Hava Durumu

#Sgk

Yeni Marmara Gazetesi - Sgk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sgk haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Milyonlarca işçiye kötü haber Haber

Milyonlarca işçiye kötü haber

İşçilerin kullanılmayan yıllık izin ücretleri konusunda 2012 - 2017 yılları arasında uygulanan 10 yıllık zaman aşımı, 2017’de yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu Ek Madde 3 uyarınca; iş sözleşmesinden kaynaklanmak kaydıyla, yıllık izin ücreti alacağının zamanaşımı süresi 5 sene olarak belirlendi. 2020 yılında iş davalarına bakan Yargıtay 22. Hukuk Dairesi ile 9. Hukuk Dairesi birleştirildi. Birleşme sonrası yıllık izin ücret alacaklarında zamanaşımı süresini yeniden güncelleyen Yargıtay 9. Hukuk Dairesi verdiği içtihat kararında yıllık ücretli izin alacağında zaman aşımı süresinin 5 yıl olduğuna hükmetti. Yargıtay’ın içtihat kararına rağmen izin paralarını alamayan mağdurlar İş mahkemelerinin kapısını çalıyor. Tam 11 yıl çalıştığı işyerinden emeklilik sebebiyle ayrılan D.K., yapılan görüşmelere rağmen kullanmadığı yıllık izin ücretini alamadı. D.K. vefat ettikten sonra yakınları İş Mahkemesi’nde alacak davası açtı. Babasının demir ustası olarak davalıya ait yurt dışı şantiyelerinde 11 sene çalıştığını belirten davacı; merhumun haftanın 7 günü çalışma yaptığını, alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin, fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etti. Davalım inşaat şirketi ise zamanaşımı def’inde bulunduklarını, müteveffanın (merhumun) iş bitimi nedeniyle iş sözleşmesinin sona erdiğini ve herhangi bir alacağının kalmadığını öne sürdü. İş Mahkemesi, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıtlarına ve dosya kapsamına göre müteveffanın davalı işyerinde işçi olarak çalıştığına, davalı tarafça müteveffanın iş sözleşmesinin tazminat gerektirmeksizin feshedildiğinin ispatlanamadığı, müteveffanın kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, çalıştığı dönem içinde toplam 110 gün yıllık ücretli izne hak kazandığına hükmetti. Davalı işverence hak kazandığı yıllık ücretli izinlerinin kullandırıldığının veya ücretlerinin ödendiğinin ispatlanamadığı, fazla çalışma ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile hafta tatili ücreti alacaklarının zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verildi. Karar istinafa taşınınca devreye giren Bölge Adliye Mahkemesi (BAM), itirazları geri çevirdi. Davalı kararı temyiz edince dava dosyası Yargıtay 9. Hukuk Dairesi gündemine geldi. Oy birliği alınan kararla, yıllık izin alacaklarında zamanaşımının 10 değil 5 sene olduğu gerekçesiyle BAM hükmü bozuldu. Yargıtay kararında şu ifadelere yer verildi: "Dairemiz, 6098 sayılı Kanun’un yürürlük tarihi ile 7036 sayılı Kanun’un yürürlük tarihi arasında yıllık ücretli izin alacağının 10 yıllık zamanaşımına tâbi olduğu görüşünü benimsemiş ve buna göre uygulama yapmıştır. Ancak; Dairemizin Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesi ile birleşmesi sonrasında, konu yeniden değerlendirilmiş olup yıllık ücretli izin alacağında zamanaşımı süresinin 5 yıl olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Buna göre 6098 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih ile 7036 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih arasındaki dönemde de yıllık ücretli izin alacağının tâbi olduğu zamanaşımı süresi beş yıldır. Somut uyuşmazlıkta; davalı vekilince, davaya karşı süresinde zamanaşımı def’inde bulunmuştur. Yapılan açıklamalara göre yıllık ücretli izin alacağında zamanaşımı süresi beş yıl olup bu süre fesih tarihinden itibaren başlar. Davacının iş sözleşmesi 04.12.2013 tarihinde sona ermiş, dava ise 24.10.2019 tarihinde açılmış olduğuna göre yıllık ücretli izin alacağının zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir."

Maaş için numaradan boşananlara Yargıtay'dan kötü haber Haber

Maaş için numaradan boşananlara Yargıtay'dan kötü haber

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin emsal kararında; boşanma tarihi itibarıyla gerçek-samimi boşanma iradelerine sahip olan veya olmayan (hileli boşanma) tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının tespit edilmesi durumunda gelirin-aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunduğuna dikkat çekti. Son yıllarda sırf babadan kalma yetim maaşı almak için resmen boşanmalarına rağmen birlikte yaşayan çiftlere yönelik hem SGK hem de yargı yaptırımları hız kazandı. Yargıtay son kararında samimi ya da hileli boşanan çiftlerin birlikte yaşamalarına devam etmesinin af edilemez olduğuna hükmetti. İş Mahkemesi’nin yolunu tutan genç kadın, 2002 yılında vefat eden babası Kurum sigortalısı İlhan I.’ndan ötürü yetim aylığı aldığını, eşi Ahmet H.’dan 2001 tarihinde boşandığını, SGK’nın eski eşi ile fiilen birlikte yaşadığı gerekçesi ile 26.10.2008 tarihinde aylığını kestiğini ve yersiz ödemeleri borç kaydettiğini iddia edip İş Mahkemesi’nin yolunu tuttu. SGK işleminin iptali amacıyla açılan dava reddedildi. 2022 senesinde yeniden SGK kapısını çalan genç kadın, olumsuz cevap alınca İş Mahkemesi’ne müracaat etti. Ret işleminin iptali ve SGK’ya yapılan başvuru tarihi itibariyle ödenmeyen aylıkların yasal faizi ile birlikte davalı Kurumdan tahsiline karar verilmesini talep etti. Davalı Kurum, davacının boşandığı eşiyle birlikte yaşadığının tespit edildiğini, Kurum işleminin doğru olduğunu, davanın yerinde olmadığını belirterek davanın reddi gerektiğini savundu. İş Mahkemesi, davanın kabulüne, davacının babası üzerinden bağlanmasını talep ettiği yetim aylığı ödenmesi başvurusunun reddine dair 12.08.2022 tarihli Kurum işleminin iptaline, yetim aylığının 19.07.2022 olan başvuru tarihinden itibaren ödenmeye devam edilmesine hükmetti. Başvuru tarihinden itibaren ödenmeyen her ay için ödenmesi gereken tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Kurumdan tahsili ile davacıya verilmesine, karar verildi. Davalı Kurum vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesi, istinaf isteminin esastan reddine karar verdi. SGK avukatı kararı temyiz edince dava dosyası Yargıtay 10. Hukuk Dairesi gündemine geldi. Boşanmanın samimi olup olmadığını araştırmak yargının görevi değil Adeta ültimatom niteliğindeki kararda eşlerin samimi olup olmadıklarını tespitinin yargı görevi olmadığı vurgulandı. Yasada; oldukça yalın olarak "eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen" ibareleri yer aldığı hatırlatıldı. Kararda; "Kanun koyucu tarafından örneğin; ‘sosyal güvenlik kanunları kapsamında ölüm aylığına hak kazanmak amacıyla eşinden boşanan’, ‘hak sahibi sıfatını haksız yere elde etme amacıyla eşinden boşanan’, ‘gerçek boşanma iradesi söz konusu olmaksızın (muvazaalı olarak) eşinden boşanan’ veya bunlara benzer ifadelere yer verilmemiştir. Maddede boşanma amacına-saikine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden, gerek Kurumca, gerekse yargı organlarınca uygulama yapılırken; eşlerin boşanma iradelerinin gerçekliğinin-samimiliğinin araştırılıp ortaya konulması söz konusu olmamalıdır. Boşanmanın muvazaalı olup olmadığına ilişkin herhangi bir araştırma-irdeleme ve boşanma yönündeki kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulaması yapılmamalı, özellikle, kesinleşmiş yargı organının verdiği karara dayanan ‘boşanma’ hukuki durum ve sonucunun eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılmasının bir başka organın yetki ve görevi içerisinde yer almadığı ortadadır. Şu durumda sonuç olarak vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibarıyla gerçek-samimi boşanma iradelerine sahip olan (evlilik birliği temelinden sarsılan) veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının tespit edilmesi durumunda gelirin-aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır’’ denildi. Karar bozuldu Davacı tarafından davalı Kuruma 22.07.2022 tarihinde başvuru yaparak yeniden yetim aylığı bağlanmasını talep ettiğini ancak Kurumun 12.08.2022 tarihli işlemi ile önceki araştırmacı raporu esas alınarak talebini reddettiği hatırlatıldı. Kararda şu ifadelere yer verildi: ‘’Kurum işleminin iptali için eldeki davanın açıldığı, mahkemece yaptırılan emniyet araştırması ve dinlenen tanık anlatımları ile de davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmakla verilen karar eksik inceleme ve araştırmaya dayalıdır. Mahkemece yapılması gereken iş, davacının ve boşandığı eşinin nüfus kayıt sistemindeki adres kayıtları getirtilerek, ihtilaf konusu dönem içerisinde davacının ve boşandığı eşine ait nüfusta kayıtlı adreslerinde birlikte yaşama olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediğidir. Her bir adreste kimlerin yaşadığı kolluk vasıtasıyla araştırılarak ve muhtar, komşu, kapıcı, yönetici gibi kişiler dinlenerek tespit edilmeli, birlikte yaşama olgusu yukarıda açıklanan düzenlemeler ışığında da araştırılarak elde edilecek sonuca göre bir karar verilmelidir. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına oy birliği ile karar verilmiştir.’’

Halı sahadaki ölüm iş kazası sayıldı Haber

Halı sahadaki ölüm iş kazası sayıldı

Son yıllarda artış gösteren halı sahalardaki kalp krizi sonucu vuku bulan ölüm olaylarına dair emsal bir karar çıktı. Çalıştığı şirketin düzenlediği futbol turnuvasında kalp krizi geçiren S.Ö., kaldırıldığı hastanede yaklaşık 3 ay süren tedavinin ardından hayatını kaybetti. Sosyal Güvenlik Kurumu (GGK) ölümü iş kazası olarak kayıtlara geçirdi. İşçinin yakınları mahkemenin yolunu tutarak maddi ve manevi tazminat talebinde bulundu. Davacı aile bireyleri, müsabaka esnasında ilk yardım ekibi, ambulans bulunmadığından en yakın hastaneye kaldırıldığını, uzun bir tedavi sürecine rağmen kurtarılamadığını, olayın iş kazası kapsamında kaldığını ve iş kazası olarak soruşturma tahkikatı yapıldığını iddia ederek davanın kabulüne karar verilmesini talep ve dava etti. Davalılar da haksız davanın reddine karar verilmesini talep etti. İş Mahkemesi, toplanan deliller ve dosya kapsamına göre, davacının, iş akdi ile davalı işveren bünyesinde çalışırken şirketin düzenlediği turnuvada kalp krizi sonucunda vefat ettiği, SGK tahkikat raporunda olayın iş kazası olarak kabul edildiğine dikkat çekti. Dosyanın kusur raporu için üçlü bilirkişi heyetine gönderildiği, davalı şirketin yüzde 60, diğer davalı şirket spor kulübünün kusurunun bulunmadığı, vefat edenin ise yüzde 20 kusurlu olduğu, kaçınılmazlık ilkesinin de yüzde 20 oranında yer teşkil ettiğinin belirlendiği belirtildi. Mahkeme kararında, "İtiraz üzerine alınan raporlarda da tutarlılık görüldüğünden dosya hesap bilirkişisine gönderilmiştir. Davacılara ilişkin sosyal ekonomik durum araştırması yaptırılmış, nüfus kayıt örneği dosya arasına alınmış, SGK tarafından yapılan ödemeler celp edilmiş, eksiklikler giderilerek alınan hesap raporu denetime elverişli ve usule uygun görülmüştür. Vefat edenin banka hesap hareketleri de dosya arasına alınmış, birleşen dosyada da ikinci kez ilk dosyada ıslah olmadığından dolayı yapılan talepler rapora göre uygun görülmüş, davacıların maddi tazminat taleplerinin kabulüne karar vermek gerekmiş" denildi. Toplamda 400 bin lirayı aşan maddi manevi kararının ardından davalılar kararı istinafa taşıdı. Bölge Adliye Mahkemesi, manevi tazminatın azlığına dikkat çekti. Karar temyiz edilince devreye giren Yargıtay, kusur belirlemeyi yasaya aykırı buldu. Kararda şöyle denildi: "Kalp krizi nedeniyle vefat olayında bünyesel faktör değerlendirmesi yapılmasının gerekmesine ve bünyesel faktör oranının işveren kusuruna eklenmesinin mümkün bulunmamasına rağmen usulüne uygun olmayan kusur raporunda yüzde 20 oranındaki kaçınılmazlık değerlendirmesinin yapılması hatalıdır. Yüzde 20 oranındaki kusurun işveren kusuruna eklenmesi de hatalı olmuştur. Son olarak iş kazalarından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarında sorumluluğu bulunduğu tespit edilen kişi veya kişilerin kusur oranlarının ayrı ayrı belirlenmesi gerekirdi. Mahkemece yüzde 60 oranındaki işverene verilen kusur oranının yönetmelik hükmü gerekçe gösterilmek suretiyle kusur oranı ayrıştırması yapılmaksızın davalı spor kulübü derneğine atfedilmesi de hatalıdır. Mahkemece yapılacak iş, öncelikle kurumdan sorulmak suretiyle ver ise rücu dosyasının getirtmek ile müteveffanın vefatından önce kalp damar hastalığı ile kalp krizini tetikleyecek nitelikte bir rahatsızlığı olup olmadığıdır. Bu hususta tedavi görüp görmediği konusunda tarafların ibraz edeceği kayıtlar ile SGK Medula sisteminden araştırma yapmak, davacıda olumsuz yaşam şekli, beslenme tarzı, genetik faktör ile sigara kullanımı gibi etkenlerin olup olmadığı var ise bu gibi durumların olayın gerçekleşmesi üzerindeki etkisi hususundaki deliller toplanmalıdır. Toplanacak bu delillerle beraber somut ölüm olayının gerçekleşmesinde işyeri şartları, yaşam şekli, bünyesel faktör ile olay anındaki etkenler bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Kusur raporunun düzenlenmesi için dosyanın kardiyolog hekimin de yer aldığı, A sınıf İş güvenliği uzmanlarının bulunduğu heyete tevdi ederek, olayın gerçekleşmesinde tarafların kusur oranları ayrı ayrı belirlenmesi ile bünyesel faktörün etkisini belirleyici mahiyette rapor aldırmak alınacak bu raporla beraber dosyadaki veriler değerlendirmelidir. Usulü kazanılmış hakları da gözeterek oluşacak sonuca göre karar vermekten ibarettir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir."

EYT'yi kıl payı kaçıranlara müjde Haber

EYT'yi kıl payı kaçıranlara müjde

Bir üretim tesisinde 1994 yılında işbaşı yapan M.D., 2017 yılı Temmuz ayında hastaneye gittiğinde sigortasının yatırılmadığını öğrenince hayatının şokunu yaşadı. Bunun üzerine iş sözleşmesini feshedip işten ayrılan M.D., İş Mahkemesi'nin kapısını çaldı. Ücret bordrolarının asgari ücretten düzenlendiğini, ödenmeyen ücret alacakları bulunduğunu, kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla çalışma ücreti, ücret ve yıllık ücretli izi alacaklarının tahsili talebiyle dava açtı. Davalı işletmeci, davacının sigorta işe giriş beyannâmeleri ile işten çıkış beyannâmeleri arasındaki dönemlerde, bordrolarda gösterilen ve sigortaya bildirilen asgari ücret ile çalıştığını, 2017'de istifa ettiğini, işlerinin az olması nedeni uzun yıllardır sezonluk olarak çalıştığını savunarak davanın reddini istedi. İş Mahkemesi, davacının davalı işyerinde 1995-2017 tarihleri arasında kesintisiz olarak 23 yıl 2 ay çalıştığı, iş sözleşmesinin davacı tarafından haklı sebeple feshedildiğinden kıdem tazminatına hak kazandığı, ayrıca ücret ve yıllık ücretli izin talebinin de yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verdi. Kararı davalı işveren avukatı istinafa taşıdı. Bölge Adliye Mahkemesi, hizmet süresini ispat yükünün davacıda olduğu ve yazılı delil bulunmadığında tanık beyanlarına göre sonuca gidilmesi gerektiğine dikkat çekti. Davacı tanıklarının davacının yakın akrabası olduğu ve fesih dönemine kadar davacı ile birlikte çalışmalarının da bulunmadığı, bu nedenle Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıtlarına göre davacının kesintili olarak 13 yıl 2 ay 25 gün çalışması bulunduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verdi. Kararı davacı işçi temyiz edince devreye Yargıtay 9. Hukuk Dairesi girdi. Bilirkişi raporunda tanık anlatımları ve dosya kapsamına göre 1. seçenekte davacının 23 yıl 2 ay ve 2. seçenekte SGK kayıtları doğrultusunda 13 yıl 2 ay ve 25 gün üzerinden hesaplama yapıldığı hatırlatıldı. İş Mahkemesi'nin davacının çalışmasının tanık beyanlarına göre kesintisiz olarak 23 yıl 2 ay olduğu kabul edilen 1. seçeneğe itibar edildiği vurgulandı. Bölge Adliye Mahkemesi'nin ise davacı tanıklarının davacının kardeşi olduğu ve fesih dönemine kadar davacı ile birlikte çalışmalarının da bulunmadığı, bu nedenle SGK kayıtlarına göre davacının kesintili olarak 13 yıl 2 ay 25 gün çalıştığı kabul edilerek bilirkişi raporundaki 2. seçeneğe göre sonuca varıldığı dile getirildi. Yargıtay'ın, eksik gün sayısı sebebiyle EYT'yi kıl payı kaçıranlara müjde niteliğindeki kararda şu ifadelere yer verildi; "Dosya kapsamında davacının kardeşi olduğunu beyan eden davacı tanıklarından İ.D, davalı işyerinde 1989 yılı sonlarında çırak olarak çalışmaya başladığını, 1993 yılından Şubat 2006 tarihine kadar üretim bölümünde kesici olarak çalıştığını beyan etmiştir. Davacının davalı işyerinde kendisi aracılığıyla Nisan-Mayıs 1994 aylarında çalışmaya başladığını ifade etmiş; davacının ilk işe giriş tarihi ve davalı işyerinde kesintisiz çalışma olgusunu doğrular mahiyette beyanda bulunmuştur. Davacı tanığı İ.D'nin davacıyla akrabalık ilişkisi tek başına tanık olarak beyanına itibar edilmemesini gerektiren bir husus olmadığından ve tanığın davalı işyerindeki hizmet süresi nazara alındığında dosyadaki mevcut ispat durumuna göre; davacının davalı işyerinde 01.05.1994 tarihinden 31.01.2006 tarihine kadar kesintisiz şekilde çalıştığı kabul edilmeli ve sonraki çalışma dönemleri için SGK kayıtlarına itibarla sonuca gidilmelidir. Kararın bozulmasına Bölge Adliye Mahkemesi'ne dosyanın gönderilmesine oy birliği ile karar verilmiştir." Öte yandan kararda, çalışma süresinin belirlenmesinde şu kayıt ve delillerin dikkate alınabileceği ifade edildi; "SGK kayıtları, işveren ve işyeri kayıtları, işyerine giriş ve çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları, işyerinde çalışan kişilerin tanıklıkları, komşu işyerlerinde çalışanların tanıklıkları ve dosya kapsamındaki diğer deliller."

İşverenlerin başını bu hileler yakıyor Haber

İşverenlerin başını bu hileler yakıyor

Gerçek maaşın yüksek olmasına rağmen, vergi ve sigorta priminden kaçınmak için maaşın asgari ücret kadar kısmının bankadan yatırılıp kalanının elden verilmesi gibi işverenlerin muhtelif hileleri çalışanları mağdur ediyor. İşverenlerin küçük hesapla yaptığı hilelerin mahkemelerden ağır bedellerle geri döndüğüne dikkat çeken Bursa Barosu avukatlarından Enes Şenay, en çok başvurulan işveren hilelerini şöyle sıraladı: "Çalışanın ayda 30 gün çalışmasına rağmen SGK'ya 10-15 gün gibi eksik günlerle bildirilmesi veya hiç sigorta yapılmaması. Fazla mesai, hafta tatili veya ulusal bayram çalışmalarının bordroda ‘temel ücretin parçası’ gibi gösterilerek ödenmemesi. İşe giriş sürecinde çalışandan alınan tarihleri boş istifa dilekçeleri veya ibraname gibi belgelerin, işten haksız çıkarıldıklarında işveren tarafından ‘kendi isteğiyle ayrıldı’ şeklinde kullanılması. Kıdem veya ihbar tazminatı ödememek için, çalışanın işten ayrılırken haksız yere disiplinsizlik veya hırsızlık gibi yüz kızartıcı suçlar (SGK Kod-29/42-50) ile gösterilerek işten atılması. Giriş-çıkış yaparak kıdemlerin düşürülmesi, uydurma tutanaklar, maaşın bir bölümünü elden verme, sürgün (görev yeri değişikliği), şirket evliliği bahanesi, ‘tazminatlarını taksitle ödeyeceğim’ bahanesi en çok yapılan hilelerdir. " Hileler mahkemeden geri dönüyor İş mahkemelerinde adaletin yerini bulduğunu belirten Avukat Enes Şenay, "İşveren tarafından tutulan tek taraflı tutanakların hukuki geçerliliği yoktur. Görev yeri değişikliği yapılan işçiye haklı fesih hakkı tanınıyor. Kıdem düşürmek için yapılan giriş çıkışlar geçersizdir. Elden ödenen paralar ispatlandığı taktirde işverenler ağır bedeller ödüyor" uyarısında bulunuyor.

Yüz Ağdası
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.