Üç yanımız, dört yanımızı da nereden çıkardınız’ dediğinizi duyar gibiyim.

Evet, Karadeniz, Ege, Akdeniz ile çevrili Anadolu’nun Marmara gibi bir de iç denizi var.

Buna irili ufaklı birçok göllerimizi de eklememiz gerekiyor.

Van Gölü’ne Doğu Anadoluların ‘Van denizi’ dediklerini de unutmayalım.

Yani sularla çevrili bir ülkeyiz…

* * *

Denizler ve okyanuslar gezegenimizin yüzeyinin %71’ini kapsamakta.

Denizler canlıların önemli bir kısmına ev sahipliği yapar.

Okyanus yaşamımızın temelidir.

Her canlı temelde sudan oluşur.

Çünkü insan vücudunun da %71’i sudan oluşur.

İnsanın kan plazmasının bileşimi deniz suyununkine çok yakındır. Denizler aynı zamanda iklimi de düzenler.

Bilim insanları, ‘Denizler olmasa, atmosfer sıcaklığı en az 35 derece daha yüksek olurdu…’ diyor.

Yani su yaşamsal önemde…

Ne ki, Türkiye olarak bu sulardan, denizlerden yeterince yararlanabildiğimiz söylenemez.

* * *
Türk Suları ve Boğazları, dünya ölçeğindeki jeostratejik, jeopolitik ve jeoekonomik değerlendirmeler açısından çok önemli bir konumdadır. İstanbul’un fethiyle birlikte Marmara ve Çanakkale Boğazları, o andan itibaren hem bölge devletlerinin hem de bölge dışı devletlerin üzerinde kontrol kurmak istedikleri bir alan olmuştur.

Türk deniz suları ve boğazları konumu itibarı ile her daim ilgi çeken bir saha olmuş ve olmayı sürdürmektedir.

Barbaros Hayrettin Paşa’nın da dediği gibi ‘Denizlere hâkim olan dünyaya hâkim olur’

Güçlü donanmaya sahip olan devletler bu gücü en iyi şekilde kullandıklarında büyük avantaja sahip olurlar.

Büyük imparatorluklar geçmişten beri denizlere egemen olabilmek için mücadele etmiştir, etmektedirler.

Gelecekte de en büyük süper güçler yine denizde ve deniz sayesinde ortaya çıkacaktır.

Bundandır ki, Oğuzların efsanevi atası Oğuz Kağan, “Takı taluy takı müren” yani “Daha deniz daha ırmak” diyerek denizin ve suyun önemine atıfta bulunmuştur.

* * *

Türkiye, coğrafi konumu itibari ile dünya üzerinde çok önemli bir yere sahiptir.

8 bin 400 kilometreye yakın sahil şeridi ile çevrilmiş bir ülkeyiz.

Türkiye’nin üç tarafının denizlerle çevrili olması ve dünyanın en önemli su yollarından ikisine sahip bulunması ülkemizi zorunlu olarak bir deniz ülkesi haline getirmektedir.

Ancak Türkiye mevcut potansiyelini yeteri kadar kullanamamakta, bu durum mevcut kaynakların gerektiği gibi değerlendirilememesine, dünya deniz ticaret pastasından alınabilecek paydan daha azının alınabilmesine neden olmaktadır.

Bir deniz ülkesi de olan Türkiye’de Tarım Bakanlığı gibi bir Denizcilik Bakanlığı da kurulması gereklidir.

* * *

Geçen yıl itibariyle 600 milyar dolarlık mal hareketinin tam geçiş noktası üzerindeyiz.

Tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye'de de uluslararası ticaretin büyük bölümü maliyeti en ucuz taşıma olan deniz yolu ile gerçekleşmektedir.

2003 yılından bu yana deniz ticaret filomuz 3 kata yakın büyümüştür ama bu yeterli değildir.

Gemi inşa sektörünün 2002 yılından bu yana ülkemizin en hızlı büyüyen sektörlerinden biri olduğu bir gerçektir.

2002 yılında 37 olan tersane sayımız, bugün itibariyle 73'e, ulaşmıştır.

Tersanelerimizde inşa edilen gemilerimizin çoğu başta Avrupa Birliği ülkeleri olmak üzere birçok ülkeye ihraç da edilmektedir.

2018 yılında dünya ticaretinin yüzde 83'ünün, Türkiye'nin dış ticaretinin ise yüzde 89'unun deniz yoluyla gerçekleştiği gerçeğini unutmayıp, bu alana daha çok eğilmeliyiz.

İç cephede birlik olmalıyız. İç siyaset ile milli siyaseti birbirine karıştırmamalıyız.