Önce; Kimya Mühendisi, değerli dostum Vedat Sezer attığı bir mesajla uyardı beni; Gemlik, Mudanya, Kurşunlu, Karacabey, Tekirdağ, İstanbul sahillerinde görülen; deniz salyası, müsilaj ile ilgili olarak.

Sevgili Vedat olayın vahametini kavramam için beni silkeliyordu:

“Can; çevre felaketine, iklim krizine değiniyorsun yazılarında; denizlerdeki durum hafife alınamaz. Aksine, çok ciddi sonuçlar doğurabilecek bir çevre sorunuyla karşı karşıyayız.’’

***********************************

Sonra; sosyal medyada peş peşe fotoğraf paylaşımları yapıldı.

Mide bulandırıcıydı manzara. Denizin mavisini, köpüğünü, yakamozlarını, ışığını, güneşin denizdeki yansımalarını çalan bir çamurlanma vardı ve sahillere vuruyordu o koyu,o ağır salya.

Sanki bir korku filminden karelere bakıyordum.

BİLİMİN SESİ

Neler oluyordu?

İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Hidrobiyoloji Anabilim Dalı öğretim görevlisi Doç. Dr. Muharrem Balcı şöyle diyor:

"Deniz salyası, deniz ortamında oluşan mikroorganizmaların aşırı artış göstererek ortama salgıladıkları organik bileşikler sonucunda oluşuyor. Deniz salyası küresel ısınmanın sonucu. Normalde deniz salyası mevsimsel olarak belli oranda artar. Hatta bu iyi bir şeydir. Ancak şu an, insan etkisi ile birlikte koşullar bozulduğu için deniz salyasında büyük artış yaşanıyor. Nedenlerden biri, denizlerimizin çok kirli olması. Bizler bu kirlilik kaynaklarını bilinenler ve bilinmeyenler olarak ikiye ayırıyoruz. Derin deşarjla, sanayi atıkları, evsel atıklar bir de üzerine küresel ısınmanın etkilisiyle deniz suyu sıcaklığındaki artış eklenince deniz salyası aşırı artıyor. Öncelikle yetkililerce kirlilik kaynakları belirlenmeli. Atıksu arıtma tesisleri gözden geçirilmeli. Özellikle sanayi bölgelerinin atık su tesisleri ne kadar çalışıyor bunlar bilmemiz gerekir."

Peki nasıl gelişecek süreç?

Sözü yine Doç. Dr. Muharrem Balcı’ya bırakayım:

‘’Deniz salyası için beklenen durum deniz dibine çökmesidir. Deniz salyası deniz tabanına çöktükten sonra denizde bulunan tüm canlı yaşamına son vermektedir. Oksijenin olmadığı ortamda büyük oranda dip ölümleri olmaktadır. Aynı zamanda deniz salyası balıkların solungaçlarını tıkayarak, boğulmalara neden olur. Ancak bu gidişle küresel ısınmanın etkisi daha da arttığı için deniz salyası ile birlikle bazı özel mikroorganizma grupları ortaya çıkacaktır.Bu mikroorganizmalar oldukça zehirlidir. Bu zehirli maddeler bazı balıkları daha çok bazı balıkları daha az etkiler. Mesela midyeler bu zehirli maddeleri biriktirir ve soframıza kadar gelir. Midyeyi yediğiniz anda felç bile geçirebilirsiniz. Bu zehirli maddelerin birçoğu ısı ile bozulmamaktadır. Bir midyeyi ne kadar pişirirseniz pişirin eğer midyeyi hasat edilen yerlerde zehirli maddeler varsa zehir ile karşı karşıya kalabilirsiniz."

DOĞAYLA UYUM ŞART

Doğadan koptuk; para hırsıyla gözü dönmüş bir şekilde betona boğduk her yeri.

Tüketim bağımlılığıyla; havayı, suyu, toprağı, denizleri, ormanları kirlettik.

Doğa artık isyanda ve deniz, kusarak bizi uyarıyor:

‘’Ey insanlık; bu böyle gidemez; aklınızı başınıza alın, barbarlığı bırakın; doğayla uyumlu bir hayata geçin.’’