Marmara’yı esir alan yağışlar aklımızı başımıza getirmelidir
Yazının Giriş Tarihi: 15.10.2026 18:27
Yazının Güncellenme Tarihi: 15.10.2026 18:28
“Hiç bir şey eskisi gibi olmayacak” deyimini şu sıralar sıkça kullanır olduk.
Sebebi, geçmişe duyulan özlemden ibaret olduğudur.
Her geçen gün büyüyerek hızla değişen dünyada hiç bir şeyin eskisi gibi olmasını beklemek mümkün değil, ama daha da kötü olmasını engelleyebilmek elimizde.
Bunun böyle olduğunu son yıllarda sıkça karşılaştığımız iklim değişikliği hareketliliğiyle görüyor, yaşıyoruz.
Ülkemiz de son yıllarda yaz mevsimlerinde karşılaştığımız anormal hava sıcaklığı, bir sonraki yıl sıcaklıkların daha artacağı, rekor seviyelere çıkacağı şeklinde nitelendirilen sıcaklıklarla yağmura hasret kalıyoruz.
Bazı yıllar da bunun tam tersini yaşıyoruz.
Hal böyle olunca da oluşan mevsim değişiklikleri hayatımızı olduğu gibi ekonomimizi de etkiliyor.
Hafta başından bu yana Marmara Bölgesi’ni etkisi altına alan yağışlar İstanbul’da bugüne değin görülmemiş sel baskınlarına dönüştü.
Hayatımızı günlerdir olumsuz etkileyen yağışlar iklim değişikliklerini gözler önüne seriyor.
İstanbul’da bunlar yaşanırken Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ) iklim değişikliğiyle mücadele, çölleşme ve erozyonun önlenmesi ile sürdürülebilir arazi yönetimi konularını gündeme taşıyan programa ev sahipliği yaptı.
Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürü Prof. Dr. Kasım Yenigün’ün konuşmacı olduğu programda, iklim değişikliğinin çevre, ekonomi, sağlık ve günlük yaşam üzerindeki etkileri ele alındı.
İklim değişikliğinin yalnızca çevresel bir sorun olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Yenigün, orman yangınları, kuraklık, toz taşınımı, sel ve heyelan gibi afetlerin giderek daha fazla gelmeye başladığını söyledi.
İklim değişikliğinin tarımsal üretimden su kaynaklarına, enerji üretiminden ulaşıma ve insan sağlığına kadar pek çok alanı etkilediğine de vurgu yapan Yenigün, değişmeye başlayan koşullara uyum sağlamak ve riskleri azaltmak için bütüncül politikalar geliştirilmesi gerektiğini belirtmiş.
Yeri gelmişken hatırlatmış olalım. Ormanların, tarım alanlarının ve meraların korunmasının da iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir yere sahip olduğunu unutulmamalıdır.
Doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı ve karbon yutak alanlarının artırılması önemlidir.
Bunun için bireysel tüketim alışkanlıkları da doğal kaynaklar üzerindeki baskıyı artırabilmektedir.
Bu sebeple sürdürülebilir bir gelecek için üretim ve tüketim süreçlerinin birlikte ele alınması gerektiği belirtiliyor.
Prof. Dr. Kasım Yenigün, hatırlanacağı gibi Türkiye’nin ev sahipliğinde kasım ayında Antalya’da gerçekleştirilen dünyanın en büyük iklim zirvesi olarak kabul gören (COP31)’de yalnız ülkeler arasında kararların alındığı bir zirve olmadığını kamu kurum, üniversiteler, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarının ortak çözümler geliştirmesi için de önemli bir zemin oluşturduğunu vurgulamış.
İşte bunun için üniversitelerin araştırma ve geliştirme kapasitesinin iklim değişikliği, sürdürülebilir arazi yönetimi, afet riskinin azaltılması ve doğal kaynakların korunmasına yönelik sahadaki sorunlarının çözümüne katkı sunabileceği beklentisi yüksek.
Zira iklim değişikliğiyle mücadelede bilimsel bilgi, teknolojik yenilik ve uygulamaya dönük projeleriyle üniversiteler bu süreçte aktif rol üstlenmeli.
Bursa Teknik Üniversitesi tam da bunu yapıyor. BTÜ, Yükseköğretim Kurulu(YÖK) koordinasyonunda kasım ayında Antalya’da yapılacak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31 kapsamında yürütülecek çalışmalarda 11 projeyle yer almaya hak kazanmış.
Projeler: İklim Değişikliğiyle Mücadele, Sürdürülebilirlik, Enerji Verimliliği ve İklim Dirençli Kentler.
BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, üniversitelerinin COP31’e 11 projesinin kabul edilmesi, akademisyenlerin bu alandaki bilgi birikimini ve çözüm üretme kapasitesini ortaya koyduğunu belirterek şunları söylemiş:
“BTÜ olarak çevresel sürdürülebilirliği önceleyen, toplumsal fayda sağlayan ve geleceğe yönelik somut çözümler geliştiren araştırmaları desteklemeyi sürdüreceğiz”
İklim değişikliğiyle mücadelede uluslararası iş birliğinin ve toplumun tüm kesimlerinin sorumluluk üstlenmesi bilincini geliştirmek hepimizin görevidir.
Çünkü iklim değişikliği, günümüzün en önemli küresel sorunları arasında yer alıyor.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
ERSEL PEKER
Marmara’yı esir alan yağışlar aklımızı başımıza getirmelidir
“Hiç bir şey eskisi gibi olmayacak” deyimini şu sıralar sıkça kullanır olduk.
Sebebi, geçmişe duyulan özlemden ibaret olduğudur.
Her geçen gün büyüyerek hızla değişen dünyada hiç bir şeyin eskisi gibi olmasını beklemek mümkün değil, ama daha da kötü olmasını engelleyebilmek elimizde.
Bunun böyle olduğunu son yıllarda sıkça karşılaştığımız iklim değişikliği hareketliliğiyle görüyor, yaşıyoruz.
Ülkemiz de son yıllarda yaz mevsimlerinde karşılaştığımız anormal hava sıcaklığı, bir sonraki yıl sıcaklıkların daha artacağı, rekor seviyelere çıkacağı şeklinde nitelendirilen sıcaklıklarla yağmura hasret kalıyoruz.
Bazı yıllar da bunun tam tersini yaşıyoruz.
Hal böyle olunca da oluşan mevsim değişiklikleri hayatımızı olduğu gibi ekonomimizi de etkiliyor.
Hafta başından bu yana Marmara Bölgesi’ni etkisi altına alan yağışlar İstanbul’da bugüne değin görülmemiş sel baskınlarına dönüştü.
Hayatımızı günlerdir olumsuz etkileyen yağışlar iklim değişikliklerini gözler önüne seriyor.
İstanbul’da bunlar yaşanırken Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ) iklim değişikliğiyle mücadele, çölleşme ve erozyonun önlenmesi ile sürdürülebilir arazi yönetimi konularını gündeme taşıyan programa ev sahipliği yaptı.
Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürü Prof. Dr. Kasım Yenigün’ün konuşmacı olduğu programda, iklim değişikliğinin çevre, ekonomi, sağlık ve günlük yaşam üzerindeki etkileri ele alındı.
İklim değişikliğinin yalnızca çevresel bir sorun olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Yenigün, orman yangınları, kuraklık, toz taşınımı, sel ve heyelan gibi afetlerin giderek daha fazla gelmeye başladığını söyledi.
İklim değişikliğinin tarımsal üretimden su kaynaklarına, enerji üretiminden ulaşıma ve insan sağlığına kadar pek çok alanı etkilediğine de vurgu yapan Yenigün, değişmeye başlayan koşullara uyum sağlamak ve riskleri azaltmak için bütüncül politikalar geliştirilmesi gerektiğini belirtmiş.
Yeri gelmişken hatırlatmış olalım.
Ormanların, tarım alanlarının ve meraların korunmasının da iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir yere sahip olduğunu unutulmamalıdır.
Doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı ve karbon yutak alanlarının artırılması önemlidir.
Bunun için bireysel tüketim alışkanlıkları da doğal kaynaklar üzerindeki baskıyı artırabilmektedir.
Bu sebeple sürdürülebilir bir gelecek için üretim ve tüketim süreçlerinin birlikte ele alınması gerektiği belirtiliyor.
Prof. Dr. Kasım Yenigün, hatırlanacağı gibi Türkiye’nin ev sahipliğinde kasım ayında Antalya’da gerçekleştirilen dünyanın en büyük iklim zirvesi olarak kabul gören (COP31)’de yalnız ülkeler arasında kararların alındığı bir zirve olmadığını kamu kurum, üniversiteler, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarının ortak çözümler geliştirmesi için de önemli bir zemin oluşturduğunu vurgulamış.
İşte bunun için üniversitelerin araştırma ve geliştirme kapasitesinin iklim değişikliği, sürdürülebilir arazi yönetimi, afet riskinin azaltılması ve doğal kaynakların korunmasına yönelik sahadaki sorunlarının çözümüne katkı sunabileceği beklentisi yüksek.
Zira iklim değişikliğiyle mücadelede bilimsel bilgi, teknolojik yenilik ve uygulamaya dönük projeleriyle üniversiteler bu süreçte aktif rol üstlenmeli.
Bursa Teknik Üniversitesi tam da bunu yapıyor.
BTÜ, Yükseköğretim Kurulu(YÖK) koordinasyonunda kasım ayında Antalya’da yapılacak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31 kapsamında yürütülecek çalışmalarda 11 projeyle yer almaya hak kazanmış.
Projeler: İklim Değişikliğiyle Mücadele, Sürdürülebilirlik, Enerji Verimliliği ve İklim Dirençli Kentler.
BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, üniversitelerinin COP31’e 11 projesinin kabul edilmesi, akademisyenlerin bu alandaki bilgi birikimini ve çözüm üretme kapasitesini ortaya koyduğunu belirterek şunları söylemiş:
“BTÜ olarak çevresel sürdürülebilirliği önceleyen, toplumsal fayda sağlayan ve geleceğe yönelik somut çözümler geliştiren araştırmaları desteklemeyi sürdüreceğiz”
İklim değişikliğiyle mücadelede uluslararası iş birliğinin ve toplumun tüm kesimlerinin sorumluluk üstlenmesi bilincini geliştirmek hepimizin görevidir.
Çünkü iklim değişikliği, günümüzün en önemli küresel sorunları arasında yer alıyor.