Oysa bu bayramı çocuklara armağan eden Mustafa Kemal Atatürk, sadece bir kutlama günü değil, bir bakış açısı bırakmıştı.
Çocuğu merkeze alan bir anlayış…
Bugün o anlayıştan ne kadar uzağız?
Çocukların hepsi aynı koşullarda büyümüyor.
Ama şunu söylemek mümkün:
Birçok çocuk, kalabalıklar içinde ama kendi başına büyüyor.
Ekranlarla oyalanıyor,
ama gerçek bir temas kurmakta zorlanıyor.
Başarı baskısı erken yaşta başlıyor.
Sevilmek için değil, “yeterli olmak” için çabalayan çocuklar var.
Ama bu, tüm çocukların hikâyesi değil.
Dünyanın bir başka yerinde,
savaştan kaçan çocuklar var.
Yoksullukla büyüyen,
eğitime ulaşmakta zorlanan çocuklar var.
Bir yanda imkân fazlalığı içinde yalnızlaşan çocuklar,
diğer yanda en temel haklara bile ulaşamayan çocuklar…
Yani mesele tek tip bir çocukluk değil.
Ama ortak bir gerçek var:
Çocuklar, nerede olursa olsun, duyulmak ve anlaşılmak istiyor.
Her yıl farklı ülkelerden çocuklar 23 Nisan etkinliklerine katılıyor.
Farklı diller, farklı kültürler, farklı hayatlar…
Ama benzer ihtiyaçlar:
Anlaşılmak, değer görmek ve güvende hissetmek.
Kutlamak elbette kıymetli.
Ama asıl mesele, bu anlamı çocukların hayatına ne kadar yansıtabildiğimiz.
Eğer çocukları gerçekten geleceğin merkezine koyacaksak,
önce onları dinlemeyi öğrenmemiz gerekiyor.
Onları susturarak değil, anlayarak…
Yarıştırarak değil, destekleyerek…
Çünkü gerçek şu:
Gelecek, anlatıldığı kadar parlak olmayabilir.
Ama çocuklar doğru koşullarda büyürse, gerçekten değişebilir.
23 Nisan bize şunu hatırlatmalı:
Çocuklara bir gün değil, gerçek bir alan vermek zorundayız.
Yoksa konuştuğumuz gelecek,
sadece güzel bir cümle olarak kalır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EMİNE ÇİZMELİ ERİKEL
Gelecek Konuşuluyor Ama Çocuklar Dinlenmiyor
Gelecekten çok bahsediyoruz.
Eğitimden, başarıdan, iyi bir hayat kurmaktan…
Ama dürüst olalım:
Çocukları gerçekten ne kadar dinliyoruz?
Bugün birçok çocuk, planlanmış bir hayatın içinde büyüyor.
Hangi okula gideceği, hangi kurslara yazılacağı belli.
Hatta neyi sevmesi gerektiği bile çoğu zaman önceden belirlenmiş oluyor.
Ama çoğu zaman şu soru yeterince sorulmuyor:
“Sen ne istiyorsun?”
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı geldiğinde çocuklar daha görünür oluyor.
Sahneler kuruluyor, şiirler okunuyor, temsili koltuklar veriliyor.
Bir günlüğüne söz hakkı tanınıyor.
Ama ertesi gün yine aynı düzen devam ediyor:
Konuşan büyükler, dinleyen çocuklar.
Oysa bu bayramı çocuklara armağan eden Mustafa Kemal Atatürk, sadece bir kutlama günü değil, bir bakış açısı bırakmıştı.
Çocuğu merkeze alan bir anlayış…
Bugün o anlayıştan ne kadar uzağız?
Çocukların hepsi aynı koşullarda büyümüyor.
Ama şunu söylemek mümkün:
Birçok çocuk, kalabalıklar içinde ama kendi başına büyüyor.
Ekranlarla oyalanıyor,
ama gerçek bir temas kurmakta zorlanıyor.
Başarı baskısı erken yaşta başlıyor.
Sevilmek için değil, “yeterli olmak” için çabalayan çocuklar var.
Ama bu, tüm çocukların hikâyesi değil.
Dünyanın bir başka yerinde,
savaştan kaçan çocuklar var.
Yoksullukla büyüyen,
eğitime ulaşmakta zorlanan çocuklar var.
Bir yanda imkân fazlalığı içinde yalnızlaşan çocuklar,
diğer yanda en temel haklara bile ulaşamayan çocuklar…
Yani mesele tek tip bir çocukluk değil.
Ama ortak bir gerçek var:
Çocuklar, nerede olursa olsun, duyulmak ve anlaşılmak istiyor.
Her yıl farklı ülkelerden çocuklar 23 Nisan etkinliklerine katılıyor.
Farklı diller, farklı kültürler, farklı hayatlar…
Ama benzer ihtiyaçlar:
Anlaşılmak, değer görmek ve güvende hissetmek.
Kutlamak elbette kıymetli.
Ama asıl mesele, bu anlamı çocukların hayatına ne kadar yansıtabildiğimiz.
Eğer çocukları gerçekten geleceğin merkezine koyacaksak,
önce onları dinlemeyi öğrenmemiz gerekiyor.
Onları susturarak değil, anlayarak…
Yarıştırarak değil, destekleyerek…
Çünkü gerçek şu:
Gelecek, anlatıldığı kadar parlak olmayabilir.
Ama çocuklar doğru koşullarda büyürse, gerçekten değişebilir.
23 Nisan bize şunu hatırlatmalı:
Çocuklara bir gün değil, gerçek bir alan vermek zorundayız.
Yoksa konuştuğumuz gelecek,
sadece güzel bir cümle olarak kalır.