Hava Durumu

#Sağlık Haberleri

Yeni Marmara Gazetesi - Sağlık Haberleri haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sağlık Haberleri haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Bakımsız Klimalar Hastalık Saçıyor! Haber

Bakımsız Klimalar Hastalık Saçıyor!

Temizliği iyi yapılmayan klimaların zatürreye yol açtığını söyleyen Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şebnem Yosunkaya, klimaların ortamdaki ısı ve nem dengesini ayarladığını, yakın mesafeden sürekli aynı bölgeye maruz kalındığında ise birçok hastalığa da davetiye çıkarttığı uyarısında bulundu.    Yazın sıcak günlerini kapalı ortamlarda rahat geçirebilmek için yoğun olarak klima kullanılıyor. Alışveriş merkezlerinden araçlara kadar her ortamda kullanılan klima, birçok rahatsızlığa da sebep olabiliyor. Uzmanlar halk arasında zatürre olarak bilinen 'pnömoni' hastalığına karşı uyarılarda bulunuyor.  Klima sistemlerinin hava, ısı ve nem dengesini ayarlayarak sıcak havalarda konfor sağladığını anlatan Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şebnem Yosunkaya, “İklim krizi ve aşırı sıcakların etkisiyle daha fazla klimalara ihtiyaç duyuyoruz. Klimalar aynı zamanda bir hava akımı oluşturarak iç ortamın havasının devridaim etmesini ve partiküllerden temizlenmesini sağlarlar ayrıca çok önemli kalıp küf oluşumunu engellerler. Ortam, iç ortamlarda engellerler aslında bu yönleriyle hava yolu hassas astımlı hastalarımız için de güzel, uygun cihazlardır kullanımları faydalıdır” dedi.  “Bakımları yapılmayan klimalar zararlı hale gelebilirler”  Klimaların filtre bakımları yapılmadığında içlerinde kendileri toz ve mikroorganizmalar barındırarak zararlı hale gelebildiklerinin altını çizen Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şebnem Yosunkaya, “Uygun temizlikleri yapılmazsa işte o filtreleri değiştirilmezse bu sefer içlerinde kendileri toz ve mikroorganizmalar barındırarak zararlı hale gelebilirler. Bu zararlar da iyi ortamı temizleyeceğine ortama mikroorganizma saçar hale gelirse toz ve mikroorganizma bu sefer hava yolu hassas bu astımlı hastalarımızda öksürük ve nefes darlığına yol açacaktır. Aynı zamanda bu ortamı soğutup, dış ortamla iç ortam arası ısı farkı yüksekliğine neden olduğu için yine hava yolu hassas astımlı hastalarımız böyle ani havadaki ısı değişimlerinden de etkilenirler. Yine böyle öksürük ve nefes darlığı başlayabilir bu hastalarımızda. İyi temizlenmezlerse bir takım mikroorganizmalar bu klimanın suyunda oluşur, yaşar ve kullandıklarında etrafa bu mikro organizmalar saçılır. Bu da akciğer hastalıklarına ve akciğerde zatürreye sebep olabilir. O ortamı kullananlarda salgın tarzında pnomonilere sebep olabilir” şeklinde konuştu.  “Vücudun tek bölgesine uzun müddet gelen soğuk hava kas spazmlarına ağrılara sebep olabilir”  Klimanın oluşturduğu soğuk havanın vücudun belli bir bölgesine uzun müddet gelmesi sonucu kas spazmlarının da olabileceğine değinen Prof. Dr. Yosunkaya, “O soğuk havanın böyle vücudun belli bir bölgesine uzun müddet gelmesi o bölgede kas spazmlarına ağrılara sebep olabilir. Aşırı bir kuruluk yani klimaların günün büyük bir kesiminde, iç ortamlarda çalıştırılması aşı bir kuruluk yaparak gözlerde üst hava yollarında yine akciğer enfeksiyonlarına eğilim oluşturabilir. Yine kötü tasarımlı klimalar, yüksek ses yaparak bir gürültü kirliliği oluştururlar. Bu da kişilerin uykusunu bozarak stres seviyelerinin artmasına sebep olabilir. Her konuda olduğu gibi klimalarda da dengeli davranalım, kullanımlarını abartmayalım. Temizliğine dikkat edelim” diye konuştu. 

Her takıntılı düşünce ya da davranış obsesif kompulsif bozukluk mudur? Haber

Her takıntılı düşünce ya da davranış obsesif kompulsif bozukluk mudur?

 Obsesif kompulsif bozukluğun(OKB) yaşam kalitesini düşüren bir hastalık olduğunu kaydeden Saygı Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Doktor Ayşe Tanyıldız, “Toplumda her 100 kişiden 3’ünde görüldüğü tespit edilmiştir” dedi.  Toplumda oldukça sık görülen ruhsal hastalık olan obsesif kompulsif bozukluğa ilişkin önemli açıklamalarda bulunan Saygı Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Doktor Ayşe Tanyıldız, “Obsesyon; kişinin zihnine girmesine engel olamadığı, zihninden uzaklaştıramadığı düşünce, fikir ve dürtülerdir. Kişinin isteği dışında gelirler, kişi tarafından mantıkdışı olarak değerlendirilirler ve yoğun sıkıntı ve huzursuzluğa neden olurlar. Kompulsiyon, obsesyonların neden olduğu yoğun sıkıntı ve huzursuzluğu azaltmak ya da ortadan kaldırmak üzere yapılan yineleyici davranış ve zihinsel eylemlerdir” dedi.  “Her 100 kişiden 3’ünde görülüyor”  “Obsesif kompulsif bozukluk (OKB); oldukça sık görülen bir ruhsal hastalık olup, toplumda her 100 kişiden 3’ünde görüldüğü tespit edilmiştir” diyen Tanyıldız, “Obsesyon ve kompulsiyonlar değişiklik gösterebilir. Ülkemizde ve tüm dünya toplumlarında en sık görülen obsesyon ve kompulsiyon türlerinin başında bulaşma obsesyonu ve temizlik kompulsiyonu gelir. Ayrıca şüphe obsesyonu ve kontrol kompulsiyonu, cinsel, dini içerikli obsesyonlar, simetri/düzen obsesyon ve kompulsiyonları, dokunma, sayma, biriktirme ve saklama kompulsiyonları polikliniğimize sık başvuru nedenleri arasındadır. Merdiven altından geçmemek, çocukların üstünden atlayıp geçmemek, evden sağ ayakla çıkmak, yatağın sol tarafından kalkmamak gibi batıl inançlar, uğurlu, uğursuz sayılar ve renklerde sık karşılaştığımız ve kişinin günlük hayatını oldukça fazla etkileyen içeriklerdir” ifadelerini kullandı.  Her takıntılı düşünce ya da davranış obsesif kompulsif bozukluk mudur  Psikiyatri Uzmanı Ayşe Tanyıldız, “Düşünceler aklımıza gün içerisinde herhangi bir zamanda gelebilir ancak günlük yaşam aktivitelerini engelleyecek ya da günlük işlevlerimizi kısıtlayacak kadar sık ve yoğun olduğunda hastalık olarak değerlendirilebilir. Dağınık olan bir yeri toplamak, düzenlemek, kapı veya pencerenin açık olup olmadığını kontrol etmek gibi davranışlar elbette günlük yaşamımızın bir parçası. Bir ev kadınının temiz ve düzenli olması doğal olarak hastalık sayılmaz ama hemen her gün, günün her saatinde temizlik yapıyor, her gün çamaşır yıkıyor ve bu davranışları nedeni ile de çocuklarına onları sağlıklı bir biçimde yetiştirebilmek için yeterli zamanı ayıramıyorsa hastalık olarak değerlendirilebilmelidir. Bir kişinin otomobilinin camlarının kapalı, kapılarının kilitli olduğundan emin olması güvenlik nedeni ile garip karşılanmayabilir ama evinden tekrar tekrar çıkarak ya da yolda geriye dönerek cam ve kapıları kontrol etmesi dikkat edilmesi gereken bir durumdur” dedi.  “OKB, yaşam kalitesini düşüren bir hastalık”  Obsesif kompulsif bozukluğun(OKB) günlük yaşam etkinliklerini ciddi olarak kısıtlayabilen, aile, meslek ve sosyal yaşamda önemli işlev kayıplarına yol açan, yaşam kalitesini düşüren bir hastalık olduğunu kaydeden Tanyıldız, “OKB nedenleri tam olarak bilinmeyen bir hastalıktır. Obsesif kompulsif bozukluğa sahip kişiler üzerinde araştırma yapan uzmanlar; hastalığın genetik aktarım, biyolojik nedenler ve yaşanılan travmatik olaylar sonucunda ortaya çıktığını düşünmektedir. Kronikleşme ihtimalinin yüksek olması tedavinin önemini arttırmaktadır. Uygun doz ve süre kullanılan ilaç tedavileri ve bilişsel davranışçı terapi OKB hastalığının tedavisinde oldukça etkindir” şeklinde konuştu.  Dr. Tanyıldız, bilişsel ve davranışçı terapilerin hem hastalığın tedavisinde hem de hastalığın tekrarlamasının önlenmesinde çok önemli bir yer tuttuğunun altını çizerek, “Tedavide bazen tek başlarına bazen de ilaç tedavileri ile birlikte kullanılabilmektedirler. Bilişsel davranışçı terapide amaç; obsesyon ve bunlara bağlı olarak gelişen kompulsif davranışlarının neden kaynaklandığını, hastalığı tetikleyen etkenlerin ne olduğunu anlayabilmek ve danışanların bu etkenlerden kaçınmasını değil bu etkenlerin üzerine giderek hastalığı yenmelerini sağlamaktır. Kişinin kendindeki bazı düşünce ve davranışların bir ruhsal hastalığın belirtileri olabileceğine karar vermesi çoğu kez güçtür. OKB’nin sizde olabileceğinden şüpheleniyorsanız bir psikiyatri uzmanına başvurarak profesyonel yardım talep edebilirsiniz” dedi. 

Tatil İshallerine Dikkat! Haber

Tatil İshallerine Dikkat!

Medical Park Karadeniz Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, tatile çıkacak kronik hastalığı olanlara uyarılarda bulunarak ilaçlarını eksiksiz olarak yanlarında bulundurmaları tavsiyesinde bulundu.   Tatile çıkmadan hekimlere danışmanın önemine işaret eden Özlü, seyahat sırasında acil kullanımı ilaçların mutlaka seyahat sırasında yanlarında bulundurmaları gerektiğine dikkat çekerek, “Tatil sezonu başladı özellikle kronik hastalığı olanların tatil öncesinde stabil durumda olması lazım. Eğer hastalığı kontrol altında değil ise hekimlerine danışmalarında fayda var tatile gidebilir miyim? diye. Tatil onların tedavilerini normal olarak aksatabilir. Çünkü bazen uzun bir seyahat gerekebiliyor, iklim şartları değişebiliyor. Gece gündüz saatleri, yeme alışkanlıkları, istirahat, uyku zamanları değişebiliyor bu da onların dengelerini bozabilir. O açıdan tatile gitmeden önce stabil kontrol altında olduklarının anlaşılması lazım. Tatil süresince ilaçlarını yedekleyecek şekilde yanlarına almaları lazım. Eğer tıbbı bir cihaz kullanıyorlarsa tansiyon ölçeri, şeker ölçeri v.s. onları da mutlaka yanlarında götürmeleri lazım. Seyahat sırasında da acil kullanımı olan ilaçlarını yanlarında bulundurmaları lazım” dedi.  Tatil ishallerine dikkat  Tatil sırasında tatil ishallerine dikkat çeken Özlü, “Tatil sürecinde eğer bir sağlık sorunu yaşarsa nereden sağlık hizmeti alabileceğini önceden planlamış olması lazım. Beslenme çok önemli. Eğer bir diyeti varsa tatilde de diyetini bozmaması lazım. Özellikle sıcakta yeterli sıvı alınımı çok önemli. Güneş altında sıcakta çok kalmamaları gerekiyor. Özellikle tatil için sahil kenarlarına gidenler deniz alışkanlığı var. Gündüz saat 11, akşam 16-17 arasında güneş altında çok açıkta dolaşmamalarını tavsiye ederim. Ağır yemekler yememelerini, rahat kıyafetler giymelerini tavsiye ederim. Vücudun hava sirkülasyonuna izin veren pamuklu ya da ipekli kıyafetler giymelerinde yarar var. Beslenme önemli, özellikle tatil ishali dediğimiz bir olay var. Açıkta satılan gıdalar, hijyenik olmayan şartlarda gıda maddelerin tüketilirse o zaman maalesef ishal başlayabiliyor karın ağrısı, karında şişkinlik gaz v.s. gibi semptomlar olabiliyor. O açıdan mutlaka gıdaların uygun şartlarda saklanması, taşınması lazım. Bunlara dikkat edilmezse tatil sağlık açısından sorun olabilir. Özellikle yaşlı, kronik hastalığı olanlar bunlara dikkat etmelerinde fayda var” diye konuştu. 

Çocuklarda klima zatürresi alarmı! Haber

Çocuklarda klima zatürresi alarmı!

 Yaz aylarının gelmesiyle birlikte klima kullanımının artması, çocuklarda 'lejyoner hastalığı' olarak bilinen Legionella pneumophila bakterisi kaynaklı zatürre vakalarında da artışa neden oldu. Özellikle otel ve tatil köylerinde klima maruziyetine bağlı hastalıkların arttığını söyleyen Prof. Dr. Şevket Özkaya, çocuklarda COVID-19'a oranla daha fazla zatürreye neden olduğunu ve bu durumun şaşırtıcı ve endişe verici olduğunu ifade etti.   Sıcakların artması ve yaz sezonu ile tatile çıkanların klima kullanımı artarken, bronşit ve zatürre vakaları da hızla yükseliyor. Altınbaş Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şevket Özkaya, özellikle otel ve tatil köylerinde klima maruziyetine bağlı hastalıkların arttığını ve en çok etkilenenlerin çocuklar olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Özkaya, "Legionella" bakterisinin klimalardan üremesi sonucu ortaya çıkan "Lejyoner hastalığı"nın, çocuklarda COVID-19'a oranla daha fazla zatürreye neden olduğunu ve bu durumun şaşırtıcı ve endişe verici olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Özkaya, vatandaşların klima kullanımında dikkatli olmaları gerektiğini ve özellikle kronik hastalığı olan kişilerin bu konuda daha duyarlı olması gerektiğini belirtti.  “Ciddi sayıda, daha önce görülmemiş derecede bir artış söz konusu”  Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, özellikle otel ve tatil köylerinde konaklayan kişiler arasında “beni klima çarptı” diyen neredeyse her iki kişiden birinde bu hastalıkların saptandığını belirtti. Prof. Dr. Özkaya, bu durumdan en çok etkilenenlerin ise çocuk yaş grubu olduğunu vurgulayarak, “Ciddi sayıda, daha önce görülmemiş derecede çocuk bronşiti ve zatürresi vakaları görmeye başladık. Hatta COVID-19 salgınında, çocuk yaş grubunda COVID-19 virüsüne bağlı bu kadar çok zatürre görmüyorduk. Son günlerde; ‘Legionella’ bakterisinin, çocuk yaş grubunda COVID-19’a oranla çok daha fazla zatürreye neden olduğunu görüyoruz” diye konuştu.  “Kronik rahatsızlığı olanlarda ölümcül olabilir”  Legionella pneumophila isimli bakterinin klimalardan üremesi sonucunda hastalığın ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Özkaya, bu hastalığın kronik rahatsızlığı olanlarda ölümcül olabileceğini ve yaşlı, kronik hastalığı olan vatandaşların dikkatli olmaları gerektiğini hatırlattı.  “Sauna, hamam veya kaplıca havuzuna dikkat”  Prof. Dr. Özkaya bakterinin genellikle ılık sularda kolaylıkla çoğalabileceğini söyleyerek, “Genellikle bir binanın kirlenmiş su dağıtım sistemi yoluyla yayılır. Hastalık havada asılı duran su damlacıklarının solunması yoluyla insanlara bulaşır. Bakteri o kadar küçüktür ki, su buharı gibi küçük su damlacıklarının içine yerleşerek havaya karışabilir. Kontamine suların bulunduğu sauna, hamam veya kaplıca havuzu gibi sıcak sulardan çıkan buhar damlacıklarının solunması ile bakteri akciğerlere ulaşır. Kişiden kişiye yayılım söz konusu değildir” açıklamasında bulundu.  Özellikle klimaların iyi temizlenmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Özkaya, klima zatürresinde şikayetlerin daha az olduğu için grip gibi eklem ağrıları, ateş, halsizlik, ishal gibi hafif soğuk algınlığı belirtileriyle seyrettiği için çok fazla anlaşılmayabileceğini söyledi. Kronik hastalığı olanlarda hayati sonuçlar da doğurabileceğini belirten Özkaya, “Pandeminin bitmesiyle beraber ani ısı değişikliklerine, soğuktan sıcağa geçişlere ve klimalara maruz kalmak, grip ile karıştırılabilir ve önemsenmeyebilir. Çocuklar ise ne hissettiklerini anlatamadıkları için uzamış öksürük ve ateş şikayeti ile doktora başvurduklarında ciddi zatürre vakaları ile karşı karşıya kalırlar” dedi.  Klimalar 22 derecenin altına düşmemeli  Prof. Dr. Özkaya son olarak tatile çıkan veya çıkacak vatandaşların, özellikle çocukları başta olmak üzere, araç ile seyahat ederken açtıkları klimaların temizliğine ve maruziyetine dikkat etmeleri gerektiğini belirterek, “Özellikle kapalı yerlerde kendilerine dikkat etmeliler, klima ayarlarını ise 22 derecenin altına düşürmemelerini ve çok fazla ısı değişimine maruz kalmamalarını tavsiye ediyorum” dedi.  Lejyoner hastalığı nedir?  Lejyoner hastalığı, 1976 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nin Philadelphia kentinde gerçekleşen bir Legionella salgınına atfen bu ismi almıştır. Bu salgın, Amerikan Lejyonerler adı verilen bir askeri organizasyonun bir toplantısında çok sayıda insanın hastalanması ve ölmesine neden olmuştur. Hastalığın bu organizasyonda salgın yapmasının ardından "Lejyoner Hastalığı" terimi kullanılmaya başlanmıştır. Legionella genellikle göller, nehirler ve akarsular dahil tatlı su ortamlarında bulunur. Legionella ayrıca toprakta da yaşayabilir, fakat çoğu insan topraktan bakteri kapmaz. Lejyoner hastalığını ev tesisat sistemleri yoluyla kapmak mümkün olsa da çoğu salgın otel gibi toplu yaşama dahil büyük binalarda meydana gelir. Çünkü karmaşık dağıtım sistemleri bakterilerin daha kolay çoğalıp yayılmasına izin verir. 

Yazın Hamilelik Nasıl Rahat Geçirilir? Haber

Yazın Hamilelik Nasıl Rahat Geçirilir?

Sıcakların yükselmesi nedeniyle anne adaylarının serin, rahat ve güvenli kalma konusunda bilinçli olmaları gerektiğine değinen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Nigar Allahverdiyeva, “Susuz kalmak kabızlık, halsizlik, erken kasılmalar, baş dönmesi ve hatta erken doğum gibi bir takım sorunlara yol açabilir. Günde 10-12 bardak su içmeyi hedefleyin” dedi.  Liv Hospital Samsun Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Nigar Allahverdiyeva, yaz mevsiminde gebeliği rahat geçirme konusunda önerilerde bulundu.  “Yeterli miktarda sıvı tüketin”  Hamilelik sırasında susuz kalmamak her zaman önemli olduğunu ifade eden Opr. Dr. Nigar Allahverdiyeva, "Susuz kalmak kabızlık, halsizlik, erken kasılmalar, baş dönmesi ve hatta erken doğum aşağıdakiler gibi bir takım sorunlara yol açabilir. Günde 10-12 bardak su içmeyi hedefleyin. Taze sıkılmış meyve suyu iyi bir vitamin ve mineral kaynağıdır ancak ilave şekerlere karşı dikkatli olmak gerekir. Taze sıkılmış meyve sularını tercih edin. Havuç, salatalık ve pancar gibi taze sebze suları, sıvı alımının yanı sıra gerekli vitamin ve mineral alımını da sağlar. Soda, kahve ve çay gibi kafeinli ve şekerli içeceklerden kaçının veya sınırlandırın. Özellikle egzersiz yaparken veya hareket halindeyken yanınızda daima bir su şişesi bulundurun" diye konuştu.  “Hafif ve hava geçiren giysiler seçin, rahat ayakkabılar giyin"  Dr. Nigar Allahverdiyeva şunları söyledi: " Hamile kadınlar, en sıcak yaz aylarında rahat kalabilmek için bol, hava geçiren giysiler giymelidir. Pamuklu ve keten kumaşlar serin kalmak için idealdir. Açık renkler ayrıca güneş ışığını yansıtmaya yardımcı olur ve koyu renklere göre sizi daha serin tutar. Büyüyen karnınıza uyum sağlamak için ayarlanabilir askılı veya bel bantlı hamile kıyafetlerini tercih edin. Dar giysilerden veya hareketinizi kısıtlayabilecek veya rahatsızlığa neden olabilecek herhangi bir şeyden kaçının. Son olarak hafif bir eşarp, görünümünüze şık bir dokunuş katarken güneş ışınlarına karşı ekstra koruma sağlayacaktır. Hamilelik sırasında rahat ayakkabılar her mevsim için, özellikle de sıcaktan dolayı şişliğin ve rahatsızlığın daha yaygın olduğu yaz aylarında önemlidir. Ayrıca, uygun ayakkabılar hamilelik sırasında tehlikeli olabilecek düşme ve diğer yaralanmaların önlenmesine de yardımcı olacaktır.” Ayak bileklerinde şişkinliği azaltmak için bacaklarınızı yükseltin. Ayaklarda ve ayak bileklerinde şişme, mevsim ne olursa olsun, özellikle sıcaklığın yüksek olduğu yaz aylarında hamilelik sırasında sık görülür. Ayaklarınızı kaldırmak şişliği ve rahatsızlığı azaltmanın kolay bir yoludur. Otururken veya uzanırken yastık veya tabureden destel alarak bacaklarınızı destekleyebilirsiniz. Ayrıca, varis çorapları da bacaklara hafif bir baskı sağlayarak venöz dönüşe yardımcı olarak şişliğin giderilmesine iyi gelecektir. Hamilelik, en sevdiğiniz egzersiz rutininizden vazgeçmeniz gerektiği anlamına gelmez! Sadece bunu güvenli bir şekilde yaptığınızdan emin olun. Yüzme hamile kadınlar için mükemmel bir egzersiz şeklidir. Su vücut ağırlığınızı destekler ve yaz sıcağında serin kalmanıza yardımcı olur. Açık havada yürümek, temiz hava ve güneş ışığı almanın harika bir yolu olabilir. Güneş kremi ve su tüketmeyi unutmayın. Hamilelik için güneş kremi seçerken, UVA ve UVB ışınlarına karşı geniş spektrumlu koruma sağlayan, en az 30 SPF'li (güneş koruma faktörü) bir ürün seçin. Taze yiyeceklerle beslenin. Yazın en güzel yanlarından biri de mevsiminde olan birbirinden lezzetli meyve ve sebzelerdir. Kavun, karpuz, domates, biber, yeşillikler gibi meyve ve sebzeler mükemmel vitamin ve mineral kaynaklarıdır. Güzelce, temiz yıkandıklarından emin olun. Yaz, anne adaylarının açık havanın tadını çıkarması için harika bir zamandır, ancak sağlıklı ve güvenli bir hamilelik için önlem almak önemlidir.” 

Bronşektazi Uyarısı: Belirtileri Göz Ardı Etmeyin! Haber

Bronşektazi Uyarısı: Belirtileri Göz Ardı Etmeyin!

Bronşektazi Belirtilerine Dikkat! Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi ve Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, akciğerlere hava taşıyan bronşların iltihap ve enfeksiyon nedeniyle genişlediği kronik bir akciğer rahatsızlığı olan bronşektazi hakkında bilgi verdi. Özlü, "Bronşektazi belirtileri pek çok hastalıkla karıştırılabiliyor. Hastalar uzun yıllar doğru tanı alamıyorlar ve bu da tedaviyi geciktiriyor" dedi. Yanlış Tanılar ve Geciken Tedavi: Bronşektazi hastalarının sıklıkla astım, KOAH veya zatürre gibi farklı hastalıklarla tedavi edildiğini belirten Özlü, "Bu hastalıktaki belirtiler pek çok akciğer hastalığıyla karışabiliyor. Yanlış tanılar ve geciken tedavi, hastaların durumunu daha da kötüleştirebilir. Erken teşhis ve doğru tedavi hayati önem taşıyor" diye konuştu. Erken Teşhis ve Tedavi Hayati Önem Taşıyor:   Bronşektazi belirtileri gösteren hastaların bir an önce uzman bir doktora başvurması gerektiğini vurgulayan Özlü, "Tedavinin gecikmesi, hastaların yaşam kalitesini düşürebilir ve hastalığın ilerlemesine neden olabilir. Bu yüzden bronşektazi belirtileri olan kişilerin vakit kaybetmeden tıbbi yardım alması çok önemli" dedi. Prof. Dr. Tevfik Özlü'nün bu önemli uyarıları, bronşektazi hastalığına dikkat çekmek ve erken teşhisin önemini vurgulamak adına büyük bir öneme sahip. Eğer siz de benzer belirtiler yaşıyorsanız, bir uzmana danışmayı ihmal etmeyin.

Bursa'da Arı Yatağına Yerli Ve Yabancı Turistlerden Büyük İlgi Haber

Bursa'da Arı Yatağına Yerli Ve Yabancı Turistlerden Büyük İlgi

Bursa'da bir tıbbi aromatik bahçede yer alan terapi yöntemi, yerli ve yabancı turistler tarafından ilgi görüyor. Kabin içerisinde yer alan arı kovanın üzerinde uzanan insanlar daha dinç kalkıyor.   Bursa'da Nilüfer ilçesinde yer alan tıbbi aromatik bitki bahçesinde, arı yatağı uygulamasıyla terapi yapılıyor. Bir kabinin içine kurulan kovan sayesinde arıların çıkardığı sesler ve uçucu gazlar, üzerinde yatan insanı daha dinçleştiriyor. Arılar ve kabinde yatan kişi arasında bir temas olmamakla birlikte kabine girenler rahatladıklarını hissediyor. Rusya'da geleneksel olarak yapılan bu terapi yöntemi Türkiye'de yaygın olmamakla beraber, yerli ve yabancı turistler tarafından oldukça rağbet görüyor.  Kovanın içindeki arılar üzerinde yatan insana enerji veriyor  Kovanın içindeki arıları sessiz bir ortamda duyabilen insanların rahatladıklarını ve daha dinç olduklarını söyleyen Dr. Dursun Ünal, “Bu bahçeyi 9 yıl önce tıbbi aromatik bahçe olarak kurduk. Aynı zamanda bal arılarını da buraya ekleyerek apiturizm ile birleştirdik. Bal arıları, çiçeklerin en yoğun açtığı dönemde bir kovanda ortalama 60-70 bin sayıyı bulabiliyor. Bu dönemlerde de arı yatağı uygulaması yapabiliyoruz. Sayıları ne kadar çoksa, üzerinde yatan insana enerji veriyor. Kovana getirdikleri uçucu yağ asitlerinin kokusu kabine yayılıyor. Kanatlarından verdikleri sesin frekansı insan vücuduna etki etmektedir. Bu mekanizmayla üzerinde yatan insana büyük bir dinçlik uyandırmaktadır. Özellikle Rusya'da yaygın olarak yapılıyor. Avrupa'da da apiturizm oldukça gelişti, insanların ilgisini çeker hale geldi. Arı yatağına giren insanın, arı ile teması söz konusu değildir. Arıların giriş yönü kabinin farklı tarafında, insanlar ise başka bir taraftan girmektedir. İnsan ve arılar arasındaki ince tahta üzerindeki ızgaradan gelen ses, koku ve enerji, insana fayda sağlıyor” ifadelerini kullandı.  Yabancı turistler rağbet gösteriyor  Rusya ve bazı Avrupa ülkelerinde yıllardır uygulanan bu terapi yönteminin Türkiye'de de olduğunu öğrenen turistlerin ilgi gösterdiğini belirten Dr. Ünal, “Burası Nilüfer ilçesine bağlı Dağyenice Mahallesi'nde yer alıyor. Organik tarım yapılan bir alan ve çevremizde ses kirliği yok. Biz burayı ilk başta hobi amaçlı kurmuştuk. Zaman içerisinde gelen özellikle Arap turistler bahçemize ilgi göstermeye başladı. Bahçemizde yetişen tıbbi aromatik bitkiler ve arılara rağbet gösterildi” dedi. 

Uzun Yaşamanın Sırrı Kan Grubunda Saklı! Haber

Uzun Yaşamanın Sırrı Kan Grubunda Saklı!

Kan Grupları ve Özellikleri: Kan grubu, bir kişinin kırmızı kan hücrelerinde bulunan belirli proteinler ve antijenlerin kombinasyonunu tanımlar. İnsanlar genellikle A, B, AB veya O olmak üzere dört temel kan grubuna sahiptir. Bu gruplar, ABO kan grubu sistemine göre belirlenir: - Kan Grubu A: A antijeni bulunan ve anti-B antikorlarına sahip olan kişilerdir. - Kan Grubu B:B antijeni bulunan ve anti-A antikorlarına sahip olan kişilerdir. - Kan Grubu AB: Hem A hem de B antijenlerine sahip olan, ancak anti-A ve anti-B antikorları bulunmayan kişilerdir. Bu nedenle, AB kan grubu evrensel alıcı olarak bilinir. - Kan Grubu O: Ne A ne de B antijenine sahip olan, ancak her iki antikor tipine karşı da antikorlara sahip olan kişilerdir. O kan grubu evrensel verici olarak bilinir. Kan grupları, kan transfüzyonları, organ nakilleri ve bazı genetik hastalıkların tedavisinde önemli bir rol oynar. Ayrıca, acil durumlarda uygun kan bulunmasına yardımcı olur.  Araştırmanın Bulguları: İngiltere'de uzun süredir yapılan bir araştırma, kan grupları ile uzun yaşam arasındaki bağlantıyı inceledi. Araştırmanın sonuçlarına göre, 100 yaşına kadar yaşayan uzun ömürlü kişilerin belirli bir kan grubuna sahip olduğu ortaya çıktı. Bu bulgu, kan gruplarının yaşam süresi üzerinde belirleyici bir faktör olabileceğini gösteriyor. Bilim insanları, kan grubunun yaşam süresi üzerindeki etkisinin uzun zamandır ilgi çektiğini ve son araştırmaların bu konuda önemli ipuçları sunduğunu belirtiyor. Özellikle belirli kan gruplarına sahip kişilerin daha uzun yaşadığı gözlemlendi. Uzun Yaşamın Sırrı Kan Grubunda mı? Bu araştırmanın sonuçları, kan grubunun yaşam süresi üzerinde etkili olabileceğini ortaya koyarak, uzun yaşamın sırrının kan grubunda saklı olabileceğini düşündürüyor. Bilim insanları, bu konudaki araştırmalarını derinleştirerek, kan gruplarının sağlık üzerindeki diğer potansiyel etkilerini de incelemeyi planlıyor.

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.