Bugün sosyal medyada paylaşılan her çocuk, sadece bir anı olarak kalmıyor; aynı zamanda görünür, erişilebilir ve savunmasız bir hedef hâline geliyor.
Konum bilgileri, okul detayları, günlük rutinler… Ebeveynler çoğu zaman farkında olmadan çocuklarının hayatını adım adım ifşa ediyor. Bu durum artık sadece mahremiyet değil, doğrudan bir güvenlik meselesidir.
Çünkü dijital dünya steril bir alan değildir. İyi niyet kadar kötü niyet de vardır. Bir çocuğun yüzü, adı ve yaşamına dair detaylar bu kadar açık edildiğinde, o çocuk kontrol edemediği bir dijital ortamda tanınan bir kişiye dönüşür.
Sorun tam da burada başlıyor.
Bir çocuğun ağladığı anın paylaşılması, hasta hâlinin içerik hâline getirilmesi ya da kırılgan bir anının milyonlara sunulması… Bunlar yalnızca “anı paylaşmak” değildir. Bunlar, çocuğun rızası olmadan yapılan bir tür dijital istismardır.
Türkiye’de sosyal medya kullanımı oldukça yaygındır. Bu yaygınlık, ebeveyn eliyle yapılan görünürlüğü normalleştirmektedir. Oysa normalleşen her davranış, sorgulanmadığında büyür.
Bir çocuk kendi dijital kimliğini seçebilecek yaşta değildir; ancak onun adına bir kimlik inşa edilmektedir. Üstelik bu kimlik, geri dönüşü olmayan bir dijital hafızaya kazınır.
Bugün “sevimli” görülen bir paylaşım, yarın zorbalığın malzemesi olabilir. Bugün masum görülen bir video, ileride çocuğun kendini algılama biçimini etkileyebilir.
Daha da önemlisi, bu içerikler yalnızca yakın çevrede kalmaz. Algoritmalar sayesinde kontrolsüz bir şekilde yayılır. Bir çocuğun görüntüsü, hiç tanımadığı insanların ekranına düşer; kimlerin kaydettiği ya da nasıl kullandığı bilinmez.
Bu noktada mesele bireysel tercihin ötesine geçer.
Türkiye’de yürürlükte olan Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK), kişisel verilerin korunmasını açıkça düzenler. Bir çocuğun yüzü, sesi, adı ve günlük yaşamına dair tüm detaylar kişisel veridir.
Ancak sorun yalnızca hukuki değil, aynı zamanda etik bir sorundur.
Henüz rızasını oluşturamayan bir çocuğun mahremiyetini ihlal etmek, onun geleceğine müdahale etmektir. Onu görünür kılarken aynı zamanda savunmasız bırakmaktır.
Hiçbir ebeveyn çocuğuna zarar vermek istemez. Ancak zarar çoğu zaman kötü niyetten değil, sınırların fark edilmemesinden doğar.
Ve belki de artık şu gerçekle yüzleşmek gerekir: Çocukları büyütmek ile onları sergilemek arasında ince bir çizgi vardır.
O çizgi aşıldığında paylaşım masumiyetini kaybeder; çocuk ise bir hatıranın öznesi olmaktan çıkar, bir içeriğin nesnesine dönüşür.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EMİNE ÇİZMELİ ERİKEL
Sosyal Medyada Çocukluk ve Dijital İstismar
Bugün sosyal medyada paylaşılan her çocuk, sadece bir anı olarak kalmıyor; aynı zamanda görünür, erişilebilir ve savunmasız bir hedef hâline geliyor.
Konum bilgileri, okul detayları, günlük rutinler… Ebeveynler çoğu zaman farkında olmadan çocuklarının hayatını adım adım ifşa ediyor. Bu durum artık sadece mahremiyet değil, doğrudan bir güvenlik meselesidir.
Çünkü dijital dünya steril bir alan değildir. İyi niyet kadar kötü niyet de vardır. Bir çocuğun yüzü, adı ve yaşamına dair detaylar bu kadar açık edildiğinde, o çocuk kontrol edemediği bir dijital ortamda tanınan bir kişiye dönüşür.
Sorun tam da burada başlıyor.
Bir çocuğun ağladığı anın paylaşılması, hasta hâlinin içerik hâline getirilmesi ya da kırılgan bir anının milyonlara sunulması… Bunlar yalnızca “anı paylaşmak” değildir. Bunlar, çocuğun rızası olmadan yapılan bir tür dijital istismardır.
Türkiye’de sosyal medya kullanımı oldukça yaygındır. Bu yaygınlık, ebeveyn eliyle yapılan görünürlüğü normalleştirmektedir. Oysa normalleşen her davranış, sorgulanmadığında büyür.
Bir çocuk kendi dijital kimliğini seçebilecek yaşta değildir; ancak onun adına bir kimlik inşa edilmektedir. Üstelik bu kimlik, geri dönüşü olmayan bir dijital hafızaya kazınır.
Bugün “sevimli” görülen bir paylaşım, yarın zorbalığın malzemesi olabilir. Bugün masum görülen bir video, ileride çocuğun kendini algılama biçimini etkileyebilir.
Daha da önemlisi, bu içerikler yalnızca yakın çevrede kalmaz. Algoritmalar sayesinde kontrolsüz bir şekilde yayılır. Bir çocuğun görüntüsü, hiç tanımadığı insanların ekranına düşer; kimlerin kaydettiği ya da nasıl kullandığı bilinmez.
Bu noktada mesele bireysel tercihin ötesine geçer.
Türkiye’de yürürlükte olan Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK), kişisel verilerin korunmasını açıkça düzenler. Bir çocuğun yüzü, sesi, adı ve günlük yaşamına dair tüm detaylar kişisel veridir.
Ancak sorun yalnızca hukuki değil, aynı zamanda etik bir sorundur.
Henüz rızasını oluşturamayan bir çocuğun mahremiyetini ihlal etmek, onun geleceğine müdahale etmektir. Onu görünür kılarken aynı zamanda savunmasız bırakmaktır.
Hiçbir ebeveyn çocuğuna zarar vermek istemez. Ancak zarar çoğu zaman kötü niyetten değil, sınırların fark edilmemesinden doğar.
Ve belki de artık şu gerçekle yüzleşmek gerekir: Çocukları büyütmek ile onları sergilemek arasında ince bir çizgi vardır.
O çizgi aşıldığında paylaşım masumiyetini kaybeder; çocuk ise bir hatıranın öznesi olmaktan çıkar, bir içeriğin nesnesine dönüşür.