Hava Durumu

#Tehdit

Yeni Marmara Gazetesi - Tehdit haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tehdit haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Almanya'dan cinayet için gelmiş Haber

Almanya'dan cinayet için gelmiş

Olay, 7 Şubat sabahı saat 06.00 sıralarında meydana geldi. İddiaya göre, Almanya'dan Türkiye'ye gelen A.Ç., arsa anlaşmazlığı yaşadığı ablası ve eniştesinin evine gitti. Bahçeden gelen sesler üzerine dışarı çıkan Mesut Tarhan (47) omuz bölgesinden bıçaklanırken, yardıma koşan eşi Adile Tarhan (53) da kardeşi tarafından defalarca bıçak darbesi aldı. Adile Tarhan 18, Mesut Tarhan ise 9 bıçak darbesiyle kanlar içerisinde kaldı. Olayın ardından kaçan zanlı daha sonra polise teslim olurken, ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan Adile Tarhan 2 gün sonra hayatını kaybetti. Yoğun bakımdaki tedavisinin ardından taburcu olan Mesut Tarhan, 26 yıllık eşinin öldüğünü günler sonra öğrendi. "SIRTIMA BIÇAK SAPLANDIĞINI HİSSETTİM" Yaşadığı dehşet anlarını anlatan Mesut Tarhan, "O gün gece geç yatmıştık. Saatin tam kaç olduğunu hatırlamıyorum ama yaklaşık 12.30 civarıydı. Eşim beni uyandırdı ve yan taraftan bir ses geldiğini söyledi. Ben tam o sırada kapının kapanma sesini duydum. Bunun üzerine birlikte kalkıp dışarı çıktık. Oturduğumuz ev müstakil olduğu için bahçeye çıktık. Bahçedeki lambalar yanmıyordu; yalnızca kapının önündeki bir lamba açıktı, diğer taraflar karanlıktı. Düz zeminde yürüyordum. Kapının önünden yaklaşık 4-5 metre ilerledikten sonra sağ tarafta zeminin yükseldiği karanlık bir alan var. Tam oraya doğru dönerken bir anda omzuma bir bıçak saplandığını hissettim. O anda sırt üstü yere düştüm. Eşim sağ tarafımdaydı, biraz da gerimde kalıyordu. O sırada saldırgan eşime yöneldi ve ona da üst üste bıçak darbeleri indirdi. Ben kendimi doğrultmaya çalıştım. Yaram hâlâ sıcaktı. O sırada saldırganı gördüm; Aslan Çoban'dı. Kendimi toparlayıp ayağa kalktım, ensesinden tutup yere attım ve elindeki bıçağı almaya çalıştım. Bıçağı almaya çalışırken sağ kolum kesildi. Bıçak onun sağ elindeydi, ben de sağ elimle müdahale ettim. Sağ elim tamamen kesildi. İki parmağım neredeyse kopmuştu, sadece deri parçası tutuyordu. Üç parmağım kesilmişti, sonradan onlara tendon transferi yapıldı" dedi. "EŞİMİN VEFAT ETTİĞİNİ SONRADAN ÖĞRENDİM" Tedavi sürecinden bahseden Mesut Tarhan, "Ondan sonrasını hatırlamıyorum. Ne oldu, ne bitti bilmiyorum. Kendime geldiğimde çocukların ve komşumun seslerini duyuyordum. Kızım ambulansı arıyordu. Daha sonra beni ambulansla hastaneye götürdüler. Yaklaşık 5-6 gün entübe kaldım ve o süreçte ne yaşandığını hatırlamıyorum. Ardından 13-14 gün boyunca yoğun bakımda ve serviste yoğun antibiyotik tedavisi gördüm. Geçen hafta taburcu oldum. Kendime geldiğimde hastanedeydim. Doktor bana günün hangi gün olduğunu ve saatin kaç olduğunu sordu, ancak hatırlamıyordum. Sonradan öğrendim ki olay 7 Şubat'ta olmuş. Kendime geldiğimde eşimin vefat ettiğini bilmiyordum. Bunu daha sonra öğrendim" ifadelerini kullandı. "ORTAK ALINAN EVİN ÜZERİNE ÇÖKMEK İSTEDİ" Olayın geçmişine değinen Mesut Tarhan, "Bu olayın arkasında aslında iki yılı aşkın süredir devam eden bir mesele vardı. Biz zaten konuşmuyorduk. Eşim açıkça annesine de söylemişti; 'Huzurumuzu kaçırıyorsunuz, uzak durun' demişti. Oturduğumuz evi eşimle birlikte almıştık ancak ev onların üzerineydi ve vermiyordu. Bana 'bugün yarın vereceğim' diyordu ama eşime de vermeyeceğini söylemiş. Eşim ayrıca ona para da vermişti, onu da vermeyeceğini söylemiş. Evet, ortak alınan evi sahiplenmek ve üzerine çökmek istedi. Kendisi o evde oturmuyordu. Yaklaşık iki buçuk yıl önce Almanya'ya kaçmıştı, çocuklarıyla birlikte gitmişti. Benimle bir sorunu yok gibi görünüyordu ama meğer eşimle arasında ciddi sorunlar varmış. Eşim evi istiyormuş, o ise vermiyormuş. 'Annem yanımda kalmak istemedi, sen istemedin' gibi sudan bahaneler ileri sürüyormuş" diye konuştu. "CİNAYET İŞLEMEK İÇİN TÜRKİYE'YE GELMİŞ" Saldırganın tehditlerde bulunduğunu belirten Mesut Tarhan, "Almanya'da da sorunlar yaşamış. Psikolojisinin iyi olmadığı söylenmiş. Eşi ve çocuklarıyla birlikte Türkiye'ye dönmek istemiş ancak onlar kabul etmemiş. Onları orada bırakıp tek başına Türkiye'ye gelmiş ve böyle bir olaya kalkışmış. Gelmeden önce bize geldiğini ya da evde olduğumuza dair hiçbir telefon etmedi. Ocak ayının 15'i ya da 16'sında eşimi aramış. Eşim bana söyledi ama telefonu açmamış. Ben de 'Aç, kardeşindir. Bugün kavga edersiniz yarın barışırsınız' dedim. Eşim de 'Açıyorum ama bana çok ağır küfürler ediyor, tehdit ediyor' dedi. Daha sonra eşim tekrar konuştuğunda ona 'Ayın birinde geleceğim, orada seni görmeyeyim, öldüreceğim' dediğini söyledi. Ben de kendisine mesaj yazdım. 'Bir sıkıntı mı var? Varsa konuşalım' dedim. Bana 'Seninle bir sıkıntım yok, gelince konuşuruz' diye cevap verdi. Bana açıkçası bu olay çok şaşırtıcı gelmedi. Çünkü aile içinde bu tür meseleler daha önce de yaşanmış. Urfa'da bir evleri var ve o ev yüzünden beş kardeşin hiçbiri birbiriyle konuşmuyor. Ben 2000 yılında evlendim. Yani 26 yıllık eşimi kaybettim. Onu öz kardeşi öldürdü" dedi. "ANNEM KANLAR İÇİNDEYDİ VE BABANA KOŞ DEDİ" Olay anını anlatan Sevgi Tarhan (21), "O sırada evdeydim ve en arka odadaki kendi odamda uyuyordum. Kardeşimin seslenmesiyle uyandım. Bana 'Dayım geldi, annemle babam yaralı, kapının önündeler' dedi. İlk başta gürültüyü duymamıştım ama yataktan kalktıktan sonra annemin bağırışını duydum. Hemen telefonumu şarjdan alıp kapıya doğru koşmak istedim. Tam o sırada annem içeri girdi. Annem kanlar içindeydi ve bana 'Babana koş' diye bağırdı. O anda babamın yaralandığını düşündüm. Kapının önüne çıktım. Tam o sırada babam bana doğru yürüyordu. Birkaç adım attıktan sonra bayıldı. Babam bayılırken onu tuttum. Yaralarına tampon uyguladım ve kanamanın durması için baskı yaptım. Kardeşime seslenerek telefonu getirmesini söyledim ve ambulansı aradım. Aynı zamanda ailemizi de arayıp haber verdim. Babama baskı uygularken annem içeriden komşuları aradı. Komşu geldi. Ona babamın yarasına nasıl baskı yapması gerektiğini gösterdim ve babamı ona bıraktım. Daha sonra anneme bakmak için içeri koştum" sözlerini kaydetti. "DAYINI YAPTI KIZIM DEDİ VE BAYILDI" Sağlık ekipleri gelene kadar ailesine müdahale ettiğini söyleyen Sevgi Tarhan, "İlk çıktığımda kapının önünde saldırganı görmemiştim. Babam tek başınaydı ve bana doğru yürüyüp kapının önünde yere yığılmıştı. Çok kısa bir süre içinde olmuştu her şey. Babamın bilincinin kapalı olduğunu fark ettim. O sırada annem ayaktaydı ve konuşuyordu. Babam bir ara kendine gelir gibi oldu ve 'Dayını yaptı kızım, dayını yaptı' dedi. Yaralarına baskı yaparken acıdan bağırıyordu. Komşuya 'Sen tut' dedim, 'Ben anneme bakmam lazım' dedim ve içeri koştum. Annemin üstündeki tişört ilk gördüğümde hafif kanlıydı. Ancak içeri girdiğimde tişörtünün tamamen kana bulandığını gördüm. Tişörtünü kaldırdığımda daha derin yaralarının olduğunu fark ettim. O sırada ambulans çok kısa sürede geldi. Yaklaşık 5-6 dakika içinde olay yerine ulaştılar. Ondan sonrasını sağlık ekiplerine bıraktık" dedi. "8 MART'TA ANNEM İÇİN ADALET İSTİYORUM" Annesini kaybettiği için büyük üzüntü duyduğunu ifade eden Sevgi Tarhan, "Daha önce hayatımda böyle büyük bir korku yaşamamıştım. Ne yapacağımı bilmiyordum. Bir yandan şok içindeydim, bir yandan da müdahale etmeye çalışıyordum. Dayımın böyle bir şey yapabileceğini hiç düşünmemiştim. Kapının önüne çıktığımda annemle babamı kanlar içinde görünce büyük bir şok yaşadım. Olay 7 Şubat'ta oldu. Annem ise 9 Şubat sabahı saat 05.30'da hayatını kaybetti. Çok garip bir durumdu. Bir yandan annemi kaybetmenin acısını yaşıyorum, diğer yandan babamın hayatta olduğu haberini alıyoruz. Çok karmaşık duygular içerisindeydik. Ben dayımın suçunun en ağır şekilde cezalandırılmasını istiyorum. Annemi elimizden aldı. Babam da ağır yaralandı. Almanya'dan Türkiye'ye cinayet işlemek için gelmiş. Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve ben annemi katleden kişinin en ağır cezayı almasını istiyorum. Bunun için ne gerekiyorsa yapılmasını istiyorum" ifadelerini kullandı.

Anaokulunda öğrencisini darbettiği iddia edilen öğretmene para cezası Haber

Anaokulunda öğrencisini darbettiği iddia edilen öğretmene para cezası

Olay, 5 Mart 2025 tarihinde Kastamonu il merkezinde bulunan bir anaokulunda meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, anaokulunda eğitim gören 5 yaşındaki T.A.Ç., annesi H.Ç.’ye müzik öğretmeni S.T.’nin kendisini darbettiğini söyledi. Bunun üzerine okul idaresi ile görüşen aile durumu anlattı. Güvenlik kamerası görüntülerini talep eden aile, okul idaresi tarafından isteklerinin yerine getirilmesi üzerine suç duyurusunda bulundu. Sanık hakkında Kastamonu 5'inci Asliye Ceza Mahkemesi'nde ‘basit yaralama’ ve ‘tehdit’ suçlarından dava açıldı. Davanın ilk duruşmasında sanık, tanıklar, T.A.Ç.’nin ailesi ve taraf avukatları hazır bulundu. Duruşmada kendisini savunan sanık S.T., suçlamaları kabul etmediğini ve beraatını talep ettiğini belirterek, "T.A.Ç. benim öğrencimdir. Olay günü sınıfa geldiğimde kendisi yoktu. Ben T.A.Ç.’yi aramaya başladım. 35 öğrenciyi bırakıp, okul dışında onu aradım. Daha sonra tanık A.Ö.’den yardım istedim, kendisi görmediğini söyledi. Fakat son anda T.A.Ç.’nin bayrağın altında olduğunu söyledi. Kendisini ikna etmeye çalıştım, fakat, T.A.Ç. kendisini yerden yere attı. Ben onu tutmaya çalıştıkça kendisini yere attı. Kendisini içeriye almak için ikna etmeye çalıştım, elma verdim, fakat ikna edemedim. Ben kapıyı hızlıca açtığım için ayağım kendisine geldi. Asla kendisine tekme atmadım. A.Ç.ye ‘Ailesi geldiğinde ben teslim edeceğim ve durumu anlatacağım’ dedim" dedi. T.A.Ç.’nin annesi H.Ç. ise olay günü oğlunu okula almaya gittiğinde kendisinin ağladığını belirterek, "Oğluma ne olduğunu söylediğimde bir şey söylemedi. Normalde öğretmenler çocuğu teslim etmek üzere çıkmazlar ama o gün sanık başımızda bekliyordu ve çocuğumu göz hapsine almıştı. Oğlum bu nedenle konuşmadı. Oğlum suluğunu unutmuştu, kendisine gidip içeriden alıp getirmesini söyledim. Fakat oğlum içeri girmek istemedi. Sanığa ne olduğunu sordum. Kendisi oğlumun dışarıya çıktığını ve içeri girmek istemediğini söyledi. Daha sonra öğretmeni gittiğinde oğluma sordum, oğlumdan öğretmeninin kendisine davrandığı şekilde bana davranmasını istedim ve oğlum boynuma vurdu. Sonrasında oğlumun boynunun kızarık olduğunu gördüm. Kamera görüntülerini izlediğimde de oğlumu dövdüğünü ve oğlumun çığlıklar attığını duydum. Oğluma üstünü düzeltirken ‘Annene söyleme’ şeklinde söylediğini de gördüm. Daha önce de oğlumun vücudunda morluklar ve çizikler görmüştüm. Çocukların birbirini incittiklerini düşündüm" diye konuştu. T.A.Ç.’nin babası ise sanıktan şikayetçi olduğunu söyledi. Duruşmada tanık olarak dinlenilen okul çalışanı A.Ç., "Ben sanık öğretmenin çocuğu çektiğini gördüm. Sonra çocuğun mutfakta yere çöktüğünü gördüm ve benden yardım istedi. Sanık ise kolundan onu çekmeye çalışıyordu. Kendisinin vurduğunu ya da tekme attığını görmedim. Ama sonra kamera görüntülerinde tekme attığını gördüm. Sanık olaydan sonra okulla ilişkisini kesti, gelmiyor. Ama bu olaya kadar T.A.Ç.’ye yönelik böyle bir eylemini görmedim. T.A.Ç.’ye ‘bittin sen’ şeklinde sözler söylediğini duymadım. Görüntülerden izledim" şeklinde konuştu. Avukat savunmalarının da dinlenmesinin ardından Cumhuriyet savcısı mütalaasını açıkladı. Mütalaasında sanığın T.A.Ç.’yi yakasından tutup sürükleyerek ve tekme atarak darbettiği, ‘bittin sen, sen bittin’ diyerek tehdit edildiğinin güvenlik kamerası kayıtlarında sabit olduğunu belirten cumhuriyet savıcısı, sanığın ilgili suçlar sebebiyle cezalandırılmasını talep etti. Savunmaların ardından kararını açıklayan mahkeme, S.T.’nin 'basit yaralama' ve 'tehdit' suçlarından 20 bin 500 TL adli para cezasına çarptırılmasına karar verdi. Belirlenen cezaların 2 yıldan az olması, sanığın daha önceden kasıtlı bir suçtan mahkum olmaması sebebiyle hükmün açıklanması geri bırakıldı.

Rusya sınırına kara mayınları döşenecek Haber

Rusya sınırına kara mayınları döşenecek

Polonya 1 Haziran 2013 tarihinde taraf olduğu anti-personel mayınlarının kullanılması, stoklanması, üretilmesi ve transferini yasaklayan Ottawa Sözleşmesi'nden bugün itibarıyla çekildi. Polonya Savunma Bakan Yardımcısı Pawel Zalewski yaptığı açıklamada, Ottawa Sözleşmesi'nden çekilmelerinin ardından kara mayınları üretimine başlayacaklarını, Rusya'nın artan tehdidine karşı ülkenin doğu sınırına anti-personel ve anti-tank mayınları döşeyeceklerini ifade etti. Soğuk Savaş'tan bu yana ilk kez üretilecek kara mayınlarının NATO'nun doğu kanadında, Rusya'ya bağlı Kaliningrad ile Belarus sınırına yerleştirileceğini belirten Zalewski, Rusya'nın uluslararası mayın yasağı anlaşmasına hiçbir zaman taraf olmadığını, komşularına karşı ise son derece saldırgan niyetleri olduğunu dile getirdi. "6 MİLYONA YAKIN MAYINA İHTİYAÇ VAR" Polonya ordusuna mayın tedarik eden devlet şirketi Belma'nın belirlemelerine göre doğu sınırı için 6 milyona yakın mayına ihtiyaç duyuluyor. Savunma Bakan Yardımcısı Zalewski yılda 1 milyon 200 bin kadar kara mayını üretebilecek kapasiteleri olduğunu kaydetti. Hedeflerinin öncelikle kendi güvenlik ihtiyaçlarını karşılamak olduğunu ifade eden Zalewski, "Kara mayınlarının döşenecek olması Doğu Kalkanı Projesi'nin bir unsuru, gerçekçi bir Rus saldırganlığı tehdidi olduğunda konuşlandırılacak" şeklinde konuştu.Polonya Başbakanı Donald Tusk ise dün yaptığı açıklamada muhtemel bir tehdit durumunda ülkenin doğu sınırını 48 saat içinde mayınlayabilecek kapasiteye çok yakın olduklarını bildirmişti.Rusya'nın 2024'te Ukrayna'ya saldırmasının ardından Rusya'ya komşu ülkeler taraf oldukları Ottawa Sözleşmesi'ni yeniden gözden geçirmeye başlamış, Polonya, Finlandiya, Estonya, Letonya ve Litvanya geçtiğimiz yıl sözleşmeden çekilme kararı aldıklarını açıklamıştı.

Ölümden döndü, gelen yorumlarla bir daha yıkıldı Haber

Ölümden döndü, gelen yorumlarla bir daha yıkıldı

Geçtiğimiz ocak ayında, Güzelbahçe ilçesinde bulunan evinin yatak odasında bulunan balkonundan, yaklaşık 7 metre yükseklikten düşen AK Parti Urla İlçe Tanıtım ve Medya Başkanı Gamze Oğuz, omurgası ve ayağından ağır yaralanarak hastaneye kaldırıldı. Hastanede tedavi altına alınan ve bu süreçte entübe edilen Oğuz, adeta ölümün kıyısından döndü. Aynı zamanda yüksek takipçili sosyal medya hesabı da bulunan Gamze Oğuz'a bu süreçte yaptığı paylaşımlara ise çirkin yorumlar da yapıldı. Beddua ve tehdit içerikli mesajları gören Oğuz, çektiği acıların yanı sıra bu tarz beddua ve tehditlerle de psikolojisinin bozulduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a olan sevgisi sebebiyle hedef seçildiğini belirten Oğuz, yorumlar arasında can güvenliğini hedef alan ifadelerin kendisini derinden yaraladığını vurguladı. "OMURGAM VE AYAĞIM KIRILDI" Geçirdiği kazayı ve yaşadığı süreci anlatan Oğuz, "Bundan yaklaşık bir ay önce talihsiz bir kaza yaşadım. Evimin 3. katından yaklaşık 7 metre yükseklikten, o şekilde ölçüldü, aşağı düştüm bir denge kaybı sonucu. Düştüğümde omurgamın üstüne düştüğümü hissettim ve omurgam kırıldı. İlk onu hissetmiştim zaten. Ayağım da seramik kısma denk geldiği için topuk kısmım parçalandı. Hastanede bir ameliyat sürecim oldu. Hem omurgadan hem topuktan iki ameliyat geçirdim. Ameliyat esnasında maalesef kan ihtiyacı oldu. Kan değerlerim ameliyata hazır değilmiş. Daha sonrasında narkozdan uyanamadım. Entübe edildim. Çok şükür yoğun bakım sürecini de atlattıktan sonra odaya alındıktan sonra bir hafta hastanede yattım ve çıktım. Ama tedavi sürecim hala devam ediyor. Hala iyileşemedim. Eğilip kalkamıyorum. Walker olmadan bir yürütecim olmadan yürüyemiyorum. Tek ayağımın üstünde zıplayarak ilerliyorum. 26 Şubat'ta ayağımda 30 santimlik bir çivi var. 15 santimi dışarıda yaklaşık 15 santimi içeride olmak üzere o çıkacak. Alçı sürecim devam edecek. Sonra atel, fizik tedavi yani önümde daha 1,5-2 aylık bir yol var gibi görünüyor" ifadelerini kullandı. "BEDDUALARIN SINIRI AŞILDI" Tedavi sürecinde sosyal medyadan gelen yorumların kendisini daha fazla yaraladığını belirten Oğuz, "Maalesef. Şimdi siyasi görüşüm gayet belli bir şekilde açık ediyorum ben bunu. Zaten söylemiştim. AK Parti'de Tanıtım ve Medya Başkanı olduğumu. Siyasi görüşümden dolayı çok fazla linç ediliyorum. Bilirsiniz bir linç troll insanlar vardır, troll sayfaları vardır. Ama troll sayfaları dışında kişisel hesaplar, bayağı kendi kullandığı kişisel hesaplar tarafından linç edildim. Bu linçler neler? Evet, küfür, hakaret vesaire, beddualar. Bunlar geliyor. Fakat bedduaların sınırı aşıldı. 'Keşke ölseydin düştüğün yerde', 'Keşke felç kalsaydın', 'Daha beter ol inşallah.' Mesela sondan iki önceki paylaştığım postumda da mevcut. Artık başa sabitliyorum. 'Bütün kemiklerin kırılsın inşallah.' Hatta bu süreçte ben şöyle bir yorum da aldım. Mesaj olarak değil gayet aleni bir şekilde bunu postun altında yorum yapabiliyorlar. 'Bugün 7 metreden bir kazayla düşersin, yarın bakmışsın araba çarpmış.'" dedi. "DAHA FAZLA YARALAYAN BU YORUMLAR" Kendisine gelen yorumlarla bir kez daha yıkıldığını ifade eden Oğuz, "Şimdi yorumlara baktığımızda gerçekten çok yaralayıcı yorumlar. İnanın oradan düştüğünüzde canınız çok yanıyor. Ameliyat süreci, benim çektiğim acılar sizlerle zaten paylaşacağım elimdeki şeyleri. Vücudunuz çok acıyor. Bir yandan üç çocuğum var ve ben anneyim. Onları düşünüyorum. Onlar çok korkuyor. Ben o düştüğüm gece onların çığlıklarını duydum. Sürekli gözümü tam açamadım. Onları göremedim ama onların ağlaması, duvarlara vurması, bu sesler beni çok yaraladı. Fakat bunlardan daha fazla yaralayan bir şey oldu bu yorumlar. Çünkü insanlık çok farklı bir şeydir. Biz Anadolu medeniyetiyiz ve bizim medeniyetimize, bizim kültürümüze göre düşen kişiye siyasi görüşü, kimdir, nedir, dini, dili, ırkı bakmaksızın yardım edilir. Biz Anadolu insanıyız. Biz böyle gördük. Fakat bunun dışında çok farklı bir tepkiyle, kötü muameleyle karşılaştım ben. İnanın bu düşmekten çok daha fazla yaralıyor insanı. Diyorsunuz ki biz nereye geldik? Bu kadar mı kutuplaştık? Bu kadar mı nefret ediyoruz birbirimizden" diye konuştu. "BİR KADIN BAŞKA BİR KADINA BU SÖZLERİ NASIL SÖYLEYEBİLİYOR" Kendisine gelen kötü yorumlarla art niyetli haberler yapıldığını ifade eden Oğuz, "Ya o kadar garip ki troll olsa derim ki 'troll hesabı' hani çok önemsemem. Ama şu an bile gözlerim doluyor. Bir ablamızın, bir teyzemizin, bir hanımefendinin yaptığı yorum yaklaşık 50-60 yaşlarında. 'Daha beter ol' diyor. Nasıl söyleyebilirsiniz? Bunu şahsi hesabından yapıyor. Siz de kadınsınız. Nasıl bana bunu söyleyebiliyorsunuz? Kadın kadına destek olmalı. Bunun yanında bu bedduaları alıp ve bu paylaşımı alıp yanlış haber, çarpıtılmış haber yapan medya kuruluşları oldu. İnanabiliyor musunuz? 'Erdoğan rozet taktı, başına gelmeyen kalmadı', 'Beddualarınız tuttu', 'Niye beddua ediyorsunuz?' Benim açıklamada bulunmadığım ifadeleri kullanıp 'Ah keşke yapmasaydın bedduaları tuttu' şeklinde ifadelerle başlık atan medya kuruluşları oldu. Bu inanılmaz bir şey. Hani kişiler bunu yapıyor. Medya kuruluşları daha kamusal kuruluşlardır bence. Topluma yön veren kuruluşlardır. Siz nasıl böyle bir algı çalışması yapabiliyorsunuz? Hani hiç mi kimse düşünmüyor? Ya bu kadın da bir buçuk aydır evde hapis, yatıyor. Çok çalışkan bir insanım Hiç yerimde duramam. Bir bir buçuk aydır evde yatıyor. Bu kadın oraya hapsolmuş. Evlatları geliyor gidiyor. 'Anne iyi misin?' En ufak seste aşağı koşuyorlar. 'Anne sen mi bağırdın?', 'Anne bir şey mi oldu?' Bu kadın acılar içinde 'biz de buna bir kötek vurmayalım' demiyorlar. 'Biz de buna bir çelme takmayalım' hiç mi demiyorlar?" dedi. ​​​​​​​"YARGI SÜRECİ BAŞLAYACAK" Yorumlara ilişkin şikayette bulunduğunu ve yargı sürecinin başlayacağını söyleyen Oğuz, "Tabii ki gerekli mercilere maalesef ki gerekli aralıklarla suç duyurusunda bulunuyorum. Ama şunu belirtmek isterim ki ne kötü yorumlar ne beddualar beni çıkmış olduğum yoldan ve davamdan hiçbir zaman vazgeçiremeyecek. Ben reisi gerçekten kalpten seviyorum ve onun yolunda, yanında yürümekten gurur duyuyorum" diye konuştu. Eşinin destekleriyle düzenli olarak evin içinde yürüyüşler yapan Gamze Oğuz, bir an önce sağlığına kavuşmayı bekliyor.

İznik Gölü'nde kuraklık alarmı: Yağışlara rağmen çekilme sürüyor Video Galeri

İznik Gölü'nde kuraklık alarmı: Yağışlara rağmen çekilme sürüyor

Bursa'da İznik ve Orhangazi'yi doğrudan etkileyen İznik Gölü'ndeki su seviyesi düşüşü, bölgede endişeyi artırıyor. Son dönemde etkili olan yağışlara rağmen göldeki çekilmenin devam etmesi, çiftçi ve esnafı tedirgin ediyor. İznik Esnaf ve Sanatkârlar Odası Başkanı Kadir Akçaalan, göldeki çekilmenin yalnızca yağış azlığına bağlanamayacağını belirterek, sanayi tesislerinin su kullanımına dikkat çekti. Akçaalan, özellikle İznik Gölü çevresinde ve Gemlik hattındaki bazı fabrikaların göl suyunu yoğun şekilde kullanmasının ciddi bir tehdit oluşturduğunu söyledi. Akçaalan, "Göldeki çekilme sadece kuraklıkla açıklanamaz. Esas sorun, göl çevresindeki fabrikaların aşırı su kullanımıdır. Bu fabrikaların hiçbirinin gölden su kullanmaması gerekir. Yıllar önce bu konuda mücadele ettik ancak yeterli destek göremedik. Bugün İznik'i vuran bu sorun, yarın Orhangazi'yi de aynı şekilde etkileyecek" dedi. "İki yıl sonra çiftçi su bulamayabilir" Göldeki mevcut gidişatın devam etmesi halinde tarımın ciddi zarar göreceğini vurgulayan Akçaalan, "Bu şekilde devam ederse iki yıl sonra çiftçi buradan bir damla su dahi kullanamaz. Sondajla çözüm bulunacağını düşünenler yanılıyor. Buna da izin verilmeyecek. Önlem alınmazsa önce çiftçi, ardından esnaf ve tüm vatandaşlar bu sıkıntıyı yaşayacak" ifadelerini kullandı. Muhtarlardan ortak çağrı: "Göl olmazsa tarım da olmaz" Çakırca Mahallesi Muhtarı Ersin Körpe de İznik Gölü'ndeki çekilmenin tarım açısından hayati bir risk taşıdığını belirtti. Körpe, kuraklığın artık küresel bir sorun haline geldiğini ifade ederek şunları söyledi: "Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi bölgemizde de kuraklık yaşanıyor. Ancak İznik Gölü'nde yaşanan çekilme artık gözle görülür bir noktaya ulaştı. Bizler tarımla geçinen insanlarız. Göl biterse tarım biter. Bu nedenle gölün eski seviyesine ulaşması için mücadele ediyoruz." Bölge temsilcileri, İznik ve Orhangazi'deki çiftçiler, muhtarlar ve ilgili kurumların ortak hareket etmesi gerektiğini vurgularken, yetkililere acil önlem çağrısında bulundu. Göldeki su seviyesinin korunması için sanayi su kullanımı, tarımsal sulama ve alternatif kaynaklar konusunda kapsamlı bir plan hazırlanması gerektiği ifade edildi. İznik Gölü'ndeki çekilmenin devam etmesi halinde bölge ekonomisi ve tarımsal üretimin ciddi risk altına gireceği belirtiliyor.

Eşini 8 bıçak darbesiyle öldürüp kardeşini aramış Haber

Eşini 8 bıçak darbesiyle öldürüp kardeşini aramış

Esentepe Mahallesi Çınar Sokak'taki 3 katlı apartmanın 1. katında 31 Ekim 2025'de meydana gelen olayda, Ramazan Gökmen (48) 4 çocuğunun annesi Binnur Gökmen'i (43) bıçaklayarak öldürmüştü. Ardından zanlı, aynı bıçakla kendini yaralayarak intihara kalkışmış, tedavisi sonrasında çıkarıldığı mahkemece tutuklanmıştı. Talihsiz kadın, 2 Kasım 2025 pazar günü gerçekleşmesi planlanan kızı N.A.'nın düğününe sadece 2 gün kala hayattan koparıldı. İHANET ŞÜPHESİ VE KIZININ EVLİLİĞİ TARTIŞMA KONUSU OLDU Binnur Gökmen'in öldürülmesine ilişkin hazırlanan iddianame kabul edildi. İddianamede, cinayet öncesi ve sonrasına dair detaylara yer verildi. İddianamede, Ramazan Gökmen'in eşinin kendisini aldattığını iddia ettiği ve en büyük kızları N.A.'nın da evliliğine karşı çıktığı, bu sebeple eşiyle tartışmalar yaşadığı bilgisi aktarıldı. 15 GÜN ÖNCE ABLASININ EVİNE GİTMİŞ: "BEKLE SENİ ÖLDÜRECEĞİM" Cinayetten yaklaşık 15 gün önce Binnur Gökmen'in, eşinin şiddeti ve huzursuzluk nedeniyle çocuklarını alarak ablası G.H.'nin evine gittiği kaydedilen iddianamede, maktulün ablasına anlattıkları da yer aldı. Binnur Gökmen'in ablasına, "Eşim eve alkollü geldi, bana bıçak doğrulttu. Elindeki bıçağı zorla aldım. Bana 'Bekle seni öldüreceğim' diyerek tehdit etti" dediği, ablasının ise "Şikayetçi olalım, uzaklaştırma kararı alalım" önerisinde bulunduğu aktarıldı. "EVE GELİN, EŞYALARINIZI ALIN" İddianameye göre, Binnur Gökmen ablasında kaldığı süre boyunca eşi tarafından arandı ancak telefonlara cevap vermedi. Bunun üzerine kızı Z.'yi arayan Ramazan Gökmen, "Eve gelin, eşyalarınızı alın. GSM hatlarınız benim üstüme kayıtlı, gidin numaralarınızı benim üzerimden alın" şeklinde konuşmalar yaptı. Binnur Gökmen'in ise eşinin kendisine zarar vereceği endişesiyle eve dönmek istemediği vurgulandı. "EŞİMİ ASLA ÜZMEYECEĞİM" Olaydan bir gün önce eşini tekrar arayan sanığın, "Beni yalnız mı bırakacaksın? Bir daha böyle şeyler olmayacak, bir daha alkol almayacağım" diyerek ikna etmeye çalıştığı, baldızı G.H.'ye de "Eşimi asla üzmeyeceğim" sözünü verdiği belirtildi. Baldızının ise eniştesini psikiyatrik tedavi görmesi konusunda ikna etmeye çalıştığı ifade edildi. CİNAYET GÜNÜ "TASARLAYARAK" HAREKET ETTİ İddianamede olay gününe dair detaylar şu şekilde anlatıldı:Binnur Gökmen, sabah saatlerinde çocuklarını eve bırakmak için ablasından ayrıldı, okul çıkışı ise eşiyle yaşadığı eve gitti. Ramazan Gökmen, eşini içeri alıp bir süre vakit geçirdikten sonra mutfakta, daha önce tasarladığı şekilde tartışma başlattı. Kızları N.A.'nın evlendiği kişinin uygun olmadığını söyleyen sanık, eşine "Beni aldatıyorsun" diyerek tartışmayı büyüttü. Binnur Gökmen iddiaları reddederken, sanık tezgahtaki bıçağı alarak eşinin üzerine yürüdü. Salona kaçan eşini takip eden Ramazan Gökmen, maktulün engelleme çabalarına rağmen hayati bölgeleri hedef alarak bıçağı savurdu. Sağ boyun ve kulak altı ile göğüs altı bölgelerinden darbe alan kadın yüzüstü yere düştü. Eylemine devam eden sanık, eşinin sırtına da 4 kez bıçak sapladı. Binnur Gökmen, toplam 8 bıçak darbesiyle olay yerinde hayatını kaybetti. "BİNNUR ÖLDÜ, BEN DE ÖLÜYORUM" Cinayetin ardından aynı bıçakla kendisini yaralayan Ramazan Gökmen'in, kardeşi G.G.'yi arayarak "Hakkını helal et. Binnur öldü, ben de ölüyorum" dediği, eve gelen kardeşinin yengesini kanlar içinde, ağabeyini ise yaralı halde bulduğu iddianamede yer aldı. "ŞAHSIN BU DENLİ AİLE MESELELERİMİ BİLMESİ BANA OLAĞAN DIŞI GELDİ" İddianamede savunması yer alan Ramazan Gökmen, olaydan yaklaşık 20 gün önce kızı N.A.'nın kendisinin onay vermediği nişanlısıyla kaçarak evlendiğini, bu olayın da evlerinde problemlere sebep olduğunu söyledi. Eşinin kendisini aldattığını düşündüğünü öne süren Ramazan Gökmen, "Benim ev sahibim olan şahıs, mahallede oturduğum sırada kızımla ilgili ve aile içi meselelerimle ilgili bazı şeyler söyledi. Bunun üzerine eşimin beni aldattığı konusunda bazı şüphelerim oluştu. Şahsın bu denli aile meselelerimi bilmesi bana olağan dışı geldi. Bu meseleyi eşimle konuştum, eşim iddiaları reddetti ama yine de aramızda huzursuzluk oluştu" dedi. "EŞİM, 'KIZIMIZIN DÜĞÜNÜNDEN SONRA EVE GELECEĞİM' DEMİŞTİ" Olaydan yaklaşık 10 gün önce eşinin çocuklarını da yanına alarak baldızının evine gittiğini anlatan Ramazan Gökmen, savunmasına şöyle devam etti: "Aradan bir hafta geçince benim de sinirlerim bozuldu. Bu sebeple baldızımla görüşerek çocukların okulunun onun evine uzak olması nedeniyle daha fazla mağdur olmamaları içine eşim ve çocuklarımızın eve dönmesini istedim. Daha sonra akşam eve yalnız şekilde döndüm. Evdeki eşyaları kontrol ettim, eşimin beni aldattığından şüpheleniyordum. Yatak odasındaki eşyalara baktığımda, mahalleden kahvehaneden tanıdığım G.T. isimli şahısın üzerinde gördüğüm eşofmanı kendime ait çamaşırların olduğu bölümde görünce aldatma hususunda iyice şüphelerim arttı. Ancak eşime bu konuyla ilgili soru sormadım. Olaydan bir gün önce eşimle görüştüğümüzde, eşim eve dönmeyi kabuk etmişti ancak pazar günü büyük kızımın düğünü vardı. 'Düğünden sonra geleceğim' demişti." "YARALAMAK MAKSADIYLA BIÇAĞI BACAK BÖLGESİNE DOĞRU SAVURDUM, ARAMIZDA ARBEDE YAŞANDI" Ramazan Gökmen, olay günü sabah uyandığında kapının çaldığını ve gelen kişinin eşi Binnur Gökmen olduğunu gördüğünü ifade ederek, "Eşim eve girdikten sonra bir süre uyuduk. Uyandığımızda saat 10.00 civarındaydı. Eşimle birlikte kahvaltı yapmak üzere kalktım. Kahvaltı ederken kızımın pazar günü olacak düğününden konu açıldı. Ben şahsın kızıma uygun olmadığını düşündüğüm için bu düğüne katılmak istemiyordum. Bu da aramızda tartışma sebebiydi. Bu konu üzerinde tartışmaya başladıktan sonra eşime şüphelerimden bahsettim. Bu şekilde aramızdaki kavga hararetlendi. Ben bıçak almak üzere mutfağa gittim. Tezgah üzerindeki bıçağı aldım ve salona doğru gittik. Ben o sırada bıçağı, eşimi yaralamak maksadıyla bacak bölgesine doğru savuruyordum, bizim aramızda arbede yaşandı. Bu sırada eşim dizlerinin üzerine çöktü, beni de koltuğa doğru savurdu. Bu sırada elimde bıçak vardı, eşim de yüz üstü yere düşmüştü. Ben bıçağı yeniden savurarak tek bir hamle daha yaptım, onun da eşimin sırt bölgesine bir kere olmak üzere temas ettiğini düşünüyorum. Sırtına defalarca bıçak savurmadım. Bu sırada eşim hareketsiz şekilde yatıyordu, bende panikledim ve elimde bulunan bıçağı kendime doğru saplamaya çalıştım ama başaramadım, amacım öldürmek değildi" ifadelerini kullandı. "BABAM 'EVDE NEDEN MAKARNA VAR?' DİYEREK TEPSİYİ ANNEMİN KAFASINA VURDU" İddianamede, çiftin büyük kızları N.A.'nın da ifadesine yer verildi. N.A., kardeşlerinden G.'nin 17, Z.'nin 12, M.'nin ise 7 yaşında olduğunu söyledi. Annesi ve babasının arasında, babası Ramazan Gökmen'den kaynaklı tartışmaların yaşandığını, bu olayların da kendilerine yansıdığını anlattı. Babasının sürekli alkol kullandığını ifade eden N.A., "Annem ile babam arasında 24 Mayıs 2025 gece saat 02.00 sıralarında da kavga çıkmıştı. Babam eve geldiğinde yine alkollüydü, anneme yemeğe ısıtmasını söyledi. 'Evde neden makarna var?' diyerek tepsiyi annemin kafasına vurdu. Bizde bu seslere uyandık ne olduğunu sorduğumuzda bana da saldırmıştı. Annem sürekli şiddet görüyordu. Şikayetçi olduğunda babamın bize zarar vereceğinden korkuyordu" dedi. AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET TALEBİ Cumhuriyet savcısı iddianamesinde, şüphelinin olaydan önce eşini öldürmeye karar verdiğini, eve gelmesini sağlayarak eylemi "tasarlayarak" gerçekleştirdiğini vurguladı.Sanık Ramazan Gökmen hakkında, "tasarlayarak eşe ve kadına karşı kasten öldürme" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edildi.

Skandal: Müdür “Şakayla Vurdum” dedi Haber

Skandal: Müdür “Şakayla Vurdum” dedi

Olay, Üsküdar Murat Reis Mahallesi'nde faaliyet gösteren bir iş yerinde meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, iş yerinde çalışan E.D. (16), iş yeri müdürü G.T. (39) tarafından darp edildi. E.D.'nin şikayetçi olması üzerine İstanbul Emniyet Müdürlüğü ekipleri tarafından başlatılan çalışmalar doğrultusunda gözaltına alınan G.T., emniyetteki işlemlerinin ardından 'kasten yaralama' suçundan adliyeye sevk edildi. Şüpheli G.T., tutuklanarak cezaevine gönderildi.Öte yandan darp anı, iş yerinin güvenlik kamerası tarafından kaydedildi. Görüntülerde, şüphelinin çalışan gencin üzerine yürüdüğü, tokat attığı ve başını yere doğru eğerek eline aldığı çubukla boyun bölgesine bastırdığı anlar yer aldı. "BABASI 'BENİM OĞLUMA NEDEN VURDUN' DEDİĞİNDE, 'ŞAKAYLA VURDUM' DİYOR" Yaşanan olayın ardından konuşan anne Ebru İfakat, oğlunun yaklaşık 5 aydır hem fiziksel hem psikolojik şiddete maruz kaldığını ifade etti. Oğlunun babası tarafından çalışması için akrabalarının yanına gönderildiğini söyleyen İfakat, "Oğlum babası tarafından çalışmak üzere gönderilmişti. Evde kalmasın, işi olsun diye. Gönderildiği yerin müdürü babasının halasının oğlu, yani kuzeni oluyor. Yaklaşık 5 aydır çocuğuma şiddet uyguluyormuş ama korktuğu için bize hiçbir şey söyleyememiş. Özellikle sırt tarafında, böbreklerine doğru morluklar vardı. Sorduğumda 'Bir şey yok' dedi, geçiştirdi. Babası da morlukları görünce soruyor. O da ‘G. abi yaptı' diyor. Babası arayıp ‘Benim oğluma neden vurdun' dediğinde, ‘Şakayla vurdum' diyor. Ama bu şaka değil" ifadelerine yer verdi. "'BU OLAYI SÖYLERSEN DİŞLERİNİ DÖKERİM, SENİ KOMAYA SOKARIM' DİYE TEHDİT ETMİŞ" Oğlunun kapalı alanlarda darp edildiğini iddia eden anne İfakat, "Çocuğumu insanların görmediği yerde çekpasla dövüyormuş, çekpasın fırçalı kısmıyla vuruyormuş. ‘Bu olayı söylersen dişlerini dökerim, seni komaya sokarım' diye tehdit etmiş. Ağır küfürler etmiş. Sürekli manipüle etmiş. 8 gün iznini kesmiş. ‘Adım atıyorsun, iznin yok' diyormuş. Mutfakta bulaşıkları yıkatıp tekrar yıkatıyor, tuvaleti temizletip tekrar temizletiyormuş" dedi. Olayı öğrenir öğrenmez iş yerine giderek oğlunu aldığını ve hastaneye götürdüğünü belirten anne, karakola giderek şikayetçi olmalarının ardından şüphelinin kendisini aradığını iddia ederek, "‘Niye karakola gittin? Bana kumpas mı kurdunuz? Eğer ciddi dövseydim pipetle beslerlerdi' dedi. Olay görüntülerinin üzerini kapatmaya çalıştılar. Çocuğumun şiddete meyilli olduğunu iddia edip iftira attılar. Sosyal medyada asılsız paylaşımlar yaptılar. Biri 40 yaşında, biri 16 yaşında. 40 yaşındaki bir insan bir çocuğa el kaldırabilir mi? En çok babasına baskı yapıyorlar. Ama biz şikayetimizi geri çekmeyeceğiz. Devletimize güveniyoruz. En ağır cezayı almasını istiyoruz. Salınmasını istemiyoruz" şeklinde konuştu. "GENELLİKLE MUTFAKTA KAPIYI ÇEKİP VURUYORDU, ‘BURADA OLAN BURADA KALIR, KİMSEYE ANLATMA' DİYORDU" Şiddete maruz kalan 16 yaşındaki E.D. ise sürecin, işe başladıktan bir hafta sonra başladığını söyledi. Genellikle kameraların olmadığı alanlarda darp edildiğini öne süren E.D., "İlk önce küfür etmeye başladı. Sonra el şakası diye vurmaya başladı. Daha sonra bu ağır dayağa dönüştü. Genellikle mutfakta kapıyı çekip vuruyordu. ‘Burada olan burada kalır, kimseye anlatma' diyordu. ‘Seni komaya sokarım, dişlerini dökerim' gibi tehditler ediyordu" dedi. Telefonu eline aldığında dahi darp edildiğini söyleyen E.D., "Kaçıyordum ama üstüme gelip darp etmeye devam ediyordu. Müdür olduğu için kimse ses çıkaramıyordu. Yaşı büyük iki kişiye dokunmuyordu. Sadece bana ve bir çırak daha vardı, ona şiddet uyguluyordu. Sırtımda ve yüzümde morluklar oluştu. Sürekli boks torbası gibiydim, oyuncak gibiydim onun için. 5 ay boyunca hem psikolojik hem fiziksel şiddet gördüm. Şimdi ailesi arayıp şikayeti geri çekmemizi istiyor ama ben en ağır cezayı almasını istiyorum. Salınmasını istemiyorum" ifadelerini kullandı.

Şoke eden DNA raporu Haber

Şoke eden DNA raporu

Olay, 27 Temmuz 2024'de Yeni Mahalle Kazım Karabekir Caddesi'ndeki apartmanda meydana geldi. İddiaya göre, eski eşi Sözen Tutci'nin (55) evine gelen Mustafa Y. (50), tabancayla ateş etti. Kurşunların hedefi olan kadın kanlar içinde yerde kalırken, Mustafa Y. oğlu Vedat Y.'yi (33) de bacağından vurdu. Vedat Y. de babasını, silahla ateş ederek yaraladı. Sağlık ekipleri tarafından yapılan kontrolde Sözen Tutci'nin hayatını kaybettiği belirlendi. Hastanedeki tedavisinin ardından gözaltına alınan Vedat Y., tekerlekli sandalye ile sevk edildiği adliyede adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Ağır yaralanan Mustafa Y., Kocaeli Şehir Hastanesi'nde yaklaşık 1 ay süren tedavisinin ardından taburcu edildi. Gözaltına alınan Mustafa Y., çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi. BABA VE OĞLU HAKKINDA DAVA AÇILDI Mustafa Y. hakkında, 'tasarlayarak kadına karşı ve boşandığı eşe yönelik kasten öldürme', 'tasarlayarak alt soya yönelik kasten öldürmeye teşebbüs', 'konut dokunulmazlığını ihlal', 'ruhsatsız ateşli silah ve mermi bulundurma ve taşıma suretiyle 6136 sayılı yasaya muhalefet' suçlarından, oğlu Vedat Y. hakkında ise babasına yönelik eylemi için 'üst soya yönelik kasten öldürmeye teşebbüs' suçundan dava açıldı. "DİZİMİN ÜSTÜNE ÇÖKEREK ATEŞ ETMEMESİ İÇİN YALVARDIM" Olaya ilişkin Kocaeli 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan davanın 3. celsesine devam edildi. Duruşmaya tutuklu sanık Mustafa Y., tutuksuz sanık Vedat Y., müştekiler ve taraf avukatları katıldı. Olay gününü anlatan tutuksuz sanık Vedat Y., "Olay günü annemle çay içerken kapı zili çaldı. Kapının deliğinden baktığımda kimseyi göremedim. Kapıyı açtığımda Mustafa Y. karşımdaydı. Elinde silah vardı. Benimle hiç konuşmadı bile, direkt ateş etmeye başladı. Koridorun sonuna doğru koşmaya başladım. Sonra odaya saklandım. Yaralı olduğumu fark ettim. Anneme ateş ettiğini duyunca çıktım. Annemden de kan aktığını gördüm. Dizimin üstüne çökerek ateş etmemesi için yalvardım. Annem de yalvardı" dedi. "ELİMİ ISIRDI, 19 DİKİŞ ATILDI" Annesine ateş edilmesi üzerine Mustafa Y. ile boğuştuğunu söyleyen Vedat Y., "Mustafa Y. elimi ısırdı. Hatta elime 19 dikiş atıldı. Silahın kabzasıyla kaşıma vurdu. Bilincimi kaybeder gibi oldum. Annem balkona kaçtı. Mustafa Y.'nin belinden silah düştü. Elinde de silah vardı. Biz boğuşurken Mustafa da balkona gitti. Ben de yere düşen silahı aldım. Görüş alanımda annem yoktu. Mustafa, anneme doğru silah tutuyordu, beni görünce korkuyla ateş ettim. Silahı tezgahın üstüne bıraktım. Bu sırada annem ve Mustafa'nın arasında ne olduğunu göremedim. Balkona gittiğimde annem yerde yatıyordu. Mustafa ise oturur vaziyetteydi. Elinde silah yoktu. 'Beni öldür' dedi. 'Öldürmeyeceğim' dedim, ekipleri aradım. Daha sonra mutfakta yere yığıldım. Olay yerinde balkon kapısının üstünde tespit edilen kurşun izleri, benim tuttuğum silahın tepmesi sonucu oluşan izlerdir. Ben silah kullanmayı bilmiyorum. Sadece bir kaç kez poligona gitmişliğim vardır" diye konuştu. "BENİM, OĞLU OLMADIĞINI DÜŞÜNÜYOR, NEDENİNİ BİLMİYORUM" Mustafa Y.'nin sürekli tehditlerine maruz kaldıklarını ifade eden Vedat Y., "Bizi 'Sizi öldüreceğim, katledeceğim' diye tehdit ediyordu. Daha önce hakkında uzaklaştırma kararı aldırmıştık. Yaşanan bu olaylardan bir sene önce kardeşim ağlayarak yanıma geldi. Kardeşime +18 videolar attığını gördüm. Bu videolardaki kişinin annemiz olduğunu iddia ediyormuş. 'Sen anneni satıyorsun, peşkeş çekiyorsun' diye iddiaları var. Benim oğlu olmadığını düşünüyor, nedenini bilmiyorum" şeklinde konuştu. ​​​​​​​"SÖZEN'İ, OĞLU VEDAT ÖLDÜRDÜ" Vedat Y. tarafından tehdit edildiği için eve gittiğini iddia eden Mustafa Y. ise savunmasına şöyle devam etti: "Olay günü eski eşimin evine konuşmak için gittim, kapıyı çaldım. Belimde sadece bir silah vardı. Kapıyı eski eşim açtı. Kendisi ile konuşmak istedim ancak Vedat bana saldırdı, hatta ayaklarım kırıldı. Boğuştuk, kendisinden kurtulmak için silahın kabzasıyla kafasına vurdum, daha sonra ayaklarına ateş ettim. Ben 5 el dışında ateş etmedim. Eski eşime hiç ateş etmedim. Sözen bu sırada elimdeki silahı alıp balkona kaçtı, Vedat ise bir odaya girdi. Ben Sözen'in peşinden gittiğimde silahı balkondan attı. Mustafa ise elinde silahla gelip ikimize ateş etti. Ortada 2 silah var. Bir silahın bana ait olduğunu söylüyordum ancak diğeri benim değil. Eğer benim olduğu tespit edilirse bana en ağır cezayı verin. Sözen'i, oğlu Vedat öldürdü." OĞLU OLMADIĞINI İDDİA EDİYORDU, GERÇEĞİ DUYUNCA SESSİZ KALDI Sanık Mustafa Y.'nin ilk duruşmadan bu yana "Vedat benim oğlum değil" iddiası üzerine istenen DNA testinin sonucu okundu. Raporda Vedat Y.'nin biyolojik babasının sanık olduğunun belirtilmesi üzerine bir süre sessiz kalan Mustafa Y.'nin, şaşkınlıkla "Benim mi oğlum?" dediği tutanaklara geçti. OLAY YERİNDE İNCELEME YAPILACAK Tezgahta bulunan silahın üstünde parmak izinin tespit edilemediği öğrenildi. Mahkeme heyeti, sanık Mustafa Y.'nin akıl sağlığının tespiti için rapor alınmasına, olay yerinde inceleme yapılmasına ve tutukluluk halinin devamına karar vererek duruşmayı erteledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.