Hava Durumu

#Tazminat

Yeni Marmara Gazetesi - Tazminat haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tazminat haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Kazazede sürücülere müjde; sorumlular bozuk yol tazminatı ödeyecek Haber

Kazazede sürücülere müjde; sorumlular bozuk yol tazminatı ödeyecek

Oysa hukukçular öyle düşünmüyor. Kapatılmayan çukura düşüp hasar gören otomobilin ya da araçların bozuk yolda sıçrattığı çamur yüzünden kullanılamaz hale gelen kıyafetin parası, ilgili kurumdan (Belediye-Karayolları) hizmet kusuru tazminatıyla tahsil edilebiliyor. Yollarda oluşan çukurlar, hatalar ya da yönlendirme levhaları eksiklikleri dolayısı ile aracı hasar gören sürücüleri uyaran hukukçular, "Aracınız yoldaki bir çukura düşerek hasar gördüyse, bu durum bir kaza değil yolun bakımından sorumlu olan kurumun hizmet kusurudur" uyarısında bulunuyor. Yollarda oluşan çukurlar, hatalar ya da levha eksiklikleri trafik güvenliğini tehdit ediyor. Hava şartları ve yoğun araç trafiği yolların çabuk yıpranmasına, asfalt yüzeyde çukur ve bozulmalara sebep olabiliyor. Yoldaki kusurlar (çukur, bozulmuş asfalt, eksik uyarı levhası) trafik kazalarına davetiye çıkarıyor. Bursa Barosu avukatlarından İbrahim Gödel, Karayolları Trafik Kanunu’na göre yolun yapımı ve bakımından sorumlu kamu kurumları, yol güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğuna dikkat çekiyor. Şehir içi yolların belediyelerin, şehirlerarası karayolları ise Karayolları Genel Müdürlüğü’nün sorumluluğunda olduğunu hatırlatan Avukat Gödel, Anayasa’nın 125. maddesince devlet ve kamu hizmeti gören idarelerin, görevlerinin yerine getirilmesi sırasında kusurlu hareket etmeleri durumunda verdikleri zararı tazmin etmekle yükümlü olduğuna dikkat çekti Avukat İbrahim Gödel, "Dolayısıyla yol bozukluğu nedeniyle meydana gelen kazalarda ilgili idare kusurlu bulunduğu takdirde zararı karşılamak durumundadır. Örneğin keskin virajlarda yeterli işaretleme yapılmamışsa veya çukurlarla dolu bir yol zamanında onarılmamışsa, bu durum idarenin hizmet kusuru sayılır ve tazminat sorumluluğu doğar. Kazaya sebebiyet veren yol bakım ve onarım eksikliği idari kusur sayıldığında, ilgili idarenin yasal sorumluluğu devreye girmektedir. Trafik kazası tespit tutanağı, hasar nedeninin belgelenmesi açısından temel kanıt oluşturur. Kazaya ilişkin her tür delil toplanmalıdır: Araçların kazaya uğradığı yerler, yol yüzeyindeki çukurlar, aracın çarptığı taş, fren izi gibi tüm ayrıntılar fotoğraflanmalı ve kayıt altına alınmalıdır. Olay yerinin konumunu gösteren fotoğraflar, yol yüzeyindeki kusurların ve plaka bilgileri ile kaza anını belgeleyen kanıtlar ileride mahkemede delil olarak kullanılacaktır. Kazaya ilişkin tüm belge ve raporlar (ehliyet, ruhsat, sigorta bilgileri, araç ekspertiz raporları, sağlık raporları) titizlikle toplanmalı ve saklanmalıdır. Maddi tazminat kapsamında araç hasarı, tedavi giderleri, sürekli sakatlık veya iş gücü kaybı gibi zararlar ile manevi tazminat (acı ve ızdırap bedeli) talep edilebilir. Trafik sigortası mağdurun tedavi ve araç onarım giderlerini karşılar; kasko poliçesi varsa aracın tamir giderleri kasko şirketince ödenir. Kaskosu olmayan mağdur, ödemesini yaptıktan sonra kusurlu idare veya üçüncü kişiden tazmin hakkını kullanabilir. Hukuki süreçte, idareye karşı tam yargı davası açılmadan önce genellikle önce idareye zarar tespiti talepli yazılı bildirim yapılır. İdare 60 gün içinde cevap vermeyince veya cevap olumsuz olunca İdare Mahkemesi’nde tazminat davası açılabilir’’ dedi.

"insanlık dışı bir vahşet" Haber

"insanlık dışı bir vahşet"

İsviçre’nin Muttenz kentinde görülen davada, 43 yaşındaki Marc Rieben, eşi Kristina Joksimovic’i öldürmek suçundan müebbet hapis cezasına mahkûm edildi. Mahkeme heyeti, olayın niteliği ve sanığın davranışları nedeniyle cezada indirime gitmedi. Mahkeme kararına göre Rieben’in, Şubat 2024’te eşini öldürdükten sonra cesedi parçalayarak yok etmeye çalıştığı tespit edildi. Soruşturma kapsamında sanığın çeşitli kesici aletler ve kimyasal maddeler kullandığı belirlendi. Sanık ayrıca “ölüye saygısızlık” suçundan da hüküm giydi. Dava sürecinde savunma yapan Rieben, olayın kaza sonucu yaşandığını ileri sürdü. Ancak savcılık, adli tıp raporları ve deliller doğrultusunda cinayetin planlı şekilde işlendiğini savundu. Mahkeme de savcılığın değerlendirmelerini dikkate alarak sanığın suçlu olduğuna hükmetti. Karar kapsamında sanığın, çiftin çocukları ile maktulün ailesine tazminat ödemesine de karar verildi. Duruşma boyunca geniş güvenlik önlemleri alınırken, dava İsviçre kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Cinayet sonrası dehşet veren detaylar Şubat 2024'te gerçekleşen olayda, Marc Rieben'in eşini önce darp edip boğarak öldürdüğü, ardından cesedi evin çamaşır odasına taşıdığı belirlendi. Mahkeme tutanaklarına göre katil zanlısı, bir dekupaj testeresi, bıçak ve 10 litre çamaşır suyu kullanarak cesedi parçalara ayırdı. Kan donduran en uç detay ise, bazı vücut parçalarının bir mutfak robotu (blender) kullanılarak püre haline getirilmesi oldu. Bu eylemler nedeniyle sanık, cinayetin yanı sıra ölüye saygısızlık suçundan da mahkum edildi.

Haksız hacze rekor tazminat Haber

Haksız hacze rekor tazminat

İş adamı K.D., özel bankadan kredi çeken bir arkadaşına kefil oldu. Kısa süre sonra noter aracılığıyla çektiği ihtarname ile kefaletten rücu etti (çekildi). Aradan üç sene geçtikten sonra bankanın haciz işlemiyle sarsılan K.D., hukukçularla bankanın kapısını çaldı. Tüm görüşmelere rağmen banka; ekti. 2011'de kefaletten çekildiği halde K.D:'nın 2014'te 26 taşınmazına, dört şirketteki hisselerine ve banka hesaplarına haciz koymaktan geri adım atmadı. Mal varlığı fiilen donan K.D., 2015'te hacizlerin kaldırılması için icra dosyasına 416 bin TL nakit teminat yatırmak zorunda kaldı. Hem itibarını hem parasını haksız şekilde kaybeden iş adamını avukatı Recep Alptekin, ilk olarak 17. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde menfi tespit davası açtı. Mahkeme, haksız haciz sebebiyle bankayı mahkum etti. İstinafa gönderilen kararı Bölge Adliye Mahkemesi da yasaya uygun buldu. Banka son olarak Yargıtay'ın kapısını çaldı. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2023'te kararı onadı. Banka, kötü niyetli bulunarak kötü niyet tazminatına da mahkum edildi. İcra dosyasında bloke kalan 416 bin TL ancak Ağustos 2023'te K.D.'nın hesabına geri yattı. Sepet yöntemi devreye girdi, rekor tazminat geldi Kararın ardından Avukat Recep Alptekin, aradan geçen 8 yılda TL'nin değer kaybettiğini, dolar kuru, altın ve enflasyonun katlandığını belirterek bir adım daha attı, Alptekin, uğranılan gerçek zararın tek bir göstergeyle hesaplanamayacağını öne sürerek USD kuru, Euro kuru, altın fiyatları, TÜFE, ÜFE, asgari ücret artışı, mevduat ve devlet tahvili faizi ortalamasından oluşan "sepet yöntemi" ile hesaplama yapılmasını talep etti. Asliye Hukuk Mahkemesi, 12 yıl süren hukuk savaşının sonunda özel bankayı rekor seviyede tazminata mahkum etti. Mahkeme, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin soyut zarar kriterini benimseyen emsal kararına atıfla bu yöntemi kabul etti. Mahkeme; geçen günlerde verdiği emsal kararla bankayı 3 milyon 167 bin 701 TL munzam zarar ve 50 bin TL manevi tazminata, dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödemeye mahkum etti. Davalı banka ayrıca vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinden de sorumlu tutuldu. Yasal faizle birlikte 5 milyon 428 bin TL'nin bankaca ödenmesi için icra takibi başlatıldı. Paranın iadesi yetmez, değer kaybı da ödenmeli Karara ilişkin değerlendirmede bulunan Avukat Recep Alptekin, davanın yalnızca müvekkilini değil, benzer mağduriyetler yaşayan binlerce kişiyi ilgilendirdiğine dikkat çekti. Alptekin şöyle devam etti: "Sekiz yıl boyunca icra dosyasında bloke kalan 416 bin lira, sekiz yıl sonra iade edildiğinde artık aynı 416 bin lira değildi. Türkiye'nin ekonomik gerçekleri ortada. Tek bir göstergeyle yapılacak hesap, gerçek zararı yansıtmaz. Bu nedenle dolar, euro, altın, TÜFE, ÜFE, asgari ücret, mevduat ve tahvil faizinden oluşan sepet yöntemini ileri sürdük; mahkeme bu yöntemi benimsedi. Bu karar, parasına haksız yere el konulan herkes için bir emsaldir. Devletin icra dosyasında uzun yıllar bekletilen paranın, sadece nominal olarak iade edilmesi adalet değildir. Adalet; o paranın satın alma gücünün de iadesidir. Mahkemenin verdiği bu karar, haksız hacizle yıllarca parası bloke edilen herkes için emsaldir. Müvekkilim 2011'de noter ihtarnamesiyle kefaletten çekilmişti. Yargıtay'a kadar giden süreçte bankanın kötü niyetli olduğu da hüküm altına alındı. Ortada bir hata değil, ısrarla sürdürülen bir haksız takip vardı."

Kocasını adım adım takip etti, ihaneti ortaya çıkardı Haber

Kocasını adım adım takip etti, ihaneti ortaya çıkardı

Denizli'de yaşayan 3 çocuk annesi Emine Gülnar E., kocasının telefonuna bir başka kadından gelen mesajları yakaladı. Kocasına durumu hiç söylemeden olayı araştıran kadın, yine kocasının telefonundan günlük kiralık daire ilanlarını araştırdığını gördü. Kocası G.E. tarafından ailesinin yanına gönderilmek istemesinden de şüphelenen Emine Gülnar E., ihaneti ortaya çıkarmak için arkadaşıyla plan yaptı. G.E., Emine Gülnar E.'yi ailesinin yanına gitmesi için otogara bıraktı. Otobüse binen Emine Gülnar E. ise bindiği otobüsten bir süre sonra inerek eşini takip etti. Kocasının kendisini aldattığı evli C.D., ile buluştuğunu gören kadın, soğukkanlılığını koruyarak takibini sürdürdü. Daha sonra ikilinin apart dairesine girmesinden bir süre sonra daireye giden kadın, ihanet anlarını da cep telefonuyla kaydetti. ÇOCUĞUNUN GÖZLERİ ÖNÜNDE KOCASIYLA BİRLİKTE OLAN KADININ SALDIRISINA UĞRADI Emine Gülnar E. gittiği apart dairesinde eşi G.E., ile C.D.'yi uygunsuz halde yakalayarak o anları da cep telefonuyla kayda aldı. Kadının kaydettiği o anlarda C.D.'nin Emine Gülnar E.'ye saldırması ise pes dedirtti. G.E.'nin ise eşine saldıran C.D.'yi güçlükle kontrol etmeye çalıştığı görüldü. Tüm olaylara şahit olan çocuğun ise ağması dikkatlerden kaçmadı. "BENİM HAYATIM DAĞILDI" Olay sonrası kocasıyla birlikte olan kadının hayatına devam ettiğini ancak kendi hayatının dağıldığını belirten Emine Gülnar E., "Ben eşimin telefonuna gelen mesajlara bakmıştım. Daha sonra gelen mesajları gördüğümü hiç belli etmedim. Daha sonra sosyal medya sayfalarında günlük apart baktığını gördüm. Yine onu belli etmedim. Eşim beni ailemin yanına göndermek istedi. Anneannem rahatsızdı. 'Tamam' dedim ama gitmedim. Bir gün önceden arkadaşımı ayarlamıştım. Eşim beni otogardan otobüse bindirdi. Otobüs birazcık otogardan çıktıktan sonra otobüsten indim. Otobüsten indikten sonra arkadaşıma çocukları verdim ama büyük oğlum benden hiç ayrılmadığı için onu yanımdan ayırmadım. Zaten eşimin sevgilisi onu arabasıyla aldı. Sonra aparta gittiler. Ben onları uygunsuz halde yakalamak için aşağıda bir süre bekledim. Yukarı çıkıp, kapıyı çaldım. İlk çaldığımda kapıyı açmadılar. İkinci çaldığımda kapıyı açtılar. Ve onlara öyle uygunsuz vaziyette videolarını çektim, saldırdılar. Dikkat ederseniz şahıs videoda bana saldırdığı için benim oğlum 'Anne mi bırakın, anne eve gidelim' diye ağlıyor. Olaydan birkaç gün sonra kadının eşine çektiğim videoları, bende olan konuşmaların hepsini gösterdim. O kadın eşiyle şu anda barışmış durumda, eşiyle aynı evde yaşıyorlar. Benim hayatım dağıldı. Boşanma davası açacağım. Tazminat, nafaka tüm haklarımı alacağım" dedi.

Yargıta'dan milyonları ilgilendiren o haber! O kelime sataşma değil, kaba hitapmış Haber

Yargıta'dan milyonları ilgilendiren o haber! O kelime sataşma değil, kaba hitapmış

Kaba hitapla, sataşmanın aynı şey olmadığına dikkat çeken Yüksek Mahkeme; işten çıkartılan işçiye kıdem ve ihbar tazminatı ödenmesi gerektiğine hükmetti. Çalıştığı fabrikada iddiaya göre mobinge maruz kalan işçi, mesai arkadaşına gönderdiği elektronik postada 'terbiyesiz' kelimesini kullandığı gerekçesiyle tazminatsız kovuldu. 3. İş Mahkemesi'nin kapısını çalan mağdur işçi, davalı işverence son zamanlarda işyerinde zorluklar çıkarıldığını, hakkında mesai arkadaşlarına sataştığı iddiasıyla ihtarname düzenlendiğini öne sürdü. İhtardaki tüm ithamların davacı tarafından reddedildiğini, dinî bayramlar hariç resmî bayramlarda çalıştığını, ayrıca 7 günlük yıllık izin hakkının da kullandırılmadığını, 1 aylık ücretinin ödenmediğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin, ücret, fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etti. Davalı patron ise, davacının pek çok defa "benim 15 yıl 3600 gün primim var, tazminatımı alır giderim." diye işi bırakma tehdidinde bulunduğunu, işyerinin orta yerinde "benden başka çalışan yok, en az 2 bin lira ücret istiyorum." gibi agresif ve çalışma ortamını gerici çıkışlarda bulunduğunu dile getirdi. Davacının işyeri çalışanlarından G.Ö.'ye e-posta ile "terbiyesiz" şeklinde hakaret etmesi ve ardından aynı çalışanla işyerindeki çalışma, düzen, saygı ve hoşgörü ortamını temelinden yıkan büyük bir tartışma yaşaması sebebiyle çıkarıldığını vurguladı. 3. İş Mahkemesi, iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğinin davalı işverence ispat edilemediği, diğer alacakların ise işverence ödendiği gerekçesiyle davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verdi. Taraf avukatlarının temyizi üzerine devreye giren Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, fesih yönünden davalı tanıkları M. ile feshe esas olayın tarafı olduğu iddia edilen G. dinlenmeden davalının savunma hakkı kısıtlanarak hüküm kurulması hatalı olduğuna hükmederek kararı bozdu. Yeniden yapılan yargılamada Mahkeme; davacının feshe konu eylemlerinin işverenin başka işçisine sataşması niteliğinde olduğu, işverene 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 25 inci maddesinin (II) numaralı bendine göre haklı fesih imkânı tanıdığı, bu kapsamda davacının kıdem ve ihbar tazminatı almaya hak kazanamadığı gerekçesiyle bu taleplerin reddine karar verdi. Kararı davacı temyiz edince devreye yine Yargıtay 9. Hukuk Dairesi girdi. Yüksek Mahkeme kararında; davacının "yazdığınız terbiyesizliktir." ibaresinin kaba ve nezaket dışı davranış olarak nitelenebileceğini, hakaret olarak kabul edilemeyeceğini dile getirdiği hatırlatıldı. Kelimenin hangi yazıya karşılık yazıldığının araştırılmadığını, davacının aynı işyerinde 1 yıl sonra yeniden başladığını, haklı nedenle işten çıkartılan bir kişinin durum gerçek olsa yeniden işe başlatılmayacağı vurgulandı. Kararda şöyle denildi: " Somut uyuşmazlıkta Mahkemece davacının çalışma arkadaşı olan G.Ö. ile tartışarak hakaret ettiği, çalışma arkadaşlarının da dâhil olduğu bir e-postada G.Ö. 'e hitaben 'yazdığınız terbiyesizliktir' yazı göndermesi sebebiyle iş sözleşmesinin işveren tarafından kovulduğu ortadadır. Davacının feshe konu eylemlerinin işverenin başka işçisine sataşması niteliğinde olduğu ve feshin haklı nedene dayandığı gerekçesiyle davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin reddine karar verilmiştir. Ancak haklı feshe konu edilen e-postada kullanılan 'yazdığınız terbiyesizliktir' ibaresinin işverenin başka işçisine sataşma olarak nitelendirilmesi hatalıdır. Bu ibare ancak kaba hitap olarak kabul edilebilir; haklı fesih nedeni olarak kabul edilemez. Davacının haklı fesih nedeni oluşturan başka bir davranışı olduğu ispat edilmemiştir. İşverence iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği ispat edilemediğinden davacının kıdem ve ihbar tazminatlarının kabulü yerine reddi isabetsiz olmuştur. Kararın bozulmasına oy birliği ile hükmedilmiştir"

Eşini ailesiyle görüştürmeyen kocaya kötü haber! Haber

Eşini ailesiyle görüştürmeyen kocaya kötü haber!

İçtihat Bülteni'nden edinilen bilgiye göre, Ankara'da görülen ve eşlerin karşılıklı birbirlerinden 100'er bin lira maddi ve manevi tazminat talep ettiği boşanma dava dosyasında ilk derece mahkemesi erkeğin; eşine karşı evliliğin başlangıcından beri sevgisiz ve ilgisiz olması, evin ihtiyaçlarını karşılamaması, davacıyı parasız bırakması, bu şekilde ekonomik şiddet uygulaması, eşine hakaret etmesi, onu aşağılaması, anne babası ile kişisel ilişki kurmasını engellemesi, eşi ile birlikte vakit geçirmekten kaçınması şeklinde eylemler sergilemesi sebebiyle erkeğin tam kusurlu olduğu, kadının kusursuz olduğu, erkeğin karşı davasının reddine, kadının asıl davasının kabulü ile tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166'ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, kadın yararına aylık 250 TL tedbir nafakası ile boşanmakla yoksulluğa düşeceği gerekçesiyle aylık 350 TL yoksulluk nafakasına, kadın yararına yasal şartları oluştuğu gerekçesiyle kararın kesinleşme tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte 10 bin TL maddî ve 15 bin TL manevî tazminata hükmetti. Erkek eşin avukatı aracılığıyla yaptığı itiraz sonrası istinafa giden dosya mahkeme tarafından bozuldu. İstinaf mahkemesi her iki davanın reddine kadının tüm, erkeğin sair istinaf istemlerinin esastan reddine karar verdi. Kararın ardından davacı karşı davalı vekili, kadının reddedilen davası ve fer'îleri yönünden temyiz isteminde bulundu. Karar Yargıtay 2. Hukuk Dairesi tarafından bozulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesine gönderildi. Bozma ilâmına uyan Bölge Adliye Mahkemesi, eşlerin boşanmasına karar vererek kadının kusurunun bulunmadığı, boşanma sonucu bu eşin en azından diğerinin maddî desteğini yitirdiği, "erkeğin, kadının ailesiyle görüşmesini kısıtlamasının" kadının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile kusurları ve hakkaniyet ilkesi dikkate alınarak kadın yararına 30 bin TL maddî tazminat ile 30 bin TL manevî tazminata karar verdi. Bölge Adliye Mahkemesi'nin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı-karşı davacı erkek temyiz isteminde bulundu. Dosyanın temyiz incelemesi tekrar yapan Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, temyiz incelemesi neticesinde, "Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararında ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olduğu anlaşılmakla; davalı-karşı davacı erkek vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumlarına, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur derecelerine, paranın alım gücüne, ihlal edilen mevcut ve beklenen menfaatlerin kapsamına nazaran, kadın yararına hükmolunan maddî ve manevî tazminat fazladır. 4721 sayılı Kanun'un 4'üncü maddesi ile 6098 sayılı Kanun'un 50'nci ve 51'inci maddelerinde düzenlenen hakkaniyet kuralları nazara alınarak, 4721 sayılı Kanun'un 174'üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları uyarınca daha uygun miktarda maddî ve manevî tazminat takdiri gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir şeklinde karar vererek erkek eşin, kadın eşin ailesiyle görüşmesini kısıtlamasının kadının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiğini kabul etmiş ancak erkek eş aleyhine hükmedilen tazminat miktarının fazla olduğu kanaati ile dosyayı tekrar Bölge Adliye Mahkemesi'ne göndermiştir" dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.