Son yıllarda gençlik üzerine yapılan tartışmaların dili dikkat çekici biçimde karamsarlaştı. Gençler sık sık “umutsuz”, “sabırsız”, “tüketim odaklı”, “kopuk” ya da “tembel” gibi ifadelerle tanımlanıyor. Özellikle sosyal medyada görünür olan aşırılıklar, bütün bir kuşağın karakteriymiş gibi sunuluyor.
Oysa bilimsel çalışmalar, gençliği yalnızca krizler ve riskler üzerinden okumanın eksik bir yaklaşım olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Bugün dünyada gençlik araştırmaları artık yalnızca bağımlılık, suç, depresyon ya da başarısızlık gibi risk alanlarına değil; dayanıklılık, üretkenlik, toplumsal katkı ve psikolojik iyi oluşa da odaklanıyor. Literatürde “Positive Youth Development (Pozitif Gençlik Gelişimi)” olarak adlandırılan bu yaklaşım, gençleri yalnızca korunması gereken bireyler olarak değil, topluma aktif katkı sunabilecek potansiyel aktörler olarak ele alıyor.
Amerikalı gelişim psikoloğu Richard Lerner’in geliştirdiği “5C Modeli”, gençlik gelişimini yeterlilik, özgüven, aidiyet, karakter ve empati boyutları üzerinden açıklıyor. Araştırmalar, destekleyici çevreye sahip gençlerin yalnızca bireysel başarı göstermediğini, aynı zamanda toplumsal sorumluluk alma eğilimlerinin de güçlendiğini gösteriyor.
Belki de mesele gençliğin değişmesi değil, bizim gençliğe bakışımızın daralmasıdır.
Çünkü bugün gençlik çoğu zaman tek tip bir profil üzerinden değerlendiriliyor. Oysa bu ülkenin gençleri birbirinden son derece farklı hayatlar yaşıyor.
Kimi üniversite sıralarında gelecek kurmaya çalışıyor, kimi tarlada ailesine destek oluyor. Kimi bilgisayar başında yeni beceriler öğreniyor, kimi sabahın ilk ışığında işe gidiyor. Kimi sınav baskısıyla mücadele ediyor, kimi evin geçimine katkı sunuyor.
Hayatları farklı olsa da ortak bir gerçek var: Bugünün gençleri erken yaşta ağır sorumluluklar taşıyor.
Üstelik yalnızca ekonomik değil, yoğun bir psikolojik baskı da söz konusu.
Bugünün gençliği sürekli bir “yetişme” duygusu içinde yaşıyor. Mezun olmadan deneyim sahibi olması, yabancı dil öğrenmesi, ekonomik bağımsızlık kurması, sosyal hayatını sürdürmesi ve tüm bunları yaparken aynı zamanda “iyi hissetmesi” bekleniyor.
Sosyal medya çağında gençler artık yalnızca kendi çevreleriyle değil, dünyanın vitrin haline gelmiş başarı hikâyeleriyle de karşılaştırılıyor.
Psikoloji literatüründe bu durum “sürekli performans baskısı” ve “karşılaştırmalı yetersizlik hissi” olarak tanımlanıyor.
Belki de bu yüzden bugünün gençliği güçsüz değil; zihinsel olarak yorgun.
Ama tüm bu baskıya rağmen hâlâ çalışan, üreten ve mücadele eden milyonlarca genç var.
Sessizce çalışanlar… Ailesine destek olanlar… Gece vardiyasından çıkıp sınava hazırlananlar… Toprağa emek verenler… Projeler geliştirenler… Hayata tutunmaya çalışanlar…
Bu gençlerin çoğu görünmüyor. Çünkü toplum çoğu zaman emeği değil, krizi görünür kılmayı tercih ediyor.
Oysa bir toplumun geleceği yalnızca en yüksek sesle konuşanlarla değil, sessizce sorumluluk taşıyanlarla kurulur.
Dünyadaki akademik çalışmalar da gençliği artık yalnızca riskler üzerinden değil; dayanıklılık, aidiyet, üretkenlik ve umut üzerinden anlamaya çalışıyor. Harvard Center on the Developing Child ve OECD raporları, gençlerin psikolojik iyi oluşunda sosyal destek, anlam duygusu ve fırsat eşitliğinin belirleyici olduğunu vurguluyor.
Yani mesele yalnızca gençleri eleştirmek değil, onların görünürlüğünü ve imkânlarını artırmaktır.
Çünkü bir kuşağı sürekli “yetersiz” ilan eden toplumlar, zamanla o kuşağın umudunu da zayıflatır.
Belki gençlik kaybolmuyor. Sadece ağırlaşan hayatın içinde sessizce ayakta kalmaya çalışıyor.
Bir ülke, gençliğini nasıl anlarsa geleceğini de öyle kurar.
19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlu olsun.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EMİNE ÇİZMELİ ERİKEL
Bu Kuşağa Başka Bir Bakış
Pozitif gençlik yaklaşımıyla görünmeyeni anlamak
Son yıllarda gençlik üzerine yapılan tartışmaların dili dikkat çekici biçimde karamsarlaştı. Gençler sık sık “umutsuz”, “sabırsız”, “tüketim odaklı”, “kopuk” ya da “tembel” gibi ifadelerle tanımlanıyor. Özellikle sosyal medyada görünür olan aşırılıklar, bütün bir kuşağın karakteriymiş gibi sunuluyor.
Oysa bilimsel çalışmalar, gençliği yalnızca krizler ve riskler üzerinden okumanın eksik bir yaklaşım olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Bugün dünyada gençlik araştırmaları artık yalnızca bağımlılık, suç, depresyon ya da başarısızlık gibi risk alanlarına değil; dayanıklılık, üretkenlik, toplumsal katkı ve psikolojik iyi oluşa da odaklanıyor. Literatürde “Positive Youth Development (Pozitif Gençlik Gelişimi)” olarak adlandırılan bu yaklaşım, gençleri yalnızca korunması gereken bireyler olarak değil, topluma aktif katkı sunabilecek potansiyel aktörler olarak ele alıyor.
Amerikalı gelişim psikoloğu Richard Lerner’in geliştirdiği “5C Modeli”, gençlik gelişimini yeterlilik, özgüven, aidiyet, karakter ve empati boyutları üzerinden açıklıyor. Araştırmalar, destekleyici çevreye sahip gençlerin yalnızca bireysel başarı göstermediğini, aynı zamanda toplumsal sorumluluk alma eğilimlerinin de güçlendiğini gösteriyor.
Belki de mesele gençliğin değişmesi değil, bizim gençliğe bakışımızın daralmasıdır.
Çünkü bugün gençlik çoğu zaman tek tip bir profil üzerinden değerlendiriliyor. Oysa bu ülkenin gençleri birbirinden son derece farklı hayatlar yaşıyor.
Kimi üniversite sıralarında gelecek kurmaya çalışıyor, kimi tarlada ailesine destek oluyor.
Kimi bilgisayar başında yeni beceriler öğreniyor, kimi sabahın ilk ışığında işe gidiyor.
Kimi sınav baskısıyla mücadele ediyor, kimi evin geçimine katkı sunuyor.
Hayatları farklı olsa da ortak bir gerçek var:
Bugünün gençleri erken yaşta ağır sorumluluklar taşıyor.
Üstelik yalnızca ekonomik değil, yoğun bir psikolojik baskı da söz konusu.
Bugünün gençliği sürekli bir “yetişme” duygusu içinde yaşıyor. Mezun olmadan deneyim sahibi olması, yabancı dil öğrenmesi, ekonomik bağımsızlık kurması, sosyal hayatını sürdürmesi ve tüm bunları yaparken aynı zamanda “iyi hissetmesi” bekleniyor.
Sosyal medya çağında gençler artık yalnızca kendi çevreleriyle değil, dünyanın vitrin haline gelmiş başarı hikâyeleriyle de karşılaştırılıyor.
Psikoloji literatüründe bu durum “sürekli performans baskısı” ve “karşılaştırmalı yetersizlik hissi” olarak tanımlanıyor.
Belki de bu yüzden bugünün gençliği güçsüz değil; zihinsel olarak yorgun.
Ama tüm bu baskıya rağmen hâlâ çalışan, üreten ve mücadele eden milyonlarca genç var.
Sessizce çalışanlar…
Ailesine destek olanlar…
Gece vardiyasından çıkıp sınava hazırlananlar…
Toprağa emek verenler…
Projeler geliştirenler…
Hayata tutunmaya çalışanlar…
Bu gençlerin çoğu görünmüyor. Çünkü toplum çoğu zaman emeği değil, krizi görünür kılmayı tercih ediyor.
Oysa bir toplumun geleceği yalnızca en yüksek sesle konuşanlarla değil, sessizce sorumluluk taşıyanlarla kurulur.
Dünyadaki akademik çalışmalar da gençliği artık yalnızca riskler üzerinden değil; dayanıklılık, aidiyet, üretkenlik ve umut üzerinden anlamaya çalışıyor. Harvard Center on the Developing Child ve OECD raporları, gençlerin psikolojik iyi oluşunda sosyal destek, anlam duygusu ve fırsat eşitliğinin belirleyici olduğunu vurguluyor.
Yani mesele yalnızca gençleri eleştirmek değil, onların görünürlüğünü ve imkânlarını artırmaktır.
Çünkü bir kuşağı sürekli “yetersiz” ilan eden toplumlar, zamanla o kuşağın umudunu da zayıflatır.
Belki gençlik kaybolmuyor.
Sadece ağırlaşan hayatın içinde sessizce ayakta kalmaya çalışıyor.
Bir ülke, gençliğini nasıl anlarsa geleceğini de öyle kurar.
19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlu olsun.