Canlıların hayatta kalabilmesi,  hayat dediğimiz döngüyü sürdürebilmesinin yegane sebebi ve önceliği beslenme ve gıda ihtiyacıdır. Gıda, tüm canlılar için ihtiyaç sıralarında birinci sırada yer alır. Yaratılan her canlının beslenme usulleri ayrı ayrı olsa da, insanoğlu diğer canlılara nazaran en çeşitli beslenme kültürüne sahiptir.

Dünya üzerinde bugüne kadar imparatorluklar kurmuş, medeniyetler ihdas etmiş devletler, varlıklarını idame ettirebilmeleri için, vazgeçilmez olarak gördükleri gıdanın üretimini artırma, geliştirme hususunda çeşitli çalışmalar yapmışlar ve hatta, gıdanın topluma sunduğu pazarları denetleyici ve kayıtlayıcı kanunlar çıkarmışlardır. Tarih boyunca da güçlü bir devlet olmanın kıstası, gıdada kendi kendine yetebilirlik olmuştur. Devletler arasındaki savaşların bir çoğu da, gıda üretimine elverişli, ziraate uygun münbit arazi parçalarını ele geçirmeye yönelik olmuştur. Kısaca bir ülkenin dünya sahnesinde işgal ettiği jeomünbit arazi yapısı, o ülkenin varlığının idamesi olduğu kadar, diğer ülkeler tarafından güvenlik tehdidi riskini de getirmiştir. Dolayısı ile her devirde verimli arazilere sahip ülkeler, potansiyel tehdit altında kalmışlardır. Eskiden bu potansiyel tehdit askeri güç ve saldırısı ile gerçekleşiyordu. Yani silahlı gücü kuvvetli olan devletler, zayıf ve fakat verimli topraklara sahip devletlerin üzerine orduları ile çullanarak işgal ediyor ve kendi topraklarına katma şeklinde oluyordu. Ancak günümüzde bu saldırı şekli değişmiştir. Artık devletler, göz koydukları ülkeler üzerine ordularını göndermiyorlar. Zira bu şekildeki bir işgal hem çok masraflı ve hem de işgal ettikleri ülke insanlarının beyninde milliyetçilik duygularını kabartıyor, bunun sonunda da içeriden başlayan bu başkaldırı hareketleri sonucunda, işgalci devletin güçleri pek başarılı olamıyordu. Eninde sonunda yerel güçler, işgalcileri vatandaşlarından söküp atıyordu. Günümüz tehdit algısı tamamen değişmiştir. Artık sömürgeci ülkeler, işgal etmek ve sömürmek istedikleri ülkelere, ordularını göndermiyorlar. Bu ülkelere yönelik askeri bir saldırı yerine, ekonomik olarak çökertme ve fakirleştirmek yöntemlerini kullanarak, akabinde o ülkeyi kendi arzularını yapar bir hale dönüştürmenin en ideal bir yöntem olarak tercih edildiğini görüyoruz. Günümüz modern sömürgeciliğinin aracı silah değil, para olmuştur. Paraya vazilyed olan ülkeler çok uluslu şirketleri vasıtasıyla, gözlerine kestirdikleri ülkelerin zengin kaynaklarını kendi ülkelerine kanalize ediyorlar. Ülkeler için gıdanın ne kadar önemli olduğunu N. Bonapart’ın “Ordular mideleri üstünde yürür” sözü açıklar. Zaten tarih sahnesindeki eski savaşların çoğunun, ekime müsait gıda ve mahsul deposu olarak kabul edilen, Anadolu, Ortadoğu, Hindistan,  Mısır ve Mezopotamya gibi bölgelerde cereyan etmesi de hep bu yüzdendir. Bu toprakları üzerinde onlarca medeniyetler kurulmuş ve saldırılar sonucu da yıkılmışlardır. Kısaca bir coğrafyanın sahip olduğu zenginlik ve değer, o coğrafyanın kaderini de belirler.

Günümüz dünyasında ülkeler, insanların gıda ve beslenme ihtiyaçlarını sadece toprak ve çiftçi eliyle değil, nano teknoloji dediğimiz imkanlardan da faydalanarak gidermeye çalışmış olmalarına rağmen gıda krizi azalmamış, aksine giderek çoğalarak krize dönüşmesine sebep olmuştur. Bu krize doğru gidişinde ortamını hazırlayan yine insanoğlu olmuştur. Teknolojik hamlelerin başladığı iki yüz yıllık sanayileşme sürecinde, doğal kaynakları hiç bitmeyecekmiş gibi hor kullanmış, yaşadığı çevrenin ekolojik dengesini bozmuş, ani iklim değişiklikleri sonucu ekilebilir toprakların büyük bir kısmı denizlere taşınmış, sanayi tesislerinden arıtmadan doğaya salınan gazların atmosferde sera etkisi sonucu, küresel bazda, yaratıcının koyduğu dengeleri değiştirerek, iklimler birbirine girmiştir. Bu olumsuz tablonun yanına birde hızlı nüfus artışı eklendiğinde temiz gıdaya en kolay ve sağlıklı yoldan ulaşmanın zorluğu daha da belirginleşir.

Dünyamızda gıda temini hususunda, aşırı israf nedeniyle üretimin yetmemesi sonu imkanlar azalmış, ihtiyaçlar çoğalmıştır. Önümüzdeki çok kısa bir zaman diliminde, üzerinde ziraat yapılan, gıda ürünü üretilen topraklar, altlarında altın, elmas, petrol ve doğalgaz gibi değerler çıkan topraklardan daha kıymetli bir hale gelecektir. Çünkü internetsiz, telefonsuz, arabasız, altın ve gümüş olmadan hayatı idame ettirebilirsiniz, fakat yemeden içmeden ömrümüzü tamamlamak hayatımızı sürdürmek mümkün değildir. Nitekim insanoğlu Hz. Adem’den bu yana altınsız, elmassız, arabasız telefonsuz olduğu halde hayatını ve neslini sürdürmüştür.

Devam edecek…