Kentleri geleceğe hazırlayan yalnızca yeni yollar, köprüler ya da konutlar değildir.
O kentin atığını nasıl yönettiği de en az bunlar kadar önemlidir.
Çünkü yaşamın olduğu her yerde atık vardır ve atık yönetilemediğinde çevre sorunu olmaktan çıkıp halk sağlığını, ekonomiyi ve gelecek nesilleri ilgilendiren bir meseleye dönüşür.
Bursa da artık tam bu noktada önemli bir kararın eşiğinde bulunuyor.
Büyükşehir Belediyesi'nin meclis toplantısında gündeme getirdiği Batı Bölgesi Entegre Katı Atık ve Enerji Üretim Tesisi, doğal olarak farklı görüşleri de beraberinde getirdi. Böyle büyük yatırımlarda farklı düşüncelerin ortaya çıkması son derece normaldir.
Ancak bu tartışmaların sağlıklı ilerleyebilmesi için duygular kadar bilimsel verilerin de dikkate alınması gerekiyor.
Çünkü ortada görmezden gelinemeyecek rakamlar var.
Bursa'da her gün yaklaşık 3 bin 500 ton evsel atık oluşuyor. Yılda ise yaklaşık 1,5 milyon tonun yükünden söz ediyoruz. Bu yükün büyük bölümü bugün Hamitler Katı Atık Düzenli Depolama Alanı ve Enerji Üretim Tesisi bertaraf ediliyor.
Ancak bu alanın doluluk oranı yüzde 86'ya ulaşmış durumda. Mevcut projeksiyonlara göre yaklaşık üç yıl içinde kapasitesini tamamen doldurması bekleniyor.
O halde şu soruyu sormak gerekiyor:
Eğer yeni bir tesis yapılmayacaksa, Bursa'nın üç yıl sonra oluşacak günlük 3 bin 500 ton atığı nereye götürülecek?
Bu sorunun bugüne kadar net bir alternatif cevabı ortaya konulmuş değil.
Tartışmanın merkezindeki Kuruçeşme sahası da işte bu nedenle önem kazanıyor.
Kamuoyunda zaman zaman bu alanın "çöplük" olacağı yönünde bir algı oluşturuluyor. Oysa belediyenin anlattığı proje, klasik anlamda bir çöp depolama alanı değil. Geri dönüşümün yapıldığı, atığın ekonomiye kazandırıldığı, metan gazından enerji üretildiği ve çevresel etkilerin sürekli kontrol edildiği modern bir entegre atık yönetim tesisi olarak planlanıyor.
Elbette burada asıl belirleyici olan, yer seçiminin nasıl yapıldığıdır.
Çünkü hiçbir yatırım "uygun göründüğü için" yapılmamalıdır.
Açıklanan bilgilere göre Kuruçeşme, tek bir raporun sonucu olarak belirlenmedi. İlk çalışma 2014 yılında İSTAÇ ve Karadeniz Teknik Üniversitesi iş birliğiyle gerçekleştirildi. Ardından 2019 ve 2020 yıllarında farklı alternatif bölgeler yeniden incelendi. Atlas, Muratlı, Hürriyet, Seçköy, Yeniyörük, Fethiye ve daha birçok saha aynı kriterlerle değerlendirildi.
Üç farklı dönemde yapılan bu çalışmaların ortak sonucu ise değişmedi.
Kuruçeşme.
Üstelik değerlendirme yapılırken yalnızca arazi büyüklüğüne bakılmadı. Jeolojik yapıdan yer altı su kaynaklarına, hâkim rüzgâr yönünden ulaşım bağlantılarına, tarım alanlarından yerleşim yerlerine olan mesafelere kadar 31 farklı bilimsel kriter dikkate alındı.
Bu bilimsel kriterlerin yüzde 61 direkt olarak “Doğal Çevre” bileşeniyle ilgili ve ilişkili. Bu da demek oluyor ki yer seçiminde ağırlıklı olarak doğal çevre perspektifi üzerinde duruldu.
Bu yöntemin Türkiye'de uygulanması sürecinde yürütülen bilimsel çalışmalar, uluslararası akademik çevrede çok sayıda atıf aldığı belirtildi.
Çalışma hazırlanırken ASTM (Standart Test Metotları) ve Avrupa Komisyonu'nun SWA (Katı Atık Analizi Metodolojisi) gibi uluslararası standartların temel alındığı iletildi.
Özetle raporun dayandığı metodoloji, sadece maliyet odaklı değil; çevresel, konumsal ve mevzuat kriterlerini birleştiren, uluslararası akademik literatürde yüksek geçerliliği olan geo-istatistiksel bir model.
Elbette bilimsel raporlar hiçbir zaman eleştirilemez değildir. Yeni veriler ortaya çıkabilir, farklı görüşler dile getirilebilir. Ancak bilimsel bir değerlendirmeye karşı çıkmanın yolu, yine bilimsel veriler ortaya koymaktır. Aksi halde tartışma teknik zeminden uzaklaşır ve yalnızca kaygılar üzerinden yürür.
Bugün Avrupa'nın birçok kentinde benzer tesisler şehir yaşamının bir parçası haline gelmiş durumda. Çünkü modern atık yönetimi artık yalnızca çöp depolamak anlamına gelmiyor. Atığın ayrıştırılması, geri dönüştürülmesi, enerjiye dönüştürülmesi ve çevreye zarar vermeden bertaraf edilmesi çağdaş belediyeciliğin temel unsurlarından biri olarak görülüyor.
Bursa'nın da bu gerçeği erteleme lüksü bulunmuyor.
Ancak burada belediyeye de önemli sorumluluklar düşüyor. Böyle bir yatırımın başarılı olabilmesi için yalnızca teknik doğrular yeterli değildir. Sürecin tamamen şeffaf yürütülmesi, çevresel denetim sonuçlarının kamuoyuyla düzenli paylaşılması, vatandaşların tesisi yerinde görebileceği mekanizmaların oluşturulması ve bölge halkının tüm sorularına açık cevaplar verilmesi gerekir.
Çünkü güven, ancak şeffaflıkla inşa edilir.
Sonuç olarak mesele yalnızca Kuruçeşme meselesi değildir. Asıl mesele, hızla büyüyen Bursa'nın atık sorununu bilimsel yöntemlerle çözüp çözemeyeceğidir.
Bugün tartışılan yer seçimi yarın değişebilir, yeni teknolojiler geliştirilebilir. Ancak değişmeyecek tek gerçek, Bursa'nın her gün binlerce ton atık üretmeye devam edeceğidir.
Bu nedenle karar verirken sadece bugünü değil, on yıl sonrasını da düşünmek gerekiyor. Bilimsel çalışmalar Kuruçeşme'yi işaret ediyorsa, bu sonucun neden ortaya çıktığını dikkatle değerlendirmek gerekir. Aynı şekilde, projeye yönelik eleştiriler de somut verilerle desteklenmeli ve ciddiyetle ele alınmalıdır.
Kentlerin geleceği, sloganlarla değil; bilim, planlama ve ortak akılla şekillenir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
AHMET KAMİL ATA
Bursa'nın Atık Sorununda Cevap Kuruçeşme mi?
Kentleri geleceğe hazırlayan yalnızca yeni yollar, köprüler ya da konutlar değildir.
O kentin atığını nasıl yönettiği de en az bunlar kadar önemlidir.
Çünkü yaşamın olduğu her yerde atık vardır ve atık yönetilemediğinde çevre sorunu olmaktan çıkıp halk sağlığını, ekonomiyi ve gelecek nesilleri ilgilendiren bir meseleye dönüşür.
Bursa da artık tam bu noktada önemli bir kararın eşiğinde bulunuyor.
Büyükşehir Belediyesi'nin meclis toplantısında gündeme getirdiği Batı Bölgesi Entegre Katı Atık ve Enerji Üretim Tesisi, doğal olarak farklı görüşleri de beraberinde getirdi. Böyle büyük yatırımlarda farklı düşüncelerin ortaya çıkması son derece normaldir.
Ancak bu tartışmaların sağlıklı ilerleyebilmesi için duygular kadar bilimsel verilerin de dikkate alınması gerekiyor.
Çünkü ortada görmezden gelinemeyecek rakamlar var.
Bursa'da her gün yaklaşık 3 bin 500 ton evsel atık oluşuyor. Yılda ise yaklaşık 1,5 milyon tonun yükünden söz ediyoruz. Bu yükün büyük bölümü bugün Hamitler Katı Atık Düzenli Depolama Alanı ve Enerji Üretim Tesisi bertaraf ediliyor.
Ancak bu alanın doluluk oranı yüzde 86'ya ulaşmış durumda. Mevcut projeksiyonlara göre yaklaşık üç yıl içinde kapasitesini tamamen doldurması bekleniyor.
O halde şu soruyu sormak gerekiyor:
Eğer yeni bir tesis yapılmayacaksa, Bursa'nın üç yıl sonra oluşacak günlük 3 bin 500 ton atığı nereye götürülecek?
Bu sorunun bugüne kadar net bir alternatif cevabı ortaya konulmuş değil.
Tartışmanın merkezindeki Kuruçeşme sahası da işte bu nedenle önem kazanıyor.
Kamuoyunda zaman zaman bu alanın "çöplük" olacağı yönünde bir algı oluşturuluyor. Oysa belediyenin anlattığı proje, klasik anlamda bir çöp depolama alanı değil. Geri dönüşümün yapıldığı, atığın ekonomiye kazandırıldığı, metan gazından enerji üretildiği ve çevresel etkilerin sürekli kontrol edildiği modern bir entegre atık yönetim tesisi olarak planlanıyor.
Elbette burada asıl belirleyici olan, yer seçiminin nasıl yapıldığıdır.
Çünkü hiçbir yatırım "uygun göründüğü için" yapılmamalıdır.
Açıklanan bilgilere göre Kuruçeşme, tek bir raporun sonucu olarak belirlenmedi. İlk çalışma 2014 yılında İSTAÇ ve Karadeniz Teknik Üniversitesi iş birliğiyle gerçekleştirildi. Ardından 2019 ve 2020 yıllarında farklı alternatif bölgeler yeniden incelendi. Atlas, Muratlı, Hürriyet, Seçköy, Yeniyörük, Fethiye ve daha birçok saha aynı kriterlerle değerlendirildi.
Üç farklı dönemde yapılan bu çalışmaların ortak sonucu ise değişmedi.
Kuruçeşme.
Üstelik değerlendirme yapılırken yalnızca arazi büyüklüğüne bakılmadı. Jeolojik yapıdan yer altı su kaynaklarına, hâkim rüzgâr yönünden ulaşım bağlantılarına, tarım alanlarından yerleşim yerlerine olan mesafelere kadar 31 farklı bilimsel kriter dikkate alındı.
Bu bilimsel kriterlerin yüzde 61 direkt olarak “Doğal Çevre” bileşeniyle ilgili ve ilişkili. Bu da demek oluyor ki yer seçiminde ağırlıklı olarak doğal çevre perspektifi üzerinde duruldu.
Bu yöntemin Türkiye'de uygulanması sürecinde yürütülen bilimsel çalışmalar, uluslararası akademik çevrede çok sayıda atıf aldığı belirtildi.
Çalışma hazırlanırken ASTM (Standart Test Metotları) ve Avrupa Komisyonu'nun SWA (Katı Atık Analizi Metodolojisi) gibi uluslararası standartların temel alındığı iletildi.
Özetle raporun dayandığı metodoloji, sadece maliyet odaklı değil; çevresel, konumsal ve mevzuat kriterlerini birleştiren, uluslararası akademik literatürde yüksek geçerliliği olan geo-istatistiksel bir model.
Elbette bilimsel raporlar hiçbir zaman eleştirilemez değildir. Yeni veriler ortaya çıkabilir, farklı görüşler dile getirilebilir. Ancak bilimsel bir değerlendirmeye karşı çıkmanın yolu, yine bilimsel veriler ortaya koymaktır. Aksi halde tartışma teknik zeminden uzaklaşır ve yalnızca kaygılar üzerinden yürür.
Bugün Avrupa'nın birçok kentinde benzer tesisler şehir yaşamının bir parçası haline gelmiş durumda. Çünkü modern atık yönetimi artık yalnızca çöp depolamak anlamına gelmiyor. Atığın ayrıştırılması, geri dönüştürülmesi, enerjiye dönüştürülmesi ve çevreye zarar vermeden bertaraf edilmesi çağdaş belediyeciliğin temel unsurlarından biri olarak görülüyor.
Bursa'nın da bu gerçeği erteleme lüksü bulunmuyor.
Ancak burada belediyeye de önemli sorumluluklar düşüyor. Böyle bir yatırımın başarılı olabilmesi için yalnızca teknik doğrular yeterli değildir. Sürecin tamamen şeffaf yürütülmesi, çevresel denetim sonuçlarının kamuoyuyla düzenli paylaşılması, vatandaşların tesisi yerinde görebileceği mekanizmaların oluşturulması ve bölge halkının tüm sorularına açık cevaplar verilmesi gerekir.
Çünkü güven, ancak şeffaflıkla inşa edilir.
Sonuç olarak mesele yalnızca Kuruçeşme meselesi değildir. Asıl mesele, hızla büyüyen Bursa'nın atık sorununu bilimsel yöntemlerle çözüp çözemeyeceğidir.
Bugün tartışılan yer seçimi yarın değişebilir, yeni teknolojiler geliştirilebilir. Ancak değişmeyecek tek gerçek, Bursa'nın her gün binlerce ton atık üretmeye devam edeceğidir.
Bu nedenle karar verirken sadece bugünü değil, on yıl sonrasını da düşünmek gerekiyor. Bilimsel çalışmalar Kuruçeşme'yi işaret ediyorsa, bu sonucun neden ortaya çıktığını dikkatle değerlendirmek gerekir. Aynı şekilde, projeye yönelik eleştiriler de somut verilerle desteklenmeli ve ciddiyetle ele alınmalıdır.
Kentlerin geleceği, sloganlarla değil; bilim, planlama ve ortak akılla şekillenir.