Osmanlı İmparatorluğu’nun zayıflama süreci boyunca imparatorluğun azınlık unsurları ulus devlet kurma çabaları içine girmişti.

Ermeniler 1800’lü yılların başından itibaren başta Çarlık Rusya’sı olmak üzere pek çok devlet tarafından kışkırtılıyorlardı. Osmanlı içinde yapay bir Ermeni sorunu yaratıldı ve bu bahane ile ayrılıkçı Ermeniler silahlandırılmaya başlandı. 1894’teki Sason ayaklanması, 1896’daki Osmanlı Bankası’na baskın, 1905 yılında II. Abdülhamit’e suikast girişimi gibi olaylar Ermenilerin Osmanlı içerisinde ciddi bir güvenlik sorunu haline geldiğini gösteriyordu.  1908’de 2. Meşrutiyet’in ilanından sonra Ermeni mebuslar meclise girdiler, birtakım haklar elde edildi ilişkiler Balkan savaşlarına kadar nispeten sakin olarak ilerledi.

I. Dünya Savaşı’nın başlaması ile birlikte Ermeniler Türkleri içerden vurmaya başladılar. Osmanlı Hükümeti’ni en çok meşgul eden olay Zeytun’da yaşandı. Zeytun’daki olaylar Antep ve civarını etkiledi. Zeytun’da, 30 Ağustos 1914’te çıkan ayaklanmayı, Kayseri, Bitlis, Erzurum, Diyarbakır, Sivas, Trabzon, Ankara, Van, İzmit, Adapazarı, Bursa, Adana, Halep, İzmir ve Samsun ayaklanmaları takip etti.  Osmanlı’nın Çanakkale Savaşı ile meşgul olmasını fırsat bilen silahlı Ermeni çeteleri 15 Nisan 1915 günü Van’da isyan ettiler. Köylere yönelik baskınlar yapıldı ve Türklere yönelik katliamlara girişildi. Diğer yandan Rusların Van’a ilerleyişi de sürmekteydi. 20 Nisan 1915’de Van’daki Osmanlı Bankası, Duyun-u Umumiye binası ve postane ateşe verildi, Müslüman mahallelerine saldırılar düzenlendi. Gittikçe büyüyen İsyan ve Rusların Van’a yaklaşması karşısında Van Valisi Cevdet Bey Türklerin şehri boşaltmaları emrini verdi. Böylece Van Rusların güdümünde bulunan silahlı Ermeni çeteler tarafından işgal edildi. Bunun üzerine 24 Nisan 1915 tarihinde Osmanlı yönetimine karşı girişimlerin öncülüğünü yapan Taşnaksutyun, Armenekan, Ramgavar ve Hınçak örgütlerinin ileri gelenleri tutuklandı. 27 Mayıs 1915 çıkartılan ve tehcir kanunu diye bilenen kanunun asıl adı Sevk ve İskan Kanunu’dur. Bu kanun ile sadece savaş bölgesindeki ve ikmal yollarındaki Ermenilerin sevk ve iskana tabi tutulması kararlaştırıldı. İstanbul, Edirne ve İzmir bu kanun kapsamı dışında tutuldu. 27 Mayıs 1915 tarihli kanun ile Talat Paşa'nın başlattığı ve Meclis'in de uygun gördüğü yer değiştirme uygulaması, doğrudan doğruya cephelerin güvenliğini sağlamak için yapıldı. Bunlardan birincisi Kafkas ve İran cephesinin geri bölgesini oluşturan Erzurum, Van ve Bitlis dolaylarıdır. İkincisi ise Sina cephesi gerilerini oluşturan Mersin-İskenderun bölgeleridir. Çünkü Ermeniler bu bölgelerde düşmanla iş birliği yapmaktaydılar.

Osmanlı Hükümeti’nin Tehcir kararından sonra Ermeniler, çeşitli vasıtalarla, devletin belirlediği iskan bölgelerine sevk edilmeye başlanmıştır.  Başlangıçta, daha tehcir kararı resmileşmeden önce, Zeytun, Maraş ve Haçin gibi isyan çıkan ve problem oluşturan yerlerden, Ermeniler, Konya’ya sevk edilmişlerdir.  Daha sonra Ermeniler, Van vilayetine komşu olan kuzey kısımları hariç olmak üzere, Musul vilayetine, Halep vilayetinin doğu ve güneydoğu kesimlerine, Suriye vilayetinin doğusunda tahsis edilen yerlere yerleştirilmiştir. Ermeni kafilelerinin iskan yerlerine gitmeleri için yakın ve sorunsuz yollar tercih edilmiş, ayrıca emniyetlerinin muhafazası için özen gösterilmiştir. Gittikleri yerlerde nüfus dengelerini bozmamaları hususunda tedbirler alınmıştır.“Tehcir Kanunu” bütün Ermenileri kapsamamıştır. Osmanlı ordusunda görevli asker, subay ve sıhhiye sınıflarında hizmet görenlerin ve ailelerin yanı sıra merkez ve taşrada bulunan Osmanlı Bankası şubeleriyle, Düyun-ı Umumiye ve bazı konsolosluklarda çalışan Ermeni memurlar sadakat ve iyi haller göz önüne alınarak sevk harici tutulmuşlardır. Yetim çocuk ve dul kadınlar sevk edilmeyerek yetimhanelere ve bulundukları yerlerdeki köylere yerleştirilmişlerdir. Hasta ve amalar, Katolik ve Protestan mezhebinden olanlar,  memurlar, tüccarlar, bazı amele ve ustalar, ticaret ve benzeri suretle ikamet eden Ermeniler, Ermeni mebus ve aileleri yerlerinde bırakılmış ve kanun dışında tutulmuşlardır.

Osmanlı yönetimi bırakın soykırımı Ermenilere kötü muameleye bile müsaade etmemiştir. Sevk ve iskan esnasında kafilelere yollarda kötü muamele etmek soygun ve cinayet suçlarından Türk ve Kürt 1647 kişi mahkemeye verilmiş. Bunlardan 500'ü hapse, 64 kişi ağır hapse, 67 kişi de idama mahkum edilmiştir. Osmanlı Hükümeti, Ermenilerin tehcir sırasında karşılaştıkları zorlukları ve kötü muameleleri araştırmak üzere inceleme ve soruşturma komisyonları da kurmuştur. Ne yazık ki Osmanlı Devleti’nin aldığı bütün önlemlere rağmen olumsuz hava koşulları, yolların bozukluğu, ulaşım araçlarının yokluğu, eşkıya saldırıları, yiyecek sıkıntısı ve salgın hastalıklar gibi nedenlerle tehcir sırasında bir kısım Ermeni hayatını kaybetmiştir. Genelkurmay Başkanlığı’nın belgelerine göre tehcir edilenlerin toplam sayısı 413 bin 67 kişi olarak görülmektedir. İskan bölgelerine vardıkları kesin olarak belirlenen Ermenilerin sayısı ise yaklaşık 383 bindir. Bu durumda Ermenilerin zorunlu göç sırasında uğradığı kayıplarının 57 bin civarında olduğu ortaya çıkmaktadır.

Tehcir kanununun Osmanlıca aslını ve Latin harfleri ile transliterasyonunu yazıya ekliyorum.

KANUNUN ORİJİNAL METNİ

“Madde: 1- Vakit seferde ordu ve kolordu ve fıkra kumandanları ve bunların vekilleri ve müstahkem mevki kumandanları ahali tarafından herhangi bir suretle evamir-i hükümete ve müdafaa-i memlekete ve muafaza-i asayişe mütallik icraat ve tertibata karşı muhalefet ve silahla tecavüz ve mukavemet görürlerse, derekapkuvayı askeriye ile şiddetli surette tahribat yapmağa ve tecavüz ve mukavameti esasından imha etmeğe mezun ve meburdur.

Madde:2- Ordu ve müstakil kolordu ve fıkra kumandanları icabatı Askeriyeye casusluk ve hıyanetlerini hissettikleri kaza ve kasaba ahalisinin Münferiden veya müçtemian diğer mahallere sevk ve iskan ettirebilirler.

Madde: 3-İş bu kanun tarihi neşrinden muteberdir.  13 Recep 1333 ve 14 Mayıs 1331”