Çocuğumuza Güvenmekle Sınırları Kaldırmak Arasındaki İnce Çizgi
Yazının Giriş Tarihi: 15.10.2026 18:28
Yazının Güncellenme Tarihi: 15.10.2026 18:29
Geçtiğimiz günlerde aracımı trafik muayenesine götürdüm. Sıranın ilerlemesini beklerken bir baba ile yaklaşık on üç yaşlarındaki oğlu arasındaki ilişkiyi gözlemledim. Baba, oğluna hayatın işleyişini öğretmeye çalışıyordu. Sıra numarasını birlikte aldılar, evrak işlemlerini yaptılar. Araçlarının muayene sırası geldiğinde de birlikte hareket ettiler. Buraya kadar gördüklerim, çocuğunu hayata hazırlayan ve sorumluluk kazandırmak isteyen bir babanın davranışları olarak değerlendirilebilirdi.
Ancak aracın hareket ettirilmesi gerektiğinde baba direksiyonu oğluna teslim etti. Henüz yasal olarak araç kullanma yaşına gelmemiş çocuk, muayene alanında aracı kullandı.
Bir aile danışmanı olarak bu davranış üzerinde düşünmeden edemedim. Baba ile oğul arasındaki yakınlıktan ziyade, bu ilişkinin içinde ortaya çıkan sınır meselesi dikkatimi çekti. Kendime şu soruyu sordum: Çocuğumuza hayatı öğretirken ona hangi sorumlulukları verebiliriz?
Çocuğa evrak işlemlerini öğretmek, sıra takibini birlikte yapmak, günlük hayatın işleyişine onu dâhil etmek değerlidir. Ancak direksiyon başına geçmesine izin vermek, öğretmekle yetki vermek arasındaki çizgiyi aşmaktır.
Bir çocuğa bir işi nasıl yapacağını öğretmek başka, o işi yapma yetkisini ona vermek başkadır.
Ebeveynler olarak çocuklarımızla yakın ilişkiler kurmak, onların düşüncelerine değer vermek ve kendilerini ifade etmelerine fırsat tanımak isteriz. Bunda yanlış bir şey yoktur. Ancak zaman zaman yakınlık ile eşitliği birbirine karıştırırız. Çocuğumuzla arkadaş gibi iletişim kurarken onun henüz bizimle aynı deneyime, muhakeme gücüne ve sorumluluk kapasitesine sahip olmadığını unutabiliriz.
Çocuğa söz hakkı tanımak, her kararı verebilecek olgunlukta olduğunu kabul etmek değildir. Onu önemsemekle yetişkin yetkisi vermek arasında önemli bir fark vardır.
Üstelik çocuklar, kendilerine sunulan imkânları yetişkinlerin değerlendirdiği risklerle değerlendiremeyebilir. Babasının yanında araç kullanmasına izin verilen bir çocuk, bu davranışı yalnızca heyecan verici bir deneyim olarak görebilir. Ancak aynı davranışın başka bir zamanda ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngöremeyebilir. Bugün babasının gözetiminde yapılan bir şeyin yarın kendi başına da yapılabileceğini düşünebilir.
Çocuklarımıza sınırları yalnızca sözlerimizle öğretmeyiz. Davranışlarımız da onlar için birer öğrenme kaynağıdır. Bir konuda tehlikeli olduğunu söylediğimiz bir davranışa başka bir durumda kendimiz izin veriyorsak, çocuğun zihninde hangi mesajın yer edeceğini düşünmeliyiz.
Çocuklarımıza sınırları anlattığımız kadar, o sınırları nasıl koruduğumuzu da gösteririz.
Bir başka önemli nokta da ebeveyn ile çocuk arasındaki çatışma ihtimalidir. Bugün babasıyla uyum içinde hareket eden bir çocuk, yarın bir anlaşmazlık yaşadığında aynı olgunlukla davranamayabilir. Duygularını yönetme, dürtülerini kontrol etme ve riskleri değerlendirme becerileri gelişim sürecindedir. Bu nedenle bugün sorunsuz görünen bir davranışın yarın da aynı şekilde sonuçlanacağını varsayamayız.
Araç kullanmak gibi ciddi sonuçlar doğurabilecek bir konuda yalnızca çocuğumuza güveniyor olmamız yeterli değildir. Trafik kuralları, sadece bireysel tercihlerimizi düzenlemek için değil, diğer insanların hayatını da korumak için vardır.
Burada mesele, babanın oğlunu sevip sevmediği ya da onunla iyi bir ilişki kurup kurmadığı değildir. Birlikte vakit geçirmek ve çocuğa sorumluluk kazandırmak, ebeveynliğin önemli parçalarıdır. Ancak olumlu davranışlar, yanlış bir sınır kararını doğru hâle getirmez.
Çocuklarımızı kendimize benzeterek değerlendirdiğimizde de yanılabiliriz. Onları bizim gibi düşünebilen, karar verebilen ve sonuçları hesaplayabilen bireyler olarak görebiliriz. Oysa çocuklarımız bizimle aynı dünyada yaşasalar da aynı hayat deneyimine sahip değillerdir.
Onları hayata hazırlamak, her kapıyı erkenden açmak anlamına gelmez. Bazen iyi ebeveynlik, çocuğumuzun istediği bir şeyi yapmasına izin vermek değil, yapmaması gereken bir şeyin karşısında kararlı durabilmektir.
Çünkü sınır koymak, çocuğumuzu hayattan mahrum bırakmak değildir. Ona sorumluluğun, güvenliğin ve başkalarının haklarının ne anlama geldiğini öğretmektir.
Ebeveynlik, çocuğumuzun her şeyi yapabileceğine inanmak değil; neleri, ne zaman ve hangi sorumluluk bilinciyle yapabileceğini gözetmektir.
Çocuklarımızın bize güvenmesini isteriz. Peki, bu güveni henüz taşıyamayacakları sorumlulukları vererek mi güçlendiriyoruz, yoksa onları koruyacak sınırları kararlılıkla çizerek mi?
Onları hayata hazırlarken yalnızca bugün ne yapabildiklerini değil, davranışlarımızdan yarın ne öğreneceklerini de düşünmek zorundayız.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
EMİNE ÇİZMELİ ERİKEL
Çocuğumuza Güvenmekle Sınırları Kaldırmak Arasındaki İnce Çizgi
Geçtiğimiz günlerde aracımı trafik muayenesine götürdüm. Sıranın ilerlemesini beklerken bir baba ile yaklaşık on üç yaşlarındaki oğlu arasındaki ilişkiyi gözlemledim. Baba, oğluna hayatın işleyişini öğretmeye çalışıyordu. Sıra numarasını birlikte aldılar, evrak işlemlerini yaptılar. Araçlarının muayene sırası geldiğinde de birlikte hareket ettiler. Buraya kadar gördüklerim, çocuğunu hayata hazırlayan ve sorumluluk kazandırmak isteyen bir babanın davranışları olarak değerlendirilebilirdi.
Ancak aracın hareket ettirilmesi gerektiğinde baba direksiyonu oğluna teslim etti. Henüz yasal olarak araç kullanma yaşına gelmemiş çocuk, muayene alanında aracı kullandı.
Bir aile danışmanı olarak bu davranış üzerinde düşünmeden edemedim. Baba ile oğul arasındaki yakınlıktan ziyade, bu ilişkinin içinde ortaya çıkan sınır meselesi dikkatimi çekti. Kendime şu soruyu sordum: Çocuğumuza hayatı öğretirken ona hangi sorumlulukları verebiliriz?
Çocuğa evrak işlemlerini öğretmek, sıra takibini birlikte yapmak, günlük hayatın işleyişine onu dâhil etmek değerlidir. Ancak direksiyon başına geçmesine izin vermek, öğretmekle yetki vermek arasındaki çizgiyi aşmaktır.
Bir çocuğa bir işi nasıl yapacağını öğretmek başka, o işi yapma yetkisini ona vermek başkadır.
Ebeveynler olarak çocuklarımızla yakın ilişkiler kurmak, onların düşüncelerine değer vermek ve kendilerini ifade etmelerine fırsat tanımak isteriz. Bunda yanlış bir şey yoktur. Ancak zaman zaman yakınlık ile eşitliği birbirine karıştırırız. Çocuğumuzla arkadaş gibi iletişim kurarken onun henüz bizimle aynı deneyime, muhakeme gücüne ve sorumluluk kapasitesine sahip olmadığını unutabiliriz.
Çocuğa söz hakkı tanımak, her kararı verebilecek olgunlukta olduğunu kabul etmek değildir. Onu önemsemekle yetişkin yetkisi vermek arasında önemli bir fark vardır.
Üstelik çocuklar, kendilerine sunulan imkânları yetişkinlerin değerlendirdiği risklerle değerlendiremeyebilir. Babasının yanında araç kullanmasına izin verilen bir çocuk, bu davranışı yalnızca heyecan verici bir deneyim olarak görebilir. Ancak aynı davranışın başka bir zamanda ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngöremeyebilir. Bugün babasının gözetiminde yapılan bir şeyin yarın kendi başına da yapılabileceğini düşünebilir.
Çocuklarımıza sınırları yalnızca sözlerimizle öğretmeyiz. Davranışlarımız da onlar için birer öğrenme kaynağıdır. Bir konuda tehlikeli olduğunu söylediğimiz bir davranışa başka bir durumda kendimiz izin veriyorsak, çocuğun zihninde hangi mesajın yer edeceğini düşünmeliyiz.
Çocuklarımıza sınırları anlattığımız kadar, o sınırları nasıl koruduğumuzu da gösteririz.
Bir başka önemli nokta da ebeveyn ile çocuk arasındaki çatışma ihtimalidir. Bugün babasıyla uyum içinde hareket eden bir çocuk, yarın bir anlaşmazlık yaşadığında aynı olgunlukla davranamayabilir. Duygularını yönetme, dürtülerini kontrol etme ve riskleri değerlendirme becerileri gelişim sürecindedir. Bu nedenle bugün sorunsuz görünen bir davranışın yarın da aynı şekilde sonuçlanacağını varsayamayız.
Araç kullanmak gibi ciddi sonuçlar doğurabilecek bir konuda yalnızca çocuğumuza güveniyor olmamız yeterli değildir. Trafik kuralları, sadece bireysel tercihlerimizi düzenlemek için değil, diğer insanların hayatını da korumak için vardır.
Burada mesele, babanın oğlunu sevip sevmediği ya da onunla iyi bir ilişki kurup kurmadığı değildir. Birlikte vakit geçirmek ve çocuğa sorumluluk kazandırmak, ebeveynliğin önemli parçalarıdır. Ancak olumlu davranışlar, yanlış bir sınır kararını doğru hâle getirmez.
Çocuklarımızı kendimize benzeterek değerlendirdiğimizde de yanılabiliriz. Onları bizim gibi düşünebilen, karar verebilen ve sonuçları hesaplayabilen bireyler olarak görebiliriz. Oysa çocuklarımız bizimle aynı dünyada yaşasalar da aynı hayat deneyimine sahip değillerdir.
Onları hayata hazırlamak, her kapıyı erkenden açmak anlamına gelmez. Bazen iyi ebeveynlik, çocuğumuzun istediği bir şeyi yapmasına izin vermek değil, yapmaması gereken bir şeyin karşısında kararlı durabilmektir.
Çünkü sınır koymak, çocuğumuzu hayattan mahrum bırakmak değildir. Ona sorumluluğun, güvenliğin ve başkalarının haklarının ne anlama geldiğini öğretmektir.
Ebeveynlik, çocuğumuzun her şeyi yapabileceğine inanmak değil; neleri, ne zaman ve hangi sorumluluk bilinciyle yapabileceğini gözetmektir.
Çocuklarımızın bize güvenmesini isteriz. Peki, bu güveni henüz taşıyamayacakları sorumlulukları vererek mi güçlendiriyoruz, yoksa onları koruyacak sınırları kararlılıkla çizerek mi?
Onları hayata hazırlarken yalnızca bugün ne yapabildiklerini değil, davranışlarımızdan yarın ne öğreneceklerini de düşünmek zorundayız.