Rekabet Öğretisiyle mi, Merhamet, Şefkat ve Adalet Öğretisiyle mi Çocuk Yetiştiriyoruz?
Yazının Giriş Tarihi: 17.09.2026 18:35
Yazının Güncellenme Tarihi: 17.09.2026 18:37
Çocuk yetiştirirken çoğu zaman niyetimiz iyidir. Onun başarılı olmasını, güçlü durmasını, hayatta geri kalmamasını isteriz.
Fakat davranış bilimi bize önemli bir şey söyler: Çocuklar yalnızca söylediklerimizi değil, hangi davranışlarının ardından ödül, ilgi ve onay aldıklarını da öğrenirler.
Bir çocuk yüksek not aldığında büyük bir övgü görüyor, arkadaşına yardım ettiğinde ise bunu sıradan bir davranış olarak geçiştiriyorsak, farkında olmadan ona bir öncelik sıralaması öğretiyoruz.
“Başarılı olursam daha değerliyim.”
“Öne geçersem daha çok takdir edilirim.”
“Ben kazanırsam önemsenirim.”
Bir süre sonra çocuk yalnızca öğrenmek için değil, başkasını geçmek için çalışmaya başlayabiliyor.
Burada rekabetin kendisini suçlamak doğru değil. Rekabet, çocuğa hedef koymayı, çaba göstermeyi, başarısızlıkla baş etmeyi ve yeniden denemeyi öğretebilir. Sorun, rekabetin çocuğun bütün değer ölçüsüne dönüşmesidir.
Çünkü davranış biliminde davranışların tekrar edilmesinde, ortaya çıkan sonuçların önemli bir yeri vardır. Çocuk hangi davranışının ardından takdir edildiğini, hangisinin görmezden gelindiğini zamanla öğrenir.
Peki biz çocuklarımızı ne için takdir ediyoruz?
Sadece kazandığında mı?
Yoksa arkadaşının başarısını içtenlikle kutladığında da mı?
Sadece yüksek not aldığında mı?
Yoksa zorlandığı hâlde vazgeçmediğinde de mi?
Sadece kendini savunduğunda mı?
Yoksa karşısındakinin hakkını gözettiğinde de mi?
İşte burada merhamet, şefkat ve adalet devreye giriyor.
Çocuğa yalnızca “İyi insan ol.” demek yeterli değildir. Çocuğun günlük hayatında hangi davranışların değer gördüğünü de göstermek gerekir.
Bir kardeşine yardım ettiğinde bunu fark etmek, haksızlık karşısında başkasının hakkını savunduğunda bunu takdir etmek, kaybettiği hâlde arkadaşını tebrik ettiğinde bunun da bir başarı olduğunu göstermek…
Çünkü çocuk böylece şunu öğrenir:
“Ben sadece kazandığım için değil, nasıl davrandığım için de değerliyim.”
Bence çocuk yetiştirmenin en önemli dengelerinden biri tam burada kuruluyor.
Çocuğa rekabet etmeyi ama düşmanlaşmamayı; güçlü olmayı ama ezmemeyi; kendini savunmayı ama haksızlık yapmamayı; başarılı olmayı ama başkasının başarısından rahatsız olmamayı öğretmek…
Çünkü toplumların geleceği yalnızca başarılı çocuklarla değil, başarısını nasıl taşıdığını bilen çocuklarla şekillenecek.
Bugün sürekli birbirleriyle kıyasladığımız çocuklar, yarın iş hayatında birbirinin rakibi olacak. Bugün yalnızca kazanmayı ödüllendirdiğimiz çocuklar, yarın kazanmak uğruna hangi sınırları aşabileceklerini sorgulayacak.
Oysa başarı kadar çabayı, dayanışmayı, adaleti ve başkasının hakkını gözetmeyi de görünür kılabilirsek, farklı bir davranış kültürünün temellerini atabiliriz.
Belki de çocuk yetiştirirken asıl mesajımız,
“Herkesten daha iyi ol.” değil,
“Elinden gelenin en iyisini yap; ama bunu yaparken insanlığını kaybetme.”olmalı.
Çünkü toplumları yalnızca başarılı bireyler değil, gücünü nasıl kullanacağını bilen bireyler ayakta tutar.
Ve belki bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şu:
Çocuklarımıza sadece kazanmayı mı öğretiyoruz, yoksa kazandığında da kaybettiğinde de nasıl insan kalacağını mı?
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EMİNE ÇİZMELİ ERİKEL
Rekabet Öğretisiyle mi, Merhamet, Şefkat ve Adalet Öğretisiyle mi Çocuk Yetiştiriyoruz?
Çocuk yetiştirirken çoğu zaman niyetimiz iyidir. Onun başarılı olmasını, güçlü durmasını, hayatta geri kalmamasını isteriz.
Fakat davranış bilimi bize önemli bir şey söyler: Çocuklar yalnızca söylediklerimizi değil, hangi davranışlarının ardından ödül, ilgi ve onay aldıklarını da öğrenirler.
Bir çocuk yüksek not aldığında büyük bir övgü görüyor, arkadaşına yardım ettiğinde ise bunu sıradan bir davranış olarak geçiştiriyorsak, farkında olmadan ona bir öncelik sıralaması öğretiyoruz.
“Başarılı olursam daha değerliyim.”
“Öne geçersem daha çok takdir edilirim.”
“Ben kazanırsam önemsenirim.”
Bir süre sonra çocuk yalnızca öğrenmek için değil, başkasını geçmek için çalışmaya başlayabiliyor.
Burada rekabetin kendisini suçlamak doğru değil. Rekabet, çocuğa hedef koymayı, çaba göstermeyi, başarısızlıkla baş etmeyi ve yeniden denemeyi öğretebilir. Sorun, rekabetin çocuğun bütün değer ölçüsüne dönüşmesidir.
Çünkü davranış biliminde davranışların tekrar edilmesinde, ortaya çıkan sonuçların önemli bir yeri vardır. Çocuk hangi davranışının ardından takdir edildiğini, hangisinin görmezden gelindiğini zamanla öğrenir.
Peki biz çocuklarımızı ne için takdir ediyoruz?
Sadece kazandığında mı?
Yoksa arkadaşının başarısını içtenlikle kutladığında da mı?
Sadece yüksek not aldığında mı?
Yoksa zorlandığı hâlde vazgeçmediğinde de mi?
Sadece kendini savunduğunda mı?
Yoksa karşısındakinin hakkını gözettiğinde de mi?
İşte burada merhamet, şefkat ve adalet devreye giriyor.
Çocuğa yalnızca “İyi insan ol.” demek yeterli değildir. Çocuğun günlük hayatında hangi davranışların değer gördüğünü de göstermek gerekir.
Bir kardeşine yardım ettiğinde bunu fark etmek, haksızlık karşısında başkasının hakkını savunduğunda bunu takdir etmek, kaybettiği hâlde arkadaşını tebrik ettiğinde bunun da bir başarı olduğunu göstermek…
Çünkü çocuk böylece şunu öğrenir:
“Ben sadece kazandığım için değil, nasıl davrandığım için de değerliyim.”
Bence çocuk yetiştirmenin en önemli dengelerinden biri tam burada kuruluyor.
Çocuğa rekabet etmeyi ama düşmanlaşmamayı; güçlü olmayı ama ezmemeyi; kendini savunmayı ama haksızlık yapmamayı; başarılı olmayı ama başkasının başarısından rahatsız olmamayı öğretmek…
Çünkü toplumların geleceği yalnızca başarılı çocuklarla değil, başarısını nasıl taşıdığını bilen çocuklarla şekillenecek.
Bugün sürekli birbirleriyle kıyasladığımız çocuklar, yarın iş hayatında birbirinin rakibi olacak. Bugün yalnızca kazanmayı ödüllendirdiğimiz çocuklar, yarın kazanmak uğruna hangi sınırları aşabileceklerini sorgulayacak.
Oysa başarı kadar çabayı, dayanışmayı, adaleti ve başkasının hakkını gözetmeyi de görünür kılabilirsek, farklı bir davranış kültürünün temellerini atabiliriz.
Belki de çocuk yetiştirirken asıl mesajımız,
“Herkesten daha iyi ol.” değil,
“Elinden gelenin en iyisini yap; ama bunu yaparken insanlığını kaybetme.”olmalı.
Çünkü toplumları yalnızca başarılı bireyler değil, gücünü nasıl kullanacağını bilen bireyler ayakta tutar.
Ve belki bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şu:
Çocuklarımıza sadece kazanmayı mı öğretiyoruz, yoksa kazandığında da kaybettiğinde de nasıl insan kalacağını mı?