SURİYE’DEKİ SESSİZ ZAFER VE ANKARA’NIN JEOPOLİTİK SATRANCI
Yazının Giriş Tarihi: 26.01.2026 17:54
Yazının Güncellenme Tarihi: 26.01.2026 17:58
Postinpuş Baba’nın huzurundan Yenişehir’i seyrederken; ufukta gördüğümüz o kadim coğrafya, bugün sadece askeri bir saha değil, asırlık bir ruhun yeniden nefes alma çabasıdır. Bazı olaylar vardır ki, yaşandığı anın gürültüsü içinde gerçeği görmemizi zorlaştırır.
Bugün Suriye sahasında şahit olduğumuz o "sessiz zafer", aslında aylardır Ankara’nın en derin dehlizlerinde sabırla örülen bir büyük stratejinin neticesidir. Eğer aylar evvel başlatılan ve o dönem pek çok kesimce fırtınalar koparılan o tarihi "iç cephe" hamlesi olmasaydı, bugün dışarıdaki bu jeopolitik başarı asla kazanılamazdı. Siyasetin ince nüanslarını göremeyenler, Sayın Devlet Bahçeli’nin o harika çıkışını ve ortaya koyduğu feraseti maalesef sığ bir düzlemde yanlış anladılar; meseleyi sadece daha önce manipüle edilen süreçlerin bir benzeri, sıradan bir açılım olarak zannettiler. Oysa büyük devletler strateji geliştirir, oyun kurarlar; yapılan o hamle de dışarıda kurulacak büyük oyunun içerideki zemininin inşasından ibaretti.
Türkiye, dışarıdaki terör koridoruna nihai neşteri vurmadan önce, içerideki fitne odaklarının elindeki en büyük argümanı almış; milli birliği adeta bir zırh gibi kuşanmıştır. Şunu açıkça ifade etmek gerekir ki; Türkiye, bir Venezuela veya tarih sahnesine henüz dün çıkmış sığ hafızalı yapılar gibi köksüz bir geleneğe sahip değildir. Ankara içerideki bu cesur kilit açma hamlesini yaparken, binlerce yıllık köklü bir "devlet aklı" ile hareket etmiştir. Eğer o gün feryat figan koparanların aksine bu stratejik öngörü sergilenmeseydi, bugün Suriye’de taşlar yerine bu kadar vakur bir şekilde oturmazdı.
Sayın Cumhurbaşkanımızın yıllardır büyük bir metanetle yürüttüğü stratejik sabır, bugün yerli bir aklın, küresel hegemonyanın projelerini nasıl kadük bıraktığının belgesidir. Ancak bu süreçte üzülerek müşahede ediyoruz ki; sunulan bu kadim uzlaşı elini tutmak yerine, başta DEM Parti olmak üzere bazı yapılarve şahıslar, hala geçmişin karanlık dehlizlerinden medet umarak Ankara’nın bu "terörsüz Türkiye" vizyonunu ıskalamaya devam etmektedir. Oysa hakikat gün gibi ortadadır: Türkiye, bölgesindeki mazlumların hamisi olma misyonunu, tesadüfi bir politikayla değil, bin yıllık tarihsel bir sorumlulukla yürütmektedir.
Adalet anlayışımız, bir post kavgası değil; tıpkı ecdadın imaret kültüründe olduğu gibi, insana dokunma ve dengeyi ikame etme gayretidir. Bu mesuliyet duygusu, bugün yerini Türkiye Yüzyılı’nın o kuşatıcı ruhuna bırakmıştır. Gelecek, sadece binalar inşa edenlerin değil; hafızasına, toprağına ve kadim değerlerine sahip çıkanların olacaktır. Mandalarımızın o masum çayırına ve atların özgür nallarına duyulan özlemle, bölgede barışı özlemek aslında aynı kalbin sızısıdır. Çünkü adalet birdir ve bölündüğünde bereketi kaçar. Türkiye bugün, hem masada hem sahada adaletin hem kılıcı hem de kalemidir. Ankara’nın rüzgarı bugün her zamankinden daha duru, daha bilgece ve daha vakur esmektedir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
HALİL AĞA
SURİYE’DEKİ SESSİZ ZAFER VE ANKARA’NIN JEOPOLİTİK SATRANCI
Postinpuş Baba’nın huzurundan Yenişehir’i seyrederken; ufukta gördüğümüz o kadim coğrafya, bugün sadece askeri bir saha değil, asırlık bir ruhun yeniden nefes alma çabasıdır. Bazı olaylar vardır ki, yaşandığı anın gürültüsü içinde gerçeği görmemizi zorlaştırır.
Bugün Suriye sahasında şahit olduğumuz o "sessiz zafer", aslında aylardır Ankara’nın en derin dehlizlerinde sabırla örülen bir büyük stratejinin neticesidir. Eğer aylar evvel başlatılan ve o dönem pek çok kesimce fırtınalar koparılan o tarihi "iç cephe" hamlesi olmasaydı, bugün dışarıdaki bu jeopolitik başarı asla kazanılamazdı. Siyasetin ince nüanslarını göremeyenler, Sayın Devlet Bahçeli’nin o harika çıkışını ve ortaya koyduğu feraseti maalesef sığ bir düzlemde yanlış anladılar; meseleyi sadece daha önce manipüle edilen süreçlerin bir benzeri, sıradan bir açılım olarak zannettiler. Oysa büyük devletler strateji geliştirir, oyun kurarlar; yapılan o hamle de dışarıda kurulacak büyük oyunun içerideki zemininin inşasından ibaretti.
Türkiye, dışarıdaki terör koridoruna nihai neşteri vurmadan önce, içerideki fitne odaklarının elindeki en büyük argümanı almış; milli birliği adeta bir zırh gibi kuşanmıştır. Şunu açıkça ifade etmek gerekir ki; Türkiye, bir Venezuela veya tarih sahnesine henüz dün çıkmış sığ hafızalı yapılar gibi köksüz bir geleneğe sahip değildir. Ankara içerideki bu cesur kilit açma hamlesini yaparken, binlerce yıllık köklü bir "devlet aklı" ile hareket etmiştir. Eğer o gün feryat figan koparanların aksine bu stratejik öngörü sergilenmeseydi, bugün Suriye’de taşlar yerine bu kadar vakur bir şekilde oturmazdı.
Sayın Cumhurbaşkanımızın yıllardır büyük bir metanetle yürüttüğü stratejik sabır, bugün yerli bir aklın, küresel hegemonyanın projelerini nasıl kadük bıraktığının belgesidir. Ancak bu süreçte üzülerek müşahede ediyoruz ki; sunulan bu kadim uzlaşı elini tutmak yerine, başta DEM Parti olmak üzere bazı yapılar ve şahıslar, hala geçmişin karanlık dehlizlerinden medet umarak Ankara’nın bu "terörsüz Türkiye" vizyonunu ıskalamaya devam etmektedir. Oysa hakikat gün gibi ortadadır: Türkiye, bölgesindeki mazlumların hamisi olma misyonunu, tesadüfi bir politikayla değil, bin yıllık tarihsel bir sorumlulukla yürütmektedir.
Adalet anlayışımız, bir post kavgası değil; tıpkı ecdadın imaret kültüründe olduğu gibi, insana dokunma ve dengeyi ikame etme gayretidir. Bu mesuliyet duygusu, bugün yerini Türkiye Yüzyılı’nın o kuşatıcı ruhuna bırakmıştır. Gelecek, sadece binalar inşa edenlerin değil; hafızasına, toprağına ve kadim değerlerine sahip çıkanların olacaktır. Mandalarımızın o masum çayırına ve atların özgür nallarına duyulan özlemle, bölgede barışı özlemek aslında aynı kalbin sızısıdır. Çünkü adalet birdir ve bölündüğünde bereketi kaçar. Türkiye bugün, hem masada hem sahada adaletin hem kılıcı hem de kalemidir. Ankara’nın rüzgarı bugün her zamankinden daha duru, daha bilgece ve daha vakur esmektedir.