“En güzel yıllarım onu ve ailesiyle cebelleşerek geçti.”
Bir danışanım bu cümleyi kurduğunda odada derin bir sessizlik oluştu. Çünkü bu söz, yalnızca biten bir evliliğin ardından söylenmiş bir serzeniş değildi; yılların yorgunluğunu, tükenen umudu ve içten içe tutulan yasın ifadesiydi.
Evlilik, insanın kendisini güvende hissettiği, huzur bulduğu ve hayatın yüklerini paylaşabildiği bir yol arkadaşlığı olmalıdır. Peki ya insan, en büyük mücadelesini eşiyle ve onun en yakınlarıyla vermek zorunda kalıyorsa?
Bir evliliği yoran yalnızca ekonomik sıkıntılar, iletişim problemleri ya da karakter farklılıkları değildir. Bazen en ağır yük; eşin ailesiyle yaşanan bitmeyen çatışmalar, çizilemeyen sınırlar ve eşin bu süreçte sağlıklı bir duruş sergileyememesidir.
Toplumumuzda sıkça dile getirilen “Aileyle de evleniyorsun.” sözü belli ölçüde gerçeği yansıtır. Evet, evlilik iki ailenin tanışmasına vesile olur. Ancak evliliği ayakta tutan iki ailenin değil, iki eşin kurduğu bağdır.
Aidiyet, sağlıklı bir evliliğin en temel duygularından biridir. İnsan yalnızca aynı evi paylaşarak ait hissetmez. Anlaşıldığında, değer gördüğünde, eşi tarafından korunduğunu ve önceliklendirildiğini hissettiğinde “Biz bir aileyiz.” diyebilir.
Uzun yıllar boyunca hem eşiyle hem de eşinin ailesiyle mücadele eden kişiler, bir süre sonra dönüp geçmişlerine bakarlar. Gördükleri yalnızca tartışmalar değildir; ertelenen hayaller, vazgeçilen hedefler ve yaşanamamış mutluluklardır. İşte o zaman şu cümle dökülür:
“En güzel yıllarım mücadele ederek geçti.”
Geçmişi değiştirmek mümkün değildir; ancak geçmişten öğrenerek geleceği yeniden inşa etmek mümkündür.
Belki de en güzel yıllar, yalnızca gençlik yılları değildir. En güzel yıllar; insanın kendini değersiz hissetmediği, sesinin duyulduğu, saygı gördüğü ve ait olduğu yerde huzur bulduğu yıllardır.
Evlilik, en yakınlarımızla bitmeyen bir mücadele alanına dönüşmemelidir. Çünkü insan, en çok evinde dinlenebilmeli; en çok eşinin yanında kendisi olabilmelidir.
Belki de kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:
“Eşimle gerçekten aynı takımda mıyız; yoksa aynı evin içinde farklı cephelerde mi mücadele ediyoruz?”
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EMİNE ÇİZMELİ ERİKEL
En Güzel Yıllarım Kiminle Mücadele Ederek Geçti?
“En güzel yıllarım onu ve ailesiyle cebelleşerek geçti.”
Bir danışanım bu cümleyi kurduğunda odada derin bir sessizlik oluştu. Çünkü bu söz, yalnızca biten bir evliliğin ardından söylenmiş bir serzeniş değildi; yılların yorgunluğunu, tükenen umudu ve içten içe tutulan yasın ifadesiydi.
Evlilik, insanın kendisini güvende hissettiği, huzur bulduğu ve hayatın yüklerini paylaşabildiği bir yol arkadaşlığı olmalıdır. Peki ya insan, en büyük mücadelesini eşiyle ve onun en yakınlarıyla vermek zorunda kalıyorsa?
Bir evliliği yoran yalnızca ekonomik sıkıntılar, iletişim problemleri ya da karakter farklılıkları değildir. Bazen en ağır yük; eşin ailesiyle yaşanan bitmeyen çatışmalar, çizilemeyen sınırlar ve eşin bu süreçte sağlıklı bir duruş sergileyememesidir.
Toplumumuzda sıkça dile getirilen “Aileyle de evleniyorsun.” sözü belli ölçüde gerçeği yansıtır. Evet, evlilik iki ailenin tanışmasına vesile olur. Ancak evliliği ayakta tutan iki ailenin değil, iki eşin kurduğu bağdır.
Aidiyet, sağlıklı bir evliliğin en temel duygularından biridir. İnsan yalnızca aynı evi paylaşarak ait hissetmez. Anlaşıldığında, değer gördüğünde, eşi tarafından korunduğunu ve önceliklendirildiğini hissettiğinde “Biz bir aileyiz.” diyebilir.
Uzun yıllar boyunca hem eşiyle hem de eşinin ailesiyle mücadele eden kişiler, bir süre sonra dönüp geçmişlerine bakarlar. Gördükleri yalnızca tartışmalar değildir; ertelenen hayaller, vazgeçilen hedefler ve yaşanamamış mutluluklardır. İşte o zaman şu cümle dökülür:
“En güzel yıllarım mücadele ederek geçti.”
Geçmişi değiştirmek mümkün değildir; ancak geçmişten öğrenerek geleceği yeniden inşa etmek mümkündür.
Belki de en güzel yıllar, yalnızca gençlik yılları değildir. En güzel yıllar; insanın kendini değersiz hissetmediği, sesinin duyulduğu, saygı gördüğü ve ait olduğu yerde huzur bulduğu yıllardır.
Evlilik, en yakınlarımızla bitmeyen bir mücadele alanına dönüşmemelidir. Çünkü insan, en çok evinde dinlenebilmeli; en çok eşinin yanında kendisi olabilmelidir.
Belki de kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:
“Eşimle gerçekten aynı takımda mıyız; yoksa aynı evin içinde farklı cephelerde mi mücadele ediyoruz?”