Hava Durumu

Ankara’nın Buzdan Duvarları ve 'Öteki' Türkiye’nin Doğuşu

Yazının Giriş Tarihi: 30.01.2026 16:05
Yazının Güncellenme Tarihi: 30.01.2026 16:07

İdris Küçükömer’in yıllar önce o devrimci tahliliyle ortaya koyduğu “tarihsel blok” çatlağı, aslında bugün Türkiye’nin neden hala tam anlamıyla huzura eremediğinin şifrelerini barındırır. “Eski Ankara” dediğimiz o taşlaşmış zihniyet, toplumu bir bütün olarak kucaklamak yerine; onu adeta bir “laboratuvar faresi” gibi görüp, yukarıdan aşağıya dizayn etmeye kalktı. Bu dizayn çabası, Fransız İhtilali’nin o meşhur “Jakoben” refleksiyle birebir aynıydı: Özgürlük vaat ederek gelip, kralın bürokrasisinden daha sert ve daha soğuk bir tiranlık kurmak… İşte bu “Jakoben akıl”, Ankara'nın gri binalarında halkı kendi iradesi olmayan, terbiye edilmesi ve güdülmesi gereken bir “sürü” olarak gördü.

Eski Ankara’nın o kibirli koridorlarında üretilen politikalar, dindar kesimin inanç dünyasını bir “tehdit unsuru” olarak kodladığında, Türkiye’nin geleceğinde devasa bir “boşluk”açıyordu. Başkent, toplumun sinesine sığmak yerine ona parmak sallayan o “Jakobenist” tavrı tercih ettiğinde; ortaya çıkan bu sosyolojik vakumu, FETÖ gibi sinsi yapılar “hizmet” maskesiyle doldurmaya başladı. Şunu artık açıkça konuşmalıyız: “Eski Ankara topluma sırtını döndüğünde, toplum sığınacak başka limanlar aradı.” O limanlar, maalesef Türkiye’yi uçuruma sürükleyen karanlık vesayet odakları oldu.

Aynı “kronik körlük”, Kürt meselesinde de kendini gösterdi. Eski Ankara’nın o tek tipleştirici aklı, kimlikleri inkar ederek bir “güvenlik duvarı” öreceğini sandı. Oysa her inkar, daha büyük bir kopuşu beraberinde getirdi. Bürokrasinin en ücra “kılcal damarlarında” gelişen o keyfi inisiyatifler, merkezin taşrayla kuramadığı o gönül köprüsünün enkazıydı. “Bir anneye evladının dilini yasaklamak, sadece bir dili değil, o insanın aidiyetini de Jakobenizmin buzdan duvarlarına çarpmaktır.”

Hele o başörtüsü meselesi… Üniversite kapılarında bekletilen genç kızlarımızın yaşadığı o derin “izolasyon”, aslında bir modernleşme projesi değil, sistemli bir “kimlik suikastıydı”. Eski Ankara, başörtüsünü bir bez parçası sanırken; o bezin altındaki inancı, direnci ve onuru okumayı reddetti. İdris Küçükömer’in deyimiyle, devlet “sivil toplumun önünü tıkadıkça”, kendi bacağına sıkan hantal bir mekanizmaya dönüştü.

Bugün Ortadoğu’nun o ateş çemberine baktığımızda, vaktiyle Doğu’da yapılan hataların nasıl birer “geometrik probleme” dönüştüğünü görüyoruz. Eski Ankara’nın bu hatalı matematiksel yaklaşımı; dindarı ötekileştirmiş, Kürt’ü uzaklaştırmış, başörtülüyü hapsetmiştir. Şimdi bize düşen, bu “hatalı kodlamayı” kökünden silmektir. Çünkü bir yönetim; ancak milletinin her rengini “baş tacı” yaptığında gerçek bir güç olur. Aksi takdirde, kraldan çok kralcı olan o “Jakoben bürokrasiden” öteye geçemez.

“Eski Ankara artık bir mazi enkazıdır; ancak o kokuşmuş zihniyetin kirli tortusu hala bazı zihinlerde hortlamayı bekleyerek kılcal damarlara sızmaya çalışıyor. Bizim işimiz, bu habis kalıntıyı sivil toplumun ve gerçek demokrasinin ışığıyla ebediyen susturmaktır.”

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.