Çocuk yetiştirmek, yalnızca onun ihtiyaçlarını karşılamak ve mutlu olmasını sağlamak değildir. Aynı zamanda kendi istekleriyle hayatın gereklilikleri arasında denge kurabilen bir birey yetiştirmektir. Oysa günümüzde ebeveynliğin önemli açmazlarından biri, çocuğun mutluluğunu onun her istediğinin yerine getirilmesiyle eş tutmak.
Çocuğumuz üzülmesin, hayal kırıklığı yaşamasın, kendisini eksik hissetmesin istiyoruz. Bazen kendi çocukluğumuzda yaşayamadıklarımızı ona yaşatmaya, sahip olamadıklarımızı ona sunmaya çalışıyoruz. İyi niyetle yaptığımız bütün bunların sonucunda şu soruyu gözden kaçırabiliyoruz: Çocuğumuzun her isteğini karşılayarak ona gerçekten iyilik mi yapıyoruz, yoksa hayatın sorumluluklarıyla karşılaşmasını mı erteliyoruz?
Çocukların istekleri olması, tercihlerini dile getirmeleri ve karar süreçlerine katılmaları kişilik gelişimleri açısından önemlidir. Ancak her isteğin karşılanması, çocuğun kendisini değerli hissetmesinin koşulu değildir. Çocuğun değerli olduğunu hissetmesi kadar, isteklerinin her zaman gerçekleşmeyeceğini öğrenmesi de gerekir. Çünkü hayat, yalnızca arzularımızdan değil, yerine getirmemiz gereken sorumluluklardan da oluşur.
Burada ebeveynin tutumu belirleyicidir. Çocuğunun isteğini reddetmekle onu anlamamak, her istediğini yapmakla ona değer vermek aynı şey değildir. Ebeveyn çocuğunu dinleyebilir, isteğinin neden önemli olduğunu anlamaya çalışabilir; buna rağmen o isteği yerine getirmeyebilir. Çocuğun hayal kırıklığı yaşaması, ebeveynin başarısız olduğu anlamına gelmez. Önemli olan, çocuğun bu duyguyla baş edebilmesine yardımcı olmaktır.
Çocukların sorumlulukları da yaşlarına ve gelişim düzeylerine uygun biçimde belirlenmelidir. Kendi eşyalarını toplamak, kişisel bakımına katılmak, okul görevlerini yerine getirmek ve ortak yaşamın gerektirdiği işlerde üzerine düşeni yapmak, çocuğun hayatın yalnızca kendisi etrafında dönmediğini anlamasını sağlar. Ebeveyn her defasında çocuğun yerine işlerini yaptığında, kısa vadede sorun çözülmüş gibi görünür. Ancak uzun vadede çocuk, kendi sorumluluğunu üstlenmek yerine bir başkasının müdahalesini beklemeye alışabilir.
Üstelik sorumluluk kazandırmak, yalnızca kurallar koymakla mümkün değildir. Bir gün izin verilen bir davranışın ertesi gün hiçbir açıklama yapılmadan yasaklanması, sınırları belirsizleştirir. Çocuğun neyi, neden ve hangi koşullarda yapabileceğini bilmesi gerekir. Kuralların tutarlı olması kadar, yaşına uygun seçimler yapabilmesine imkân tanınması da önemlidir. Örneğin çocuğa ödevini yapıp yapmayacağını sormak yerine, ödevini ne zaman yapacağı konusunda seçenek sunmak, hem sorumluluğu hem de karar verme becerisini destekler.
Aile, çocuğun birlikte yaşamanın kurallarını öğrendiği ilk toplumsal alandır. Çocuk burada başkalarının da ihtiyaçları olduğunu, ortak yaşamın karşılıklı sorumluluklar gerektirdiğini ve kendi davranışlarının başkalarını etkilediğini öğrenir. Sorumluluk, bu nedenle çocuğa yüklenen bir ceza değil; onu bağımsızlaştıran ve toplumsal yaşama hazırlayan bir kazanımdır.
Ebeveynin görevi, çocuğun bütün engellerini kaldırmak değil, karşılaştığı engellerle baş edebilmesi için gerekli becerileri geliştirmesine yardımcı olmaktır. Her istediğini elde edemediğinde yıkılmayan, bir işi yapmak istemediğinde de sorumluluğunu hatırlayabilen bir çocuk yetiştirmek, yalnızca bugünün değil, geleceğin de meselesidir.
Çünkü çocuklarımızı hayata hazırlamak, onlara ne kadar çok şey verebildiğimizle ölçülemez. Asıl mesele, biz her zaman yanlarında olamayacağımızda kendi hayatlarını ne ölçüde yönetebilecekleridir.
Çocuklarımızın her isteğini karşılamak onlara sunduğumuz bir imkân olabilir; ancak her isteğin gerçekleşmeyeceğini, her hakkın bir sorumlulukla birlikte geldiğini ve birlikte yaşamanın karşılıklı emek gerektirdiğini öğretmek, onlara karşı en önemli görevlerimizden biridir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
EMİNE ÇİZMELİ
Çocugumuz, Sorumluluğu Ne Zaman Öğrenecek?
Çocuk yetiştirmek, yalnızca onun ihtiyaçlarını karşılamak ve mutlu olmasını sağlamak değildir. Aynı zamanda kendi istekleriyle hayatın gereklilikleri arasında denge kurabilen bir birey yetiştirmektir. Oysa günümüzde ebeveynliğin önemli açmazlarından biri, çocuğun mutluluğunu onun her istediğinin yerine getirilmesiyle eş tutmak.
Çocuğumuz üzülmesin, hayal kırıklığı yaşamasın, kendisini eksik hissetmesin istiyoruz. Bazen kendi çocukluğumuzda yaşayamadıklarımızı ona yaşatmaya, sahip olamadıklarımızı ona sunmaya çalışıyoruz. İyi niyetle yaptığımız bütün bunların sonucunda şu soruyu gözden kaçırabiliyoruz: Çocuğumuzun her isteğini karşılayarak ona gerçekten iyilik mi yapıyoruz, yoksa hayatın sorumluluklarıyla karşılaşmasını mı erteliyoruz?
Çocukların istekleri olması, tercihlerini dile getirmeleri ve karar süreçlerine katılmaları kişilik gelişimleri açısından önemlidir. Ancak her isteğin karşılanması, çocuğun kendisini değerli hissetmesinin koşulu değildir. Çocuğun değerli olduğunu hissetmesi kadar, isteklerinin her zaman gerçekleşmeyeceğini öğrenmesi de gerekir. Çünkü hayat, yalnızca arzularımızdan değil, yerine getirmemiz gereken sorumluluklardan da oluşur.
Burada ebeveynin tutumu belirleyicidir. Çocuğunun isteğini reddetmekle onu anlamamak, her istediğini yapmakla ona değer vermek aynı şey değildir. Ebeveyn çocuğunu dinleyebilir, isteğinin neden önemli olduğunu anlamaya çalışabilir; buna rağmen o isteği yerine getirmeyebilir. Çocuğun hayal kırıklığı yaşaması, ebeveynin başarısız olduğu anlamına gelmez. Önemli olan, çocuğun bu duyguyla baş edebilmesine yardımcı olmaktır.
Çocukların sorumlulukları da yaşlarına ve gelişim düzeylerine uygun biçimde belirlenmelidir. Kendi eşyalarını toplamak, kişisel bakımına katılmak, okul görevlerini yerine getirmek ve ortak yaşamın gerektirdiği işlerde üzerine düşeni yapmak, çocuğun hayatın yalnızca kendisi etrafında dönmediğini anlamasını sağlar. Ebeveyn her defasında çocuğun yerine işlerini yaptığında, kısa vadede sorun çözülmüş gibi görünür. Ancak uzun vadede çocuk, kendi sorumluluğunu üstlenmek yerine bir başkasının müdahalesini beklemeye alışabilir.
Üstelik sorumluluk kazandırmak, yalnızca kurallar koymakla mümkün değildir. Bir gün izin verilen bir davranışın ertesi gün hiçbir açıklama yapılmadan yasaklanması, sınırları belirsizleştirir. Çocuğun neyi, neden ve hangi koşullarda yapabileceğini bilmesi gerekir. Kuralların tutarlı olması kadar, yaşına uygun seçimler yapabilmesine imkân tanınması da önemlidir. Örneğin çocuğa ödevini yapıp yapmayacağını sormak yerine, ödevini ne zaman yapacağı konusunda seçenek sunmak, hem sorumluluğu hem de karar verme becerisini destekler.
Aile, çocuğun birlikte yaşamanın kurallarını öğrendiği ilk toplumsal alandır. Çocuk burada başkalarının da ihtiyaçları olduğunu, ortak yaşamın karşılıklı sorumluluklar gerektirdiğini ve kendi davranışlarının başkalarını etkilediğini öğrenir. Sorumluluk, bu nedenle çocuğa yüklenen bir ceza değil; onu bağımsızlaştıran ve toplumsal yaşama hazırlayan bir kazanımdır.
Ebeveynin görevi, çocuğun bütün engellerini kaldırmak değil, karşılaştığı engellerle baş edebilmesi için gerekli becerileri geliştirmesine yardımcı olmaktır. Her istediğini elde edemediğinde yıkılmayan, bir işi yapmak istemediğinde de sorumluluğunu hatırlayabilen bir çocuk yetiştirmek, yalnızca bugünün değil, geleceğin de meselesidir.
Çünkü çocuklarımızı hayata hazırlamak, onlara ne kadar çok şey verebildiğimizle ölçülemez. Asıl mesele, biz her zaman yanlarında olamayacağımızda kendi hayatlarını ne ölçüde yönetebilecekleridir.
Çocuklarımızın her isteğini karşılamak onlara sunduğumuz bir imkân olabilir; ancak her isteğin gerçekleşmeyeceğini, her hakkın bir sorumlulukla birlikte geldiğini ve birlikte yaşamanın karşılıklı emek gerektirdiğini öğretmek, onlara karşı en önemli görevlerimizden biridir.