Hava Durumu

#Tansiyon

Yeni Marmara Gazetesi - Tansiyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tansiyon haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Aşırı sıcaklarda gizli tehlike: Fark edilmeyen su kaybı organlara zarar veriyor Haber

Aşırı sıcaklarda gizli tehlike: Fark edilmeyen su kaybı organlara zarar veriyor

Ülke genelinde etkisini arttıran sıcak hava dalgası birçok organ üzerinde sıhhî riskleri beraberinde getiriyor. Bu çerçevede İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Filiz Çalışkan Esen, sıcak havalarda yalnızca güneş çarpmasının değil, fark edilmeyen sıvı kaybının da ciddi sağlık sorunlarına sebep olabileceğini belirtti. Vücudun su dengesinin bozulmasıyla birlikte kanın yoğunlaştığını, dolaşımın yavaşladığını ve organların oksijenlenmesinin azaldığını ifade eden Esen, bunun özellikle kalp, böbrek ve beyin üzerinde ciddi yük oluşturduğunu kaydetti. "Kalp krizi ve akut böbrek hasarı riski artıyor" Aşırı sıcaklarda terlemeyle birlikte yalnızca suyun değil, sodyum ve potasyum gibi hayati minerallerin de kaybedildiğini belirten Esen, "Terleme ile birlikte sadece su değil, sodyum ve potasyum gibi hayati mineraller de kaybediliyor. Bu durum tansiyon düşüklüğü, ritim bozukluğu, bayılma ve hatta kalp krizine kadar uzanan sonuçlar doğurabiliyor. Aynı zamanda böbreklerin kanlanması azaldığı için akut böbrek hasarı gelişme riski de artıyor" dedi. Bu belirtiler ihmal edilmemeli Sıcak havalarda şiddetli baş ağrısı, baş dönmesi, bilinç bulanıklığı, çarpıntı, kas krampları, bulantı, kusma, aşırı halsizlik ve idrar miktarında belirgin azalma gibi belirtilerin vücudun alarm verdiğinin göstergesi olabileceğini belirten Esen, bu şikayetlerin görülmesi halinde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini söyledi. Risk grubundakiler daha dikkatli olmalı 65 yaş ve üzerindeki bireyler, çocuklar, hamileler, diyabet, hipertansiyon, kalp ve böbrek hastaları ile açık alanda çalışanlar ve yoğun egzersiz yapan kişilerin sıcak havalardan daha fazla etkilendiğini belirten Esen, "Günde en az 2,5-3 litre su tüketilmeli, güneşin en yoğun olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında mümkün olduğunca dışarı çıkılmamalı, açık renkli ve pamuklu kıyafetler tercih edilmeli. Yaşlılar ve kronik hastalığı olan bireyler ise sıcak günlerde sıvı tüketimlerini daha da yakından takip etmelidir" diye konuştu. "Yazın en büyük riski sıcak değil, ihmal" Vatandaşların sıcak havalarda dikkatli davranmaları hususunda konuşan Esen, "Her yaz binlerce kişi, önlenebilir sebeplerden sıcak havanın olumsuz etkilerine maruz kalıyor. Oysa doğru önlemlerle bu risklerin büyük bölümü engellenebilir. Yazın en büyük tehlikesi sıcak hava değil; sıcak havayı ciddiye almamaktır" şeklinde konuştu.

Aşırı sıcaklar kalbi yoruyor Haber

Aşırı sıcaklar kalbi yoruyor

Kalp damar hastalarını aşırı sıcaklara karşı uyaran Medicana Bursa Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Özgür Mete, "Aşırı sıcak ve nemli havalarda kalp krizi geçiren ve kalp damar hastalığı sebebiyle ölen hasta sayısı artış göstermektedir. Bilhassa yaşlı ve ek hastalığı olanlarda bu sayı daha da artmaktadır. Yaz aylarında havanın ısınması damarlarda genişlemeye, sıvı ve tuz kaybına, kalp atışlarının hızlanmasına, kalbin iş yükünün artmasına ve kanın pıhtılaşmaya meyli artar. Risk grubunda olanların kalp krizi geçirme riski bu sebeple daha fazladır" dedi. Sıcağa karşı en etkili yöntemin vücudun terlemesi olduğunu belirten Dr. Özgür Mete, şöyle konuştu: "Nemli deriden su buharlaşırken cilt soğumaya başlar. Bu şekilde damarlarda dolaşan sıvı miktarının azalması böbreklerden geçen kan hacminin azalmasına yol açar. Bu da yeterli sıvı alınmadığı takdirde böbrek ve böbreküstü bezlerden salgılanan maddelerle damarların büzülmesine ve ani tansiyon yükselmesi ile kalp yetersizliği belirtilerinin artmasına yol açar. Terlemenin fazla olduğu sıcak havalarda hipertansiyonu ve kalp yetersizliği bulunan, idrar söktürücü ilaç kullanan hastaların yeterli miktarda sıvı almaları gerekmektedir. Aksi takdirde böbrek fonksiyonlarında bozulma ve ani tansiyon düşmeleri olabilir. Bu ilaçları kullananlarda fazla sıvı kaybı sonucunda sodyum ve potasyum eksikliği oluşur. Bu da kalpte ritim bozukluğu, şuurda bozulmalar yapabilir." Daha önceden kalp damar hastalığı olan hastaların mümkün olduğu kadar serin yerlerde kalmaları, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı gibi şikâyetleri başlarsa zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmaları gerektiğini anlatan Mete, "Kalp ve damar hastalarının sıcak yaz aylarını daha sağlıklı geçirmeleri için özellikle güneşin dik olduğu saatlerde direkt güneşin altında dolaşmayıp, bu saatlerde serin ve gölgelik yerlerde bulunmalı. Ağır güç gerektiren spor türlerinden uzak durulmalıdır. Sabah erken saatlerde veya akşam serinliğinde 30 dakika yüzülebilir. Ağır, yağlı yemeklerden kaçınıp, az ve sık aralıklarla sebze ağırlıklı beslenilmelidir. Günlük sıvı ihtiyacı olan 2-2,5 litre sıvı tüketimine özen gösterilmelidir. Deniz ve havuza sabah ve akşam saatlerinde aç karnına girilmelidir. Yemekten sonra hemen denize girilmemelidir" şeklinde konuştu.

"Hareket yaşını öğren, sağlıklı yaşa" kampanyası Bursa’da başladı Haber

"Hareket yaşını öğren, sağlıklı yaşa" kampanyası Bursa’da başladı

Proje kapsamında Bursa İl Sağlık Müdürlüğü koordinasyonunda bir ay boyunca 17 ilçede; meydanlar, alışveriş merkezleri, parklar, kamu kurumları, üniversiteler ve vatandaş yoğunluğunun bulunduğu farklı noktalarda etkinlikler gerçekleştirilecek. Kurulacak stantlarda vatandaşlara hareket yaşı değerlendirmesi yapılacak, sağlıklı yaşam konusunda danışmanlık hizmeti sunulacak ve gerekli görülen bireyler Sağlıklı Hayat Merkezlerine yönlendirilecek. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Bursa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Çetin, Sağlık Bakanlığı'nın 'İnsanı yaşat ki devlet yaşasın' prensibinin yeni bir hamlesini sahada uyguladıklarını belirtti. Geçtiğimiz yıl meydanlarda boy ve kilo ölçümü yaparak, sağlıklı beslenmeye dikkat çektiklerini vurgulayan Uzm. Dr. Çetin, "Tansiyon hastası olduğunu fark etmeyen, obeziteyle ilgili ciddi sıkıntıları olduğunu fark etmeyen insanlarımıza ulaşıp Sağlıklı Hayat Merkezlerimizde onları takibe aldık ve ciddi anlamda da sağlıklarını iade edebilmek üzere başarı kaydettik. Gerçekten o farkındalığı kullanıp da başarı kaydeden vatandaşlarımı tebrik ediyorum, kendi sağlıkları için çok güzel bir iş yaptılar" şeklinde konuştu. Hareketli hayat çok önemli Bu yıl yeni bir aşamaya geçtiklerinin altını çizen Çetin, "Artık sadece sağlıklı beslenme yetmez, sadece uygun boy-kilo yetmez. Kişi gerçekten ideal boy-kiloda bile olsa, ideal ağırlıkta bile olsa hareket çok kıymetli. Hareket bize Allah'ın verdiği en güzel armağanlardan bir tanesi. Lütfen bu armağanı doğru kullanalım, hareketsizlikten uzak duralım. Sağlık Bakanlığı’mızın kampanyasından istifade edelim. Çeşitli noktalarda, kalabalık yerlerde stant faaliyetlerimiz olacak. Zaten sağlıklı hayat merkezlerimiz emrinize amade. Biz Bursa'da 15 tane sağlıklı hayat merkezi ile hizmetinizdeyiz. Bu manada Bakanlığımızın kampanyası ile ilgili vatandaşlarımızın istifade etmesini gönülden istiyoruz" diye konuştu.

"Kurban etini 1 gün bekletin" uyarısı Haber

"Kurban etini 1 gün bekletin" uyarısı

Bayramlarda ziyaretler sebebiyle öğün saatlerinde değişiklikler olabildiğini söyleyen Medicana Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü Uzm. Dyt. Veysel Ciğerli, "Beslenme düzenimizdeki değişikliklere rağmen tedbir alınmazsa, bazı sağlık problemleri yaşanabilir. Bu problemlerin başlıcaları sindirim güçlüğü, kabızlık, mide rahatsızlıkları, tansiyon yükselmesi, kalp çarpıntısı gibi sağlık sorunlarıdır. Kurban Bayramı'nın en önemli özellikleri arasında kavurma, tatlı ve çikolata ikram edilmesi vardır. Et, vücudumuzun yapı taşı olan proteinlerin en önemli kaynağıdır. İçerdiği iyi kalitedeki proteinlerin yanı sıra yağ, minerallerden demir, magnezyum, çinko ve vitaminlerden B12, B6, B1 ve A vitaminlerini içerir. Fakat kırmızı et, C ve E vitaminini içermez. Bu sebeple etin sebzelerle pişirilmesi veya yanında sebzelerin de tüketilmesi, sağlıklı beslenme için gereklidir ve önemlidir" diye konuştu. Uzm. Dyt. Veysel Ciğerli, ızgara veya haşlamanın sağlıklı pişirme yöntemleri olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: "Bu iki teknikle yapılan et yemeklerinin yanında bol yeşillikli ve limon soslu, az yağlı salatalar veya etli sebze yemekleriyle birlikte tercih edilmesi gerekir. Kavurma ve kızartma yöntemiyle pişirilen et yemeklerini mümkün olduğunca az tüketmek sağlık açısından daha doğrudur. Çünkü bu iki yöntemle hazırlanan yemekler hem sindirim açısından zorluklara yol açar hem de vücudumuzda vitamin ve mineral kaybına yol açarlar. Kesilen etler de, derin dondurucuda 1 gün bekletilmelidir. Etler, küçük parçalara ayrılarak buzdolabı poşetine veya yağlı kağıda sarılarak buzdolabının buzluk bölümünde eksi 2 derecede 5 gün veya derin dondurucuda eksi 18 derecede 3 ay saklanabilir. Et potansiyel riskli besin olduğu için çözdürüldükten sonra hemen pişirilmeli ve tekrar dondurulmamalıdır. Çözdürülecek etin kolaylıkla bozularak zararlı hale gelmesini önlemek için oda ısısında açıkta değil, derin dondurucudan çıkartıldıktan sonra buzdolabında alt raflarda çözdürülmesi sağlanmalıdır."

Bayramda tatlı tüketimine dikkat Haber

Bayramda tatlı tüketimine dikkat

En çok tatlı tüketilen zamanlardan biri olan bayramlarda tatlı tüketimi konusunda dikkat edilmesi gerekenleri ise Medicana Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Uzm. Dyt. Veysel Ciğerli şöyle anlattı;Bayramda tatlı ve çikolata tüketiminde aşırıya kaçılmaması gerekiyor. Bayramlarda beslenme düzeninde bazı değişiklikler yaşanabiliyor. Bu değişikliklerin sadece sindirim sistemi değil, vücudun tamamında telafisi güç sorunlara yol açabilir. Bayram ziyaretleri sebebiyle öğün saatlerimizde değişiklikler yaşanabilir. Şayet beslenme düzenimizdeki değişikliklere mukabil tedbir alınmazsa bazı sağlık problemleri yaşanabilir. Bu problemlerin başlıcaları ise sindirim güçlüğü, kabızlık, mide rahatsızlıkları, tansiyon yükselmesi, kalp çarpıntısı gibi sağlık sorunlarıdır." Tatlı tüketiminin bayram süresi ve sonrasını sağlıklı geçirme açısından kritik önemde olduğunu kaydeden Beslenme ve Diyet Uzmanı Veysel Ciğerli, şu tavsiyelerde bulundu;"Bayram ziyaretlerinde ikram edilen şekerleme ve tatlıların tüketimi mümkün olduğunca azaltılmalıdır. Bayram boyunca şerbetli tatlı ve çikolata tüketimi artmaktadır. Bu besinlerin glisemik indeksleri ve kalorileri yüksek olduğundan kan şekerinin de hızla yükselmesine yol açarlar. Fazla miktarda çikolata ve tatlı tüketimi mide yanması, bağırsak sistem bozukluklarına sebep olarak pek çok sağlık problemine yol açabilir. Tatlı tercihleri mümkün olduğunca sütlü tatlılardan yana kullanılabilir. Sütlü tatlı olarak dondurma, doğru ve serinletici bir tercih olacaktır."

Hipertansiyon Çoğu Zaman Belirti Vermeden İlerliyor Haber

Hipertansiyon Çoğu Zaman Belirti Vermeden İlerliyor

Güven Hastanesi Kardiyoloji Bölümü'nden Kardiyoloji uzmanı Doç. Dr Uğur Abbas Bal, "Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada 1.3 milyardan fazla insan tansiyon hastası. Türkiye'de ise erişkinlerin yaklaşık her üç kişiden biri hipertansiyon hastasıdır" dedi. Doç. Dr. Uğur Abbas Bal, dünyada 1.3 milyardan fazla kişiyi etkileyen hipertansiyonun çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğini belirterek düzenli tansiyon takibinin ve doğru ölçüm yöntemlerinin hayati önem taşıdığını vurguladı. Hipertansiyon çoğu zaman belirti vermeden ilerliyor Yüksek tansiyon, günümüzde en yaygın sağlık sorunlarından biri olarak kabul ediliyor. Doç. Dr. Uğur Abbas Bal, hipertansiyonun dünyada milyarlarca insanı etkilediğini ve çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebildiğini belirterek erken tanı ve düzenli takip konusunda önemli uyarılarda bulundu. "Türkiye'de her üç kişiden biri tansiyon hastası" Hipertansiyonun dünya genelinde çok yaygın olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Uğur Abbas Bal, "Hipertansiyon belki de dünyada en yaygın hastalıklardan bir tanesi. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada 1.3 milyardan fazla insan tansiyon hastası. Türkiye'de ise erişkinlerin yaklaşık her üç kişiden biri hipertansiyon hastasıdır" dedi. "Bu süreç damar sertliği ve damar tıkanıklığının gelişimine zemin hazırlayabiliyor" Hipertansiyonun çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğini belirten Doç. Dr. Bal, bu durumun hastalığın fark edilmesini zorlaştırdığını ifade etti. "Tansiyon çoğu zaman belirti vermeden ilerleyen bir hastalık. Vücudumuzda bir adaptasyon mekanizması vardır. Tansiyon yavaş yavaş yükseldiğinde vücut buna uyum sağlayabiliyor. Ancak uzun vadede damar duvarlarında kalınlaşma ve sertleşme meydana geliyor. Bu süreç damar sertliği ve damar tıkanıklığının gelişmesine zemin hazırlayabiliyor" diye konuştu. Uzun süre kontrol altına alınmayan hipertansiyonun ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Bal, "Yüksek tansiyon uzun vadede damar tıkanıklıkları, inme, kalp krizi, böbrek yetmezliği ve görme bozuklukları gibi önemli sağlık problemlerine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Beyaz önlük ve maskeli hipertansiyon uyarısı Hipertansiyon tanısında ölçümlerin doğru yapılmasının önemine değinen Doç. Dr. Bal, bazı durumlarda tansiyon değerlerinin yanıltıcı olabileceğini belirterek, "Hastanede ölçülen tansiyon değerleri bazen gerçek durumu yansıtmayabilir. ‘Beyaz önlük tansiyonu' dediğimiz durumda kişi hastane ortamında gergin olduğu için tansiyonu evdekinden daha yüksek ölçülebilir. Bunun tam tersi olan ‘maskeli hipertansiyon'da ise hastanın günlük yaşamında tansiyonu yüksek olmasına rağmen hastanede yapılan ölçümlerde normal değerler görülebilir" diye konuştu. Bu nedenle evde yapılan düzenli tansiyon takibinin büyük önem taşıdığını belirten Bal, hastaların kendi ölçümlerini takip etmelerinin tanı ve tedavi sürecinde önemli bir rol oynadığını vurguladı. "Bilekten değil, koldan ölçüm yapan cihazlar tercih edilmelidir" Tansiyon ölçümünde doğru yöntemlerin kullanılmasının önemine dikkat çeken Doç. Dr. Bal, şu önerilerde bulundu: "Evde tansiyon takibi yapılırken mümkün olduğunca bilekten değil, koldan ölçüm yapan cihazlar tercih edilmelidir. Ölçüm öncesinde kişinin en az 5 dakika dinlenmiş olması gerekir. Ayrıca son 30 dakika içerisinde kahve, sigara veya enerji içeceği tüketilmemiş olmalıdır. Tek bir ölçüm yeterli değildir; birkaç dakika arayla en az iki ölçüm yapılmalı ve ölçümler birkaç gün boyunca tekrarlanmalıdır." Tedavi uzun vadeli bir süreçtir Hipertansiyonun kronik ve ilerleyici bir hastalık olduğunu belirten Doç. Dr. Uğur Abbas Bal, tedavinin çoğu zaman uzun süreli olduğunu vurgulayarak "Tansiyon çoğu zaman ömür boyu takip edilmesi gereken bir hastalıktır. Pek çok hasta tansiyon ilaçlarını uzun süre kullanmak zorunda kalabilir. Ancak bu durum olumsuz bir şey değildir; aksine kalp ve damar sağlığını koruyan önemli bir tedavi yaklaşımıdır" şeklinde konuştu. Uzmanlar, hipertansiyonun erken fark edilmesi ve düzenli takip edilmesi sayesinde ciddi sağlık sorunlarının büyük ölçüde önlenebileceğini hatırlatıyor. Düzenli tansiyon ölçümü, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite ve hekim kontrolünde sürdürülen tedavi süreci ise hipertansiyonla mücadelede en önemli adımlar arasında yer alıyor.

"Hipertansiyonu küçümsemeyin" Haber

"Hipertansiyonu küçümsemeyin"

Hipertansiyonun kardiyovasküler hastalıklar için en yaygın risk faktörü olduğunu belirten Kardiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Aydın Dursun, "Kontrolsüz hipertansiyon; kalp krizi, inme (felç), beyin kanaması, böbrek yetmezliği ve kalp yetmezliği riskini ciddi şekilde artırır.Erken tanı ve düzenli tedavi ile bu riskleri en aza indirmek mümkündür" dedi. VM Medical Park Bursa Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Aydın Dursun, kontrol altına alınmayan hipertansiyonun ölümcül sonuçlara yol açabileceğini söyledi. Hipertansiyon (yüksek tansiyon), kanın atardamar duvarlarına yaptığı basıncın sürekli olarak yüksek seyretmesiyle ortaya çıkan ciddi bir sağlık problemidir. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Aydın Dursun, kan basıncının 140/90 mmHg ve üzeri ölçümlerde hipertansiyon olarak değerlendirildiğini belirterek, "Kan pompalandığında ölçülen en yüksek basınç sistolik (büyük tansiyon), dinlenme halindeki en düşük basınç ise diyastolik (küçük tansiyon) olarak adlandırılır. İdeal değerler ise 120/80 mmHg civarında olmalıdır" diye konuştu. "En önemli risk faktörlerinden biri" Hipertansiyonun en sık yaş ve genetik faktörlerle ortaya çıktığını, bu durumun "esansiyel hipertansiyon" olarak adlandırıldığını söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Dursun, aşırı tuz tüketimi, hareketsiz yaşam, obezite, sigara ve alkol kullanımı, diyabet ve stresin de hipertansiyon gelişimini hızlandıran unsurlar olduğunu vurguladı. Dr. Öğr. Üyesi Dursun, "Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 30-79 yaş arası yaklaşık 1,28 milyar yetişkin hipertansiyon hastası bulunuyor. Bu kişilerin yüzde 80’inden fazlasının tansiyonu kontrol altında değildir. Ülkemizde de her üç hastadan ikisinin kan basıncı kontrolsüzdür. Fazla tuz tüketimi, obezitenin giderek artması, ilaçların düzensiz kullanılması, sigara ve stres bu tablonun başlıca nedenleridir" dedi. "Kalp krizi ve felç riskini artırıyor" Hipertansiyonun kardiyovasküler hastalıklar için en yaygın risk faktörü olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Aydın Dursun, "Kontrolsüz hipertansiyon; kalp krizi, inme (felç), beyin kanaması, böbrek yetmezliği ve kalp yetmezliği riskini ciddi şekilde artırır. Ayrıca inmeye sebep olan atriyalfibrilasyon dediğimiz ritim bozukluğunun da en sık nedenlerinden biridir. Özellikle Obstrüktif Uyku Apne Sendromu olan hastalarda hipertansiyon riski daha yüksektir. Dirençli hipertansiyon kalp-damar hastalıkları ve tüm nedenlere bağlı ölüm oranlarını artırır" açıklamasında bulundu. "Tedavi kadar korunmak da önemli" Hipertansiyonun düzenli takip ve tedavi ile kontrol altına alınabileceğini dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Dursun, şu önerilerde bulundu: "İlaçlar mutlaka düzenli kullanılmalı, tedavi aksatılmamalıdır. İdeal kilo için sağlıklı bir beslenme programı uygulanmalıdır. Tuz tüketimi azaltılmalı, sigara ve alkol bırakılmalıdır. Düzenli yürüyüş ve egzersiz tansiyon kontrolüne yardımcı olur. Düzenli hekim kontrolleri ihmal edilmemelidir. Şiddetli horlaması olan kişiler KBB veya Göğüs Hastalıkları uzmanına başvurmalıdır." "Hipertansiyonu küçümsemeyin" Hipertansiyonun sessiz ve sinsi ilerleyen bir hastalık olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Dursun, "Pek çok kişi hipertansiyonun farkında değil veya tedavisini aksatıyor. Halbuki kontrol altına alınmadığında kalp, beyin ve böbrek gibi hayati organlarda ciddi hasarlara yol açıyor. Erken tanı ve düzenli tedavi ile bu riskleri en aza indirmek mümkündür" dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.