Hava Durumu

#Tedbir Kararı

Yeni Marmara Gazetesi - Tedbir Kararı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tedbir Kararı haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Eski sevgilisinin elinden kırılan bıçakla kurtuldu Haber

Eski sevgilisinin elinden kırılan bıçakla kurtuldu

Olayın ardından şüpheli yakalanıp cezaevine gönderilirken şüpheli hakkında daha önce 6 kez uzaklaştırma kararı aldıran genç kadın, "Darbelerin hepsi kırılan bıçağın kalan kısmıyla gerçekleşti. O bıçak kırılmasaydı zaten yaşama şansım yoktu" dedi. Olay, 21 Haziran 2026 tarihinde Gazipaşa ilçesindeki Fidanlık mevkiinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, eşinden ayrılan bir çocuk annesi Özge Çelik (32), bir süre önce ayrıldığı eski erkek arkadaşı O.K. hakkında tehdit, hakaret ve darp iddialarıyla farklı tarihlerde şikâyetçi oldu. Çelik'in bu süreçte şüpheli hakkında art arda tedbir ve uzaklaştırma kararları aldırdığı öğrenildi. İddiaya göre başka bir suçtan Samsun'da cezaevinde bulunan O.K., izinli olarak cezaevinden çıktıktan sonra Gazipaşa'ya geldi. Olay günü iş arkadaşlarıyla birlikte Fidanlık mevkiine giden Çelik ile O.K. arasında tartışma çıktı. Tartışmanın büyümesi üzerine O.K.'nin yanında bulunan bıçakla Çelik'e saldırdığı ileri sürüldü. Başından, sırtından ve vücudunun çeşitli bölgelerinden çok sayıda darbe alan genç kadın, saldırı sırasında KADES uygulaması üzerinden yardım çağrısında bulundu. Bıçağın kadının sırtında kırıldığı, şüphelinin kırılan bıçağın kalan kısmıyla saldırmayı sürdürdüğü ve genç kadını saçlarından tutarak sürüklediği iddia edildi. Çevredeki vatandaşlar ve Çelik'in arkadaşları olaya müdahale ederken, ihbar üzerine bölgeye sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Yaralı kadın, sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından ambulansla hastaneye kaldırılarak tedavi altına alındı. Çelik'in bıçak darbeleri nedeniyle vücudunun çeşitli bölgelerinde yaralar oluştuğu, sol kolunda kas yırtılması ve güç kaybı bulunduğu öğrenildi. Olay sonrası şahıs emniyet güçleri tarafından yakalandı. "Cezaevinden arayıp tehditlerini sürdürdü" Eski erkek arkadaşından 19 Ocak'ta ayrıldığını belirten Özge Çelik, ilişki sürecinde yaşadıkları nedeniyle bu kararı aldığını söyledi. Ayrılık kararını açıkladığı gün darp edildiğini öne süren Çelik, yaşadıklarını şu sözlerle anlattı: "Kendisinden 19 Ocak'ta ayrıldım. İlişkimiz sırasında öfke kontrolü olmadığını ve suç dosyalarını gördükten sonra ilişkiyi bitirme kararı aldım. Bunu kendisine söylediğim 19 Ocak günü darp edildim ve şikâyetçi oldum. Devamında tehditler, hakaretler ve çevreme yönelik karalamalar sürdü. Onun yaptığı tüm hamlelere karşı ben yalnızca şikâyetçi oldum. Kendisi hakkında en az 5-6 şikâyetim vardır. Tedbir kararı aldım. 19 Ocak'tan itibaren hiç ara vermeden 6 kez, son olarak da 7'nci kez uzaklaştırma kararı aldırdım." Şüpheli şahsın yakınlarına yönelik tehditlerde de bulunduğunu ileri süren Çelik, şüphelinin cezaevine girdikten sonra da kendisini ve çevresini aradığını iddia ederek, "Tüm çevreme ve aileme benimle ilgili ölüm tehditleri gönderiyordu. Mart ayında Samsun'da cezaevine girdi ancak cezaevine girdikten sonra da durmadı. Cezaevi numaralarından beni, iş yerimi ve arkadaşlarımı arayarak beni öldüreceğine yönelik tehditlerini sürdürdü" dedi. "Çocuğun dedesiyle oynuyor, sen de balkondasın" Olaydan önce şüpheli şahsın izinli olarak Gazipaşa'ya geldiğini iş arkadaşından öğrendiğini belirten Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü: "Ortak tanıdığımız bir kişi, O.K.'nın izinli olarak cezaevinden çıktığını ve Gazipaşa'ya geldiğini söylemiş. Daha sonra O.K., iş arkadaşımı arayarak, ‘Şu anda Özge'nin kızı evin altında dedesiyle birlikte oynuyor, Özge de yukarıda. Kötü bir şey yapacak olsam çıkar yaparım. Kötü niyetim yok, sizinle konuşmak istiyorum' diyerek iletişime geçmiş. İş yerimin çaprazına da geldi. Daha önce de çalıştığım yere defalarca gelerek olay çıkarmıştı." "Şanslıydım ki bıçak kırılmıştı ve darbeler organlarıma gelmedi" Kendisini güvende hissetmediği için olay günü arkadaşlarından yanında olmalarını istediğini anlatan Çelik, olayın kısa sürede geliştiğini söyledi. O. K.'nin üzerine doğru geldiğini ve uzak durmasını söylediğini aktaran Çelik, saldırı anını şu sözlerle anlattı: "Olay günü kendimi güvende hissetmediğim için birilerini çağırmak zorunda kaldım. Yalnız değildik, yanımızda 3-4 kişi daha vardı. Her şey çok ani gelişti. Kendisi üzerime doğru geldi. Üzerime gelmemesini söyledim ve kaçmaya çalıştım. Önce karnıma yumruk darbesi aldım. Ardından saçlarımdan tuttu ve sırtıma bıçak darbeleri vurdu. Şanslıydım ki bıçak üçüncü ya da dördüncü darbede sırtımda kırıldı." Çevresindekilerin müdahalesiyle kaçmaya başladığını ve KADES'e bastığını belirten Çelik, şüphelinin kırılan bıçakla peşinden gelmeye devam ettiğini ileri sürdü. "Çevremdeki insanlar onu tutunca kaçtım ve KADES'e bastım. KADES'e basmaya devam ediyordum ancak o, kırılan bıçağın kalan küçük kısmıyla üzerime gelmeyi sürdürdü. Yaralı olduğum ve nefesim kesildiği için kaçamadım. Burada saçlarımdan sürükleyerek yaklaşık 15 dakika boyunca kafama ve sırtıma bıçak darbeleri vurdu. Şanslıydım ki bıçak kırılmıştı ve darbeler organlarıma gelmedi." "Bıçak kırılmasaydı yaşama şansım yoktu" Çevredeki kişilerin müdahalesiyle şüphelinin kendisinden uzaklaştırıldığını söyleyen Çelik, ambulansla hastaneye kaldırıldığını belirtti. Çelik, tedavi sürecinin devam ettiğini ifade ederek, "Bıçak darbeleri nedeniyle kas yırtılması oluştu. Bu yüzden sol kolumu hâlâ tam olarak kullanamıyorum ve kolumda güç kaybı var. Fizik tedaviye başlayacağım. Yüzümde, sırtımda ve kafamda izler bulunuyor. Darbelerin hepsi kırılan bıçağın kalan kısmıyla gerçekleşti. O bıçak kırılmasaydı zaten yaşama şansım yoktu. Saldırı sırasında da sürekli, ‘Seni öldüreceğim, öleceksin' diyordu" ifadelerini kullandı. "Bizim açımızdan öldürmeye teşebbüs" Özge Çelik'in Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği adına avukatlığını üstlenen Yağmur Burçin Sayın Kurt, olayın 'kasten yaralama' olarak soruşturulduğunu ancak eylemin öldürmeye teşebbüs niteliğinde olduğunu savundu. Kurt, "Antalya'nın Gazipaşa ilçesinde 21 Haziran günü kasten yaralama olarak değerlendirilen ancak bizim açımızdan öldürmeye teşebbüs niteliğinde olan, kadına yönelik bir şiddet eylemiyle karşı karşıyayız. Tarafların bir süre devam eden birlikteliğinin ardından şüpheli başka bir dosya kapsamında cezaevine giriyor. Müvekkilim bu şahıs hakkında 6 kez uzaklaştırma kararı aldırıyor. Çünkü kendisini sürekli çocuğuyla, hayatıyla ve ailesiyle tehdit ediyor. Şahıs cezaevinde olmasına rağmen müvekkilimin uzaklaştırma kararları devam ediyor" dedi. "'Bugün büyük gün' deyip telefonu kapattı" Şüphelinin 18 Haziran'da cezaevinden izinli olarak çıktığını öne süren avukat Kurt, müvekkiline bu konuda herhangi bir bilgi verilmediğini ifade etti. Şüphelinin farklı bir numaradan arayarak "Bugün büyük gün" dediğini ve telefonu kapattığını ileri süren Kurt, "Müvekkilim normal şekilde iş yerine gidiyor ve durumu işverenleriyle paylaşıyor. Şüpheli, işverenlerini de arayarak çok pişman olduğunu ve müvekkilimin şikâyetinden vazgeçmesi gerektiğini söylüyor. İşverenleri de iyi niyetle müvekkilime bu yönde telkinde bulunuyor ancak müvekkilim şikâyetinden vazgeçmek istemiyor" diye konuştu. "Yaklaşık 30 bıçak darbesi var" Olay sırasında şüphelinin yanında bıçak bulunmasının eylemin önceden tasarlandığını gösterdiğini savunan Kurt, sözlerini şöyle sürdürdü: "Müvekkilim Fidanlık olarak bilinen alana gittiğinde bu şahsın yanında bıçak bulunuyor. Müvekkilimi bıçaklıyor ve bıçak sırtında kırılıyor. Bıçak kırıldıktan sonra da saldırı sona ermiyor, müvekkilim saçlarından sürükleniyor. Yaklaşık 30 bıçak darbesi söz konusu. Burada nasıl yalnızca bir yaralamadan söz edilebilir? Şahsın yanında bıçakla gelmesi, bizim açımızdan tasarlamanın ve öldürme kastının bulunduğunu gösteriyor. Ceza hukukunda failin hangi amaçla hareket ettiği, yani saiki önemlidir. Müvekkilim hayatını kaybetmediği için eylem teşebbüs aşamasında kalmıştır. Biz bu suçun kesinlikle kasten öldürmeye teşebbüs olduğunu düşünüyoruz." "7'nci uzaklaştırma kararını aldı Özge Çelik'in olayın ardından 7'nci kez uzaklaştırma kararı aldırdığını belirten Kurt, müvekkilinin yaşadığı korkunun devam ettiğini söyledi. Kurt, "Şahıs cezaevinde bulunmasına rağmen müvekkilimin korkuları çok fazla. Kendisini hâlâ aramak istiyor ya da arıyor. Bunun üzerine müvekkilim yeniden uzaklaştırma kararı aldı. Müvekkilim, yaşadıklarının hayata bakışını ve yaşama isteğini olumsuz etkilediğini, çocuğuna karşı yeterince verimli olamadığını bizlere defalarca söyledi. Biz müvekkilimizin ve kadının yanındayız" dedi. "Koruma kararlarının bildirilmesi can güvenliği açısından önemli" 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen tedbir ve uzaklaştırma kararlarının eksiksiz uygulanmasının hayati önemde olduğunu vurgulayan Kurt, "Uzaklaştırma ve tedbir kararlarının uygulanması, ilgili adli mercilerin cezaevinden izinli çıkış gibi gelişmeleri tedbir kararı isteyen kişilere bizzat bildirmesi can güvenliği açısından çok önemlidir. Dosyamız şu anda soruşturma aşamasında. Kesin doktor raporu geldikten sonra olayın yaralama değil, öldürmeye teşebbüs olarak değerlendirilmesi için dosyanın sonuna kadar takipçisi olacağız" diye konuştu.

“Çocuğumuza dokunulmasını istemiyoruz” Haber

“Çocuğumuza dokunulmasını istemiyoruz”

Balıkesir'de Atay-Tansel Özdemir ailesinin bebekleri Muhammed Atay Özdemir'den, Genetik hastalığın teşhisi için topuk kanı alınmak istendi. Ailenin riskli olabileceğini düşünmeleri üzerine topuk kanı testini reddetti. Topuk kanı alınmak için baskı yapıldığını söyleyen anne yaşadığı stresten dolayı sütten kesilirken, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından açılan mahkemede aileye tedbir kararı konuldu.   Balıkesir'de Edremit ilçesinde dünyaya gelen Atay - Tansel Özdemir ailesinin bebekleri Muhammed Atay Özdemir'den, topuk kanı alınmak istendi. 6 genetik hastalığın teşhisi için yapılan uygulamanın zorunlu olmadığını söyleyen aile, yeni doğan bebeklerinden topuk kanı alınmasını reddetti. İddiaya göre, bağlı oldukları Aile Sağlığı Merkezi'ndeki personellerin baskısı üzerine strese giren anne Tansel Özdemir sütten kesilerek bebeğini emzirememeye başladı. Ailenin topuk kanı uygulamasına karşı direnmesi üzerine Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın aileye açtığı davada tedbir kararı konuldu. Edremit Aile Mahkemesi'nden sonuç alamayan Özdemir ailesi hukuki mücadelesini sürdürürken, baba Atay Özdemir ise yapılan uygulamanın zorunlu olmadığını, ayrıca uygulamanın topuklarda kan akışı zayıf olan bebeklerde gelecekte geri dönüş olmayan hasar oluşturabileceğini söyleyen doktorların da olduğunu aktardı.  “Çocuğumuza dokunulmasını istemiyoruz”  Bebeklerin topuk kısmında kan akışının zayıf olmasından dolayı gelecekte oluşabilecek olumsuzluklardan endişe duyduğunu belirten baba Atay Özdemir, “Çocuğumuza topuk kanı aldırmadığımız için avukatımızla görüşmeler sağladık. Biz çocuklarımıza çok düşkün bir aileyiz. Çocuğumuzun hamilelik döneminden doğum anına kadar bütün süreçte 15 günde bir özel hastanede doktor kontrolü gerçekleştirdik. Çocuğumuz doğduktan sonra bağlı olduğumuz Aile Sağlığı Merkezi bize topuk kanı alınması konusunda baskıda bulunmaya başladı. Eşim bu baskı sebebiyle strese girdi ve şu an sütünde ciddi kesilmeler var. Düzenli olarak özel bir klinikte doktora görünüyoruz, çocuğumuzun aylık rutin kontrollerini yapıyoruz. Biz çocuğumuzdan hangi gerekçe ile topuk kanı alınacağını sorduğumuzda hiçbir cevap alamıyoruz, sadece baskı uygulanıyor. Mahkeme tarafından tedbir kararı konuldu. İlk duruşmaya çıktığımızda avukatımız da yanımızdaydı. Hakim bizlere sadece aşılarla alakalı sorular soruyor. Avukatımız konuşmaya kalktığında sözleri kesildi. Yaşanan olaylar neticesinde avukatımız ile beraber durumu istinaf mahkemesine taşıdık. Hiçbir şekilde çocuğumuza dokunulmasını istemiyoruz” diye konuştu.  “Topuk kanı uygulamasında rant var”  Bebeklerden alınan topuk kanlarının satılıp özel şirketlerce maddi kazanç sağlandığını iler süren avukat Cüneyt Bülent Şeker, “Topuk kanı alımı doğar doğmaz ilk 48 saat içinde bebeğin topuğundan alınan, 6 genetik hastalığın taranması için kullanılan bir uygulama. Her doktor bu görüşü benimsemiyor. Bazı doktorlar bunun gerekli olmadığını söylüyor. Bunun idrar tahlili ile yapılabileceğini söyleyen doktorlar da var. Yapılma şeklini eleştiren var, topuktan değil damardan alınması gerektiğini söyleyenler var. Topuk kan akışı zayıf bir yer, aynı zamanda cinsel organ ve beyindeki sinirlere bağlı temasları var. Bunun doğar doğmaz uyarılmasının olumsuz etkileri var. ‘Çocuk bunları hafızasına alıyor ve olumsuz tepki veriyor diyenler' var. Bu işte büyük bir rant var. Bugün Aile Sağlığı Merkezleri neredeyse topuk kanı ve aşıdan para kazanıyor. Bunlar özel denilen bütçelerinde bağımsız olan yerler. Ayrıca test şirketleri de ciddi para kazanıyor, bunlar özel şirketler. Bunların tespit ettiği hastalıklar sebebi ile de ilaç şirketleri çok ciddi para kazanıyor” dedi.  Kanunda “zorunlu” ibaresi yok  Topuk kanı uygulamasının kanunda zorunlu olduğuna dair ibare olmamasına rağmen hekimler tarafından ciddi baskıların yapıldığını söyleyen Şeker, “Aileler, Sağlık Bakanlığı'nın bu ilgisinden tedirginler. Tedbir kararlarının bile bir geçmişi, uygulanabilirliği yok. Topuk kanı uygulaması neredeyse çocuk aşılarından sonra hatırlanmaya başladı. 1-2 yıl içerisinde çocukluk aşıları için de tedbir kararı veriliyordu fakat tepkiler artınca geri adım atıldı. Şimdi ise topuk kanı üzerine yükleniliyor. 6 bin tane genetik hastalık var. 500 tane metebolik hastalık var. Sadece bunlardan 6 tanesinin taranması için kıyamet kopuyor. Buradaki en büyük tehlike tıbbi müdahaleyi ret hakkınızın ortadan kalkmasıdır. Kanunda ‘Çocuğun üstün yararı diye ibare var', çocuğun üstün yararını aileden başka kimse üstlenmez. Bizim hakkımızda Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından topuk kanı vermediğimiz gerekçesiyle tedbir istenmişti. Biz de bu topuk kanını vermediğimizi belirttik. Bizce birçok sakıncası vardı. Birçok test te yaptırmıştık. Sakıncalı olduğunu düşünüyoruz çünkü topuk kanı alınınca rahatsızlanan çocuklar var. Zararlı olduğunu söyleyen doktorlar var ve biz bu görüşe itibar ettik. Tıp etiği kurallarında da belirtilen anne babanın kanun temsilciliği tıbbi tedaviyi kabul ve ret hakkını kullanarak reddettik. Bu da gayet doğal. Anayasanın 17. Maddesi anlamında tıbbi zorunluluk içermiyor ve hiçbir kanunda da böyle bir uygulamanın yapılacağı yer almıyor” şeklinde konuştu. 

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.