Hava Durumu

Fecrin Kül Rengi Sessizliğinden Arenanın Çığlığına: Kolezyumun Türevi ve Kumar İllüzyonu

Yazının Giriş Tarihi: 18.05.2026 17:59
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.05.2026 18:00

Gecenin kendi kabuğuna çekildiği, fecrin o yaralı, soluk ve kül rengi ışıklarının şehrin damlarına ağır ağır sızdığı bir cuma sabahı... Postinpûş Baba’nın asırların kanayan hafızasını yutan o derin, kimsesiz sükûtuna sığındım. Ufuktaki ürkek kızıllık, dergahın suskun taşlarına vururken; zaman adeta kendi uçurumundan aşağı dökülüyor, mekân kendi ruhaniyetinin sızlayan çeperlerine çekiliyordu. İçimde, garip bir seyyaha çalan, ruhun en ince ve en kof tellerini titreten, kelimelere döküldükçe kanayan o sağır edici feryatların ağırlığı...

Şehrin henüz uyanmadığı, insanların kendi rüyalarının labirentlerinde kaybolduğu bu uhrevi anlarda, insanın kendi yitikliğiyle yüzleşmemesi imkânsızdı. Geçtiğimiz iki yazıda, futbolun nasıl ruhları öğüten devasa, paslı bir çarka; yığınların acılarını uyuşturan o zehirli, yasal bir kenevirhaneye dönüştüğünü kazımıştık kâğıda. Ancak Postinpûş Baba’nın o kanamaksızın iyileştiren, o kadim irfanı ve şuuru merkeze alan manevi havasını solurken; meselenin sadece soğuk bir ekonomik çürümüşlükten ibaret olmadığını, etimize batan çok daha karanlık, çok daha ilkel bir yaranın sızısı olduğunu bütün hücrelerimle idrak ediyordum.

Tarihin o kan pıhtılarıyla kurumuş sayfalarına uzandığımızda karşımıza çıkan Antik Roma’nın Kolezyum’u; mimari bir ihtişamdan çok, insani erdemlerin, merhametin ve soluk alıp veren her şeyin taşların üzerinde acımasızca parçalandığı bir ölüm tapınağıdır. Kitlelerin açlığını, çaresizliğini ve sistemin o irin akan çürümüşlüğünü örtmek için keşfedilen "Ekmek ve Sirk", o karanlık dehlizlerde toplumu hissizleştiren, ilkel sembolizmin kanla yıkandığı devasa bir cinnet ayiniydi. Bugün o soğuk, ölüm kokan taş blokların yerini alan modern stadyumlar, aslında tam anlamıyla eski kolezyumların birer türevi, o ilkel pagan tapınaklarının günümüzdeki en kusursuz ve en vahşi versiyonu olarak dikiliyor karşımızda.

Bu modern pagan ayininin en kan dondurucu, en yıkıcı yüzü ise; tribünleri dolduran yüz binleri salt bir taraftar olmaktan çıkarıp, devasa ve dipsiz bir kumar girdabının içine çekmesidir. Futbol, o masum spor kisvesinden çoktan sıyrılmış, etini kemiğini satılığa çıkarmış; devletin ve sistemin kılcal damarlarına kadar sızan yasal kumar ağlarıyla, Spor Toto, İddaa ve envai çeşit dijital bahis zehirleriyle yığınların zihnini çürüten dipsiz bir bataklık meydana getirmiştir. Evine ekmek götürürken adımları ağırlaşan o yorgun babanın, gözlerindeki fer sönmüş işsiz gencin, hayatın kıyısına itilmiş çaresiz kitlelerin o son, o cılız umut kırıntıları, bu sanal bahis kuponlarının dişlileri arasında acımasızca öğütülüyor. Toplumun kendi yarasını saracak enerjisi; okumak, var olmak ve hayatın yakasına yapışmak yerine, hafta sonu oynanacak bir maçın oran hesaplarına, Spor Toto kolonlarının kör ihtimallerine ve 90 dakikalık bir "köşeyi dönme" hezeyanına satılıyor.

Fakat o seher vaktinde, mazinin o naif rüzgârı yüzümü yalarken beni asıl o dipsiz kuyuya iten, içimdeki o ince sızıyı kanatan çok daha yakıcı bir çelişki var. Gönül verdiğimiz, inancımızın ve asırlık köklerimizin kanıyla canıyla yoğrulmuş, o muazzam "medeniyet planını" omuzlarında taşıyan bazı siyasi büyüklerimizin durumu... Kendilerine duyduğum o köklü, derin hürmet kalbimin en sızlayan köşesinde baki kalmakla birlikte; ilkel pagan inancının günümüzün versiyonu olan bu et öğütme makinesine, bu vahşi sisteme neden bu denli teslim olduklarını bir türlü anlayamamaktayım.

Omuzlarında koca bir medeniyetin, kelimenin ve ruhun ağırlığını taşıyan bu değerli isimlerin; insani değerleri çarmıha geren, pırıl pırıl nesilleri Spor Toto, bahis ve kumar illüzyonuyla zehirleyip hiçliğe sürükleyen bu eski kolezyumların türevi arenalara böylesine güç vermelerini, kıymetli enerjilerini bu çürük çarkın dişlileri arasında harcamalarını idrak etmekte adeta nefessiz kalıyorum.

Bir yanda Postinpûş Baba’nın temsil ettiği; insanı ruhuyla, gözyaşıyla, alın teriyle yontup yücelten, sükûnetin o ağırbaşlı merhametine çağıran eşsiz medeniyet tasavvurumuz şefkatle omzumuza dokunuyor... Diğer yanda ise gücünü kanlı sembollerden, tribünlerin sağır edici hiçliğinden ve umutları sömüren kumar baronlarından alan o yutucu dev, o karanlık endüstri hırlıyor. Şunu unutmamak gerekir ki; hasretini çektiğimiz o ulvi medeniyetin tertemiz tohumu, böylesine dünyevi, hırslı ve çürüyen bir arenanın bu kanlı, bu bereketsiz ve çorak toprağında kök salıp da asla husule gelemez.

Zihnimizi, ruhumuzu paramparça eden o sahte arena ışıklarından, kumar ve fanatizmle lekelenmiş bu modern pagan sunaklarından çekip almanın vakti çoktan geldi de geçiyor. Bize düşen; sahte bahis zaferlerinin, neon ışıklı illüzyonların peşinde birer gölge gibi tükenmek değil; o seher vaktinin kimsesiz dinginliğinde iliklerimize kadar hissettiğimiz o kadim insanlık değerlerinin, emeğin, samimiyetin ve uğruna ömür vakfedilen o ulvi mefkûrenin sessiz ama yenilmez sahasına, yaralarımızı sararak geri dönmektir.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.