Her koşulda gündemimiz, deprem riski ve iklim krizi olmalıdır
Yazının Giriş Tarihi: 10.11.2025 23:51
Yazının Güncellenme Tarihi: 10.11.2025 23:51
Toplumlar, hayatta kalabilmek ve daha yüksek standartlarda bir yaşam sürebilmek adına doğal kaynaklarda geri dönülmez yıkımlara neden olmuştur.
Günümüz dünyasında, küresel ölçekte gelişmişlik düzeyi fark etmeksizin pek çok ülke ekonomisi; yoksulluk, işsizlik, kentleşme, nüfusartışı gibi ekonomik ve sosyal sorunlarla mücadele etmektedir.
Bunun yanı sıra, son yıllarda küresel ısınma ve iklim değişikliğinin gözle görülür zararlara neden olmasıyla birlikte, ekonomilerin yoğun bir şekilde çevre sorunlarına yöneldiği görülmektedir.
Öyle ki bu durum artık ekonomilerde sürdürülebilirlik, yeşil ekonomi ve yenilenebilirlik unsurlarını öne çıkarmakta ve gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmelerini tehlikeye sokmaksızın bugünkü nesillerin ihtiyaçlarını karşılayabilen kalkınma olarak ifade edilen sürdürülebilir kalkınma anlayışı, tüm dünyada genel kabul gören bir yaklaşım haline dönüşmüştür.
Bu noktada ortaya çıkan yeni kalkınma anlayışlarından biri de yeşil kalkınmadır.
Yeşil kalkınma; büyüme, kaynak kullanımı, karbon emisyonu ve çevresel zararlara yönelik büyük bağımlılıktan kurtaran bir kalkınma modeli olarak tanımlanmaktadır.
İklim değişikliği tehlikesi, bu anlamda gelecek adına önlem alınmasını zorunluluk haline getirmiştir.
Kentlerin geleceğini doğrudan tehdit eden iki konu, iklim değişikliği ve su krizidir.
Büyükşehir Belediyesi ve Kent Konseyi, iklim değişikliğinin kent yaşamı ve doğal ekosistemler üzerindeki etkilerine dikkati çekmek amacıyla “İklim Değişikliğinde Ormanlar ve Kentler” başlıklı bir panel düzenledi. Panelde konuşan Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in konuya ilişkin yaptığı özetle şu açıklamaları önemliydi:
“İklim değişikliği artık yalnızca çevresel bir mesele değil, insanlığın ortak sınavıdır. Kuraklık, seller, ani ve yıkıcı iklim olayları ile orman yangınları bundan böyle uzak coğrafyaların değil, yaşadığımız kentin gerçekleridir.”
Başkan Bozbey, iklim değişikliğinin neden olduğu ve olmaya devam edecek durumlara karşı nasıl önlem alınacağını da şöyle ifade ediyor:
“Bilim insanlarının öncülüğünde çalışmalıyız. Ancak bu şekilde kentimizi geleceğe hazırlayabiliriz. Bunun için de yüzümüzü daha fazla bilime dönmeliyiz.”
Oluşan doğa olaylarını sadece “afet” deyip geçmemeliyiz.
Hepsi için önlem almalıyız.
Kentimizin en önemli şu iki konusu, yapılacak işlerin öncelikleri arasında olmalıdır:
Birincisi deprem riski, ikincisi ise iklim krizine karşı alınacak önlem ve hazırlıklardır.
Çünkü bilim insanlarının uyarıları çok net.
Karşımızda böylesi bir gerçek varken enerjimizi gereksiz ve günü kurtarmak adına farklı işlere harcamak, geleceğimize ihanettir.
Dolayısıyla sorumluluğun sadece yönetimlerin değil, hepimizin olduğunu unutmamalıyız.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ERSEL PEKER
Her koşulda gündemimiz, deprem riski ve iklim krizi olmalıdır
Toplumlar, hayatta kalabilmek ve daha yüksek standartlarda bir yaşam sürebilmek adına doğal kaynaklarda geri dönülmez yıkımlara neden olmuştur.
Günümüz dünyasında, küresel ölçekte gelişmişlik düzeyi fark etmeksizin pek çok ülke ekonomisi; yoksulluk, işsizlik, kentleşme, nüfus artışı gibi ekonomik ve sosyal sorunlarla mücadele etmektedir.
Bunun yanı sıra, son yıllarda küresel ısınma ve iklim değişikliğinin gözle görülür zararlara neden olmasıyla birlikte, ekonomilerin yoğun bir şekilde çevre sorunlarına yöneldiği görülmektedir.
Öyle ki bu durum artık ekonomilerde sürdürülebilirlik, yeşil ekonomi ve yenilenebilirlik unsurlarını öne çıkarmakta ve gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmelerini tehlikeye sokmaksızın bugünkü nesillerin ihtiyaçlarını karşılayabilen kalkınma olarak ifade edilen sürdürülebilir kalkınma anlayışı, tüm dünyada genel kabul gören bir yaklaşım haline dönüşmüştür.
Bu noktada ortaya çıkan yeni kalkınma anlayışlarından biri de yeşil kalkınmadır.
Yeşil kalkınma; büyüme, kaynak kullanımı, karbon emisyonu ve çevresel zararlara yönelik büyük bağımlılıktan kurtaran bir kalkınma modeli olarak tanımlanmaktadır.
İklim değişikliği tehlikesi, bu anlamda gelecek adına önlem alınmasını zorunluluk haline getirmiştir.
Kentlerin geleceğini doğrudan tehdit eden iki konu, iklim değişikliği ve su krizidir.
Büyükşehir Belediyesi ve Kent Konseyi, iklim değişikliğinin kent yaşamı ve doğal ekosistemler üzerindeki etkilerine dikkati çekmek amacıyla “İklim Değişikliğinde Ormanlar ve Kentler” başlıklı bir panel düzenledi. Panelde konuşan Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in konuya ilişkin yaptığı özetle şu açıklamaları önemliydi:
“İklim değişikliği artık yalnızca çevresel bir mesele değil, insanlığın ortak sınavıdır. Kuraklık, seller, ani ve yıkıcı iklim olayları ile orman yangınları bundan böyle uzak coğrafyaların değil, yaşadığımız kentin gerçekleridir.”
Başkan Bozbey, iklim değişikliğinin neden olduğu ve olmaya devam edecek durumlara karşı nasıl önlem alınacağını da şöyle ifade ediyor:
“Bilim insanlarının öncülüğünde çalışmalıyız. Ancak bu şekilde kentimizi geleceğe hazırlayabiliriz. Bunun için de yüzümüzü daha fazla bilime dönmeliyiz.”
Oluşan doğa olaylarını sadece “afet” deyip geçmemeliyiz.
Hepsi için önlem almalıyız.
Kentimizin en önemli şu iki konusu, yapılacak işlerin öncelikleri arasında olmalıdır:
Birincisi deprem riski, ikincisi ise iklim krizine karşı alınacak önlem ve hazırlıklardır.
Çünkü bilim insanlarının uyarıları çok net.
Karşımızda böylesi bir gerçek varken enerjimizi gereksiz ve günü kurtarmak adına farklı işlere harcamak, geleceğimize ihanettir.
Dolayısıyla sorumluluğun sadece yönetimlerin değil, hepimizin olduğunu unutmamalıyız.