Güler misin, ağlar mısın? Tarih kitapları yazar; Osmanlı askerleri Bizans surlarını döverken, içerideki papazlar büyük bir ciddiyetle "Meleklerin cinsiyeti nedir?" diye birbirlerini yiyorlarmış. Şehir düşerken, surlar yıkılırken yapılan o fantezi dolu tartışmalar bugün bize ne kadar trajikomik geliyorsa, korkarım bugün Yenişehir’de Hatuniye Camii üzerinden yürütülen tartışmalar da torunlarımıza öyle gelecek.
Surlarımız yıkılmıyor belki ama estetiğimiz, tarihimiz ve yeşilimiz betonun soğuk pençesinde can çekişiyor. Hatuniye Camii’nin o kadim bahçesine, ağaçları keserek, kuş seslerini susturarak, caminin o zarif silüetini ezecek iki katlı bir bina dikilip dikilmemesini tartışıyoruz. Meseleyi "Kur’an kursu yapılsın mı, yapılmasın mı?" sığlığına hapsedenler, aslında Bizanslı papazların o meşhur körlüğünü yaşıyorlar.
Elbette Kur’an kursu başımızın tacıdır; ancak caminin bahçesi, o tarihi rüyanın ciğeridir. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın "Bursa’da Zaman" şiirinde tasvir ettiği o mermer şadırvandaki suyun sesini, beton mikserlerinin gürültüsüyle bastırmak hangi vicdana sığar? Bizanslıların meleklerin cinsiyetini tartıştığı gibi, biz de binaların kat sayısını tartışırken; asıl elden gidenin Hatuniye’nin o "ruhaniyeti" olduğunu görmüyoruz.
Cami cemaatinin, bilhassa yaşlılarımızın namaz vaktini beklerken gölgesinde huzur bulacağı bir ağacı kesip yerine beton dikmek mi sevaptır, yoksa o bahçeyi kuş sesleriyle bezeli, tek katlı ve ahşap zarafetiyle işlenmiş bir "sosyal nefes alanı" olarak korumak mı? Yaşlılarımızın yalnızlığını gidereceği, bir bardak çay eşliğinde hemhal olacağı o manevi limanı yok etmek, Hatuniye’ye yapılacak en büyük kötülüktür.
Gelin, Bizanslı papazların düştüğü o tarihi hataya düşmeyelim. Surlarımız (tarihimiz) yıkılırken, suni tartışmalarla birbirimizi yormayalım. Hatuniye Camii’nin bahçesi betonun değil, kuşların ve huzur arayan cemaatin kalsın. Kursu caminin dışında, asaletini ise bahçesinde koruyalım. Zira tarih, surlar yıkılırken meleklerin cinsiyetini tartışanları değil, o mermer şadırvanın sesini bugüne taşıyanları hayırla yad edecektir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
HALİL AĞA
Bizans tartışmaları ve Hatuniye’nin yalnızlığı
Güler misin, ağlar mısın? Tarih kitapları yazar; Osmanlı askerleri Bizans surlarını döverken, içerideki papazlar büyük bir ciddiyetle "Meleklerin cinsiyeti nedir?" diye birbirlerini yiyorlarmış. Şehir düşerken, surlar yıkılırken yapılan o fantezi dolu tartışmalar bugün bize ne kadar trajikomik geliyorsa, korkarım bugün Yenişehir’de Hatuniye Camii üzerinden yürütülen tartışmalar da torunlarımıza öyle gelecek.
Surlarımız yıkılmıyor belki ama estetiğimiz, tarihimiz ve yeşilimiz betonun soğuk pençesinde can çekişiyor. Hatuniye Camii’nin o kadim bahçesine, ağaçları keserek, kuş seslerini susturarak, caminin o zarif silüetini ezecek iki katlı bir bina dikilip dikilmemesini tartışıyoruz. Meseleyi "Kur’an kursu yapılsın mı, yapılmasın mı?" sığlığına hapsedenler, aslında Bizanslı papazların o meşhur körlüğünü yaşıyorlar.
Elbette Kur’an kursu başımızın tacıdır; ancak caminin bahçesi, o tarihi rüyanın ciğeridir. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın "Bursa’da Zaman" şiirinde tasvir ettiği o mermer şadırvandaki suyun sesini, beton mikserlerinin gürültüsüyle bastırmak hangi vicdana sığar? Bizanslıların meleklerin cinsiyetini tartıştığı gibi, biz de binaların kat sayısını tartışırken; asıl elden gidenin Hatuniye’nin o "ruhaniyeti" olduğunu görmüyoruz.
Cami cemaatinin, bilhassa yaşlılarımızın namaz vaktini beklerken gölgesinde huzur bulacağı bir ağacı kesip yerine beton dikmek mi sevaptır, yoksa o bahçeyi kuş sesleriyle bezeli, tek katlı ve ahşap zarafetiyle işlenmiş bir "sosyal nefes alanı" olarak korumak mı? Yaşlılarımızın yalnızlığını gidereceği, bir bardak çay eşliğinde hemhal olacağı o manevi limanı yok etmek, Hatuniye’ye yapılacak en büyük kötülüktür.
Gelin, Bizanslı papazların düştüğü o tarihi hataya düşmeyelim. Surlarımız (tarihimiz) yıkılırken, suni tartışmalarla birbirimizi yormayalım. Hatuniye Camii’nin bahçesi betonun değil, kuşların ve huzur arayan cemaatin kalsın. Kursu caminin dışında, asaletini ise bahçesinde koruyalım. Zira tarih, surlar yıkılırken meleklerin cinsiyetini tartışanları değil, o mermer şadırvanın sesini bugüne taşıyanları hayırla yad edecektir.