Son 50 yıldır refah seviyesi göstergeleri sürekli artsa da dünyamızda yoksulluğun halen ciddi bir sorun teşkil ettiği görülmekte.

Yoksulluk, insanlık tarihi boyunca var olan ve her geçen gün daha da artan bir olgu olmasına karşın dünyada kabul gören ortak tek bir tanımı bulunmamakta.

Gelir düzeyi yüksek olan bireylerin yanında daha düşük gelire sahip bireylerin toplumdaki varlığı yaşanan bir gerçek.

Bu, ülkemizde de olduğu gibi hemen hemen tüm dünyada böyle...

Dünyadaki en varsıl 42 kişinin mal varlığı, dünya nüfusunun yüzde 50’sine tekabül eden 3,6 milyar insanla eşit.

En varsıl 10 ülkenin geliri de en yoksul 10 ülke gelirinin tam 77 katı. Küresel adaletsizliğin bu kadar rahatsız edici boyutlarda olması ve servetin bu kadar adaletsiz paylaşımı beraberinde yoksulluk, çatışmalar, açlık gibi başka sosyal problemlerin ortaya çıkmasına neden olmakta.

* * *

Peki, bu neden böyle?

İnsanlar eşit yaratılmadığı için mi acaba?

Yoksa yeryüzünde yönetimler gelirin elde edilmesinde fırsat eşitliği koşullarını oluşturmada eksik kaldıkları için mi?

Eşit olmak için kuşkusuz hepimizin aynı fiziksel özelliklere sahip olması gerekir, öyle ki hepimizin yüzü, elleri, boyu kilosu aynı olurdu. Tek renk göz, tek renk saç olurdu...

Hatta kadın erkek ayrımı da olmaz, hepimiz tek cins olurduk.

Kimilerimiz sınavın adil olması için eşit yaratılmamız gerektiğini savlayabilir.

Ancak yaşadığımız her şeyi bilen, tüm olasılıkları hesaplayabilen, sonsuz güç ve adalete sahip bir varlık olan Allah için bu savın geçerli olmayacağı açıktır.
Allah, insan gibi sınırlı bir varlık olmadığından, her insanın kendi içinde bulunduğu koşullarda yaptıklarından hak ettiklerini kolayca belirleyebilir.

Bu nedenle eşitlik adil bir sınavın koşulu değildir, asıl önemlisi kişinin doğru değerlendirilmesidir.
Allah, herkesi kendi koşulları içinde ne yaptığına göre, tüm ayrıntıları göz önünde bulundurarak yargılayacaktır.

* * *

Yoksulluk tanımı içeriği yaşanan mekâna ve zamana göre değişebildiği gibi, aynı zaman diliminde farklı ülkelerde farklı ölçütlere göre de kişiler varsıl yahut yoksul olarak tanımlanabilmektedir.

Yoksulluk çoğu kez salt hane halkına düşen gelir düzeyi ile ölçülmeye çalışılmaktaysa da, mutlak yoksulluk, göreli yoksulluk ve insani yoksulluk gibi çeşitli yoksulluk tanımları yapılmaktadır.

Mutlak yoksulluk; bireyin salt yaşamını sürdürebilmesi için gerekli en temel gereksinimlerini karşılayabilmesi durumudur.

Mutlak yoksulluk sınırı; ülkeler, bölgeler, toplumlar arasında farklı seviyelerde de olabilmektedir.

Göreli yoksulluk; bu gruptaki insanlar temel gereksinimlerini karşılayabilmelerine karşın kişisel kaynaklarının yetersizliğinden dolayı bulundukları toplumun genel refah düzeyinin altında yaşayan kimselerdir.

Bir de insani yoksulluk kavramı vardır; okur-yazarlık, yetersiz beslenme, ana-çocuk sağlığının yetersizliği gibi temel hizmetlerden yoksunluk olarak tanımlanır bu...

* * *

Görülmekte ve izlenmekte ki, dünyada ve yoksul insanların bulunması genellikle gıda, ilaç yahut kaynak eksikliği nedeniyle değil mevcut zenginliğin ve fırsatların adil bir şekilde dağıtılmaması nedeniyle olduğu açıktır.

Bu ülkelerin, toplumları ekonomi politikalarıyla yakından ilintilidir.

Evet, dünyanın pek çok ülkesi gibi Türkiye’de büyümekte, refah seviyesi artmaktadır ama gelir dağılımı adaletsizliğine yol açan yapısal durum bu büyümenin hakça paylaşımını engellemeyi hala sürdürmekte değil midir?