Bir kuşak önce annelik daha mı kolaydı?
Muhtemelen hayır.
Özellikle kırsalda yaşayan bir çok kadın ağır şartlarda çalışıyor,evin ve cocukların tüm sorumluluğunu aynı anda taşıyordu.Üstelik çoğunun ekonomik özgürlüğü de yoktu. Bugünün “özgür kadın” tanımına göre çok daha ağır şartlarda yaşıyorlardı.
Buna rağmen bugün farklı bir tabloyla karşı karşıyayız:
Bugünün şehirli annesi, geçmişe göre daha fazla imkâna sahip olmasına rağmen daha yorgun, daha kaygılı ve daha sıkışmış hissediyor.
Çünkü mesele yalnızca hayatın zor olması değil. Mesele, modern hayatın kadından aynı anda onlarca rolü kusursuz şekilde yerine getirmesini istemesi.
Bugünün kadını hem çalışan olacak, hem anne olacak, hem bakımlı olacak, hem sosyal kalacak hem de bütün bunları yaparken güçlü görünecek.
Modern şehir hayatı kadına özgürlük sundu ama yüklerini azaltmadı. Sadece sorumlulukların biçimini değiştirdi.
Üstelik büyük şehirlerde annelik artık yalnızca duygusal değil, ekonomik bir mücadeleye de dönüştü. Kira, okul masrafı, gelecek kaygısı ve yaşam maliyetleri birçok kadını çalışmayı tercih değil zorunluluk olarak yaşamaya itiyor.
Fakat sistem kadının çalışmasını isterken anneliğin yükünü hâlâ büyük ölçüde onun omzunda bırakıyor.
Kadın iş yerinde profesyonel olmak zorunda, evde ise tükenmeyen bir şefkat kaynağı…
İşte bu yüzden modern annelik giderek görünmeyen bir zihinsel yorgunluğa dönüşüyor.
Çünkü annelik artık yalnızca fiziksel emek değil; sürekli düşünmek demek. Çocuğun psikolojisini, eğitimini, ekran süresini, geleceğini düşünmek…
Bir annenin zihni artık hiç susmuyor.
Sosyal medya ise bu baskıyı daha da büyütüyor. Kusursuz evler, eksiksiz doğum günü organizasyonları, sürekli mutlu görünen aileler…
Annelik artık yaşanan bir duygu olmaktan çok, sergilenen bir kimliğe dönüşüyor.
Ve kadınlar en çok burada yoruluyor.
Çünkü modern çağ annelere aynı anda hem üretmesini hem de hiçbir şeyi kaçırmamasını söylüyor. Bu ise neredeyse insanüstü bir beklenti.
Belki de bugünün huzursuzluğu yalnızca bireysel değil; insan doğasıyla modern yaşam biçimi arasındaki çatışmanın sonucu.
Elbette mesele geçmişe dönmek değil. Kadının ekonomik özgürlüğü ve bireyselleşmesi çok önemli kazanımlar. Ancak insanın ruhunu koruyacak bir yaşam düzeni kurulamadığında, özgürlük bile bazen başka bir yorgunluğa dönüşebiliyor.
Ve bugün birçok anne aslında sadece çocuk büyütmüyor; hızla akan bu hayatın içinde kendisini kaybetmemeye çalışıyor.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EMİNE ÇİZMELİ ERİKEL
Modern Annelik… Kadının Görünmeyen Yorgunluğu
Bir kuşak önce annelik daha mı kolaydı?
Muhtemelen hayır.
Özellikle kırsalda yaşayan bir çok kadın ağır şartlarda çalışıyor,evin ve cocukların tüm sorumluluğunu aynı anda taşıyordu.Üstelik çoğunun ekonomik özgürlüğü de yoktu. Bugünün “özgür kadın” tanımına göre çok daha ağır şartlarda yaşıyorlardı.
Buna rağmen bugün farklı bir tabloyla karşı karşıyayız:
Bugünün şehirli annesi, geçmişe göre daha fazla imkâna sahip olmasına rağmen daha yorgun, daha kaygılı ve daha sıkışmış hissediyor.
Çünkü mesele yalnızca hayatın zor olması değil. Mesele, modern hayatın kadından aynı anda onlarca rolü kusursuz şekilde yerine getirmesini istemesi.
Bugünün kadını hem çalışan olacak, hem anne olacak, hem bakımlı olacak, hem sosyal kalacak hem de bütün bunları yaparken güçlü görünecek.
Modern şehir hayatı kadına özgürlük sundu ama yüklerini azaltmadı. Sadece sorumlulukların biçimini değiştirdi.
Üstelik büyük şehirlerde annelik artık yalnızca duygusal değil, ekonomik bir mücadeleye de dönüştü. Kira, okul masrafı, gelecek kaygısı ve yaşam maliyetleri birçok kadını çalışmayı tercih değil zorunluluk olarak yaşamaya itiyor.
Fakat sistem kadının çalışmasını isterken anneliğin yükünü hâlâ büyük ölçüde onun omzunda bırakıyor.
Kadın iş yerinde profesyonel olmak zorunda, evde ise tükenmeyen bir şefkat kaynağı…
İşte bu yüzden modern annelik giderek görünmeyen bir zihinsel yorgunluğa dönüşüyor.
Çünkü annelik artık yalnızca fiziksel emek değil; sürekli düşünmek demek. Çocuğun psikolojisini, eğitimini, ekran süresini, geleceğini düşünmek…
Bir annenin zihni artık hiç susmuyor.
Sosyal medya ise bu baskıyı daha da büyütüyor. Kusursuz evler, eksiksiz doğum günü organizasyonları, sürekli mutlu görünen aileler…
Annelik artık yaşanan bir duygu olmaktan çok, sergilenen bir kimliğe dönüşüyor.
Ve kadınlar en çok burada yoruluyor.
Çünkü modern çağ annelere aynı anda hem üretmesini hem de hiçbir şeyi kaçırmamasını söylüyor. Bu ise neredeyse insanüstü bir beklenti.
Belki de bugünün huzursuzluğu yalnızca bireysel değil; insan doğasıyla modern yaşam biçimi arasındaki çatışmanın sonucu.
Elbette mesele geçmişe dönmek değil. Kadının ekonomik özgürlüğü ve bireyselleşmesi çok önemli kazanımlar. Ancak insanın ruhunu koruyacak bir yaşam düzeni kurulamadığında, özgürlük bile bazen başka bir yorgunluğa dönüşebiliyor.
Ve bugün birçok anne aslında sadece çocuk büyütmüyor; hızla akan bu hayatın içinde kendisini kaybetmemeye çalışıyor.