İki Günlük Bir Yolculuk Üniversiteye Giriş Sınavı Üzerine…
Yazının Giriş Tarihi: 18.06.2026 16:14
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.06.2026 16:15
20 Haziran 2026 Cumartesi günü başlayan ve 21 Haziran 2026 Pazar günü devam eden üniversiteye giriş sınavı, binlerce genç için yalnızca bir ölçme değerlendirme süreci değil; yılların birikmiş emeğinin, uykusuz gecelerin, sessiz kaygıların ve büyük umutların aynı anda bir araya geldiği iki günlük bir yolculuktur. TYT ile başlayıp AYT ve YDT oturumlarıyla devam eden bu süreç, aslında bir sınavdan çok daha fazlasıdır: bir hayatın yönünün belirlendiği, kalbin akılla aynı anda yorulduğu bir eşiktir.
Bu yolculuğu yalnızca öğrenciler üzerinden anlatmak eksik kalır. Çünkü her öğrencinin arkasında, görünmeyen ama hissedilen bir emek vardır. Ailelerin ekonomik fedakârlıkları… Kimi zaman kısılan hayaller, ertelenen ihtiyaçlar, alınan kurslar, deneme kitapları, özel dersler… Bazen bir çocuğun geleceği için bir evin düzeni sessizce yeniden kurulur. Kimse yüksek sesle söylemez ama o fedakârlıklar evin içinde hep vardır.
Bunun yanında en az ekonomik yük kadar ağır olan bir başka şey daha vardır: kalbin taşıdığı yük. Anne babaların geceleri uykusuz kalışı, “acaba yeterince hazır mı?” endişesi, dışarıya belli edilmeyen tedirginlikler… Ve tüm bunların arasında söylenen en kıymetli cümle: “Yanındayız.” Çünkü bazen bir öğrencinin en çok ihtiyacı olan şey, daha fazla baskı değil, sadece güvende hissetmektir.
Öğrenciler ise bu iki günün aslında yıllara yayılan hikâyesini taşır. Bir yıl boyunca sadece ders çalışmazlar; vazgeçmeyi öğrenmemeye çalışırlar. Yorulurlar, bazen kırılırlar, bazen yeniden toparlanırlar. Sessiz odalarda, kalabalık sınıflarda, deneme kitaplarının arasında bir hayatı şekillendirmeye çalışırlar. Ve sınav günü geldiğinde, aslında sadece bilgi değil; umutlarını da masaya koyarlar.
Toplum ise çoğu zaman bu hikâyeyi yalnızca bir sonuç olarak görür. Oysa bu sınav, bir çocuğun değerini değil; bir anlık performansını ölçer. Bir ömrün tamamını anlatmaz. Kazanmak da kaybetmek de hayatın devam ettiği gerçeğini değiştirmez, ama o anki duygunun ağırlığı yine de küçümsenemez.
20–21 Haziran’da kalemler cevap kâğıtlarına dokunurken aslında çok daha derin bir şey yaşanır. Bir genç, yıllarını; bir aile, emeğini; bir kalp ise umudunu aynı anda aynı salona bırakır. Sessiz, görünmez ama çok yoğun bir duygudur bu.
Ve en önemlisi şudur: Bu sınav bir son değil, sadece bir başlangıçtır. Hayat, tek bir güne sığmayacak kadar geniştir ve her emek, zamanla kendi karşılığını mutlaka bulur.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EMİNE ÇİZMELİ ERİKEL
İki Günlük Bir Yolculuk Üniversiteye Giriş Sınavı Üzerine…
20 Haziran 2026 Cumartesi günü başlayan ve 21 Haziran 2026 Pazar günü devam eden üniversiteye giriş sınavı, binlerce genç için yalnızca bir ölçme değerlendirme süreci değil; yılların birikmiş emeğinin, uykusuz gecelerin, sessiz kaygıların ve büyük umutların aynı anda bir araya geldiği iki günlük bir yolculuktur. TYT ile başlayıp AYT ve YDT oturumlarıyla devam eden bu süreç, aslında bir sınavdan çok daha fazlasıdır: bir hayatın yönünün belirlendiği, kalbin akılla aynı anda yorulduğu bir eşiktir.
Bu yolculuğu yalnızca öğrenciler üzerinden anlatmak eksik kalır. Çünkü her öğrencinin arkasında, görünmeyen ama hissedilen bir emek vardır. Ailelerin ekonomik fedakârlıkları… Kimi zaman kısılan hayaller, ertelenen ihtiyaçlar, alınan kurslar, deneme kitapları, özel dersler… Bazen bir çocuğun geleceği için bir evin düzeni sessizce yeniden kurulur. Kimse yüksek sesle söylemez ama o fedakârlıklar evin içinde hep vardır.
Bunun yanında en az ekonomik yük kadar ağır olan bir başka şey daha vardır: kalbin taşıdığı yük. Anne babaların geceleri uykusuz kalışı, “acaba yeterince hazır mı?” endişesi, dışarıya belli edilmeyen tedirginlikler… Ve tüm bunların arasında söylenen en kıymetli cümle: “Yanındayız.” Çünkü bazen bir öğrencinin en çok ihtiyacı olan şey, daha fazla baskı değil, sadece güvende hissetmektir.
Öğrenciler ise bu iki günün aslında yıllara yayılan hikâyesini taşır. Bir yıl boyunca sadece ders çalışmazlar; vazgeçmeyi öğrenmemeye çalışırlar. Yorulurlar, bazen kırılırlar, bazen yeniden toparlanırlar. Sessiz odalarda, kalabalık sınıflarda, deneme kitaplarının arasında bir hayatı şekillendirmeye çalışırlar. Ve sınav günü geldiğinde, aslında sadece bilgi değil; umutlarını da masaya koyarlar.
Toplum ise çoğu zaman bu hikâyeyi yalnızca bir sonuç olarak görür. Oysa bu sınav, bir çocuğun değerini değil; bir anlık performansını ölçer. Bir ömrün tamamını anlatmaz. Kazanmak da kaybetmek de hayatın devam ettiği gerçeğini değiştirmez, ama o anki duygunun ağırlığı yine de küçümsenemez.
20–21 Haziran’da kalemler cevap kâğıtlarına dokunurken aslında çok daha derin bir şey yaşanır. Bir genç, yıllarını; bir aile, emeğini; bir kalp ise umudunu aynı anda aynı salona bırakır. Sessiz, görünmez ama çok yoğun bir duygudur bu.
Ve en önemlisi şudur: Bu sınav bir son değil, sadece bir başlangıçtır. Hayat, tek bir güne sığmayacak kadar geniştir ve her emek, zamanla kendi karşılığını mutlaka bulur.