Ekonomide “ne oluyor böyle” dediğimiz bir günü yaşadık dün… Yani haftabaşına oldukça kötü başladık. Asya piyasalarında ani ekonomik bir gelişme sonunda; TL’nin değeri hızla düşmeye başlamıştı pazar gecesi… İnanamadığımız rakamlara ulaştı Türk Lirasının değer kaybı gece yarısı…

İşte bu kayıplarla tedirgin başladık pazartesi sabahına… Gözümüz-kulağımız kur değerlerindeydi gün boyu... Çünkü dolar kurunun 9 TL’ye ulaşması, Euro kurunun ise 10 TL’yi aşması tüm ekonomik hesapları alt-üst edebilirdi ülkemizde…

Herkes birbirine soruyordu: “Ne olmuştu?..”

Ülkemizdeki bazı siyasi gelişmeler mi, yoksa Merkez Bankası Başkanı Ağbal’ın görevden alınması mı etkilemişti piyasaları?..

Dün gün boyu bu sorunun cevabını aradı ekonomi uzmanları… Sert yükselen döviz kurlarında önce bir iniş oldu ama dün bu yazının yazıldığı saat 14.00 sularında dolar kuru: 7,96 TL, Euro kuru ise: 9,48 TL civarındaydı.

Döviz kurlarına ne olduğu sorusunun tam, eksiksiz ve sağlıklı açıklamasını yapmak için biraz daha beklemek gerek galiba…

                                    “EN BÜYÜK SERMAYEMİZ: DOĞADIR”

Şimdi siz değerli okurlarımı gerçekten çok önemli, önemli olduğu kadar da güncel bir ekonomi-doğa yorumu ile başbaşa bırakmak istiyorum.

Bursa Sanayici ve İşinsanları Derneği (BUSİAD) Yeşil Bursa Çalışma Gurubu tarafından organize edilen düzenlenen bir online toplantının notları, bende gerçekten de derin izler bıraktı.

BUSİAD’ın “Avrupa Yeşil Mutabakatı/İş dünyasında fırsatlar ve tehditler” başlıklı online toplantısında konuşan Eskişehir Teknik Üniversitesi Fen Fakültesi Ekoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cengiz Türe’nin muhteşem sunumu, yaşadığımız dünya ve Türkiye’nin geleceği açısından büyük soru işaretleri ile başbaşa bıraktı beni…

Peki… Konuşmasında vurucu örneklemeler ve etkili deyimler kullanarak izleyicileri derinden etkileyen Cengiz Hoca: “Ekolojiniz yoksa, ekonominiz de yoktur” gibi çok iddialı bir söz söylerken acaba ne demek istemişti.

Aslında bu sorunun cevabı Prof. Dr. Cengiz Türe’nin sunumunda açıkça var: “Havası kirlenen, suyu tükenen dünyada artık hepimiz telaş içindeyiz. Sınırsız bir dünyada yaşamadığımızı anlatan bir takım kurgular ortaya çıktı. Bunlar da günümüzde Avrupa Yeşil Mutabakatı’nı getirdi. Eğer bir ekolojiniz yoksa, zaten ekonominiz de yoktur. Dünyanın hiçbir yerinde gıda fabrikası yoktur. Gıda işleyen fabrikalar vardır. Ne kadar gelişmiş bir üretim teknolojiniz olsa bile, bir buğday tanesini üretemezsiniz. Ekonominin devam etmesi için, ekolojiye önem vermek zorundayız. Artık bunun bilincinde olan bazı ilgililer, yeni bir üretim ve tüketim anlayışı ile ilgili modeller geliştirmeye başladılar. Ve AB Yeşil Mutabakatı; bunun ürünüdür.

Dünyada en büyük sermayenin doğa olduğunun altını çizerek konuşmasına devam eden Cengiz Türe Hoca, son yıllarda yaşanan doğa felaketleri ile insanları canından bezdiren iklim değişikliği için de bir şeyler söyledi: “Dünya 1,5 derece ısınacak. İklim değişikliği insanın cebine de dokunuyor. İklim değişikliği nedeniyle Türkiye; 2009 yılında birçok ürünü yüzde 24,4 oranında daha pahalıya tüketmiş durumda. Bu iklim değişikliği 1997 yılında ABD ekonomisine 300 milyar dolarlık bir yük getirdi. Bunun ilacı; sürdürülebilirliktir.

                        “HEM KARNIM DOYSUN, HEM PASTAM DURSUN”

Eskişehir Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cengiz Türe, BUSİAD’ın online söyleşisinde sürdürülebilirlik konusunu da gündem getirdi. İklim değişikliği maliyetinin karşısına sürdürülebilir bir sorun çözme sisteminin getirilmesini gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Türe yine ilginç mesajlar verdi: “Sürdürülebilirlik; hem karnım doysun, hem de pastam dursun anlayışıdır. Biz öyle bir metod bulmalıyız ki; hem bundan faydalanmalıyız, hem de dünyadaki yerini korumalıyız. Burada ekonomik zeka yerine, ekolojik zeka ön plana çıkıyor. Ekolojik zekanın devreye girmesi ile, ekonomik zeka kaybedeni olmayan bir oyunun kurulmasını sağlar.”

Avrupa Yeşil Mutabakatı ile AB’nin 2050 yılına kadar sınırları içinde bir iklim nötürü hedeflediğini belirten Prof. Dr. Cengiz Türe, bu mutabakatın 3 temel hedefini de şöyle anlattı. “Emisyonları, atık suları ve kazaları en aza indirmek ilk hedeftir. Yenilemeyen enerji türlerini en aza indirmek ve yaşam döngüsü maliyetini azaltmak da hedefler arasındadır. Azaltılan bu kaynakların yerine yeşil ürünler, yeşil süreçler, yeşil kullanım yöntemleri gelecektir.”

Türkiye’nin Çevresel Performans Endeksi sıralamasında oldukça gerilediğini de son sözleri arasına ekleyen Cengiz Hoca, Yale Üniversitesi’nin bu endeks çalışmasında; ülkemizin 2016’da 99. sıradayken, 2018’de 108. sıraya düştüğünü de üzülerek bildirdi.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

ÖZLÜ SÖZLER: Ekonominin doğadan daha önemli olduğunu düşünenler; ellerindeki paraları sayarken, nefeslerini tutmayı bir denesinler bakalım. (Dr.Guy Mc Pherseon)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

                  SU HEPİMİZ İÇİN BİR HAYATSA EĞER!..

Birleşmiş Milletler; 1993 yılında yaptığı bir genel kurul sırasında “Dünyadaki su sorunlarına dikkat çekmek amacıyla” bir karar alınmış ve 22 Mart tarihinin bundan sonra Dünya Su Günü olarak anılması kararlaştırılmıştı.

Şu anda; Dünya nüfusunun yaklaşık 1,2 milyarı ne yazık ki temiz ve sağlıklı su içme şansına sahip değildir. Özellikle Afrika ülkelerinde su sorunu insanları canından bezdirmektedir. Yaşamımızın “olmazsa olmazı olan” suyun tedariki için gerekli tüm şartların zorlaşmaya başladığı ve iklim krizinin daha net biçimde yüzünün göstermeye başladığı bu günlerde, Dünya Su Günü’nün önemi de ortaya çıkıyor.

Geçmişinde bir su kenti olarak tanınan/bilinen Bursa’da bile, geçtiğimiz yıl bir su krizi yaşanmış ve kentin su gereksinimi açılan kuyulardan sağlanmıştı. İstanbul başta olmak üzere ülkemizin büyük kentlerinde su tasarruf programları uygulanmaya başlandı.

Neyse ki; önce 2 kere kar, ardından da mevsim yağmurları başladı da bu yaz sezonunu susuz geçirmekten kurtulduk galiba…

İşte bu gelişmeler, dün bazı etkinliklerle kutladığımız Dünya Su Günü’nün önemini ortaya çıkarıyor. Küresel iklim krizi, bu yıl olmasa bile gelecek yıllarda ülkemizi de susuz bırakacak gibi görünüyor. Bu konuda toplumsal bir bilinçlendirme kampanyasına ihtiyaç olduğu gün gibi aşikardır artık…

Su hepimiz için bir hayatsa eğer!..