Türkiye’de boşanma oranlarının artmasında evlilik aktarımının payı
Yazının Giriş Tarihi: 02.04.2026 14:43
Yazının Güncellenme Tarihi: 02.04.2026 14:45
Kuşaklar arası evlilik anlayışındaki farklılıklar, Türkiye’de artan boşanma oranlarının görünmeyen nedenlerinden biri olabilir.
Türkiye’de son yıllarda artan boşanma oranları kamuoyunda sıkça tartışılmaktadır. Kimibunu ekonomik zorluklara, kimi değişen değerlere, kimi ise modern hayatın hızınabağlamaktadır. Oysa gözden kaçan daha derin bir mesele vardır: Evlilik aktarımı. Yani bir kuşağın evlilik anlayışının, çoğu zaman sorgulanmadan bir sonraki kuşağa taşınması.
Resmî istatistikler, evlilik ve boşanma dinamiklerinin toplumsal değişimle birlikte farklılaştığını göstermektedir. Ancak bu tabloyu yalnızca rakamlarla açıklamak yeterli değildir; asıl mesele zihniyet dönüşümünde gizlidir.
Türkiye’de bir kuşak öncesinin evlilik anlayışı daha çok sabır, fedakârlık ve “yuva yıkmama” ilkesi üzerine kuruluydu. Kadın ve erkeğin rolleri daha belirgindi. Aile büyüklerinin evlilik üzerindeki etkisi daha güçlüydü. Sorunlar çoğu zaman konuşulmadan, zamana bırakılarak ya da görmezden gelinerek yönetilirdi. Boşanma ise birçok çevrede neredeyse hiç konuşulmayan bir ihtimaldi.
Bugün ise tablo değişmiştir. Kadınların eğitim düzeyinin artması, çalışma hayatına katılımı ve ekonomik bağımsızlık kazanması; erkeklerin de duygusal beklentilerinin dönüşmesi evliliği yeniden tanımlamaktadır. Artık evlilik yalnızca bir kurum değil; duygusal tatmin, karşılıklı saygı ve bireysel alan ihtiyacı üzerine kurulan bir birliktelik olarak görülmektedir.
Modern toplum kuramları, günümüz ilişkilerinin karşılıklı doyum temelinde sürdüğünü vurgulamaktadır. Buna göre ilişki, taraflar tatmin olduğu sürece devam eder. Bu yaklaşım, geleneksel evlilik modelinden oldukça farklıdır. Geleneksel yapıda evlilik, bireysel mutluluktan bağımsız olarak sürdürülürken; modern yapıda bireysel tatmin, ilişkinin devam koşulu hâline gelmiştir.
Kuşaklar arası çatışma tam da burada başlamaktadır.
Anne babasından susarak çözmeyi öğrenen biri, konuşarak çözüm arayan bir eşle zorlanabilmektedir. “Ne olursa olsun evlilik sürmeli” anlayışıyla büyüyen biri, “Mutlu değilsem devam etmem” diyen bir eşle aynı zeminde buluşamayabilmektedir. Bir taraf için fedakârlık öncelikliyken, diğer taraf için karşılıklı doyum belirleyici hâle gelmektedir.
Türkiye’de boşanma oranlarının artmasında ekonomik faktörler, şehirleşme ve dijitalleşme elbette rol oynamaktadır. Ancak evlilik aktarımındaki uyumsuzluk da önemli bir paya sahiptir. Çünkü birçok çift, farkında olmadan anne babasının evlilik modelini tekrar etmeye çalışmaktadır. O modelin bugünün şartlarında işlemediğini gördüğünde ise hayal kırıklığı yaşamaktadır.
En sık yapılan hata, “Biz böyle gördük.” cümlesini değişime karşı bir kalkan olarak kullanmaktır. Oysa her dönem kendi şartlarını üretir. Geçmişte işe yarayan bir yöntem, bugün aynı sonucu vermeyebilir.
Sağlıklı bir evlilik, geçmişi reddederek değil; geçmişi anlayıp dönüştürerek kurulur. Anne babamızın fedakârlıklarını takdir edebiliriz; ancak onların iletişim eksikliklerini ya da bastırılmış duygularını sürdürmek zorunda değiliz. Gelenekten güç almak başka, geleneğin içinde sıkışıp kalmak başkadır.
Sonuç olarak, Türkiye’de boşanma oranlarının artmasında kuşaklar arası evlilik aktarımının önemli bir payı olabilir. Ancak bu kaçınılmaz bir kader değildir. Çiftler, evliliklerine hangi inançları taşıdıklarını fark ettiklerinde ve bu inançları bilinçli biçimde yeniden tanımladıklarında çatışma azalacaktır.
Belki de asıl soru şudur: Biz gerçekten eşimizle mi evliyiz, yoksa ailelerimizin evlilik kalıplarıyla mı?
Evlilik, miras alınan bir ezber değil; birlikte yazılan canlı bir metindir. Geçmişten beslenir, fakat bugünde şekillenir. Değişimi inkâr etmek yerine anlamaya çalıştığımızda, boşanmayı yalnızca bir dağılma değil; uyum sağlanamayan bir geçiş sürecinin işareti olarak da okuyabiliriz.
Uzm.İş ve Aile Danışmanı
Emine Çizmeli ERİKEL
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EMİNE ÇİZMELİ ERİKEL
Türkiye’de boşanma oranlarının artmasında evlilik aktarımının payı
Kuşaklar arası evlilik anlayışındaki farklılıklar, Türkiye’de artan boşanma oranlarının görünmeyen nedenlerinden biri olabilir.
Türkiye’de son yıllarda artan boşanma oranları kamuoyunda sıkça tartışılmaktadır. Kimibunu ekonomik zorluklara, kimi değişen değerlere, kimi ise modern hayatın hızınabağlamaktadır. Oysa gözden kaçan daha derin bir mesele vardır: Evlilik aktarımı. Yani bir kuşağın evlilik anlayışının, çoğu zaman sorgulanmadan bir sonraki kuşağa taşınması.
Resmî istatistikler, evlilik ve boşanma dinamiklerinin toplumsal değişimle birlikte farklılaştığını göstermektedir. Ancak bu tabloyu yalnızca rakamlarla açıklamak yeterli değildir; asıl mesele zihniyet dönüşümünde gizlidir.
Türkiye’de bir kuşak öncesinin evlilik anlayışı daha çok sabır, fedakârlık ve “yuva yıkmama” ilkesi üzerine kuruluydu. Kadın ve erkeğin rolleri daha belirgindi. Aile büyüklerinin evlilik üzerindeki etkisi daha güçlüydü. Sorunlar çoğu zaman konuşulmadan, zamana bırakılarak ya da görmezden gelinerek yönetilirdi. Boşanma ise birçok çevrede neredeyse hiç konuşulmayan bir ihtimaldi.
Bugün ise tablo değişmiştir. Kadınların eğitim düzeyinin artması, çalışma hayatına katılımı ve ekonomik bağımsızlık kazanması; erkeklerin de duygusal beklentilerinin dönüşmesi evliliği yeniden tanımlamaktadır. Artık evlilik yalnızca bir kurum değil; duygusal tatmin, karşılıklı saygı ve bireysel alan ihtiyacı üzerine kurulan bir birliktelik olarak görülmektedir.
Modern toplum kuramları, günümüz ilişkilerinin karşılıklı doyum temelinde sürdüğünü vurgulamaktadır. Buna göre ilişki, taraflar tatmin olduğu sürece devam eder. Bu yaklaşım, geleneksel evlilik modelinden oldukça farklıdır. Geleneksel yapıda evlilik, bireysel mutluluktan bağımsız olarak sürdürülürken; modern yapıda bireysel tatmin, ilişkinin devam koşulu hâline gelmiştir.
Kuşaklar arası çatışma tam da burada başlamaktadır.
Anne babasından susarak çözmeyi öğrenen biri, konuşarak çözüm arayan bir eşle zorlanabilmektedir. “Ne olursa olsun evlilik sürmeli” anlayışıyla büyüyen biri, “Mutlu değilsem devam etmem” diyen bir eşle aynı zeminde buluşamayabilmektedir. Bir taraf için fedakârlık öncelikliyken, diğer taraf için karşılıklı doyum belirleyici hâle gelmektedir.
Türkiye’de boşanma oranlarının artmasında ekonomik faktörler, şehirleşme ve dijitalleşme elbette rol oynamaktadır. Ancak evlilik aktarımındaki uyumsuzluk da önemli bir paya sahiptir. Çünkü birçok çift, farkında olmadan anne babasının evlilik modelini tekrar etmeye çalışmaktadır. O modelin bugünün şartlarında işlemediğini gördüğünde ise hayal kırıklığı yaşamaktadır.
En sık yapılan hata, “Biz böyle gördük.” cümlesini değişime karşı bir kalkan olarak kullanmaktır. Oysa her dönem kendi şartlarını üretir. Geçmişte işe yarayan bir yöntem, bugün aynı sonucu vermeyebilir.
Sağlıklı bir evlilik, geçmişi reddederek değil; geçmişi anlayıp dönüştürerek kurulur. Anne babamızın fedakârlıklarını takdir edebiliriz; ancak onların iletişim eksikliklerini ya da bastırılmış duygularını sürdürmek zorunda değiliz. Gelenekten güç almak başka, geleneğin içinde sıkışıp kalmak başkadır.
Sonuç olarak, Türkiye’de boşanma oranlarının artmasında kuşaklar arası evlilik aktarımının önemli bir payı olabilir. Ancak bu kaçınılmaz bir kader değildir. Çiftler, evliliklerine hangi inançları taşıdıklarını fark ettiklerinde ve bu inançları bilinçli biçimde yeniden tanımladıklarında çatışma azalacaktır.
Belki de asıl soru şudur: Biz gerçekten eşimizle mi evliyiz, yoksa ailelerimizin evlilik kalıplarıyla mı?
Evlilik, miras alınan bir ezber değil; birlikte yazılan canlı bir metindir. Geçmişten beslenir, fakat bugünde şekillenir. Değişimi inkâr etmek yerine anlamaya çalıştığımızda, boşanmayı yalnızca bir dağılma değil; uyum sağlanamayan bir geçiş sürecinin işareti olarak da okuyabiliriz.
Uzm.İş ve Aile Danışmanı
Emine Çizmeli ERİKEL