Hava Durumu

#Uluabat Gölü

Yeni Marmara Gazetesi - Uluabat Gölü haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Uluabat Gölü haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Nilüfer'de katı atık tesisine karşı tek ses: "Çöplük istemiyoruz" Haber

Nilüfer'de katı atık tesisine karşı tek ses: "Çöplük istemiyoruz"

Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi'nde, Nilüfer'in Kayapa ve Kuruçeşme mahalleleri sınırında katı atık tesisi alanı oluşturulmasını öngören 1/1000 ölçekli uygulama imar planının onaylanması, ilçede tepkiyle karşılandı. Nilüfer Belediyesi ile Nilüfer Kent Konseyi'nin iş birliğiyle düzenlenen toplantıda muhtarlar, "Nilüfer'de çöplük istemiyoruz" mesajında birleşti. Nilüfer Kent Konseyi'nde gerçekleştirilen toplantıya Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Başkan Yardımcısı Emre Karagöz, Nilüfer Kent Konseyi Başkanı Mustafa Berkay Aydın, Nilüfer Muhtarlar Derneği Başkanı Recep Bayraktar, Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği (DOĞADER) Başkanı Murat Demir ile çok sayıda muhtar katıldı. Toplantının açılışında konuşan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, ilçenin üzerindeki nüfus ve sanayi baskısına dikkat çekerek, bu tür kirletici projeleri artık Nilüfer'in kaldırılamayacağını belirtti. Gerçek gücün halkın örgütlü dayanışması olduğunu ifade eden Başkan Şadi Özdemir, şunları söyledi: "Bu tesisin engellenmesi yerel yönetimin tek başına yapabileceği bir iş değil, asıl güç halkın ve muhtarların örgütlü mücadelesidir. Nilüfer, kültürü, sanatı, sporu ve doğasıyla Bursa'nın en değerli yaşam alanıdır. Nilüfer'i kirletmek, Bursa'yı kirletmektir. Biz belediye olarak bu haklı mücadelede sonuna kadar halkımızın yanında ve yol göstericisi olacağız. İlk adım olarak önümüzdeki Bursa Büyükşehir Belediye Meclis toplantılarına katılarak sesimizi güçlü bir şekilde duyuracağız." Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Emre Karagöz ise projenin geçmişine ve teknik eksikliklerine değindi. Benzer planların 2016 ve 2022 yıllarında da gündeme geldiğini ancak yürütülen hukuki ve fiili mücadelelerle iptal ettirildiğini hatırlatan Karagöz, mevcut planın güncel doğal afet risklerini ve bilimsel raporları göz ardı ettiğini vurgulayarak, "2026 yılındayız; bilimin, teknolojinin bu kadar geliştiği bir dönemde afet riskleri, aktif fay hatları ve su havzaları dikkate alınmadan planlama yapılıyor. Bölgede Uluabat Gölü'nün altından geçen aktif bir fay hattı var ve tesis alanının içinden dere geçiyor. Ayrıca çevre mühendisliğinin temel kuralıdır; çöplük yüksek kotlara taşınmaz. Biz bütün Bursa'nın çöpünü 800 rakımlı bir alana çıkarmaya çalışıyoruz. Bu tesise her gün 550 ağır tonajlı kamyon girip çıkacak. Bu durum bölge trafiğini ve yaşamını felç eder. Nilüfer'in geleceğini feda edemeyiz" dedi. Nilüfer Kent Konseyi Başkanı Mustafa Berkay Aydın, konunun sadece birkaç mahalleyi değil, tüm ilçeyi ve su havzalarını doğrudan etkilediğini belirterek geniş çaplı bir kamuoyu oluşturulması gerektiğini söyledi. Nilüfer Muhtarlar Derneği Başkanı Recep Bayraktar ise ilçenin sürekli olarak sanayi, taş ocakları ve barınak gibi yükleri omuzlamak zorunda kaldığına dikkat çekerek, "Kırsal mahallelerimizdeki torunlarımızın gelecekte bizi çöplükle anmasını istemiyoruz. Bu yüzden tüm sivil toplum kuruluşları ve muhtarlar olarak birlik içinde hareket edeceğiz" diye konuştu. İlçedeki çevre mücadelelerine yıllardır destek veren DOĞADER Başkanı Murat Demir de Nilüfer'in etrafının zaten maden ocakları, beton santralleri ve sanayi kirliliğiyle kuşatıldığını ifade etti. Benzer projelere karşı 2016 ve 2023 yıllarında bölge halkıyla birlikte başarılı mitingler ve bilgilendirme toplantıları yaptıklarını belirten Demir, "Aynı kararlılık ve birliktelikle mahallelerimizde halkı bilgilendirerek, akademik odalar ve baromuzla birlikte bu projeyi yine engelleyeceğiz" dedi. Toplantı, katılan mahalle muhtarlarının söz alarak mahallelerindeki duruşu aktarması ve muhtemel eylem planlarının değerlendirilmesiyle sona erdi. Nilüferli muhtarlar, yaşam alanlarını korumak adına kitlesel ve kararlı bir duruş sergileyeceklerini ortak bir dille beyan etti.

Gölyazı'da hayat normale döndü Haber

Gölyazı'da hayat normale döndü

"Uluslararası Yaşayan Göller Ağı"na dahil olan ve Türkiye'de "Yaşayan Göl" unvanına sahip tek yer konumundaki Uluabat Gölü, şubat ve mart aylarındaki yoğun yağışların etkisiyle metrelerce yükselerek genişlemişti. Bursa'da şubat ayı uzun yıllar yağış ortalaması metrekareye 75 kilogramken bu yılın aynı ayında 129 kilogram, mevsim normalleri 70 kilogram olan martta ise 92,8 kilogram yağış gerçekleşti. Yağan yağmur ve eriyen karların sularıyla yükselen göl, kıyısındaki yerleşim birimlerini de etkiledi. Özellikle "Küçük Venedik" olarak nitelendirilen tarihi Gölyazı Mahallesi'nin çevresindeki yollar mart ve nisan aylarında sularla kaplandı, bazı noktalarda sokak aralarındaki merdivenler bile su altında kaldı. Taşma nedeniyle kayıklarını mahallenin yukarı ve iç kısımlarına çekmek zorunda kalan mahalle halkı, evlerinin de su baskınına uğramasından endişe etti. Haziran ayıyla birlikte hava sıcaklıklarının 30 derece ve üzerine çıkması, Uluabat Gölü'ndeki su seviyesini kademeli olarak düşürdü. Suların çekilmesiyle nisan ayındaki görüntülerden eser kalmayan Gölyazı Mahallesi'nin yolları yeniden ortaya çıktı. Kayıkların tekrar göl kıyısına indirildiği mahalle, okulların kapanması ve tatil döneminin başlamasıyla yerli ve yabancı turistleri ağırlamaya başladı. Göldeki kayık turlarının hız kazandığı bölgede, balık lokantaları ve esnaf da hareketlenen turizm sezonundan umutlu olduklarını belirtti. Suların çekilmeye devam etmesiyle, daha önce sular altında kalan köprü altının da birkaç gün içinde yeniden otomobiller için park yeri haline gelmesi bekleniyor.

Balıkçı Ahmet ile leyleğin 10 yıllık kahvehane randevusu Haber

Balıkçı Ahmet ile leyleğin 10 yıllık kahvehane randevusu

Sahip olduğu göl, akarsu ve sulak alanlarıyla farklı göçmen kuş türlerine ev sahipliği yapan Bursa, Uluabat Gölü'nün iki yakasında balıkçı ile leylek dostluğunun en güzel örneklerini barındırıyor. "Leylek Köyü" olarak bilinen Eskikarağaç Mahallesi'ndeki Yaren leylek ile balıkçı Adem Yılmaz'ın hikayesinin bir benzeri, gölün diğer yakasındaki Fadıllı Mahallesi'nde leylek ile balıkçı Ahmet Yılmaz arasında yaşanıyor. İkisi de balıkçı, ikisinin de soyadı Yılmaz Leyleklerin dostlarının en ilginç ortak özelliklerinden biri, ikisinin de balıkçılık yapması ve soy isimlerinin "Yılmaz" olması. Aralarında akrabalık bağı bulunmayan ve yüz yüze hiç karşılaşmayan iki balıkçı, birbirlerini sosyal medyadan tanıyor. Yaren leylek ile Adem Amca'nın buluşma noktası genellikle göldeki kayık olurken, Ahmet Yılmaz ise leylek ile mahalle meydanındaki kahvehane önünde buluşuyor. Leylek köye geldiğinde balık tezgahı başındaki Ahmet Yılmaz'ı ya da kendisine sürekli balık veren Yusuf Başaran'ı bulamazsa, kahvehanenin önündeki masa ve sandalyeler arasında yürüyerek dostlarını arıyor. "Bizi bulamayınca masa ve sandalyeler arasında arıyor" Leylek ile tanışma hikayesini anlatan Ahmet Yılmaz, dostluklarının yaklaşık 10 yıl önce mahalledeki bir elektrik direğinde başladığını belirtecek şu ifadeleri kullandı:"Yıllardır balıkçılık yapıyorum. Uluabat Gölü'nde tuttuğum balıkları Fadıllı meydanında satıyorum. 10 yıl önce direğin üstünde durup sürekli bana bakıyordu. Mahalledeki arkadaşlar 'leylek herhalde sana bakıyor' derken kanatlanıp yanıma indi. Bir parça balık verdim yedi ve o günden sonra bu dostluk hep devam etti. İlk dönemlerde yutmakta zorlandığı için bütün balık yerine parçalara bölerek vermeye başladım. Her gün mutlaka yanıma gelir. Önce çatıya ya da direğe konar, 'gel' diye seslenince yanımıza iner. Arkadaşım Yusuf Başaran'ın da sesini iyi tanır. Geldiğinde bizi görmesin, kahvehanenin önündeki ağacın altında bekler. Bizi bulamazsa masa ve sandalyeler arasında arar. Dili olsa vatandaşlara bizi soracak sanırsınız." "Aç kalmasın diye bayramda bile göle açıldım" Leyleği hiçbir zaman balıksız göndermediğini vurgulayan Yılmaz, satış bittiğinde bile onun için mutlaka yedek balık bulundurduğunu söyledi. Yılmaz, "Genellikle sazan veriyorum. Satış yapmayacaksam ve elimde balık kalmadıysa sırf onun için göle açılıp balık getiriyorum. Kurban Bayramı'nda bile aç kalmasın diye Uluabat Gölü'ne gidip onun için balık tuttum. Fadıllı ile göl arası Eskikarağaç gibi çok yakın değil. Bu yüzden leylek kayığıma sadece birkaç kez gelebildi. Mahallemiz göle uzak kaldığı için buluşma yerimiz köy kahvehanesi oluyor" dedi. Kendisinin olmadığı zamanlarda leyleği arkadaşı Yusuf Başaran'ın beslediğini belirten Yılmaz, "Bu yıl mart ayında mahalleye geldiği gibi yine köy meydanına gelip beni buldu. Sonra yuva telaşı başladı ama her gün beni görmeden yapmıyor. Yusuf Başaran, leylek için hemen önümüzdeki direğin dibine çırpı bırakıyor. Leylek, balığı yedikten sonra yuvaya dönerken mutlaka o çırpılardan alıp götürüyor. Bu durum her gün tekrarlanıyor" diye konuştu. Balıkçı olmamasına rağmen leylekle güçlü bir bağ kuran Yusuf Başaran ise leyleğin kendilerini çok sevdiğini dile getirdi. Başaran, "Hem balığı hem bizi çok seviyor. Bizim köyümüzde yaklaşık 40 leylek yuvası ve onlarca leylek var ama içlerinde sadece bu leylek yanımıza geliyor" ifadelerini kullandı.

Bursa'nın "Leylek şehri"ne dönüşen mahallesinde 37 yuva bulunuyor Haber

Bursa'nın "Leylek şehri"ne dönüşen mahallesinde 37 yuva bulunuyor

Uluabat Gölü ve Kirmasti Çayı gibi zengin beslenme ve sulak alanlara sahip olan Bursa, göç dönemlerinde farklı türlerde onlarca göçmen kuşa ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Farklı kültürlerde çeşitli anlamlar yüklenen leylek; Avrupa'da bir "kurtarıcı", Çin kültüründe bereketi, neşeyi ve uzun ömrü temsil ederken, Türk kültüründe ise sürü halinde gelen leyleklerin bolluk getireceğine inanılıyor. Türk kültüründe leyleğe yüklenen anlamların başında "Hacı" sıfatı da geliyor. Havaların soğumasıyla kutsal topraklar üzerinden göç eden bu kuşlara "Hacı Baba" deniliyor ve cami minarelerine yuva yapmalarından dolayı beyaz ihram giymiş hacılara benzetiliyorlar. Eskikaraağaç'ta yuva sayısı düştü, rota Karaoğlan oldu Yuvalarını çatı, baca, ağaç ve direk gibi yüksek yerlere yapan leylekler, Türkiye'ye genellikle mart sonu ve nisan ayı başında gelip, eylül ayına kadar besleniyor ve çoğalıyor. Balık, böcek, yılan, kurbağa ve çekirgelerle beslenen bu kuşlar, genellikle göl kenarları gibi sulak bölgeleri tercih ediyor. Birkaç yıl öncesine kadar yuva sayısı 15'i bulan ve Avrupa Leylek Köyleri Birliği üyesi olan Eskikaraağaç, son yıllarda beslenme alanlarının daralması nedeniyle daha az yuvaya ev sahipliği yapmaya başladı. Eskikaraağaç'ta leylek yuvası sayısı 4'e kadar gerilerken, Uluabat'a kıyısı olan diğer mahalle Gölyazı'da ise 10 civarında yuva bulunuyor. Leylekler, beslenme açısından daha zengin olan Uluabat Gölü havzasındaki diğer noktalara yönelirken, bu doğrultuda Kirmasti Çayı'na kıyısı olan yeşillikler içindeki Karaoğlan Mahallesi yeni adresleri oldu. "Köyümüzde neredeyse her iki haneye bir leylek düşüyor" Karaoğlan Köyü Muhtarı Ergün Kısa, 400 haneli köylerinde leylek nüfusunun her geçen yıl arttığını belirterek, bölgedeki durumu şu sözlerle özetledi: "Başınızı çevirdiğiniz her yerde bir yuva ve leylek görürsünüz. Tam bir leylek şehri olduk. Yuva sayımız bu yıl 37'ye yükseldi. Geçen yıl 32-33 yuvamız vardı. Birbirlerine mi söylüyorlar bilmiyorum ama burayı çok sevdiler. Burada beslenme alanı oldukça geniş; Uluabat Gölü var, Kirmasti Çayı var, geniş tarlalarımız ve ormanımız var. Nereye gitseler kolayca yiyecek bulabiliyorlar. Komşu köyde 4-5 yuva varken bizde 37 yuva bulunuyor. Her birinin 3-4 yavru yaptığını da düşünürseniz, göç zamanı tam bir sürü haline geliyorlar."

'Manda köyü' Karaoğlan'da 4 milyondan fazla enginar üretildi Haber

'Manda köyü' Karaoğlan'da 4 milyondan fazla enginar üretildi

Kütahya'nın Emet ve Gediz ilçelerinin kaynaklarından beslenen Kirmasti Çayı'nın ve Uluabat Gölü'nün kenarında yer alan mahalle, havzanın verimli topraklarına ev sahipliği yapıyor.Uzun yıllardır hayvancılığa bağlı olarak yem bitkileri üretiminin ağırlıkta olduğu bölgede çiftçiler, son yıllarda gelir getirici alternatif ürün arayışıyla enginar üretimine yöneldi. Karaoğlan Mahallesi Muhtarı Ergün Kısa, bölgedeki enginar yetiştiriciliğinin 10 yıl öncesine dayandığını ancak geçmiş yıllarda dikim alanlarının 50-100 dönüm arasında sınırlı kaldığını belirtti. Son bir iki yılda enginara yönelik talebin ve elde edilen kazancın artmasıyla birlikte üretimde adeta patlama yaşandığına işaret eden Kısa, "Bu yıl üretim alanımız bin 500 dönüme yaklaştı. Dekar başına bin kök dikim yapılıyor ve en kötü kök bile 3 adet ürün veriyor. Böylece bir dönümden yaklaşık 3 bin adet enginar kesimi gerçekleştiriliyor" dedi. "Biz de tescilli Hasanağa enginarı üretiyoruz" Bu yıl mahalle genelinde 4 milyon adedin üzerinde bir kesim rakamına ulaştıklarını ifade eden Muhtar Kısa, ürünün kalitesi ve pazardaki değerine ilişkin şu bilgileri paylaştı:"Tane fiyatı 15-20 liradan satıldığında dönüm başına 60 bin liraya varan bir gelir söz konusu oluyor. Sezon bu yıl hava şartları nedeniyle biraz bozuk gitse de ürünlerimizi 15-22 lira arasında değişen fiyatlardan satabildik. Mahallemiz şehir merkezine biraz uzak olduğu için fiyatlar burada daha ucuza seyrediyor. Biz de burada coğrafi tescilli Hasanağa enginarı üretiyoruz. Enginar sevenlerin ürünü illaki Hasanağa'dan alması şart değil, biz de aynı kalitede üretim yapıyoruz."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.