elimize geçtikten sonra bunları Rauf Başar'ın kendisinin hazırlamış olduğunu gördük. Birer kopyalarını kendi arşivinde saklamış, birer kopyalarını da vali beye sunmuş. Çay yetiştiricilerine pratik rehber adında bir kitapçık hazırlamış. 1942 yılında yazmaya başladığı fakat hastalığı döneminde tamamlayamadığı da yine bir kitabı vardı. Bunu yayınlamak da geçen yıl arşivin eline geçmesiyle bizlere nasip oldu" şeklinde konuştu. "Sözleri dikkate alınsaydı Rize sel bölgesi olarak anılmayacaktı" Ortaya çıkan belgelerin içerisinde Rauf Başar'ın 1942 yılında Rize'nin sel bölgesi olmaması için amonyum sülfat gübrenin yasaklanması gerektiğini yazdığını ancak gübrenin 2019 yılında yasaklandığına dikkat çeken Koyuncu "Rauf Başar'ın 1942 yılında yapmış olduğu toprak analizleri de bizim bu arşivimizde var. O tarihteki analizleri sonucunda Rize topraklarında amonyum sülfat kesinlikle kullanılmaması gerektiğini, eğer kullanılırsa Rize topraklarını yumuşatacağını, Rize bölgesinde sellerin önüne geçilemeyeceğini o tarihte yazmış. Gübrenin 2019 yılında çay tarımında kullanılması kesinlikle yasaklanmış. Maalesef yaklaşık 70 yıl sonra bu dikkate alınmış. Bu sözleri dikkate alınmış, o gübrenin kullanımı yasaklanmış olsaydı bugün Rize sel bölgesi olarak anılmayacaktı" diye konuştu. "Yok etmek çok basit, biz zora talip olduk" Arşiv saklamanın, belgelerin korunmasının tarih için çok önemli olduğunu ifade eden Koyuncu sözlerini şöyle tamamladı: "Elimize ulaşan bu arşivi Rahmetli Rauf Başar'ın ağabeyinin oğlu Tanıl Başar ağabeyimiz bizlere ulaştırdı. Bizde bunları insanların hizmetine sunduk. 1934 ile 1939 yıları arasında yapılan çalışmaların fotoğrafları da bizim elimizde veri yoktu, duyumlar vardı ama belge yoktu. Bizim en çok üzerinde yaptığımız çalışma rahmetli Zihni Derin adıydı. Ama şimdi bu belgelerin içerisinde Zihni Derin'in yaptığı çalışmalar ve talimatnameler de var. Bunların hepsini biz Rauf Başar'ın arşivi sayesinde tedarik ettik."

Handüzü Yaylası, kurulan yeni kayak pisti ile kış sporları ve eğlencenin yeni adresi oldu Haber

Handüzü Yaylası, kurulan yeni kayak pisti ile kış sporları ve eğlencenin yeni adresi oldu

Rize'de şehir merkezine yakınlığı, deniz manzarası ve kristal kar kalitesiyle dikkat çeken Handüzü Yaylası, kurulan yeni kayak pisti ile kış sporları ve eğlencenin yeni adresi oldu. Rize'nin Güneysu ilçesine bağlı, şehir merkezine olan yakınlığıyla dikkat çeken Handüzü Yaylası, bu kış yoğun kar yağışıyla birlikte kış turizminin yeni cazibe merkezlerinden biri haline geldi. Bin 800 rakımdaki yayla, hem kolay ulaşımı hem de zirveden denizin görülebildiği eşsiz manzarasıyla ziyaretçilerine farklı bir deneyim sunuyor. Karla kaplanan yaylada her yaştan vatandaş keyifli anlar yaşarken, özellikle kar kalitesinin yüksek olması kış sporlarına ilgi duyanların dikkatini çekiyor. Daha önce hiç bu kadar kar yağışına şahit olmadığını o nedenle de karın tadını çıkardıklarını dile getiren Safiye Mak "Özlemişiz karı. O nedenle şuan çok eğlenceli vakitler geçiriyoruz. Bu yıl ilk kez şahit oldum bu kadar fazla kar yağdığına. Normalde alışkın olmadığım bir ortam aslında. Günlerimiz güzel geçiyor" ifadelerini kullandı. Her yaştan insanın Handüzü Yaylası'nda keyifli vakit geçirdiğine değinen Gizem Yağız "Gerçekten çok eğlenceli vakit geçiriyoruz. Geçen yıl daha erken yağmıştı kar ama bu yıl biraz geç geldi. Güzel bir pist açmışlar burada. Çok mutlu olduk. Her yaştan insan burada eğlenebiliyor. Herkes çok güzel vakit geçiriyor" dedi. Aslında bir su sporu olan Flyboard Dünya Şampiyonu olan fakat kış sporlarını da denemek istediği için Rize'nin Güneysu ilçesine bağlı Handüzü Yaylası'na gelen Kahraman Aktaş ise "Yaz sporlarından sonra kış sporlarını da denemek istedik ve Handüzü Yaylası'na geldik. Rakımımız bin 800 şuan ve ben tek olduğunu düşündüğüm bir noktadayım. Deniz manzarasına karşı snowboard ile kar sporları yapıyorum. Bunun yanında kar motorları ile turlar atıyoruz. Güneysu'daki kar tahminimce kristal. Bu da dünyada nadir bulunan kar kalitesinden bir tanesi. Şunu söyleyebilirim snowboard yapanların tercih ettiği tek kar. Diğer karlar yapıştığı için tercih edilmiyor. Handüzü Yaylası bence Türkiye'de 1 numara olacak" ifadelerini kullandı. Rusya'dan Handüzü Yaylası'na snowboard yapmak için geldi Bölgeye Rusya'dan gelerek kar sporları için Handüzü Yaylası'nı tercih eden Kristina Timonova da "Bu manzarada bir yeri dünyada hiçbir yerde bulamadım. Serbest snowboard yaptığım için burayı ayrıca seviyorum. Şuanda buraya gelmek için Batum Havalimanı'nı kullanıyoruz. Eğer Rize'ye Rusya'dan direk uçuşlar olursa burada turizm yüzde 100 artar" şeklinde konuştu. Bölgede turizmcilik yapan Cihan Tüylüoğlu ise Handüzü Yaylası'nın en güzel özelliğinin denizi gören bir kış sporları merkezi olması olduğunu dile getirerek "Geçtiğimiz yıl kar 18 Ekim'de yağmıştı ancak bu yıl biraz geldi ama çok güzel geldi. Görünüşe göre de çok güzel kar yağışları olacak. Handüzü Yaylası güzel bir kış sporları merkezi olma yolunda ilerliyor. En büyük özelliği buranın denizi görmesidir. O nedenle de tektir. Burası Türkiye'de denizi tek gören spor merkezi diyebiliriz" dedi.

Kuraklığa yeni umut 'Rizeli' mikroorganizmalar Haber

Kuraklığa yeni umut 'Rizeli' mikroorganizmalar

Türkiye'nin en fazla yağış alan noktası olan Rize'de geliştirilen yerli mikroorganizmalarla yağmur bulutlarının yağış bırakma kapasitesi artırılarak kuraklık, su krizi ve iklim değişikliğine çevre dostu bir çözüm sunulması hedefleniyor. Rizeli girişimci Habip Koçal ve danışmanları Prof. Dr. Serkan Naci Koç tarafından yürütülen projede, Rize'de geliştirilen yerli probiyotik mikroorganizmalar sayesinde atmosferdeki su buharını yağmur kapsülleri haline getirerek bulutların yağış bırakma kapasitesi arttırılmaya çalışılıyor. Bu mikroorganizmalar, özellikle '0' derece civarındaki daha sıcak yağmur bulutlarında etkili olabiliyor ve klasik gümüş iyodür teknolojisine göre daha düşük maliyetli ve çevre dostu bir alternatif sunuyor. Yağmur bulutlarından yeryüzüne inen bu kapsüller, yalnızca yağışı tetiklemekle kalmıyor; aynı zamanda toprağa ulaştığında biyolojik gübre görevi görerek tarımsal verimliliği destekliyor. İlk denemelerin kuraklık riski taşıyan barajlar ve su havzaları üzerindeki yağmur bulutlarında yapılması planlandığı projenin başarılı olması halinde yağış rejiminin dengelenmesi, baraj doluluk oranlarının artırılması ve su krizinin hafifletilmesi amaçlanıyor. Çalışmanın, yerli ve bilimsel temellere dayalı olması nedeniyle hem ulusal hem de küresel ölçekte iklim değişikliğiyle mücadelede yeni bir yöntem sunabileceği ifade ediliyor. Geliştirdikleri mikroorganizmaların kapsül formuna getirildiğini belirten Rizeli girişimci Habip Koçal, İlk denemelerin barajlar ve su havzaları üzerinde yapılmasının planlandığını ifade ederek "Türkiye'de ilk yerli probiyotik mikroorganizmaları ürettik. Şimdi geliştirdiğimiz bu ürünü danışman hocamız Prof. Dr. Naci Koç ile kapsül şeklinde havadaki atmosferdeki buharcıkları yağmur kapsülü haline getiriyoruz. Bunlar yeryüzüne indiği zaman hem iklim krizini hem de su krizini önleyecek. İlk denemeler zannediyorum ki barajlar üzerine olacak. Yani barajların kuraklık noktaları üzerine ve su havzaları üzerine olacak. Tarım Bakanımızla ve Cumhurbaşkanlığımıza gerekli bilgileri aktardık. Meteoroloji Genel Müdürlüğümüzle gerekli toplantılarımızı yapıyoruz. İnşallah denemeler başladığı zaman daha detaylı haberleri sizler devletimizin büyüklerinden alacaksınız" dedi. "Bütün Türkiye'yi bütün dünyayı Rize'den elde ettiğimiz mikroorganizmalar ile bir Ayder havası ve bir Anzer havası yapabiliriz" Çalışmalarda Rize'ye ait genetik bankaların kullanıldığını vurgulayan Koçal "Buranın genetik bankalarını kullandık yani Rize'nin gen bankalarını gen haline getirdik ve transfer ettik. Bunları da bilimsel verilerle ispat ettik. Bunların mikro biyel gübre olarak da ayrıyeten HB07 HB03 ve HB010 diye ayrı ayrı genetikleri çıkarıldı. Yani 3 tane ayrı ürün var. HB010 havada yağmur kapsüllemeye yarıyor. HB07 havadaki mikroorganizmaları yani zararlı virüsleri bırakıyoruz havaya. Yani şunu diyebiliriz bütün Türkiye'yi bütün Dünya'yı bir Ayder havası ve bir Anzer havası yapabiliriz. Havadaki patojenleri temizleyip havadaki mikroorganizmaları stabil hale getirebiliyoruz. HB03 de ise topraktaki mikroorganizmayı 150 yıl önce hale getirebiliyoruz. Sadece testlerden bir tanesini söyleyeyim kontrol grubu toprakta 2,5 ppm demirken diğer attığımız HB03'de 32'ye çıkıyor. Yani demir miktarını 17 kat neredeyse arttırmış" şeklinde konuştu. Mikroorganizmalarla yağmur yağdırma üzerine dünyada çok araştırmalar yapılıyor" Projeye ilişkin bilimsel değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Serkan Naci Koç ise iklim değişikliğinin dünyanın en büyük problemlerinden biri olduğunu söyledi. Koç, özellikle kuraklığın giderek arttığına dikkat çekerek "İklim değişikliği dünyanın en büyük problemlerinden birisi, özellikle en büyük sorunlardan birisi iklim değişikliğinde kuraklıkların giderek atmasıdır. Bu yıl da mesela ülkemizde ciddi anlamda bir kuraklık var. Barajlarda boşalma var. Kuraklığın önüne geçmenin en önemli yollarından bir tanesi yapay yağmur yağdırma. Bizim yağmur bombaları dediğimiz bombalarla yağmur yağdırma günümüzde dünyada gümüş iyodür teknolojisiyle yapılmaktadır. Gümüş iyodürün kristalleri su kristallerine çok benzediği için yağmur yağdırabiliyor. Fakat gümüş teknolojisi pahalı bir teknoloji 'eksi 8 eksi 10' derecelerde süper soğumuş su buharına ihtiyaç duyuyor. Alternatif teknolojilerden bir tanesi tuz teknolojisi, diğeri de mikroorganizmalarla yağmur yağdırma. Mikroorganizmalarla yağmur yağdırma üzerine dünyada çok araştırmalar yapılıyor. Mikroorganizmaların bir avantajı '0' derecelerdeki yani daha sıcak bulutlarda yağmur yağdırma kapasitesine sahipler. En etkili bakteri bir 'Pseudomonas' tipi bir bakteri fakat o yaprak hastalıklarına neden olabiliyor. Yani yağmur yağdığı zaman yaprak hastalıklarına neden olabiliyor. Dolayısıyla bunun pratik kullanımı mümkün değil. Bazı bakterilerimizin yüzeyinde buz kristallendirici proteinler olduğunu keşfettik ve dolayısıyla bunun yağmurlamada kullanabilecek bakterilerimiz var ve bunlar faydalı bakteriler yağmurla birlikte toprağa yağdıkları zaman bitkilere, ormanlara yağdıkları zaman da biyolojik gübre görevi de görüyorlar. Çevreye de faydaları dokunuyor. Dolayısıyla diğer bilimsel araştırmalarda öne çıkan bakteri gibi zarar vermiyorlar. Bununla ilgili yetkililiklerle girişimlerde bulunduk. Önümüzdeki günlerde yağmurlama için ilgili Ar-Ge çalışmaları yapılacak" diye konuştu. "Üretilen mikroorganizmaların çevreye zarar vermiyor" Üretilen mikroorganizmaların çevreye zarar vermediğini vurgulayan Koç, ilgili kurumlarla girişimlerde bulunduklarını ve önümüzdeki günlerde yağmurlama için Ar-Ge çalışmalarının başlayacağının da altını çizerek "Bir avantajımız da bizim ürettiğimiz mikro organizmalar tamamen yerli. Tamamen yerli girdi ile üretilmektedir. Analizleri Türkiye'de yapılamadığı için İtalya'da yapılıyor. Dolayısıyla ciddi bir efor sarf edilmiş durumda. Biz bu buluş ile iklim problemine, yağmur problemine bir çözüm getirmeyi umut ediyoruz. Hem ulusal hem de global çapta bunu yapmayı umuyoruz. Yağmur tohumlayarak yağmur yağdırmak, mikrobiyal toprak gübresi ve hava savunma sisteminde mikro organizmalarımız kullanılabilir durumda ve bunların ilgili çalışmaları da başlamak üzere" ifadelerini kullandı.

"Ekmekten başka bir şey veresiye alamazsın" diyen bakkal dükkanını ateşe verdi Haber

"Ekmekten başka bir şey veresiye alamazsın" diyen bakkal dükkanını ateşe verdi

Rize'nin Güneysu ilçesinde bir şahıs mahalle bakkalının "Ekmekten başka bir şeyi veresiye alamazsın" demesi üzerine bakkal dükkanını ateşe verdi. Olay ilçeye bağlı Adacami Mahallesi'nde geçtiğimiz Perşembe günü meydana geldi. Yaklaşık 1 yıl önce işletmesinden sürekli veresiye alan bir şahsın annesi, artık oğluna veresiye vermemesi için Aydın Kızılay'dan ricada bulundu. Bunun üzerine işletmeye gelen şahsa "Bundan sonra ekmekten başka bir şeyi veresiye alamazsın" dedi. Sinirlenen şahıs işletmeden çıktı ve Kızılay'ın iddiasına göre kendisine kin besledi. Son olarak Kızılay'ın dükkanda olmadığı bir saati bekleyen şahıs işletmenin kapalı olduğu saatte camını kırarak içeriye yanıcı madde döktü ve ateşe verdi. Şahıs olay yerinden hemen kaçarken, çevredekiler durumu önce işletme sahibi Kızılay'a sonrasında da 112 Acil Çağrı Merkezi'ne bildirdi. İhbar üzerine olay yerine itfaiye ve polis ekipleri sevk edildi. İtfaiye ekipleri tarafından yangına müdahale edilse de işletmede bulunan her şey küle döndü. Olayın faili yakalanarak gözaltına alındıktan sonra emniyetteki işlemlerinin ardından tutuklanarak cezaevine gönderildi. " 'Dükkandan duman çıkıyor' dediklerinde inanamadım" Yaşadığı talihsiz olayla ilgili konuşan bakkal sahibi Aydın Kızılay, kendisini "Dükkandan duman çıkıyor" diye aradıklarında çok şaşırdığını ve inanamadığını söyledi. Aydın Kızılay "30 yıllık burada bakkalım vardı. Pisipisine yaktı beni. Saat 14.00'da resmi kurumdan bir arkadaş ev ziyareti için yardım istedi, ben de tamam dedim. Kapattım dükkanın kapısını çıktık. Sonra telefonum çaldı ‘Dükkandan duman çıkıyor' dediler. 'Isıtıcım yok, dolaplarım çalışmıyor dükkandan neden duman çıksın' diye düşündüm. Ondan sonra başka bir arkadaş aradı ‘Dükkanın alev aldı, bir gel' dedi. 1 yıl önce yakan kişi benden veresiye mal alıyordu. Hesabı çoğalmıştı. Annesi bu hesabı yavaş yavaş ödüyordu. 30 yıllık sevilen bir esnafım. Hesabı çoğaldığı için annesi ‘Ekmekten başka bir şey verme ona' dedi bana. ‘Tamam' dedim bende. Sonra akşam üzeri geldi 2 ekmek aldı. Çantayı ıvır zıvır doldurdu. ‘Paran varsa alırsın yoksa alamazsın' dedim. Çantayı bıraktı çekti gitti ve ondan sonra bana kin besledi. Bir daha gelmedi ama sonrasında başkasına veriyordu parasını, gönderip aldırtıyordu bir şeyler" dedi. Şahsın eylemi gerçekleştirmeden önce mahalle sakinlerine söylediğini ancak kimsenin böyle bir şeyi yapabileceğini düşünmediğini dile getiren Kızılay "5 yıl önce caminin karşısında oturuyordu. Ben muhtar olduğum için bir yere gittiğimde oğlumu bırakıyordum dükkana. Bana ‘Oğluna 3 bin TL borcum var, vermeyeceğim onu' dedi. Ben de ‘Vermezsen verme, öbür dünyada alırım onu senden' dedim. Ben şimdi ona bir kin besleseydim oğluma da derdim ‘Veresiye verme ona' diye. Akşam kapattıktan sonra camımı kırıyor. İçeriye benzini döküp yakıyor. Arkadaşlara da söylemiş ‘Aydın'ı yakacağım' diye. Yakamazsın demişler, inanmamışlar ona. Önlem alırdım ama inanmadıkları için bana bir şey söylemediler. Ben de ifade alınırken öğrendim. 3 yıllık emeğim pisipisine yandı. 30 senelik varım, yoğum. Buradan geçiniyordum. Nereden bakarsan 3-4 milyon zararım oldu. Devletimiz büyüktür. Benim yüzümde kara yok" ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.