Bölük pörçük uykulardan sonra erkenden uyandım. Perdeyi çekip camı açtım, sabah serinliği yüzüme vurdu. Parçalı bulutlu soluk mavi gökyüzüne baktım; düşündüm:

Şu fiyatları uçmuş gitmiş; rant hırsımızın, doğa sevgisizliğimizin kanıtı, estetik yoksunu, beton yığını apartmanlarda, sitelerdekıstırılmışız. Üst üste, yan yana, iç içe;  ama birbirimize aslında çok uzak, çok yabancı, gri hayatlar sürerken iyi ki pencereler, balkonlar var da ruhumuz soluklanabiliyor.

*****************************

Doğadan kopmaya isyan edip; pencere pervazlarını saksı çiçekleriyle donatanlar; balkonda çiçek, meyve, sebze yetiştirenler (balkon tarımı) ne iyi yapıyorlar.

Yazımda paylaştığım insanın içini açan pencere önü çiçekleri fotoğrafını; değerli dostum, okurum, öğretmen Nihal Akan’ın Facebook sayfasından aldım.

Nihal Akan; edebiyata, felsefeye, müziğe, sanata düşkünince kişiliğiyle; evini çiçeklerin renk ve koku cümbüşüyle donatmış.

ŞÜKRİYE ORTAÇ

Karton kutusundan alıp, gümüş çakmağıyla yaktığı; mavi dumanlı gelincik sigarasını tüttürüp; gül desenli beyaz fincanla, bol köpüklü sade kahvesini içerken anımsadığım anneannem Şükriye Ortaç meğer ne bilge kadınmış; derdi ki:

‘’Çiçeksiz evler ışıksız evlerdir. Ağaçlı, çimli, şimşirli bahçesi olmalı bir evin; insanın ayağı toprağa değmeli. Yağmur yağdı mı, yağmurlu toprak kokusunu içine çekebilmeli. ’’

 

KAFES

Pencereyi kapadım; arka odadan muhabbet kuşum İlham’ın ötüşü çalındı kulağıma.

Yanına gittim; kafeste olmayı sevmeyen özgür ruhlu cici kuş İlham iki tahta tüneğin birinden diğerine atlıyordu huzursuzca.

Kafesi salona getirdim, kapısını açmamla İlham pır diye sevinçle attı kendini dışarı; uçup bilgisayarımın tuşlarına kondu; cikcik etmeye başladı.

Bu günlerde onun coğrafyası çalışma masam ve bilgisayarım.

Şu akıl almaz büyüklükteki evrende (bir de paralel evrenleri düşünün); sonsuz zamanın içinde; sekiz bilemedin on yıllık bir ömürcüğü olan İlham’ın varoluşu daracık bir mekâna ve zamana sıkışmış.

Bizler de çok farklı değiliz; bizi kuşatan kafeslerde sıkışmışız:

Egolar; kibirler; mal mülk; ün; kariyer; iktidar hırsları.

Korkularımız; zekâ yetersizliklerimiz; kültür eksiklerimiz; dogmalara eğilimimiz; ön yargılarımız; fanatikliklerimiz; alt kimlikçilikler; mahalle baskısına teslim oluşlarımız; estetik beğeni düşüklüklerimiz, şiddete yatkınlığımız; şefkat ve merhamet yoksunluklarımız

 

MUHABBETSİZ MUHABBET

İlham nadiren uçup odada dolaşıyor ve hemen geliyor başıma, omzuma konuyor; oradan masaya iniyor, yem kabından yemini yiyor, su kabından vitaminli suyunu içiyor; yazımı yazarken parmaklarıma konuyor. Parmaklarımda İlham’la yazıyorum yazılarımı; arada klavyenin tuşlarına gaga atıyor bana özenip.

*************************

İlham düşünemiyor; soyutlama yeteneği yok.

Ne salgının boğuculuğundan; ne hayat pahalılığından, işsizlikten; ne ABD Rusya gerginliğinin üçüncü dünya savaşına yol açabilme olasılığından; ne Joe Biden’in ‘soykırım’ iftirasından; ne yaklaşan çevre felaketinden, iklim krizinden; ne de betona gömülen Bursa’dan haberdar.

Adı muhabbet kuşu ama muhabbet edemiyoruz onunla.

Moral ve neşe kaynağım İlham’ı çok seviyorum; o bundan ne kadar haberdar bilmiyorum.

Hayat bazen bir kuşla zamanı ve mekânı bölüşmek gibi sadedir.