Hava Durumu

#Yaz

Yeni Marmara Gazetesi - Yaz haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yaz haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Tuzluca tuz mağaralarında bayram yoğunluğu yaşandı Haber

Tuzluca tuz mağaralarında bayram yoğunluğu yaşandı

Iğdır’ın Tuzluca ilçesinde yer alan tuz mağaraları, bayram tatilinde yerli ve yabancı turistlerin uğrak noktası olmaya devam ediyor. Doğal tuz oluşumları ve yer altındaki etkileyici atmosferiyle dikkat çeken mağara, özellikle astım, bronşit ve nefes darlığı gibi solunum yolu rahatsızlıklarına iyi geldiğine inanılan havası dolayısıyla sağlık turizmi açısından da önemli bir merkez olarak öne çıkıyor. Bayram tatillerinde yoğun ziyaretçi ağırlayan tuz mağaraları, 4 günlük Kurban Bayramı'nda yaklaşık 10 bin kişiyi misafir ederken 9 günlük bayram tatilinde ise toplamda 16 binin üzerinde yerli ve yabancı turisti ağırladı. Aileleriyle birlikte bölgeye gelen ziyaretçiler hem mağaranın doğal güzelliklerini keşfediyor hem de şifalı olduğu değerlendirilen havasından faydalanma imkanı buluyor. Tuz mağarası gişe personeli Cemil Gümüştekin, Kurban Bayramı ile birlikte açılış saatlerinde değişikliğe gittiklerini belirterek, "Çalışma saatlerimiz yaz uygulamasında sabah 09.00 ile akşam 18.00 arasındadır. Kışın ise sabah 08.00'de açıp akşam 17.00'ye kadar hizmet veriyoruz. Bayram dolayısıyla sabah 08.00 gibi açıyoruz. Akşam kapanış saatimiz ise ziyaretçi yoğunluğuna göre değişiyor. Bazen 19.00, bazen de 20.00'ye kadar açık kalıyoruz. Yoğunluk oldukça fazla. Bu yoğunluğun pazartesi gününe kadar devam etmesini bekliyoruz" dedi. Tuz mağarasının fotoğraflardan daha güzel olduğunu söyleyen Erkan Güzel ise, "Biz Bitlis'in Tatvan ilçesinde oturuyoruz. Doğu turuna çıktık. Önce Iğdır'a geldik, ardından Kars tarafına doğru geçeceğiz. Yol üzerindeyken tuz mağarasını da görmek istedik. Gezi öncesinde internette Iğdır'da gezilebilecek yerleri araştırırken tuz mağarasını gördük. Fotoğraflarda güzel görünüyordu ancak buraya geldiğimizde fotoğraflardan çok daha etkileyici olduğunu gördük. Burası kesinlikle görülmesi gereken bir yer. İnsan içeri girince gerçekten büyüleniyor. Oldukça etkileyici ve keyifli bir ortamı var" diye konuştu. Arkadaşlarının tavsiyesi ile tuz mağarasına geldiğini belirten Alaattin Günal, "Giresun'dan geliyorum. Iğdır'daki arkadaşlarımızın tavsiyesi üzerine Tuzluca tuz mağarasını ziyaret ettik. Daha önce hiç görmemiştim. Iğdır'a geldiğimizde, misafir olduğumuz aile dostlarımız burayı görmeden dönmememiz gerektiğini söyledi. Geldik ve gördük. Gerçekten devasa bir mağara. Herkese tavsiye edeceğim yerlerden biri. Çok güzel bir tuz mağarası" dedi. Ailesi ile fırsat bulduğunda sürekli tuz mağarasına geldiğini ifade eden Beran Kaylan, "Ben Iğdır'da yaşıyorum. Tuzluca ilçesi yakın olduğu için her yıl buraya geliyoruz. Her gelişimde buranın daha da geliştiğini görüyorum. Çok güzel bir yer. Türkiye'nin 81 ilindeki herkesin gelip burayı görmesini tavsiye ediyorum" şeklinde konuştu.Tuz mağarasının birçok rahatsızlığa iyi geldiğini söyleyen ve Kars'tan gelen Baran Genç ise, "Tuzluca mağarasını gezmeye geldik. Burası çok güzel ve görülmeye değer bir yer. Herkesi buraya davet ediyoruz. Kendi memleketimiz olmasına rağmen çok sık gelemiyorduk. Birkaç kişi bize tavsiye etti. Özellikle bazı rahatsızlıklara iyi geldiği söyleniyor. Bacak ağrısı çekenler ve nefes darlığı yaşayan kişiler için faydalı olduğunu duyduk. Bu nedenle hastalarımızı da sağlıklarına kavuşmaları ümidiyle buraya getirdik. Burayı herkese öneriyoruz" dedi.Gişe görevlisi Necmettin Bozyiğit, yaz aylarında da vatandaşların mağara içerisinin serin olması nedeniyle tuz mağarasını ziyaret ettiğini belirterek, mağaranın yılın her döneminde yoğun ilgi gördüğünü söyledi. Bozyiğit, "Mağara, 2021 yılından bu yana aktif olarak hizmet veriyor ve halka açık. Türkiye'nin dört bir yanından ve yurt dışından ziyaretçiler geliyor. KOAH, bronşit ve astım hastalarına iyi geldiği belirtiliyor. Yaz-kış mağara içerisindeki sıcaklık yaklaşık 12 derece oluyor. Bu nedenle kışın sıcak, yazın ise serin bir ortam sunuyor" ifadelerine yer verdi. Iğdır turizminin önemli destinasyonları arasında yer alan tuz mağaralarının, her yıl artan ziyaretçi sayısıyla bölge ekonomisine de katkı sunduğu bildirildi.

Çocuklarda Karın Ağrısı Şikayetleri Artış Gösteriyor Haber

Çocuklarda Karın Ağrısı Şikayetleri Artış Gösteriyor

Yaz aylarında artan sıcaklık ve enfeksiyon riskine bağlı olarak çocuklarda karın ağrısı şikayetleri artış gösteriyor. Memorial Bodrum Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Mithat Günaydın, basit nedenlerin yanı sıra cerrahi müdahale gerektiren ciddi hastalıkların da karın ağrısına yol açabileceğini belirterek, aileleri dikkatli olmaları konusunda uyardı. Karın ağrısının altında yatan nedenlerin dikkatle araştırılması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Günaydın, çocukluk çağında görülen karın ağrılarının genellikle idrar yolu enfeksiyonu, ishal veya bağırsak parazitleri gibi ilaçla tedavi edilebilecek rahatsızlıklardan kaynaklandığını söyledi. Ancak yaklaşık 50 farklı hastalığın bu belirtiyle ortaya çıkabileceğini ve bunların yüzde 1 ila yüzde 3’ünün cerrahi müdahale gerektirdiğini hatırlattı. İnvajinasyon sessiz ilerliyor Cerrahi nedenler arasında akut apandisit ve invajinasyonun öne çıktığını belirten Günaydın, invajinasyonun özellikle süt çocuklarında görüldüğünü ve ishal sonrası gelişebildiğini kaydetti. Yaz aylarında artan bakteriyel ve viral ishaller nedeniyle bu riskin yükseldiğine dikkat çekti. Çilek jölesi gibi dışkıya dikkat Kusma, karında "sucuk gibi" kitlenin hissedilmesi ve çilek jölesi şeklinde dışkının invajinasyon belirtisi olabileceğini ifade eden Günaydın, böyle bir durumda çocuk cerrahisine başvurulması gerektiğini söyledi. Gecikme durumunda bağırsakta kangren oluşabileceğini ve genel durumun hızla bozulabileceğini belirtti. Tanıda kan tahlilleri, karın grafisi ve ultrasonun kullanıldığını belirten Günaydın, invajinasyonun tedavisinde ilk olarak ağızdan beslenmenin kesildiğini, mideye tüp yerleştirildiğini ve sıvı-elektrolit tedavisine geçildiğini aktardı. Gerekli durumlarda radyoloji eşliğinde su veya hava yöntemiyle bağırsakların açılmaya çalışıldığını, nadiren de olsa cerrahi müdahalenin gerekebileceğini söyledi. Apandisit yazın daha sık görülüyor Yaz aylarında sık karşılaşılan bir diğer durumun da apandisit olduğunu vurgulayan Günaydın, göbek çevresinde başlayıp sağ alt karna yerleşen ağrıyla kendini gösterdiğini ifade etti. Apandisite iştahsızlık, ateş ve kusmanın da eşlik edebileceğini belirten Günaydın, tanının fizik muayene, laboratuvar tetkikleri ve ultrasonografiyle konulabileceğini söyledi. Tedavinin cerrahi olduğunu, patlamamış apandisit vakalarında hastanın 1-2 gün içinde taburcu olabileceğini ekledi. Ağrıyı hafife almayın Yaz aylarında karın ağrısı yaşayan çocukların, cerrahi ihtimal göz önünde bulundurularak dikkatle izlenmesi gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Mithat Günaydın, erken tanı ve doğru müdahale ile ciddi komplikasyonların önüne geçilebileceğini ifade etti.

Ülkede en yüksek sıcaklık 47 derece ile Siirt Kurtalan'da ölçüldü Haber

Ülkede en yüksek sıcaklık 47 derece ile Siirt Kurtalan'da ölçüldü

23 Temmuz'da Türkiye'nin birçok şehrinde sıcaklık rekorları kırıldı. Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nden derlenen bilgilere göre, en yüksek sıcaklığın 43,2 derece ile 25 Temmuz 2007'de ölçüldüğü Balıkesir'de 23 Temmuz çok sıcak geçti. Balıkesir'in Havran ilçesinde hava sıcaklığı 44, Sındırgı'da 43,4 ve Burhaniye'de 43,2 dereceye çıktı. Kentin ortalama en yüksek sıcaklığı olan 32,7 derecenin çok üzerinde sıcaklıklar oluştu. Bursa en sıcak gününü 43,8 derece ile 13 Temmuz 2000'de yaşadı. Dün ise Gürsu'da termometreler 43,1, Yıldırım'da 42,5, Karacabey, Kestel ve Orhangazi'de 42 dereceyi gösterdi. Yangınlarla mücadele eden Sakarya'da ise en yüksek sıcaklık 13 Temmuz 2000'de 44 derece ölçüldü. Hendek ilçesinde 41,9, Adapazarı'nda 40,8 dereceler görülürken, Geyve'de sıcaklık 40,5 dereceye ulaştı. Osmaneli hem yangın hem rekor sıcaklıkla mücadele etti Günlerdir yangın kabusuyla uğraşan Bilecik'in sıcaklık rekoru ise 41 derece ile 13 Temmuz 2000'e ait. 23 Temmuz 2025'te ise İnhisar'da 42,9, Osmaneli'de 42,5, Gölpazarı ve Söğüt'te 41,4 derece ölçüldü. Ankara'da 41 derece ile en sıcak gün 27 Temmuz 2012'de oldu. Ortalama en yüksek sıcaklığın 30,3 derece olduğu Ankara'nın Nallıhan ilçesinde dün 41,1 ve Kalecik'te 41 derece ölçüldü. En yüksek sıcaklığın 40,6 derece ile 13 Temmuz 2000'de ölçüldüğü İstanbul da dün kavurucu sıcaklarla mücadele etti. En yüksek sıcaklık ortalaması 29,6 derece 40 derecenin üzerine çıkıldı. Ümraniye 42,3 , Tuzla 41,9, Sancaktepe 41,7, Çekmeköy 41,1, Şişli 41 ve Fatih 40,6 dereceyi gördü. Eskişehir'de en yüksek sıcaklık 29 Temmuz 2000'de 40,6 derece ölçüldü. 23 Temmuz'da Sarıcakaya'da 45,1 ve Mihalgazi'de 44,4 derece oldu. İzmir ise 26 Temmuz 2023'te 43,2 derece ile en sıcak günü yaşadı. Ortalama en yüksek sıcaklığın 33,3 olduğu İzmir'de vatandaşlar dün sokağa çıkamadı. Tire'de 45,4 derece, Bayındır'da 45,1, Kınık'ta 45, Balçova'da 44,5, Menderes, Bergama ve Torbalı'da 44,2, Kemalpaşa ve Urla'da 44,1, Menemen'da 43,8, Buca'da 43,7, Bayraklı'da 43,6 Bornova'da 43,4 derece ölçüldü. Sıcaklık rekoru Siirt Kurtalan'a ait Şırnak 28 Temmuz 2011'de 40,4 derece ile en sıcak günü yaşadı. 23 Temmuz'da Cizre 46,7, Silopi 46,2, İdil 44,7 ve Güçlükonak 43,4 dereceyi gördü. Mardin'in en sıcak günü 31 Temmuz 2000'de 42,5 derece olarak ölçüldü. Dün ise Kızıltepe'de termometreler gölgede 45,9, Dargeçit'te 45,3, Nusaybin'de 45,2, Derik'te 44,6, Midyat'ta 43,7 ve Yeşilli'de ise 43,4 dereceyi gösterdi. Ülkenin 23 Temmuz sıcaklık rekoru 47 derece ile Siirt Kurtalan'da oldu. En sıcak gününü 30 Temmuz 2000'de 44,4 derece ile yaşayan Siirt dün kavurucu sıcaklarla mücadele etti. Kurtalan'da ise dün 47 derece olurken, diğer ilçelerde hava sıcaklığı 40 derecenin üzerinde oluştu.

Güneşin Altında Kalmak Hayati Risk Taşıyabilir Haber

Güneşin Altında Kalmak Hayati Risk Taşıyabilir

Yaz aylarının etkisini artırdığı şu günlerde, hava sıcaklıklarının 40 dereceyi aşması nedeniyle ANKA Hastanesi Başhekimi Dr. Fırat Dalgıçer, önemli uyarılarda bulundu. Gaziantep Özel ANKA Hastanesi Başhekimi Dr. Fırat Dalgıçer, özellikle kronik hastalığı olan bireyler, yaşlılar ve çocuklar için sıcak havaların ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtti. "Zorunlu olmadıkça öğle saatlerinde dışarı çıkmayın" Dr. Dalgıçer, 10.00 ile 16.00 saatleri arasında güneşe doğrudan maruz kalmaktan kaçınılması gerektiğini vurgulayarak, "Bu saatlerde güneşin zararlı etkileri en yoğun seviyededir. Dışarı çıkılması gerekiyorsa mutlaka koruyucu önlemler alınmalı; güneş kremi kullanılmalı, bol su tüketilmeli, şapka ve açık renkli kıyafetler tercih edilmelidir" dedi. "Su içmeyi unutmayın, susamayı beklemeyin" Yüksek sıcaklıkların en belirgin etkisinin sıvı ve mineral kaybı olduğunu söyleyen Dr. Dalgıçer, "Susuzluk hissi olmasa da, sıcak havalarda günde en az 2-2,5 litre su tüketilmelidir. Terleme yoluyla kaybedilen sıvıyı yerine koymak, başta böbrek ve kalp olmak üzere pek çok organın sağlığı açısından kritik önem taşır. Aynı zamanda kafeinli ve alkollü içecekler de vücuttan su atımını artırdığı için sınırlanmalıdır" ifadelerini kullandı. "Güneş çarpması hayat kurtaran müdahale gerektirir" Güneş çarpmasının yaz aylarında en sık karşılaşılan ve en tehlikeli durumlar arasında yer aldığını belirten Dr. Dalgıçer, "Yüksek ateş, baş ağrısı, terleyememe, bilinç bulanıklığı, kas krampları ve bulantı gibi belirtiler varsa, bu durum ihmal edilmemelidir. Güneş çarpmasından şüphelenilen kişi hemen gölge ve serin bir ortama alınmalı, soğuk kompres uygulanmalı ve gerekiyorsa acil tıbbi destek sağlanmalıdır. Özellikle çocuklar, yaşlılar ve evcil hayvanlar asla park halindeki araçta bırakılmamalıdır. Araç içi sıcaklığı, birkaç dakika içinde tehlikeli boyutlara ulaşabilir" diye konuştu.

Kene Isırmalarına Dikkat Haber

Kene Isırmalarına Dikkat

Yaz mevsiminde keneler tarafından taşınan Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi virüsü vakaları arttı. Küresel ısınmayla beraber yaz mevsimi uzadıkça, yaşam süresi de giderek artan kenelerin taşıdıkları Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi virüsü ile insanlar için önemli bir risk faktörü olduğunu belirten Medicana Sağlık Grubu Enfeksiyon Hastalıkları Bölümü'nden Uzm. Dr. Gülay Kılıç, erken tanı ve uygun tedavinin virüsle mücadelede hayati olduğunu söyledi. İklim değişikliği ve küresel ısınma, kenelerin yaşam döngüsünü uzatması ile taşıdıkları Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) virüsü vakalarının daha sık görüldüğünü belirten Kılıç, açıklamalarda bulundu. Uzun yıllardır bilinen Kırım-Kongo Kanamalı Ateşinin ülkemizde resmi tespitinden bu yana geçen 23 yılda yaklaşık 17 bin vakanın kayıtlara geçtiğini ve bu vakalardan yaklaşık 800'ünün ölümle sonuçlandığını paylaşan Uzm. Dr. Gülay Kılıç, küresel ısınmayla beraber uzayan yaz ayları nedeniyle, sıcak hava şartlarında yaşayan kenelerin yaşam sürelerinin uzamasıyla birlikte son yıllarda vakalarda artış görüldüğünü söyledi. Bireysel önlemler hayati Aşısı olmayan bu virüsle mücadelede bireysel önlemlerin hayati önem taşıdığını vurgulayan Uzm. Dr. Gülay Kılıç, kenelerden korunmanın en etkili yolunun keneyle teması önlemek olduğunun altını çizerek, "Özellikle kırsal, çalılık, ormanlık ve mera alanlarında açık renkli, uzun kollu gömlek ve pantolonlar tercih edilmelidir. Pantolon paçaları çorapların içine sokulmalıdır. Eve dönünce kıyafetler hemen çıkarılıp yıkanmalıdır" ifadelerine yer verdi. "Vücutta kıvrımlı bölgelere mutlaka bakılmalı" Doğadan dönüldükten sonra mümkünse vücut kontrollerinin ikinci bir kişinin yardımıyla yapılması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Gülay Kılıç, "Keneler genellikle diz arkası, kasık, koltuk altı, boyun çevresi, kulak arkası, saç dipleri, bel ve karın bölgesi gibi nemli ve kıvrımlı bölgeleri tercih ederler. Ayrıca keneler uçarak değil, yürüyerek vücuda tutunduklarından; ayaklar, bacaklar ve diz arkaları özellikle dikkatle kontrol edilmelidir. Her ihtimale karşı, bu muayenenin 1-2 saat sonra tekrar edilmesi önemlidir" diye konuştu. "45 derece açıyla yukarıya doğru hızla çekilmeli" Geçmişte kenenin mutlaka hastanede çıkarılması önerilirken; güncel yaklaşımlar, kenenin doğru yöntemle ve vakit kaybetmeden bulunulan yerde çıkarılabileceğini belirten Uzm. Dr. Gülay Kılıç sözlerine şöyle devam etti: "Erken tespit ve hemen vücuttan çıkarmak çok önemli. Kene fark edildiğinde paniğe kapılmadan, ona elle temas etmeden, varsa cımbız, bez ya da kağıt yardımıyla, öldürmeden ve sıkmadan, 45 derece açıyla yukarı doğru hızlıca çıkarılmalıdır. Eğer çıkarma işlemi evde yapılamıyorsa ya da hastalık belirtileri ortaya çıkmışsa, vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır."

'Su içmeyi unutmayın' Haber

'Su içmeyi unutmayın'

Nöroloji hastalarının birçoğunun yaşlı hastaların oluşturduğunu belirten Uz. Dr. Nigar Ahmadova, bu hastaların özellikle aşırı sıcaklarda az su tüketiminden kaynaklanan şikayetler sonucu acile başvurduklarını söyledi. Aşırı sıcakların demanstan parkinsona nörolojik hastalığı olanlar için zorlayıcı olduğunu belirten Uz. Dr. Ahmadova, "Bu hastalar hastanelere bilinç değişikliği, baş dönmesi, halsizlik, bitkinlik şikayetleriyle başvuruyorlar. Altından çok terleyip az su tüketmek çıkıyor. Bu hastalar yeterli sıvı almalı, kendileri alamıyorsa yakınları tarafından bu ihtiyaçları karşılanmalı. Kronik hastalarda az su içmek ciddi sağlık sorunlarına neden olabiliyor" dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Nigar Ahmadova, normalin üstünde seyreden hava sıcaklıkları karşısında hekimlerin takip hastalarını uyarma ihtiyacı duyduğunu söyledi. Terlemenin çok olduğu bu sıcak günlerde az su tüketiminin hastaların sıcaktan çok daha fazla etkilenmesine yol açtığını belirten Uzm. Dr. Ahmadova, şöyle konuştu: Sadece ilaç alırken su içiyorlar "Herhangi bir sağlık sorunu olmayanların bile aşırı terlemeye, elektrolit kaybına karşı su tüketimini artırmasını gerektiren günlerden geçiyoruz. Risk grubunda bebekler, yaşlılar, özellikle de kronik hastalıkları, nörolojik hastalıkları olanlar var. Bu sıcak günlerde poliklinik ve acil servislere başvurularda parkinson, demans, epilepsi, inme, multiple skleroz hastalarında artış var. Genel şikayetleri hipotansiyon ( tansiyon düşüklüğü) , buna bağlı bilinç değişikliği, baş dönmesi, halsizlik, bitkinlik. Bunun nedeni de dehidrasyon yani vücudun yeterli sıvıyı kaybetmesi. Eğer kronik hastalar yeterli miktarda sıvı almazsa ortaya ciddi sağlık sorunları çıkabiliyor. Dehidrasyon yetersiz su alımından kaynaklanabileceği gibi ishal, kusma, terleme ve bazı hastalıklar sonucu da gelişebilir. Hastaların anamnezlerini aldığımızda su tüketimlerinin çok az olduğunu, sadece ilaçlarını alırken bir bardak su tükettiklerini öğreniyoruz. Bu çok yetersiz bir miktar. Böyle durumlarda hastaların bilinci uykuya meyilli olduğundan kendi rutin kullandıkları ilaçlarını da alamıyorlar, bu da hastanın durumunun daha da kötüleşmesine neden oluyor. Yeterli su tüketmenin gerekliliği bu sıcaklarda daha da önem kazanıyor. Yaşlı hastaların günde en az 1.5-2 litre su tüketmesini sağlamak gerekiyor. Terlemeyle kaybedilen sıvının yerine koyulması önemli. Yaşlı hastalarımız yeterli su içmiyorsa, bir bebek gibi düşünülmeli ve yakınları tarafından bu ihtiyaçları karşılanmalı" diye konuştu. Genç hastalara da önemli uyarı Öte yandan Uzm. Dr. Ahmadova, aşırı sıcaklarda migren ataklarının artıp, epilepsi nöbetlerinin tetiklenebileceğine, parkinson hastalığının motor semptomlarının şiddetlenebileceğine de dikkat çekti. Yaz döneminde sıcaklardan en çok etkilenen hasta gruplarından birinin de multiple skleroz hastaları olduğunu belirten Uzm. Dr. Ahmadova, MS hastalarının birçoğunun genç olduğunu ve sıcaktan, güneşten korunma konusunda tedbirsiz davrandıklarını belirterek, şu uyarılarda bulundu: "Genç hastalarımıza da kesinlikle 12.00-18.00 saatleri arasında kendilerini güneşten korumalarını öneriyorum. Bu saatler arasında deniz kenarında bile olsalar mutlaka gölgede kalmalılar. Denizde ya da havuzda yüzerken aşırı sıcaktan, güneş çarpmasından kendilerini korumaları ve ilaçlarını düzenli kullanmaları gereklidir, önemlidir, hayatidir." dedi.

Suya girmek keyifli olsa da büyük riskler taşıyor Haber

Suya girmek keyifli olsa da büyük riskler taşıyor

Yazın serinlemek için suya girmek keyifli olsa da büyük riskler taşıyor. Özellikle sığ sulara balıklama atlamak, omurga kırıkları ve felçle sonuçlanabilir. Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Ağırman, bu tür ciddi yaralanmaların yaz aylarında belirgin şekilde arttığı konusunda uyardı. Serinlemek için deniz, göl veya havuzlara yapılan bilinçsiz "balıklama atlayışlar", sonu felce varabilen omurga kırıkları için en büyük risklerden birini oluşturuyor. Bu tehlikeye dikkat çeken Medipol Mega Üniversite Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Ağırman da yaz aylarında bu tür vakalarda belirgin bir artış yaşandığını belirtti. Özellikle gençlerin gösteriş amacıyla yaptığı yüksekten balıklama atlamaların ciddi riskler taşıdığını vurgulayan Doç. Dr. Ağırman, "Yaz geldiğinde göl, deniz ve havuzlar serinlemek için tercih ediliyor ama bir anlık dikkatsizlikle hayat tamamen değişebiliyor. Zeminin ya da derinliğin bilinmediği ortamlarda balıklama atlamalar omurga kırıklarına, omurilik yaralanmalarına ve felce neden olabiliyor. Hatta soluk almayı sağlayan diyafram siniri de etkilenirse hayati tehlike dahi oluşabilir" dedi. Bilinmeyen zeminlere balıklama atlamanın en büyük tehlikesinin kafanın sert zemine çarpması olduğunun altını çizen Doç. Dr. Ağırman, "Bu durum boyun omurlarında kırığa ve omurilik hasarına yol açabilir. Önlenebilir bir felç tablosuna dönüşmemesi için tedbir şart. Kalabalık gruplarda birbirlerine özenip yüksek yerlerden atlayanlar daha büyük risk altında. Saniyeler içinde alınan bir karar, hayatlarının geri kalanını tekerlekli sandalyede geçirmelerine neden olabilir. Bu yüzden mutlaka zemini ve derinliği bilmeden atlamamaları gerekiyor" diye konuştu. Doç. Dr. Ağırman, olası bir travma anında yapılması gerekenleri şöyle sıraladı: "Eğer böyle bir durum yaşanırsa öncelik hastayı güvenli bir şekilde sudan çıkarmak ve boyun bölgesini kesinlikle hareket ettirmemektir. Mümkünse boyun sabitlenmeli ve acil sağlık hizmetlerine başvurulmalıdır. Bilinçsiz müdahaleler felç tablosunu daha da ağırlaştırabilir."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.