Hava Durumu

Bir Bileziğin Ardındaki Aile Hikâyesi

Yazının Giriş Tarihi: 21.09.2026 19:09
Yazının Güncellenme Tarihi: 21.09.2026 19:10

Türk toplumunda düğün yalnızca iki insanın evlenmesi değildir.

İki aile bir araya gelir. Hatta bazen iki ailenin yıllardır birbirine verdiği, aldığı, hatırladığı ve hesabını tuttuğu emek de o düğünün içine taşınır.

Anne-babalar yıllarca düğünlere gider. Kimi zaman çeyrek altın takar, kimi zaman bilezik…

“Bugün onun düğününe takalım, yarın bizim çocuğumuz evlendiğinde onlar da gelir.”

Böylece yıllar içinde görünmeyen bir dayanışma ve karşılıklılık ağı oluşur.

Çocuğun düğünü geldiğinde ise aileler doğal olarak şunu düşünür:

“Biz yıllardır çocuklarımızın düğünü için biriktirdik.”

Fakat düğün biter.

Altınlar toplanır.

Ve asıl çatışma bazen o zaman başlar.

Aile, yıllarca yaptığı birikimin doğru değerlendirilmediğini düşünebilir.

“Biz bunları sizin geleceğiniz için biriktirdik.”

“Altınları neden bozdurdunuz?”

“Bizim taktığımız altınlar nerede?”

“Bunca yıldır düğünlere gittik, şimdi bizim çocuğumuzun düğününde takılanlar neden bize verilmedi?”

Genç çift ise bambaşka bir yerden bakabilir:

“Artık biz evlendik. Bunlar bizim hayatımız için verildi.”

İşte aile terapistinin karşısına gelen çatışma tam burada büyüyerek gelir.

Çünkü mesele artık altın değildir.

Mesele, kimin emeğinin karşılığını nerede gördüğüdür.

Aile kendisini yıllardır oluşturduğu birikimin sahibi ve taşıyıcısı olarak görürken, gelin veya damat bu sistemi kendi evliliklerinin ekonomik başlangıcı olarak görebilir.

Üstelik aileye yeni katılan gelin ya da damat, bu kültürel hesabın tamamını bilmeyebilir.

“Bizim ailede böyle yapılır.”

“Biz yıllardır böyle yapıyoruz.”

“Senin ailen ne verdi?”

“Bizim aile daha çok katkı sağladı.”

Derken iki genç insanın evliliği, farkında olmadan iki ailenin ekonomik ve kültürel beklentilerinin karşılaşma alanına dönüşebilir.

Burada gelin kendi ailesinin, damat kendi ailesinin tarafında durduğunda çatışma daha da derinleşir.

Artık soru yalnızca:

“Altınlar ne olacak?” değildir.

“Sen benim ailemi mi, kendi aileni mi tutuyorsun?”

“Benim ailemin yaptığı fedakârlığı neden görmüyorsun?”

“Senin ailen bizim evliliğimize neden bu kadar dahil?”

soruları ortaya çıkar.

Aile terapisti açısından önemli olan ise taraflardan birini haklı çıkarmak değildir.

Ailelerin yıllardır sürdürdüğü kültürel dayanışmayı küçümsemeden, yeni evlenen çiftin de kendi ekonomik ve duygusal düzenini kurabilmesine alan açmaktır.

Çünkü bizim kültürümüzde aile çocuğunu evlendirirken yalnızca düğün yapmaz.

Yılların emeğini, beklentisini ve dayanışmasını da o düğüne getirir.

Yeni gelen gelin ve damat ise sadece bir eş değil, aynı zamanda bu büyük aile sisteminin içine giren yeni bir aktördür.

Belki de sağlıklı olan, düğün başlamadan önce yalnızca “Kim ne takacak?” sorusunu değil;

“Bu takıların anlamı nedir, kim ne bekliyor ve evlendikten sonra bu beklentiler nasıl konuşulacak?”

sorusunu da sorabilmektir.

Çünkü bazen bir düğünde takılan küçücük bir altın, yılların aile ilişkisini taşıyabilir.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.