Başarı çoğu zaman performansla açıklanır. Oysa performansın arkasında görünmeyen bir psikolojik iklim vardır: güven, aidiyet ve ortak sorumluluk duygusu. Bir kurumun gerçek gücü, çalışanlarının bireysel yeteneklerinden değil; birlikte çalışabilme kapasitesinden doğar.
İş psikolojisi bize şunu söyler: İnsanlar baskı altında çalışabilir, ancak güven ortamında üretir. Kontrol korku yaratır; güven ise bağlılık oluşturur. Aradaki fark, grup ile ekip arasındaki farktır.
Grup, aynı ortamı paylaşan bireylerden oluşur. Herkes kendi görev tanımı içinde hareket eder. Sorumluluk sınırlıdır, katkı bireyseldir. Grup yapısında performans ölçülür, kıyas yapılır ve rekabet canlı tutulur. Ancak bu yapı uzun vadede yorgunluk üretir.
Ekip ise ortak bir bilinçtir. Burada bireyler yalnızca kendi işlerinden değil, sonucun bütününden de sorumludur. Psikolojik güvenin olduğu ekiplerde insanlar hata yapmaktan korkmaz; hata üzerinden öğrenir. Çünkü bilirler ki amaç suçlu bulmak değil, sistemi güçlendirmektir.
Bir liderin en büyük sınavı da tam burada başlar. Kontrol etmek kolaydır; güvenmek zordur. Kontrol, kısa vadede düzen sağlar. Güven ise uzun vadede sürdürülebilir başarı üretir. Sürekli denetlenen çalışan savunmaya geçer. Güvenilen çalışan ise inisiyatif alır.
Yoğun tempolu çalışma ortamlarında; ister bir ofis, ister bir üretim hattı, ister bir mutfak olsun ;baskı arttıkça gerçek yapı ortaya çıkar. Eğer yapı gurupsa stres anında çatlaklar oluşur. Eğer yapı ekipse kriz anı kenetlenme anına dönüşür.
Ekip ruhu romantik bir kavram değildir; psikolojik bir olgudur. Aidiyet duygusu, beynin güven merkezini aktive eder. Güven hisseden birey daha yaratıcı düşünür, daha cesur karar alır ve daha yüksek performans gösterir. Bu nedenle ekip ruhu yalnızca motivasyon meselesi değil, aynı zamanda nöropsikolojik bir gerçekliktir.
Kurumsal hayatta sık yapılan hata şudur: İnsanları bir araya getirmek ekip kurmak sanılır. Oysa ekip olmak için ortak hedef kadar ortak değer de gerekir. Saygı, şeffaflık ve adalet algısı yoksa yapı en fazla bir grup olarak kalır.
Gerçek ekiplerde başarı bireyselleştirilmez, paylaşılır. Hata kişiselleştirilmez, analiz edilir. Lider öne çıkmaz; sistemi öne çıkarır. Çünkü bilir ki sürdürülebilir başarı yıldızlarla değil, sağlam bir yapı ile mümkündür.
Sonuç olarak mesele, ne kadar yetenekli insanlarla çalıştığınız değildir. Mesele, o yeteneklerin birbirine güvenip güvenmediğidir. Kalabalık olmak güç değildir; uyumdur güç olan.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EMİNE ÇİZMELİ ERİKEL
Kontrol ile Güven Arasındaki İnce Çizgi
Başarı çoğu zaman performansla açıklanır. Oysa performansın arkasında görünmeyen bir psikolojik iklim vardır: güven, aidiyet ve ortak sorumluluk duygusu. Bir kurumun gerçek gücü, çalışanlarının bireysel yeteneklerinden değil; birlikte çalışabilme kapasitesinden doğar.
İş psikolojisi bize şunu söyler: İnsanlar baskı altında çalışabilir, ancak güven ortamında üretir. Kontrol korku yaratır; güven ise bağlılık oluşturur. Aradaki fark, grup ile ekip arasındaki farktır.
Grup, aynı ortamı paylaşan bireylerden oluşur. Herkes kendi görev tanımı içinde hareket eder. Sorumluluk sınırlıdır, katkı bireyseldir. Grup yapısında performans ölçülür, kıyas yapılır ve rekabet canlı tutulur. Ancak bu yapı uzun vadede yorgunluk üretir.
Ekip ise ortak bir bilinçtir. Burada bireyler yalnızca kendi işlerinden değil, sonucun bütününden de sorumludur. Psikolojik güvenin olduğu ekiplerde insanlar hata yapmaktan korkmaz; hata üzerinden öğrenir. Çünkü bilirler ki amaç suçlu bulmak değil, sistemi güçlendirmektir.
Bir liderin en büyük sınavı da tam burada başlar. Kontrol etmek kolaydır; güvenmek zordur. Kontrol, kısa vadede düzen sağlar. Güven ise uzun vadede sürdürülebilir başarı üretir. Sürekli denetlenen çalışan savunmaya geçer. Güvenilen çalışan ise inisiyatif alır.
Yoğun tempolu çalışma ortamlarında; ister bir ofis, ister bir üretim hattı, ister bir mutfak olsun ;baskı arttıkça gerçek yapı ortaya çıkar. Eğer yapı gurupsa stres anında çatlaklar oluşur. Eğer yapı ekipse kriz anı kenetlenme anına dönüşür.
Ekip ruhu romantik bir kavram değildir; psikolojik bir olgudur. Aidiyet duygusu, beynin güven merkezini aktive eder. Güven hisseden birey daha yaratıcı düşünür, daha cesur karar alır ve daha yüksek performans gösterir. Bu nedenle ekip ruhu yalnızca motivasyon meselesi değil, aynı zamanda nöropsikolojik bir gerçekliktir.
Kurumsal hayatta sık yapılan hata şudur: İnsanları bir araya getirmek ekip kurmak sanılır. Oysa ekip olmak için ortak hedef kadar ortak değer de gerekir. Saygı, şeffaflık ve adalet algısı yoksa yapı en fazla bir grup olarak kalır.
Gerçek ekiplerde başarı bireyselleştirilmez, paylaşılır. Hata kişiselleştirilmez, analiz edilir. Lider öne çıkmaz; sistemi öne çıkarır. Çünkü bilir ki sürdürülebilir başarı yıldızlarla değil, sağlam bir yapı ile mümkündür.
Sonuç olarak mesele, ne kadar yetenekli insanlarla çalıştığınız değildir. Mesele, o yeteneklerin birbirine güvenip güvenmediğidir. Kalabalık olmak güç değildir; uyumdur güç olan.
Ekip ruhu, “ben”i susturup “biz”i büyütebilmektir.