Medeniyetimizin üç tasavvuru; akl-ı selim, kalb-i selim ve zevk-i selimolmak
Yazının Giriş Tarihi: 20.12.2023 13:43
Yazının Güncellenme Tarihi: 20.12.2023 13:43
Bursa’nın az sayıda kalmış, nesli tükenen gazetecilerinden dostum, kardeşim Saffet Yılmaz; önceki gün İbrahim Kiras’ın, basın tarihinin simgelerinden olan,İstanbul’dakiTercüman gazetesinin ikonik binası yerine otel ve rezidans yapılmak üzereyıkıldığıhaberi üzerine kaleme aldığı “Muhafazakârlığımız da bu kadar!” başlıklı köşe yazısını benimle paylaştı.
Bu yazıyı okuduktan sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 16 Aralık günü İlim Yayma Vakfı Ödül Töreni’nde yaptıkları konuşmabende çağrışım yaptı. Bunun üzerine ben de bu konuda iki kelam söyleme ihtiyacı duymam üzerine başınızı ağrıtıyorum.
O konuşmada Cumhurbaşkanı, medeniyetimizin yeniden inşası bakımından çok önemli mesajlar veriyordu. Eğitimin de temel esası sayılması gereken bu düşünce yapısı maalesef son asırlarda bizden uzaklaşmış, bu uzaklaşma her alanda gerilemeyi getirmiştir.
Bu sadece bilimde ve teknolojide değil, her alanda kendini göstermekte, ancak biz görmemekteya da görmezden gelmekteyiz. İnsanlığın inşası da bu düşünce yapısından geçmez mi;Akl-ı selim ile düşünmek, kalb-i selim ile hissetmek, zevk-i selim ile inşa etmek.
Orta çağda düştükleri karanlıktan, İslam medeniyetinin bu düşünce temel taşlarından esinlenerek kurtulan Hristiyan batı dünyası, Erdoğan’ın deyimi ile şimdi fersah fersah önümüze geçmişken, nasıl oldu, neler oldu da biz sahip bulunduğumuz mirasın farkına varamaz hale geldik?
Bu düşünce tarzından koptuğumuz için inşa ettiğimiz bütün kurumlarımız derme çatma bir yapıda insana eziyet veren, insan gibi yaşama şartlarının hiçbirini sağlamayan bir dokunun içine düştük.
Başınızı kaldırın içinde yaşadığımız kentlerimizin yapısına bakın, hareket etmeyen trafik, kaldırımları işgal edilmiş yürüyemeyen yayalar, katliam gibi kazalar, çocukların oynayacağı insanların nefes alacağı, spor yapacağı yer bulamadığımız yeşil alanlar, gecekondu tarzı camiler, estetikten yoksun kamu özel binalarımız,kâbus gibi bir beton yığınlarının arasında mutsuz halde yaşamaktayız.
İşte bu tasavvurdan uzaklaştığımız için sağlıklı bir şekilde inşa edemediğimiz, mafya usulü pazarlıkların ve paylaşımların yapıldığı siyaset kurumumuz,
İnsanların bir türlü ulaşamadığı, arayıp bulamadığı adalet dağıttığı söylenen kurumumuz,
Rüşvetin, kayırmacılığın kol gezdiği kamu yönetim kurumlarımız,
Müstemleke yapısından kurtaramadığımız eğitim kurumumuz,
Kur’ani ve Muhammedî düşünceyi esas almaktan uzak, devletine uygun din inşa etme gayretindeki diyanet kurumumuz,
İnsanımızı yokluğa ve yoksulluğa mahkûm ettiğimiz mali ve ekonomi kurumlarımız,
Fiyatları,spekülatörlerin (vurguncuların) ve tefecilerin belirlediği, her türlü hilenin meşru olduğu ticaret kurumumuz,
Kadınlarımızın katledildiği, temeli dağılmış içi boşaltılmış aile kurumumuz,
Siz devamla aklınıza gelen birçok çarpık amacına uygun olmayan, insana hizmet etmeyen yapılarımızı bu listeye ilave edebilirsiniz.
İşte özellikle son üç asırdır kendisinden uzaklaştığımız;
Kararmamış temiz vicdan, adalet ve merhamet duygusu, riyanın, kötülük ve fesadın barınmadığı saf bir kalp,yani kalb-i selimi.
Sanat, estetik, güzellik, beceri yönlerinden duyarlılığı gelişmiş, yaptığı işe sanat ve zevk katabilen, onu bir motif gibi işlemeyibeceren, bu duyguları hazmetmiş yani içselleştirebilmiş bir zevk-i selimi.
Yeniden keşfetmek zorundayız. Aksi ise malumu halimiz, yaşadığımız dünyadır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ALİ SEYDİ ÇAKIREL
Medeniyetimizin üç tasavvuru; akl-ı selim, kalb-i selim ve zevk-i selimolmak
Bursa’nın az sayıda kalmış, nesli tükenen gazetecilerinden dostum, kardeşim Saffet Yılmaz; önceki gün İbrahim Kiras’ın, basın tarihinin simgelerinden olan,İstanbul’dakiTercüman gazetesinin ikonik binası yerine otel ve rezidans yapılmak üzereyıkıldığıhaberi üzerine kaleme aldığı “Muhafazakârlığımız da bu kadar!” başlıklı köşe yazısını benimle paylaştı.
Bu yazıyı okuduktan sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 16 Aralık günü İlim Yayma Vakfı Ödül Töreni’nde yaptıkları konuşmabende çağrışım yaptı. Bunun üzerine ben de bu konuda iki kelam söyleme ihtiyacı duymam üzerine başınızı ağrıtıyorum.
O konuşmada Cumhurbaşkanı, medeniyetimizin yeniden inşası bakımından çok önemli mesajlar veriyordu. Eğitimin de temel esası sayılması gereken bu düşünce yapısı maalesef son asırlarda bizden uzaklaşmış, bu uzaklaşma her alanda gerilemeyi getirmiştir.
Bu sadece bilimde ve teknolojide değil, her alanda kendini göstermekte, ancak biz görmemekteya da görmezden gelmekteyiz. İnsanlığın inşası da bu düşünce yapısından geçmez mi;Akl-ı selim ile düşünmek, kalb-i selim ile hissetmek, zevk-i selim ile inşa etmek.
Orta çağda düştükleri karanlıktan, İslam medeniyetinin bu düşünce temel taşlarından esinlenerek kurtulan Hristiyan batı dünyası, Erdoğan’ın deyimi ile şimdi fersah fersah önümüze geçmişken, nasıl oldu, neler oldu da biz sahip bulunduğumuz mirasın farkına varamaz hale geldik?
Bu düşünce tarzından koptuğumuz için inşa ettiğimiz bütün kurumlarımız derme çatma bir yapıda insana eziyet veren, insan gibi yaşama şartlarının hiçbirini sağlamayan bir dokunun içine düştük.
Başınızı kaldırın içinde yaşadığımız kentlerimizin yapısına bakın, hareket etmeyen trafik, kaldırımları işgal edilmiş yürüyemeyen yayalar, katliam gibi kazalar, çocukların oynayacağı insanların nefes alacağı, spor yapacağı yer bulamadığımız yeşil alanlar, gecekondu tarzı camiler, estetikten yoksun kamu özel binalarımız,kâbus gibi bir beton yığınlarının arasında mutsuz halde yaşamaktayız.
İşte bu tasavvurdan uzaklaştığımız için sağlıklı bir şekilde inşa edemediğimiz, mafya usulü pazarlıkların ve paylaşımların yapıldığı siyaset kurumumuz,
İnsanların bir türlü ulaşamadığı, arayıp bulamadığı adalet dağıttığı söylenen kurumumuz,
Rüşvetin, kayırmacılığın kol gezdiği kamu yönetim kurumlarımız,
Müstemleke yapısından kurtaramadığımız eğitim kurumumuz,
Kur’ani ve Muhammedî düşünceyi esas almaktan uzak, devletine uygun din inşa etme gayretindeki diyanet kurumumuz,
İnsanımızı yokluğa ve yoksulluğa mahkûm ettiğimiz mali ve ekonomi kurumlarımız,
Fiyatları,spekülatörlerin (vurguncuların) ve tefecilerin belirlediği, her türlü hilenin meşru olduğu ticaret kurumumuz,
Kadınlarımızın katledildiği, temeli dağılmış içi boşaltılmış aile kurumumuz,
Siz devamla aklınıza gelen birçok çarpık amacına uygun olmayan, insana hizmet etmeyen yapılarımızı bu listeye ilave edebilirsiniz.
İşte özellikle son üç asırdır kendisinden uzaklaştığımız;
Kararlarımızda doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ayıran akıl, sağduyu, basireti yani akl-ı selimi.
Kararmamış temiz vicdan, adalet ve merhamet duygusu, riyanın, kötülük ve fesadın barınmadığı saf bir kalp,yani kalb-i selimi.
Sanat, estetik, güzellik, beceri yönlerinden duyarlılığı gelişmiş, yaptığı işe sanat ve zevk katabilen, onu bir motif gibi işlemeyibeceren, bu duyguları hazmetmiş yani içselleştirebilmiş bir zevk-i selimi.
Yeniden keşfetmek zorundayız. Aksi ise malumu halimiz, yaşadığımız dünyadır.