Hava Durumu

Aynı değilsek yabancı mıyız?

Yazının Giriş Tarihi: 16.04.2026 18:43
Yazının Güncellenme Tarihi: 16.04.2026 18:54

İnsan, kalabalıkların içinde kaybolmaz çoğu zaman; asıl kayboluş, kalabalığın sesi kendi iç sesini bastırdığında başlar. Toplum dediğimiz yapı, görünmez kuralları, yazılmamış beklentileri ve sürekli konuşan bir “gürültüsü” olan bir alan gibidir. Herkes bir şey söyler, bir şey bekler, bir yere çağırır. Ama kimse durup şunu sormaz: Sen ne hissediyorsun?

Aynı değerleri paylaşmadığımız bir grubun içinde olmak, sadece uyumsuzluk değildir; bu, insanın kendine doğru yaptığı derin bir yolculuğun başlangıcıdır. Çünkü anlaşılmadığını hissettiğin an, aslında ilk kez kendini dinlemeye başlarsın. Dışarıdan gelen sesler anlamını yitirdikçe, içerideki sorular büyür.

“Ben neden böyle düşünüyorum?”
“Onlar gibi hissetmemek beni yanlış mı yapar?”
“Uyum sağlamak için kendimden ne kadar vazgeçmeliyim?”

İşte bu sorular, bireysel içsel sorgulamanın kapısını aralar. Bu kapıdan içeri girmek kolay değildir. Çünkü insan, kabul görmek ile kendine sadık kalmak arasında sıkışır. Bir taraf “uyum sağla” derken, diğer taraf “kendin ol” diye fısıldar.

Bazen insan, öyle bir topluluğun içinde bulur ki kendini; orada “normal” olan şeyler, kendi doğrularına ters düşer. Hatta daha da ötesi, o normaller sana yavaş yavaş kendi değerlerinden uzaklaşmayı öğretir. Yanlış olduğunu bildiğin şeyler sıradanlaşır, içinin kabul etmediği davranışlar alkışlanır. İşte tam o noktada insanın iç dünyasında sessiz bir direnç başlar.

Çünkü insan, kendi doğrusunu bildiği hâlde ona ters düşen bir düzenin içinde kaldığında, yalnızca dış dünyayla değil; kendi vicdanıyla da karşı karşıya gelir. Ve bu, en derin sorgulamayı doğurur: “Ben kimim, onların dediği mi, hissettiğim mi?”

Toplumsal gürültü çoğu zaman güçlüdür. Farklı olanı bastırmak, benzeşeni yüceltmek ister. Bu yüzden insan, anlaşılmadığı yerde kendini sorgulamaya başlar. Oysa belki de sorgulanması gereken şey, insanın kendisi değil; içinde bulunduğu uyumsuzluk halidir.

Her değer, her düşünce, her his bir kök gibidir. Yanlış toprağa ekildiğinde büyümez diye o kök değersiz olmaz. Sadece ait olduğu yeri bulamamıştır. İnsan da böyledir. Anlaşılmadığı yerde küçülmeye çalıştıkça kendinden uzaklaşır; ama kendini olduğu gibi kabul ettiğinde, en azından kendi içinde yerini bulur.

Belki de mesele, toplumsal gürültüyü tamamen susturmak değildir. Zaten bu mümkün de değildir. Mesele, o gürültünün içinde kendi sesini ayırt edebilmektir. Herkesin doğrusu arasında kendi doğrunu kaybetmemektir.

Ve belki de en önemlisi şudur: Anlaşılmamak, değersiz olmak değildir. Bazen sadece, bulunduğun yer ile senin değerlerinin birbirine ait olmadığını gösterir.

İnsan, her yerde anlaşılmak zorunda değildir. Ama her durumda kendini anlamak zorundadır. Çünkü insanın en güvenli yeri, başkalarının onayı değil; kendi içindeki netliktir.

Uzm. İş ve Aile Danışmanı

Emine Çizmeli ERİKEL

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.