Hava Durumu

#Sanık

Yeni Marmara Gazetesi - Sanık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sanık haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Eski Nilüfer Belediye Başkanı Erdem savunma yaptı: "Tüm suçlamaları reddediyorum" Haber

Eski Nilüfer Belediye Başkanı Erdem savunma yaptı: "Tüm suçlamaları reddediyorum"

Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Bursa Bölge Adliye Mahkemesi salonunda görülen, 37'si tutuklu 63 sanıklı davada sanık savunmaları sürüyor. Duruşmanın ikinci gününde eski Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem hakim karşısına çıktı. Savunmasında yaklaşık 20 yıllık belediyecilik geçmişine değinen Erdem, görev yaptığı süre boyunca Nilüfer'in gelişimi için çalıştığını söyledi. Belediye başkanlığı dönemindeki imar uygulamalarına ilişkin iddialara da cevap veren Erdem, yapılan işlemlerin mevzuat çerçevesinde gerçekleştirildiğini savundu. Nilüfer Belediyesi'nin parsel bazlı plan değişikliklerine sıcak bakmadığını belirten Erdem, Büyükşehir Belediyesi tarafından onaylanan planların ardından ilçe belediyesinin ruhsatlandırma işlemlerini yerine getirdiğini ifade etti. Pandemi döneminde gerçekleştirilen sosyal yardımlar ile 6 Şubat depremlerinin ardından deprem bölgesine ulaştırılan desteklerden de bahseden Erdem, belediye imkanlarının kamu yararı doğrultusunda kullanıldığını savundu. Hakkındaki suçlamaları kabul etmeyen Erdem, kamu zararına neden olacak herhangi bir işlem yapmadığını belirterek, "Tüm suçlamaları reddediyorum" dedi. Turgay Erdem'in savunmasını tamamlamasının ardından avukatları söz aldı. Erdem'in müdafilerinin, müvekkillerine yöneltilen suçlamalara ilişkin beyanlarının alınmasına geçildi. Duruşma, müdafilerin beyanlarıyla devam ediyor.

Anne ve oğlunun darbedildiği kafedeki dehşetin ilk duruşması görüldü Haber

Anne ve oğlunun darbedildiği kafedeki dehşetin ilk duruşması görüldü

Bir sanığın tutukluluk halinin devamına karar verilen duruşmanın ardından açıklamalarda bulunan Meryem Yıldırım, yaşadığı travmayı anlattı. Yıldırım, "Şuan sağ kulağım duymuyor, gözümde görme kaybı var. İçimde hala bazı şeyler devam ama dışta biraz toparladım. Saçlarım uzadı. Kendime dönmeye çalışıyorum" dedi. Olay, Ramazan Bayramı'nın birinci günü (20 Mart 2026) İzmit'teki bir kafede meydana geldi. Meryem Yıldırım (39) ve oğlu Talha Kaan İzal (21), vakit geçirmek için mekana gitti. İddiaya göre, kafe önünde bir şahsın darbedildiğini gören Yıldırım, bu kişiye yardım etmek amacıyla onu içeriye çağırdı. Bu sırada şahsı darbeden grup da kafeye girerek küfür etmeye başladı. Talha Kaan İzal'ın, gruptakileri "Burada kadınlar var, küfür etmeyin" şeklinde uyarması üzerine arbede çıktı. Saldırıya uğrayan anne ve oğlu darbedildi. Yüzüne ve vücuduna aldığı darbelerle ağır yaralanan, yüzünde çok sayıda kırık ve kaburgasında çatlak tespit edilen Yıldırım, hastane tedavisinin ve geçirdiği ameliyatların ardından taburcu oldu. Soruşturma kapsamında Kürşat G. tutuklanırken, Emrah G. ve Sema K. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Geçtiğimiz cuma günü görülen davanın ilk duruşmasına tutuklu ve tutuksuz sanıklar, müşteki Meryem Yıldırım, oğlu Talha Kaan İzal ile taraf avukatları katıldı. Sanıkların suçlamaları reddettiği duruşmada mahkeme heyeti, Kürşat G.'nin tutukluluk halinin, diğer iki sanığın ise adli kontrol tedbirlerinin devamına karar vererek duruşmayı erteledi. Duruşma sonrası yaşadığı süreci anlatan Meryem Yıldırım, olayın aslında başka bir kavganın yansıması olduğunu ve kendileriyle bir ilgisi bulunmadığını belirtti. Yıldırım, sanıkların mahkemedeki ifadelerinde gerçeği yansıtmayan beyanlarda bulunduğunu vurgulayarak şunları kaydetti: "Bayramın 1. günü oğlumla bir mekanda otururken darp edilmiştim. Bununla ilgili ilk duruşmamız gerçekleşti. 3 kişilerdi, 1 kadın 2 bey vardı. Birinin tutukluluk hali devam ediyor, diğer 2'si ise yurt dışı çıkış yasağı ve denetimli şekilde dışarıdalar. Olay aslında başka bir kavganın yansıması oldu. Bizimle alakası yoktu. Oğlum, 'Beyler küfür etmeyin, hanımlar var' dediği için sanıklardan Kürşat tarafından yumruk atıldı. Oğlum tekme attı, bende oğlumu kurtarmak için müdahale ettim ve olay yaşandı. İfadede daha çok, sanıklardan Sema Hanım ile benim aramda tartışma olduğunu ve merdivenden düştüğümü, kendilerinin suçsuz olduğunu söylüyorlar ama benim sanık Sema ile sadece, bana küllük fırlattığı için benim ona temasım oldu. Sadece saçlarımızı tuttuk. Onun dışında zaten ben, Kürşat ve Emrah tarafından darbedildim." "Şuan sağ kulağım duymuyor" Sağlık durumu ve psikolojik sürecine de değinen Yıldırım, "Şuan sağ kulağım duymuyor. Gözümde görme kaybı var. Konuşma bozukluğum vardı, biraz tedavi ve terapi ile düzeldi. Biraz daha iyiyim. İçimde hala bazı şeyler devam ama dışta biraz toparladım. Saçlarım uzadı. Kendime dönmeye çalışıyorum. Psikolojik tedavi hala devam ediyor. Ataklar yaşıyorum, tedavim devam ediyor. İzmit'ten de uzaklaştım. Biraz uzak kalmak istedim, duruşma için geldim. Biraz daha kendime dönmeye çalışıyorum" dedi. "Beklentimiz öldürmeye teşebbüsten yargılanmalarıydı" Meryem Yıldırım'ın avukatı Murat Ustabaşı ise müvekkilinin aldığı darbelerin ölümcül nitelikte olduğuna dikkati çekerek iddianamedeki suç vasfına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Ustabaşı, "Müvekkilin kafasında 60 dikiş var. Yüzünde kırılmamış kemik kalmamış ve bir gözünde de görme kaybı var. Bunlar herhangi birinin ölümüne yetecek kadar ağır yaralamalar. Bizim beklentimiz öldürmeye teşebbüs suçundan yargılanmalarıydı ancak dava 'neticesi sebebiyle ağırlaştırılmış yaralama' suçundan açıldı. Şahıslardan biri tutuklu. Diğer iki sanığın tutuklanmasını istedik ancak onlar için adli kontrol kararının devamına karar verildi. Ekim ayında müvekkilim Adli Tıp Kurumundan tekrar bir kati rapor alacak. O rapor bize durumu daha açıklayıcı kılacak. Ayrıca müvekkilimin oğlu Talha'nın da dosyaya müşteki olarak dahil olmasını bekliyorduk. Dosya içerisinde tek müşteki Meryem Hanım. Talha da aynı şekilde zarar gören kişi. Savcılık makamı onun bu dosyada müşteki olmasını uygun görmemiş, durumu başka bir dosya üzerinden değerlendirmişler. O dosyayı da göreceğiz, bakalım neler olacak" diye konuştu. "Hastanelerde süründük, bana söz hakkı doğmadı" Olayda darbedilmesine rağmen bu davada müşteki sıfatıyla yer alamadığını ve duruşmada kendini ifade edemediğini dile getiren Talha Kaan İzal ise "Müşteki olarak duruşmada bulunamadım, bana söz hakkı doğmadı. Ben duruşmanın sonuna kadar dinledim. Zaten ilk duruşmaydı. Bende darbedildim. Darp raporu aldım, olaydan sonra hastanelerde süründük ama bana söz hakkı doğmadı. Karşı taraf benim için suçlamalarda bulundu. Durduk yere tekme attığım iddia edildi. Durduk yere atılmış bir tekme yoktu. Bana söz hakkı tanınmadığı için kendimi ifade edemedim. Müşteki olarak beni olaya dahil etmediler. Şikayetçi olmuştum ancak savcılık böyle uygun görmüş ama ben de şikayetçiyim" ifadelerini kullandı.

"Cinler kan istiyor" yalanına 9 yıl 10 ay hapis Haber

"Cinler kan istiyor" yalanına 9 yıl 10 ay hapis

İddiaya göre, 2023-2024 yılları arasında İzmit ilçesinde eşinin psikolojik rahatsızlığı nedeniyle yardım arayan H.D. (63) isimli yaşlı adam, arkadaşının aracılığıyla Y.C. (45) ile tanıştı. Y.C., H.D.'ye eşinin üzerinde çok ağır bir büyü bulunduğunu, çocuklarının da bundan etkilendiğini öne sürdü. Bu durumu düzeltebileceğini ancak bunun için çok sayıda adak kesilmesi gerektiğini ileri süren Y.C., cinlerin kan talep ettiğini de söyledi. Y.C.'nin ayrıca muska yazımı için safran bitkisine ihtiyaç duyulduğunu, Türkiye'deki safranların alkollü olduğunu iddia ederek, yurt dışından getirtilecek safranın yüksek maliyeti olduğu gerekçesiyle H.D.'den toplam 130 bin lira aldığı belirtildi. Daha sonra durumdan şüphelenen yaşlı adamın şikayeti üzerine Y.C. ve H.Ş. gözaltına alındı. "Suçlamaları kabul etmiyorum" Şüpheli Y.C., iddianamede yer alan ifadesinde, "H.D. iş yerime geldi. Boynumdaki muskayı görünce nereden elde ettiğimi sordu. Sakarya'da H.Ş. tarafından muskanın yazıldığını söyledim. Numarasını isteyince verdim. H.Ş., H.D.'ye birkaç tane muska yazdı ve karşılığında 500-1000 TL para aldı. Suçlamaları kabul etmiyorum" diye konuştu. H.Ş. (75) ise ifadesinde, "Daha önce medyumluk yapıyordum ancak bıraktım. O zamanlar bazı kişilere muska yazıyordum. Y.C.'ye de yazdım. Yazdığım muskaların mürekkebi safrandan olduğu için cüzi miktarda para alıyordum. H.D.'den dediği gibi bu kadar para almadım" şeklinde konuştu. Hazırlanan iddianamede, tutuksuz sanıklar Y.C. ve H.Ş. hakkında "fikir ve eylem birliği içerisinde dini inanç ve duyguların istismarı suretiyle dolandırıcılık" suçundan 3 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası talep edildi. Sanıkların ayrıca "677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun'a muhalefet" suçundan da 3 aydan az olmamak üzere cezalandırılmaları talep edildi. Kocaeli 4. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmaya, tutuksuz sanıklar Y.C. (45) ve H.Ş. (75) ile mağdur H.D. (63) katılmazken, taraf avukatları salonda hazır bulundu. Dosyadaki delillerin toplandığını belirten mahkeme heyeti kararını açıkladı. Heyet, sanık H.Ş.'yi "dini inanç ve duyguların istismarı suretiyle dolandırıcılık" suçundan 5 yıl, "677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun'a muhalefet" suçundan ise 4 ay olmak üzere toplam 5 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırdı. Diğer sanık Y.C.'ye ise aynı suçlardan toplam 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

Eşini 15 parçaya ayıran sanıktan şoke eden savunma: "Çok kolay oldu" Haber

Eşini 15 parçaya ayıran sanıktan şoke eden savunma: "Çok kolay oldu"

Bursa 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ilk duruşmasına tutuklu sanık Adalet Uzunoğlu ile taraf avukatları katıldı. Sanık, emekli polis memuru eşi Ali Fuat Uzunoğlu’nu öldürdüğü yönündeki suçlamaları kabul etmeyerek, eşini sabah saatlerinde evlerinin merdivenlerinde hareketsiz bulduğunu öne sürdü. Paniklediğini ve kendisinden şüphelenileceğini düşündüğü için cesedi nacak ve bıçakla parçalara ayırıp poşetlere koyarak farklı çöp konteynerlerine attığını savundu. Mahkeme başkanının, "Adam ölmüş, haber verseydin, niye parçaladın?" sorusuna sanık, "Çok korktum. Bana yıllarca zulüm etti. Benden bilirler diye haber vermedim" diye cevap verdi. Duruşmada en dikkat çeken an ise mahkeme başkanının, "Nasıl kestin, zorlanmadın mı?" sorusu üzerine yaşandı. Sanık, "Evde kurbanı ben kestiğim için çok kolay oldu, zor olmadı" ifadelerini kullandı. Mahkeme heyetinin, "Kendi kendine düştü deseydiniz" sözleri üzerine ise sanık, "İşte iblis girmiş aklıma. O şeytan var ya ben burayı görecekmişim. 40-50 sene çektim, burayı görecekmişim" diyerek savunmasını sürdürdü. Tahliyesini isteyen sanık, "Ev hapsi olursa iyi olur. Cezaevinde çok sigara içiliyor, nefes alamıyorum" dedi. Olay, 28 Ocak’ta Osmangazi ilçesi Selamet Mahallesi’nde meydana gelmişti. Kayıp başvurusunun ardından başlatılan soruşturmada evde kan izleri ve doku parçaları bulunmuş, kriminal incelemeler sonucu delillerin Ali Fuat Uzunoğlu’na ait olduğu belirlenmişti. Gözaltına alınan Adalet Uzunoğlu tutuklanırken, olayla ilgili gözaltına alınan 2 oğlu ile kardeşi adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı. Mahkeme heyeti, sanığın tutukluluk halinin devamına karar vererek duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.

Hırsızın senaryosu Yargıtay'dan geri döndü Haber

Hırsızın senaryosu Yargıtay'dan geri döndü

Sabıkalarına rağmen ev ve işyerlerine girerek insanları mağdur eden hırsızların ‘uyumak için girdim’ argümanı, ceza yargılamasında en sık karşılaşılan klasik savunma taktiklerinden biri olarak mahkemelerin gündemine geliyor. Yargılama sürecinde sanıkların bu savunması iddia makamı (savcılık) tarafından toplanan delillerle çürütülüyor. Hırsızlık için girdiği evde suçüstü yakalanan G.D. hakkında ‘Hırsızlık, konut dokunulmazlığının ihlâli’ suçundan 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Sanığın, ‘Hırsızlık için değil dinlenmek için girdim ama sabıkamdan dolayı sözüme itibar edilmedi savunması Mahkemede karşılık bulmadı. Kapı, pencere kilitlerinin zorlanması, duvar ve çatı gibi engellerin aşılması, doğrudan hırsızlık veya mala zarar verme kastının açık göstergesi olduğuna dikkat çeken mahkeme; ‘Hukuk sistemimizde savunmalar değerlendirilirken hayatın olağan akışı esas alınır. Tanımadığınız birinin evine izinsiz girip uyuması makul kabul edilmez. Şüphelinin üzerinde veya çevresinde kesici aletler (levye, tornavida), eldiven, maske veya çalınan eşyaların bulunması bu bahaneyi tamamen ortadan kaldırır. Bu tarz mesnetsiz ifadeler genellikle cezayı hafifletmek veya suçun vasfını değiştirmek için yapılmış bir kaçıştır’ değerlendirmesi yapıp sanığı hapis cezasına çarptırdı. Sanık kararı temyiz edince devreye Yargıtay 2. Ceza Dairesi girdi. Temyiz sadece hüküm hukuksuz olduğunda geçerlidir G.D. isimli hırsızlık sanığının temyiz müracaatını değerlendiren Yargıtay 2.Ceza Dairesi adeta ültimatom niteliğinde bir karara imza attı. 5271 sayılı Kanun'un 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır'' ifadesi hatırlatıldı. Aynı Kanun'un 294. Maddesinde ise ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir'' hükmünün yer adlığı vurgulandı. Kararda şu ifadelere yer verildi: ''Sanığın temyiz isteminin, katılanın evine hırsızlık amacıyla girmediği, uyumak amacıyla girdiğine, geçmiş sabıkasından dolayı sözlerine itibar edilmediğine, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 62. maddesinin uygulanmadığına dayanıyor. Sanık müdafiinin (avukatının) temyiz isteminin, sanığın atılı suçu işlemediğine, soyut ve mesnetsiz değerlendirmeyle mahkûmiyet kararı verildiğine ve beraat kararı verilmesinin gerektiğine ilişkin olduğu belirlenerek anılan sebeplere yönelik yapılan incelemede hukuka aykırılık bulunmamıştır. Sanık hakkında katılana yönelik eylemi sebebiyle hırsızlık suçundan kurulan hükümde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, istinaf istemlerinin esastan reddine dair karar hukuka uygun bulunduğundan, sanık ve müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesinin kararına yönelik temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanmasına oy birliği ile karar verilmiştir.''

İkra bebeğin darp davasında tutuklu sanık tahliye edildi Haber

İkra bebeğin darp davasında tutuklu sanık tahliye edildi

Yalova 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya sanık Ş.E., tutuklu bulunduğu cezaevinden SEGBİS aracılığıyla katıldı. Duruşmada taraf avukatları ile sanık yakınları da hazır bulundu. Duruşma öncesinde baba Muhammed Baca, dosyanın "kasten öldürmeye teşebbüs" kapsamında değerlendirilerek ağır ceza mahkemesine gönderilmesini talep etti. Talebinin kabul edilmemesi üzerine eşi B.B., kızı İkra ve diğer çocuklarıyla duruşma salonundan ayrıldı. Jandarma personelleri tanık olarak dinlendi Olay anında sahada olan jandarma personeli, ihbar üzerine olay yerine gittiklerini, Muhammed Baca'nın evinde bulunduğunu ve o anda sokaktan gelen Ş.E. ile tartıştığını söyledi. Jandarma personeli, tarafları ayırdıkları sırada B.B. ile sanığın eşi N.E. arasında da arbede çıktığını belirtti. Jandarma personeli, arbedede bebeğe vurulduğu anı görmediğini söyledi. Sanığın ağabeyinin eşi N.E. ise, olay sırasında anne B.B.'nin çocuğu kucağında taşıdığı sırada düştüğünü iddia etti. Mahkeme heyeti duruşma sonunda sanık Ş.E'ye yurt dışı yasağı ve adli kontrol kararıyla tahliye edilmesine hükmetti. "Kızımın hakkını sonuna kadar arayacağım" Duruşma başladıktan sonra salonu terk eden Muhammed Baca yaptığı açıklamada, 14 aylık kızının kafatasında üç kırık oluştuğunu ve beyin kanaması geçirdiğini. dosyanın ağır ceza mahkemesine gönderilmesini istediğini söyleyerek, "Bir baba olarak mücadelemi sürdürüyorum. Kızımın hakkını savunacağım. Dört aydır aile düzenimiz kalmadı. Hukuk önünde sonuna kadar mücadele edeceğim" dedi.

Öldürdüğü hamile eşinin cesediyle 10 gün aynı evde yaşadı Haber

Öldürdüğü hamile eşinin cesediyle 10 gün aynı evde yaşadı

Olay, 21 Nisan 2025'te İnönü Mahallesi Arnavut Caddesi'nde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, cadde üzerindeki apartmandan kötü kokuların gelmesi üzerine binada yaşayan vatandaşlar, 112 Acil Çağrı Merkezini aradı. İhbar üzerine Civil ailesinin yaşadığı eve giren ekipler, 34 haftalık hamile Elif Civil'in cesediyle karşılaştı. Elif Civil'in, vücuduna aldığı 12 bıçak darbeleriyle öldürüldüğü, cesedin 10 günden fazla süredir evde olduğu belirlendi. Yaşanan olayın ardından harekete geçen Kastamonu İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri, ölen kadının kocası Berkan Civil'i (29) 1,5 yaşındaki çocuğu İ.C. ile birlikte Nasrullah Meydanı'nda yakaladı. Gözaltına alınan Berkan Civil tutuklandı. Olayın ardından Berkan Civil hakkında Kastamonu Ağır Ceza Mahkemesinde "Eşe karşı kasten öldürme kasten öldürme" suçundan dava açıldı. Davanın ilk duruşmasında, tanıklar ve taraf avukatları hazır bulunurken, sanık SEGBİS aracılığıyla duruşmaya katıldı. "Tek hatırladığım 8 gün boyunca eşimin cesediyle uyumuşum" Duruşmada savunma yapan Berkan Civil, "Olaydan önce ben, kapı komşum M.Ç.'yi telefonla aradım. Çarşıya inemeyeceğimi eve gelirken ekmek ve sigara almasını söyledim. Kapıyı tıkladı, açtım ekmek ve sigarayı aldım. Parasını da verdim. Sigarayı içtikten sonrasını da hatırlamıyorum. Tahlillerimde uyuşturucu çıktı mı, bilmiyorum. 4 gün kendimde değildim. Uyandığımda boğazımda kesik vardı, karnımda da kesikler vardı. Tek hatırladığım 8 gün boyunca eşimin cesediyle uyumuşum. Telefonum da olmadığı için arayamadım. Ben yaralıydım, eşim de öldürülmüş haldeydi. Telefonum yoktu, bulamadım. O yüzden de kimseyi arayamadım. Sigarayı içtikten sonra uyandığımda boğazım kesikti. Gömleğimde kan içerisindeydi. Korktuğum için kimseyi arayamadım, haber veremedim. 4 gün boyunca uyuya kalmışım. Korktum, çocuğumu kaybederim diye, o yüzden aramadım. Eşimle ara sıra anlaşmazlıklarımız olurdu. Her ailede olduğu gibi sorunlarımız olurdu. Fiziki olarak eşime bir şiddet uygulamadım. Ciğerim yanıyor, evladımı, eşimi kaybettim. Tek hazırladığım T.Ş.'nin kapıya gelip ekmek ve sigarayı bıraktığı, ardından bir süre sonra görüşünce, ‘ben, sana demiştim' diye cevap verdi. 10 gün sonra olay ortaya çıktı. Kan değerlerimde uyuşturucu çıktı mı bilmiyorum" dedi. "Ben babayım sonuçta, bilincimi kaybetsem de çocuğuma bakabilirim" Evde bulunan bıçaktaki DNA'sının daha önce ev işlerinde kullandığı için çıkmış olabileceğini iddia eden sanık, "Herhangi bir yere borcum yoktu. Herhangi birisiyle husumetim de yok. Ben işimde gücümde birisiyim, eşimin de kimseyle husumeti yoktu garibimin. Boya ve fayans işlerine gidiyorum, akşamları da kahvehanede çalışıyordum. Ben, 8 gün boyunca evde eşimin cesedini gördüm. Nasıl yaralandığımı hatırlamıyorum. Uyandığımda boğazım kesik, gömleğim de kan içerisindeydi. Yakalandığım güne kadar 8 gün boyunca dışarıya hiç çıkmadım. Herhangi bir madde kullanmadım. Olaydan 15 gün önce eşimle kavga ettiğimi söylüyorlar. Bunu kabul etmiyorum. Madem komşularımız kavga ettiğimizi duymuşlar, neden polisi aramamışlar" diye konuştu. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı adına duruşmaya katılan avukatın, "4 gün boyunca kendine gelemediğini söylüyorsun. 1,5 yaşındaki çocuğun bakımını kim sağlamış, bunu açıklayabilir misiniz" şeklindeki sorusuna cevap veren sanık, "Çocuğuma ben baktım. Ben, babayım, bilincimi kaybetsem de çocuğuma bakabilirim. Kendimde olmasam da hatırlamasam da çocuğuma bakabilecek durumdaydım" şeklinde konuştu. "Arada bir sigara alıp Berkan'a verirdim" Tanık olarak dinlenen komşu T.Ş. de, "Sanık ile 3 ay arkadaşlığımız oldu. Karşı kapı komşumdu. Olayı bilmiyordum. Yakalandığı gün ben Ankara'daydım. Ben evine bir bardak çay dahi içmeye gitmedim. Eşinin ismini bilmem. Bir kere evime geldi ve 5 dakika oturup gitti. Eşiyle ilgili bir sorunundan bahsetmedi. Eşini de 2 kere gördüm. Bir gece eşi ile sesleri geldi, kavgalarını duymuştum. Arada bir sigara alıp Berkan'a verirdim. İçimden gelirdi. En son olaydan 10 gün önce sigara alıp vermiştim. Paket sigaraydı. Kapının önünde ayakkabılık vardı, oraya bıraktım. Ben iki paket sigara almıştım, birisini Berkan'a verdim, diğerini kendime aldım. Benden sigara istememişti. Arayıp söylemedim, o bıraktığım yerden alıyordu" ifadelerini kullandı. T.Ş.'nin verdiği ifadenin ardından konuşan Berkan Civil, "Sen bana bunu nasıl yaptın, eşime nasıl kıydın?" şeklinde tepki göstererek, "Adaletin tecelli etmesini diliyorum. Ailesinin şikayetçi olması umurumda değil. Ben onlardan daha düşkündüm eşime. Gereken araştırılsın. Adalete güveniyorum. İki elim T.Ş.'nin yakasında olacak. Eşimi kaybettim, evladım yetim kaldı. Her şey araştırılsın. Düne kadar ailesi de hayatımızda yoktu. Yazıklar olsun. Bir de tanıklık yapıyorlar" dedi. Kirayı ve aidatlarını ödemeyince eşini öldürdüğü ortaya çıktı Berkan Civil'in ev sahibi S.G. de, "Elif'i hiç görmedim. Sanığın kira borcu vardı, ödeyemediler. Nisan ayında çıkacağını söyledi. Nisan ayı gelince 2 hafta boyunca aradım ama ulaşamadım. Ben de yöneticiyi aradım. Durumu anlattım. Yönetici ile birlikte daireye çıktık. Koku geliyordu, biz de polisi aradık" diye konuştu. "Ailesi bizi arayıp, ‘kızınızı alın, yoksa öldürür denize atarız' dediler" Elif Civil'in babası İ.Ç. de, "En son yüz yüze bir yıl önce İstanbul'da görüşmüştük. Yaşananları biz bilmiyoruz. Olaydan 3 ay önce sanığın annesi ve babası bizleri aradı, ‘kızınızı alıp götürün, keser atarız, öldürürüz, geçinemiyorlar' dediler. Biz de kızımızı arayıp durumunu sorduk, 'sorun yok, iyiyiz' dediler. En ağır şekilde cezalandırılmasını istiyorum" dedi. Sanığın ailesini ve taraf avukatlarını da dinleyen mahkeme heyeti, dosyadaki eksiklerin giderilmesi için duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.

Anaokulunda öğrencisini darbettiği iddia edilen öğretmene para cezası Haber

Anaokulunda öğrencisini darbettiği iddia edilen öğretmene para cezası

Olay, 5 Mart 2025 tarihinde Kastamonu il merkezinde bulunan bir anaokulunda meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, anaokulunda eğitim gören 5 yaşındaki T.A.Ç., annesi H.Ç.’ye müzik öğretmeni S.T.’nin kendisini darbettiğini söyledi. Bunun üzerine okul idaresi ile görüşen aile durumu anlattı. Güvenlik kamerası görüntülerini talep eden aile, okul idaresi tarafından isteklerinin yerine getirilmesi üzerine suç duyurusunda bulundu. Sanık hakkında Kastamonu 5'inci Asliye Ceza Mahkemesi'nde ‘basit yaralama’ ve ‘tehdit’ suçlarından dava açıldı. Davanın ilk duruşmasında sanık, tanıklar, T.A.Ç.’nin ailesi ve taraf avukatları hazır bulundu. Duruşmada kendisini savunan sanık S.T., suçlamaları kabul etmediğini ve beraatını talep ettiğini belirterek, "T.A.Ç. benim öğrencimdir. Olay günü sınıfa geldiğimde kendisi yoktu. Ben T.A.Ç.’yi aramaya başladım. 35 öğrenciyi bırakıp, okul dışında onu aradım. Daha sonra tanık A.Ö.’den yardım istedim, kendisi görmediğini söyledi. Fakat son anda T.A.Ç.’nin bayrağın altında olduğunu söyledi. Kendisini ikna etmeye çalıştım, fakat, T.A.Ç. kendisini yerden yere attı. Ben onu tutmaya çalıştıkça kendisini yere attı. Kendisini içeriye almak için ikna etmeye çalıştım, elma verdim, fakat ikna edemedim. Ben kapıyı hızlıca açtığım için ayağım kendisine geldi. Asla kendisine tekme atmadım. A.Ç.ye ‘Ailesi geldiğinde ben teslim edeceğim ve durumu anlatacağım’ dedim" dedi. T.A.Ç.’nin annesi H.Ç. ise olay günü oğlunu okula almaya gittiğinde kendisinin ağladığını belirterek, "Oğluma ne olduğunu söylediğimde bir şey söylemedi. Normalde öğretmenler çocuğu teslim etmek üzere çıkmazlar ama o gün sanık başımızda bekliyordu ve çocuğumu göz hapsine almıştı. Oğlum bu nedenle konuşmadı. Oğlum suluğunu unutmuştu, kendisine gidip içeriden alıp getirmesini söyledim. Fakat oğlum içeri girmek istemedi. Sanığa ne olduğunu sordum. Kendisi oğlumun dışarıya çıktığını ve içeri girmek istemediğini söyledi. Daha sonra öğretmeni gittiğinde oğluma sordum, oğlumdan öğretmeninin kendisine davrandığı şekilde bana davranmasını istedim ve oğlum boynuma vurdu. Sonrasında oğlumun boynunun kızarık olduğunu gördüm. Kamera görüntülerini izlediğimde de oğlumu dövdüğünü ve oğlumun çığlıklar attığını duydum. Oğluma üstünü düzeltirken ‘Annene söyleme’ şeklinde söylediğini de gördüm. Daha önce de oğlumun vücudunda morluklar ve çizikler görmüştüm. Çocukların birbirini incittiklerini düşündüm" diye konuştu. T.A.Ç.’nin babası ise sanıktan şikayetçi olduğunu söyledi. Duruşmada tanık olarak dinlenilen okul çalışanı A.Ç., "Ben sanık öğretmenin çocuğu çektiğini gördüm. Sonra çocuğun mutfakta yere çöktüğünü gördüm ve benden yardım istedi. Sanık ise kolundan onu çekmeye çalışıyordu. Kendisinin vurduğunu ya da tekme attığını görmedim. Ama sonra kamera görüntülerinde tekme attığını gördüm. Sanık olaydan sonra okulla ilişkisini kesti, gelmiyor. Ama bu olaya kadar T.A.Ç.’ye yönelik böyle bir eylemini görmedim. T.A.Ç.’ye ‘bittin sen’ şeklinde sözler söylediğini duymadım. Görüntülerden izledim" şeklinde konuştu. Avukat savunmalarının da dinlenmesinin ardından Cumhuriyet savcısı mütalaasını açıkladı. Mütalaasında sanığın T.A.Ç.’yi yakasından tutup sürükleyerek ve tekme atarak darbettiği, ‘bittin sen, sen bittin’ diyerek tehdit edildiğinin güvenlik kamerası kayıtlarında sabit olduğunu belirten cumhuriyet savıcısı, sanığın ilgili suçlar sebebiyle cezalandırılmasını talep etti. Savunmaların ardından kararını açıklayan mahkeme, S.T.’nin 'basit yaralama' ve 'tehdit' suçlarından 20 bin 500 TL adli para cezasına çarptırılmasına karar verdi. Belirlenen cezaların 2 yıldan az olması, sanığın daha önceden kasıtlı bir suçtan mahkum olmaması sebebiyle hükmün açıklanması geri bırakıldı.

O Sanıkların Tahliye Talebi Reddedildi Haber

O Sanıkların Tahliye Talebi Reddedildi

Zonguldak’ta ailesinin kayıp ihbarında bulunduğu Afganistan uyruklu 50 yaşındaki Vezir Mohammad Nourtani'nin ormanlık alanda cesedinin yanmış halde bulunduğu olayın ilk duruşması 12 saatte tamamlandı. Tutukluluğunun devamına karar verilen 3 sanığın tahliye talebi ile keşif talebi reddedildi.   Geçen yıl Kasım ayında ailesinin kayıp ihbarında bulunduğu 50 yaşındaki Afgan maden işçisi Vezir Mohammad Nourtani’nin cesedinin yanmış halde bulunmasının ardından başlatılan soruşturmada 3’ü tutuklu 6 sanık hakkında Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianame 1. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.  Ocak sahibi olduğu ileri sürülen Enver G. (34) ve Hakan K. (46) ile Ahmet A. (52) tutuklanarak cezaevine gönderilirken Sercan K. (28), Eray D. (22), Alaattin Ç. (46) adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.  "Maden ocağı kaçak, başımız ağrır" düşüncesi ile Vezir Mohammad Nourtani'nin akaryakıt istasyonundan 5 litre benzin alınarak yakıldığı ortaya çıkan olay sonrası kabul edilen iddianamede 6 sanık hakkında kasten öldürme suçundan müebbet hapis cezası talep edildi.  Zonguldak 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada iştirak iradesi ile hareket ettiği, kolluk kuvvetlerine haber vermedikleri, olayın ortaya çıkmasını engellemek amacıyla işbirliği, delilleri yok ederek kasten öldürme suçundan müebbet hapis talep edilen 3’ü tutuklu 6 sanık ilk kez hakim karşısına çıktı.  Tutuklu sanıklar Enver G. ve Ahmet A. ile tutuksuz sanık Sercan K. SEGBİS ile duruşmaya katıldı. Tutuklu sanık Hakan K. ile diğer tutuksuz sanıklar Eray ve Alaattin Ç.; taraf avukatları, öldürülen Nourtani’nin ailesi, DEM İstanbul Milletvekili Özgül Saki, EMEK Partisi Genel Başkanı Seyit Arslan da katıldı.  Duruşmaya Zonguldak Barosu da dört avukatı ile katılmayı talep etti. Zonguldak kömür havzasının en önemli problemlerinden biri olan kaçak maden ocaklarında olayın yaşanması, ocağın da ruhsatsız olduğuna dikkat çeken Zonguldak Barosu, olayın kamu vicdanını yaralayan nitelikte olduğunu; yargılama sonucu verilecek kararın ders niteliğinde olacağı ifade edildi. Ancak baronun katılma talebi kabul edilmedi.  “İnfazımız var. Başımız yanmasın, ocak kaçak, Nourtani’nin kimliği yok”  Tutuksuz sanık Eray D., madene girdiklerinde Vezir Mohammad Nourtani’nin sırt üstü yattığını; vagonun şasisine koyarak dışarıya çıkarttıklarını anlattı. Enver G. ve madene çağırdıkları Hakan K.’ye durumu anlattıklarını ifade eden Eray D., “Enver ve Hakan ‘Ocağın içinde olduğunu göstermeyelim, ocağın dışında olmuş gibi gösterip hastaneye götürelim’ dediler. İkisi birlikte ‘İnfazımız var. Başımız yanmasın, ocak kaçak, Nourtani’nin kimliği yok. Ocağın içinde olmamış gibi gösterelim’ dediler. Nourtani’yi arabaya koyduk. Enver, Nourtani’nin kıyafetlerini sobaya atmamızı söyledi. Hakan, Alaattin, Enver ve Ahmet arabaya binip hastaneye gittiklerini söyleyip yanımızdan ayrıldılar” diye konuştu.  Eray D., aracın madenin yanından ayrılması üzerine yemek arasında Sercan K. ile birlikte Nourtani’nin kıyafetlerini sobaya attıklarını söyledi. Eray D., bir süre sonra mahalle girişinde bir araya geldiklerini burada Hakan K.’ye arabada battaniyeye sarılı bulunan Nourtani’yi hastaneye götürmeleri gerektiğini söyleyerek, “Parmak izlerimiz var. Kalp krizi geçirdiyse otopside çıkabileceğini bizlik bir durum olmadığını söyledim. ‘Nourtani’yi yol kenarında bırakıp gitmeyelim’ dedim.  Mahkeme başkanının “O kadar kişisiniz birine bir şey oluyor, 112’yi neden aramadınız?” sorusuna Eray D. de “Hakan abiler hastaneye götüreceklerini söylediler. O yüzden çalışmaya devam ettik” dedi.  “Hırıltılı bir şekilde nefes alıp veriyordu”  SEGBİS ile duruşmaya katılan tutuksuz sanık Sercan K., suçlamaları kabul etmedi. Sanık Sercan K., “Vezir Muhammed olay saatinde vagonları değiştirdiğimiz yerde makasta sırt üstü yatıyordu. Boynu ise direğe yaslı haldeydi. Hırıltılı bir şekilde nefes alıp veriyordu. ‘Muhammed abi’ diye üç kere seslendim cevap vermedi. Alaattin kalp masajı yapmaya başladı. Ayrıca Alaattin ‘Dili içine kaçmış mı?’ gibisinden maktulü kontrol ediyordu. Nefes almak zaten çok güçtü” dedi.  Bu sırada Hakan K. kendisine, “Bu olayı hiçbir şekilde kimseden duymayacağım. Eğer duyarsam anam avradım olsun vururum seni” dediğini hatırlatan Sercan K., “Ben tehdit ve baskı altında kaldığım için kamerayı kendime çevirdim” ifadelerini kullandı.  Battaniyeye sarıp aracın bagajına yükledikleri Nourtani’yi tutuklu sanıklar Enver G., Hakan K. ve Ahmet A. ile birlikte seyir halindeyken hastaneye götürmeyi yinelediğini anlatan Alaattin Ç., “Enver araçta ‘Atalım’ dedi. Ben de ‘İnsan bu atamazsınız, çakal, kurt yer’ dedi. Hakan K.’ de ‘Doğru diyor, manyak mısın?’ dedi. 45 dakika kadar yanlarında kaldıktan sonra hastaneye götürmek için ikna etmeye çalıştım. Beni bırakmalarını söyleyip evime gittim. Haberleri görünce hemen avukatımla savcılığa gelerek her şeyi anlattım. Olay tarihinde alkollüydüm” diye konuştu.  “Ben senin ailene bakarım” iddiası  Tutuklu sanık Enver G., araçta ne yapacakları konusunda konuşurlarken Hakan K.’nin kendisine “Madem benim dersin, ben senin ailene bakarım’ dediğini; Alaattin Ç.’nin de ‘En fazla 6 ay yatıp çıkarsın” dediğini anlattı.  “Git benzin al gel ben bunu yakacağım”  Kendilerine patron olmadığını söylediğini anlatan Enver G., “Arabayı yolun kenarına çektik. Bir süre sonra Eray yanımıza geldi. Hakan da yanımıza gelerek Eray’a bir demet para içerisinden 150 lira uzattı ve ‘Git benzin al gel, ben bunu yakacağım’ dedi ancak Eray kabul etmedi. Hakan benden diğer ocakta çalışan Afgan’ı alıp getirmemi istedi. Ben kendi telefonumu Afgan Kazım’a, vererek Vezir Mohammad’ın eşini arayarak işe gelmediğini söylemesini istedim” dedi.  “Cep telefonunu bulmak için çakmağı çaktım, rahmetli alev aldı”  Nourtani’nin sarılı olduğu battaniyeyi Enver G., Hakan K. ile birlikte ormanlık alana getirdiklerini anlatan Ahmet A., “Hakan benzin bidonunu elimden aldı. Ben ondan 2-3 metre geriye uzaklaştım. Benzinin dökülürken çıkardığı sesten Hakan’ın benzini maktule döktüğünü anladım. Hakan beni yanına çağırdı. Karanlıkta göremediğimi söyledim ancak bir süre sonra yanına gittim. Benzini döktükten sonra Hakan önce bana ‘Yakmasak mı dayı oğlu?’ diye sordu. Ben de 'Çekip gidelim' dedim. H.K. de bana 'Öyle olmaz çak bir çakmak dayı oğlu beklemeye gerek yok, gidelim.' dedi. Yakma niyetim yoktu ama çakmağı çıkarırken telefonum yere düştü. Telefonu bulurum düşüncesiyle çakmağı çakınca bir anda ateş aldı. Çakmağı yakıp telefonu bulurum niyetiyle çakmağı çakmıştım. Rahmetli orada alev aldı. Ardından Hakan ‘Çabuk arabaya bin, gidelim’ dedi. Arabaya binip anayola çıktık. Pişmanım affınıza sığınıyorum.” dedi.  “Mahkemenizin huzurunda şaşırdım” deyip eski ifadesine döndü  Mahkeme başkanının savcılık sorgusundaki “Hakan’ın talimatıyla ateşi yaktım” şeklindeki ifadeleri hatırlatması üzerine sanık Ahmet A., “Emniyet ve savcılıktaki ifadelerim doğrudur. Hakan’ın talimatıyla çakmağı çakıp ateşi yaktım. Hakan’ın ısrarı üzerine çakmağı çaktım. Mahkemenizin huzurunda şaşırdım. Telefonu düşürdüğüm ve telefonu bulmak için çakmağı çaktığımı söyledim. Doğrusu Hakan’ın talimatıyla çakmağı çaktım” şeklinde konuştu.  “Cani olsak ocağın ağzında kalp masajı yapmazdık”  Tutuklu sanık Hakan K. “Nourtani’nin Nefes almadığını fark ettim. Kalp masajı yaptı, nabzına baktım. Enver’e adamın ölmüş olduğunu söyledim. ‘Ölü bizim ölümüz arayın 112’yi. Gelsinler alsınlar dedim.’ Enver G. de bana ‘Senin sicilin var abi, benim sicilim var. Ocak kapanır, kimliği yok’ dedi. Eray’a seslendim, battaniye getirmesini söyledim. Battaniyeye sarıp arabanın bagajına koydular. Aracı ana yoldan 4-5 metre içeriye sokmuştum. Aracı durdurdum, tuvalet ihtiyacımı gidermek için araçtan indim. Sonra bir ışık hissettim. Arkamı döndükten sonra maktulün yandığını gördüm. O an korktum. Biz cani insan değiliz. Cani olsak ocağın ağzında kalp masajı yapmazdık. Üç kere Enver’e ve Alaattin’e hastaneye götürmemiz gerektiğini söyledim. Benim amacım hastaneye götürmekti. Enver sürekli kafama ocağın kaçak olduğunu sokmaya çalışıyordu” dedi.  Ölen Vezir Mohammad Nourtani’nin eşi Qamer Gül Meliki sanıkların hepsinden şikayetçi oldu. Meliki, “Olaydan tam 1 hafta önce eşimin bana söylediğine göre orada patronlarıyla aralarında konuşma geçiyor. Enver bütün çalışanlara hitaben ‘Biriniz böbreğinizi bana satın, 20 bin dolar vereyim.’ dedi. Rahmetli eşim de kendisine gülerek böbreği verdikten sonra 20 bin dolar ne işe yarar demiş. Eşim olaydan önce 3 haftadır orada çalışıyordu” ifadelerine yer verdi.  Nourtani’in ailesinin avukatı Kerim Bahadır Şeker, maden ocağı ve aracın geçiş güzergahında talep ederken sanıkların ‘Afgan, kimliği yok, kurtulalım bundan’ gibi söylemlerle atılı suçlamanın ‘insanlığa karşı suçlar’ şeklinde değiştirilmesi öne sürdü. Şeker ayrıca Nourtani’nin böbreğinin alınmış olduğunu düşündüklerini ileri sürdü.  Sanık avukatları, madende kaza olduğu için suçun ‘taksirle ölüme neden olma’ kapsamında kalacağını öne sürerek tutuklu sanıkların tahliyesini talep etti. Mahkeme ise tutuklu sanıklar hakkında kuvvetli suç şüphesi olduğu gerekçesiyle tutukluluk halinin devamına karar verdi.  Adli kontrol tedbiri kaldırılan Alaattin Ç.’ye ise yurtdışı çıkış yasağı konulurken yurtdışı çıkış yasağının da devamına karar verilirken keşif talebi reddedildi. Mahkeme tanıkların dinlenmesi için 8 Temmuz tarihine ertelendi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.