Hava Durumu

“Prenses Erkek” Değil, Yeni Bir İlişki Dengesi mi?

Yazının Giriş Tarihi: 13.08.2026 18:43
Yazının Güncellenme Tarihi: 13.08.2026 18:45

Son dönemde sosyal medyada sıkça karşılaştığımız bir ifade var: “Prenses erkek.”

Partnerinden ilgi bekleyen, bakım görmek isteyen, duygularını daha açık ifade eden ya da bazı konularda kendisine özel bir yaklaşım bekleyen erkekleri tanımlamak için kullanılan bu ifade, aslında yalnızca erkekler üzerinden yürütülen bir tartışma değil.

Bize, kadın ve erkek ilişkilerinde değişen beklentileri de düşündürüyor.

Çünkü kadınların ve erkeklerin evlilikten beklentileri zaman içinde değişiyor. Bununla birlikte, geleneksel rollerin anlamı da yeniden değerlendiriliyor.

Kadınların ekonomik hayata daha fazla katılması ve kendi hayatlarını daha bağımsız biçimde sürdürebilmeleri, evlilik içerisindeki beklentileri de etkiliyor. Ancak ekonomik açıdan kendi ayakları üzerinde duran bir kadının ilişkide sevgi, ilgi, güven, dayanışma ve paylaşım araması bununla çelişmiyor.

Burada başka bir ayrıntıyı da gözden kaçırmamak gerekiyor.

Ekonomik koşulları birbirinden farklı kadınların evlilikten beklentileri de aynı olmayabilir.

Ekonomik sorumluluğun önemli bölümünü eşinin üstlendiği bir evlilikte kadın, evin ve çocukların bakımına daha fazla zaman ayırıyor olabilir. Ekonomik olarak bağımsız bir kadın ise evlilik içerisindeki sorumlulukların farklı biçimde paylaşılmasını isteyebilir.

Dolayısıyla kadınların beklentilerini tek bir kadın profili üzerinden değerlendirmek kolay görünse de hayatın gerçekliği bundan daha farklı.

Asıl tartışma belki de burada başlıyor.

Değişen kadın ve erkek rollerine rağmen bazı eski beklentiler varlığını sürdürmeye devam ediyor.

Örneğin bazı kadınlar ekonomik ve sosyal açıdan daha bağımsız bir hayat kurarken, eşlerinden hâlâ geleneksel erkeklik rolünün getirdiği koruyuculuk, ekonomik sorumluluk ve güçlü duruşu bekleyebiliyor.

Bazı erkekler ise ilişkide daha fazla paylaşım ve karşılıklılık talep ederken, kendilerine yüklenen geleneksel erkeklik sorumluluklarının sorgulanmasından rahatsız olabiliyor.

Tam bu noktada “prenses erkek” söylemi ortaya çıkıyor.

Erkeklerin bir bölümü ise bu ifadeye farklı bir soruyla karşılık veriyor:

“Benden hâlâ güçlü, sorumluluk alan ve gerektiğinde sorunları çözen bir erkek olmam beklenirken, duygularımı ifade ettiğimde neden bunu bir zayıflık olarak görüyoruz?”

Bu sorunun da üzerinde düşünmeye değer olduğunu düşünüyorum.

Çünkü erkeklerin de ilişkide ilgi görmek, anlaşılmak, desteklenmek ve bakım görmek istemesi doğal olabilir. Bir erkeğin duygularını ifade etmesi, tek başına onun sorumluluk almaktan kaçındığı anlamına gelmez.

Ancak burada başka bir ayrım yapmak gerekiyor.

İlgi ve bakım beklemekle ilişkinin sorumluluklarını sürekli karşı tarafa bırakmak aynı şey değil.

Bu ayrım kadınlar için de erkekler için de geçerli.

Bir evlilikte taraflardan birinin daha fazla kazanması, diğerinin ev ve çocuklarla daha fazla ilgilenmesi mümkün. Hayatın bazı dönemlerinde bir eşin diğerinden daha fazla yük üstlenmesi de kaçınılmaz olabilir.

Bu nedenle evlilikte her şeyin birebir eşit olmasından çok, tarafların kendilerini ilişkinin içinde ne kadar adil bir paylaşımın bulunduğu konusunda hissettikleri daha önemli olabilir.

Çünkü adalet her zaman aynı şeyi yapmak anlamına gelmiyor.

Bazen bir taraf ekonomik olarak daha fazla katkı sağlar, diğer taraf zamanını ve emeğini daha fazla ortaya koyar. Bazen de şartlar değişir ve roller yeniden paylaşılır.

Önemli olan, bu paylaşımın tek taraflı bir beklentiye dönüşmemesi ve iki kişinin de kendisini ilişkinin sorumluluğunu taşıyan bir taraf olarak görebilmesi.

Belki de “prenses erkek” tartışmasını bu açıdan ele almak gerekiyor.

Mesele yalnızca erkeklerin değişip değişmediği değil.

Kadınların beklentileri değişirken erkeklerin beklentileri nasıl değişiyor?

Erkeklerden beklenen geleneksel rollerin hangileri hâlâ korunuyor? Kadınlardan beklenen geleneksel rollerin hangileri değişiyor? Ve bütün bu değişim içerisinde çiftler, kendi ilişkilerinin kurallarını yeniden konuşabiliyor mu?

Çünkü her evliliğin ekonomik koşulları, aile yapısı, yaşam biçimi ve sorumlulukları birbirinden farklı.

Bu nedenle belki de artık “Kadın ne ister?” ya da “Erkek ne ister?” sorusundan çok, “Bu iki insan birlikte nasıl bir hayat kurmak istiyor?” sorusuna bakmak gerekiyor.

“Prenses erkek” söylemi de belki bize tam olarak bunu hatırlatıyor.

Geleneksel rollerin sınırları değişirken, yeni beklentilerin sınırları da yeniden çiziliyor.

Bu süreçte kadınların da erkeklerin de birbirlerinden ne beklediklerini ve kendi ilişkilerine ne kattıklarını yeniden değerlendirmeleri gerekiyor.

Çünkü evlilikte önemli olan her şeyi aynı ölçüde yapmak değil; hayatın getirdiği sorumlulukları mümkün olduğunca adil biçimde paylaşabilmek.

Belki de tartışmamız gereken soru,

“Prenses erkek var mı?” değil;

“Bugünün evliliğinde kadın ve erkek birbirinden ne bekliyor ve bu beklentilerin karşılığında ne sunuyor?”

Belki de yeni ilişki dengesi tam da burada kuruluyor.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.