SURİYE SATRANCINDA ŞAH VE MAT MI? KISSINGER HAKLI MI ÇIKTI?
Yazının Giriş Tarihi: 27.01.2026 18:13
Yazının Güncellenme Tarihi: 27.01.2026 18:13
Tarih, sadece tozlu raflarda kalan bir kayıtlar silsilesi değil, bugünü doğru okumamızı sağlayan en berrak aynadır. Coğrafyanın sert gerçekliğiyle harmanlanan diplomatik derinlikten bakıldığında; Suriye sahasındaki son hareketliliğin, aslında aylar evvel Ankara’nın en derin dehlizlerinde sabırla örülen o meşhur "İç Cephe" stratejisinin doğrudan bir izdüşümü olduğu netleşmektedir.
Demek ki bugün bölgede okyanus ötesinin desteğine güvenerek oyun kurmaya çalışanların yaşadığı "Stratejik Yalnızlık", aslında ne bir tesadüf ne de tarihte bir ilktir. Zira 1970’lerde kaderini tamamen dış güçlerin iki dudağı arasına hapsederek büyük siyasi hatalara düşen Molla Mustafa Barzani’nin yaşadığı hüsran, bugün aynı "piyon" rolüne razı olanlar için acı bir tekerrür sahnesinden ibarettir. O günlerde Henry Kissinger’ın, Molla Mustafa Barzani’nin feryatlarına verdiği o meşhur; "Siyaset, hayır işi değil, bir menfaat dengesidir; biz size bir devlet değil, sadece bir misyon yükledik" şeklindeki buz gibi cevabı, bugün hala bölgenin semalarında yankılanmaktadır.
Ankara’nın bu süreci yönetirken sergilediği kararlılık, işte bu tarihsel yanılgıları doğru analiz eden köklü bir "Devlet Aklı"nın ürünüdür.
Ankara’nın sahada sergilediği bu özgüvenin yakıtı; toplumsal fay hatlarını birer "Stratejik Enerji Hattına" dönüştüren o büyük siyasal dönüşümdür. Bazılarının sadece bir iç siyaset hamlesi zannettiği o bilgece çıkışlar; aslında dışarıdaki büyük oyuna karşı içeride üretilen bir "Jeopolitik Panzehir" hükmündedir. Esasen, sınır ötesinde kazanılan o "Sessiz Zafer", içerideki tüm rüzgarların siyasal bir iradeyle artık aynı yöne esmeye başlamasının doğal bir sonucudur. Sayın Cumhurbaşkanımızın büyük bir vakarla yönettiği bu süreç, yerli bir zekânın küresel mühendislik hesaplarını nasıl kadük bıraktığının en somut kanıtıdır.
Bölgesinde sadece bir güç odağı değil, aynı zamanda bin yıllık imaret kültüründen süzülüp gelen bir adalet dengesi olan Türkiye, bugün hamle sırasını devralmıştır.
Gelecek, sadece askeri yığınak yapanların değil; hafızasına, toprağına ve kadim değerlerine tutunarak ayağa kalkanların olacaktır.
Ankara’nın rüzgarı bugün sadece Yenişehir’in o vakur tepelerinde değil, Halep’in ve İdlib’in derinliklerinde de bir dengenin ve milli iradenin sesi olarak esmektedir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
HALİL AĞA
SURİYE SATRANCINDA ŞAH VE MAT MI? KISSINGER HAKLI MI ÇIKTI?
Tarih, sadece tozlu raflarda kalan bir kayıtlar silsilesi değil, bugünü doğru okumamızı sağlayan en berrak aynadır. Coğrafyanın sert gerçekliğiyle harmanlanan diplomatik derinlikten bakıldığında; Suriye sahasındaki son hareketliliğin, aslında aylar evvel Ankara’nın en derin dehlizlerinde sabırla örülen o meşhur "İç Cephe" stratejisinin doğrudan bir izdüşümü olduğu netleşmektedir.
Demek ki bugün bölgede okyanus ötesinin desteğine güvenerek oyun kurmaya çalışanların yaşadığı "Stratejik Yalnızlık", aslında ne bir tesadüf ne de tarihte bir ilktir. Zira 1970’lerde kaderini tamamen dış güçlerin iki dudağı arasına hapsederek büyük siyasi hatalara düşen Molla Mustafa Barzani’nin yaşadığı hüsran, bugün aynı "piyon" rolüne razı olanlar için acı bir tekerrür sahnesinden ibarettir. O günlerde Henry Kissinger’ın, Molla Mustafa Barzani’nin feryatlarına verdiği o meşhur; "Siyaset, hayır işi değil, bir menfaat dengesidir; biz size bir devlet değil, sadece bir misyon yükledik" şeklindeki buz gibi cevabı, bugün hala bölgenin semalarında yankılanmaktadır.
Ankara’nın bu süreci yönetirken sergilediği kararlılık, işte bu tarihsel yanılgıları doğru analiz eden köklü bir "Devlet Aklı"nın ürünüdür.
Ankara’nın sahada sergilediği bu özgüvenin yakıtı; toplumsal fay hatlarını birer "Stratejik Enerji Hattına" dönüştüren o büyük siyasal dönüşümdür. Bazılarının sadece bir iç siyaset hamlesi zannettiği o bilgece çıkışlar; aslında dışarıdaki büyük oyuna karşı içeride üretilen bir "Jeopolitik Panzehir" hükmündedir. Esasen, sınır ötesinde kazanılan o "Sessiz Zafer", içerideki tüm rüzgarların siyasal bir iradeyle artık aynı yöne esmeye başlamasının doğal bir sonucudur. Sayın Cumhurbaşkanımızın büyük bir vakarla yönettiği bu süreç, yerli bir zekânın küresel mühendislik hesaplarını nasıl kadük bıraktığının en somut kanıtıdır.
Bölgesinde sadece bir güç odağı değil, aynı zamanda bin yıllık imaret kültüründen süzülüp gelen bir adalet dengesi olan Türkiye, bugün hamle sırasını devralmıştır.
Gelecek, sadece askeri yığınak yapanların değil; hafızasına, toprağına ve kadim değerlerine tutunarak ayağa kalkanların olacaktır.
Ankara’nın rüzgarı bugün sadece Yenişehir’in o vakur tepelerinde değil, Halep’in ve İdlib’in derinliklerinde de bir dengenin ve milli iradenin sesi olarak esmektedir.