YEŞİL SAHADAKİ KARANLIK BİLANÇO: SİYASET, FUTBOLU NEDEN BU KADAR ÇOK SEVİYOR?
Yazının Giriş Tarihi: 05.05.2026 16:40
Yazının Güncellenme Tarihi: 05.05.2026 16:41
Yıllardır futbol etrafında dönen tartışmalar, sürekli birilerini suçlamaktan öteye geçemeyen kısır bir döngüye hapsolmuş durumda. Peki, yüzeysel suçlular arayıp düşman kamplar yaratarak neyi çözebiliyoruz? Asıl gücümüzü bu kör dövüşünde tüketmek yerine; meselenin toplumsal bilinçaltı boyutunu, daha derin ilişkilerini ve kitleler üzerindeki hipnotik etkisini tartışmaktan neden kaçınıyoruz? Gerçeklerle yüzleşmekten ürktüğümüz için mi, yoksa böylesi daha çok işimize geldiği için mi?
Gelin, kendi bilinçaltımıza ve toplumsal kodlarımıza doğru üç beş günlük bir yolculuğa çıkalım. Çünkü çözüme giden ana yol tam olarak buradan geçiyor.
Spor denilince aklımıza ne gelmeli? Toplumun beden ve zihin sağlığının korunması, dostluk ve arkadaşlık duygularının paylaşım yoluyla çoğaltılması değil mi? Oysa bugün karşı karşıya kaldığımız tablo; rekabetin ölümcül bir şekilde körüklendiği, insanın insana topyekûn bir savaşa sürüklendiği bir arenadır. Temelinde kıyasıya bir yarış olan, bedeni tüketen, ruhsal gelişimi sekteye uğratıp "ticareti" en başa koyan bir uğraş...
Eğer durum buysa; spor kulüplerinin birer holdinge dönüşmesini hatta borsalarda bile trade edilmesini yadırgamamalıyız. Kulüplerin "Kurtlar Vadisi" jargonlarıyla anılmasını, armalarına nakşettikleri Aslan, Kartal ya da Bursaspor örneğinde olduğu gibi yırtıcı bir "Timsah" gibi vahşi doğa figürleriyle sembolize edilmelerini normal karşılamak zorunda kalırız. Ne de olsa artık takımlar birer "üretim tesisi", spor ise vahşi bir endüstridir. Amigoluk kurumu, masum bir tezahürat kültürü olmaktan çoktan çıkmış; taraftarlık, kimlik arayışındaki kitlelerin çeteleştiği bir yapıya dönüşmüştür.
Peki Siyasetçiler Neden Futbolun Peşini Bırakmaz?
Tam bu noktada çok daha yakıcı bir soruyu sormak, o kutsanan "spor sevgisinin" arkasındaki maskeyi indirmek zorundayız. Siyasetçiler, yerel yöneticiler ve güç odakları futbola neden bu kadar yoğun, adeta takıntılı bir ilgi duyuyor? Bu sadece tribünlerdeki yüz binleri konsolide etme, o kitleyi siyasi bir oya tahvil etme şehveti midir? Yoksa işin ucunda devasa, denetimsiz ve dokunulmaz bir ekonomik çark mı yatmaktadır?
Bugün Anadolu'nun dört bir yanında "şehre ve takıma sahip çıkma" kılıfı altında, şehrin iş adamlarına adeta gayriresmi bir "bağış vergisi" ne anlama gelmektedir?
Adeta o kadar olmasa da neredeyse 15 Temmuz öncesi fetövari fenomeni hatırlatırcasına İş adamları ve sanayiciler, yerel siyasetin ve gücün baskısıyla kulüplere milyonlarca lira bağış yapmaya itilmesi ne anlama gelmektedir? . Adına "bağış" denilen bu haraç çarkında toplanan devasa paraların nereye, kime, hangi menajerlere veya yöneticilere gittiği ise asla tam olarak izah edilebiliyor mu?
Reel makbuzlarla, yasal ve şeffaf faturalarla açıklanamayan, karanlık aracıların cebinde eriyen bu "zorunlu bağışlar" nerede buharlaşıyor? Kimin parası kime dağıtılıyor? Sahi, o manşetleri süsleyen milyonlarca Euro'luk devasa transfer ücretlerinin yüzde kaçlık o küçücük bir kısmı gerçekten sahada ter döken gerçek sporcunun cebine giriyor? Geri kalanı hangi menajerlerin, hangi aracıların veya "hatırlı" abilerin kasalarında mı eriyor?
Dahası, bu endüstriyel çarkın içinde dönen astronomik transfer ücretlerinin ve ödeneklerin vergisi devletten adeta kaçırılmaktadır. Bu durum bir fantezi veya varsayım olmaktan çıkmış, bizzat Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın yaptığı güncel denetimlerle de belgelenmiştir. Nitekim Bakanlığın başlattığı son soruşturmalarda, aralarında "dört büyükler"in de bulunduğu kulüplerde forma giyen sporcuların maaş, transfer ve kiralama bedellerini gizleyerek tam 5 milyar liralık devasa bir kazancı beyan dışı bıraktığı ortaya çıkmıştır. Cezasız gerçek beyana davet edildiği haberlerde yer almaktadır. Vergi ödemeden lüks araçlara binen bu düzenin yarattığı haksızlık, bizzat resmi makamlar tarafından gün yüzüne çıkarılmıştır.
Vergi daireleri, sıradan bir vatandaşın, bir küçük esnafın üç kuruşluk vergi borcu için bankadaki "bayram harçlığı" tutarındaki meblağlara bile acımasızca e-haciz koyup hesapları bloke ederken; 5 milyar liralık kazancı beyan dışı bırakılan o şatafatlı kulüplere ve transfer çarklarına niye bu kadar şefkatli davranıyor?
Sıradan vatandaşın ensesinde boza pişiren, vergisini gününde tahsil eden sistem; sıra bu "dokunulmaz" endüstriyel futbol şirketlerine gelince neden uysallaşıyor? Sormadan edemiyor insan: Bu korkunç çifte standarttan, bu akıl almaz devasa vergi kaçağından ve adaletsizlikten "siyasi büyüklerimizin" gerçekten haberi var mı? Yoksa bilmek mi istemiyorlar?
Futbol artık bir spor değil; siyasetin gölgesinde büyüyen, iş dünyasının vergi öder gibi fonladığı, milyarlarca liranın faturasız ve makbuzsuz bir şekilde el değiştirdiği devasa bir "aklama" atölyesi midir? Siyasetçilerin bu alanı terk etmemesinin asıl sebebi, işte bu hesap sorulamaz, makbuz kesilemez karanlık ekonominin sağladığı sınırsız güç müdür?
Rekabetin, sporun kardeşliğini geliştireceği ve ekip çalışmasına vesile olacağı düşünülürken; suni düşmanlıklara ve suni ayrışmalara neden olması kabul edilebilir mi?
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
HALİL AĞA
YEŞİL SAHADAKİ KARANLIK BİLANÇO: SİYASET, FUTBOLU NEDEN BU KADAR ÇOK SEVİYOR?
Yıllardır futbol etrafında dönen tartışmalar, sürekli birilerini suçlamaktan öteye geçemeyen kısır bir döngüye hapsolmuş durumda. Peki, yüzeysel suçlular arayıp düşman kamplar yaratarak neyi çözebiliyoruz? Asıl gücümüzü bu kör dövüşünde tüketmek yerine; meselenin toplumsal bilinçaltı boyutunu, daha derin ilişkilerini ve kitleler üzerindeki hipnotik etkisini tartışmaktan neden kaçınıyoruz? Gerçeklerle yüzleşmekten ürktüğümüz için mi, yoksa böylesi daha çok işimize geldiği için mi?
Gelin, kendi bilinçaltımıza ve toplumsal kodlarımıza doğru üç beş günlük bir yolculuğa çıkalım. Çünkü çözüme giden ana yol tam olarak buradan geçiyor.
Spor denilince aklımıza ne gelmeli? Toplumun beden ve zihin sağlığının korunması, dostluk ve arkadaşlık duygularının paylaşım yoluyla çoğaltılması değil mi? Oysa bugün karşı karşıya kaldığımız tablo; rekabetin ölümcül bir şekilde körüklendiği, insanın insana topyekûn bir savaşa sürüklendiği bir arenadır. Temelinde kıyasıya bir yarış olan, bedeni tüketen, ruhsal gelişimi sekteye uğratıp "ticareti" en başa koyan bir uğraş...
Eğer durum buysa; spor kulüplerinin birer holdinge dönüşmesini hatta borsalarda bile trade edilmesini yadırgamamalıyız. Kulüplerin "Kurtlar Vadisi" jargonlarıyla anılmasını, armalarına nakşettikleri Aslan, Kartal ya da Bursaspor örneğinde olduğu gibi yırtıcı bir "Timsah" gibi vahşi doğa figürleriyle sembolize edilmelerini normal karşılamak zorunda kalırız. Ne de olsa artık takımlar birer "üretim tesisi", spor ise vahşi bir endüstridir. Amigoluk kurumu, masum bir tezahürat kültürü olmaktan çoktan çıkmış; taraftarlık, kimlik arayışındaki kitlelerin çeteleştiği bir yapıya dönüşmüştür.
Peki Siyasetçiler Neden Futbolun Peşini Bırakmaz?
Tam bu noktada çok daha yakıcı bir soruyu sormak, o kutsanan "spor sevgisinin" arkasındaki maskeyi indirmek zorundayız. Siyasetçiler, yerel yöneticiler ve güç odakları futbola neden bu kadar yoğun, adeta takıntılı bir ilgi duyuyor? Bu sadece tribünlerdeki yüz binleri konsolide etme, o kitleyi siyasi bir oya tahvil etme şehveti midir? Yoksa işin ucunda devasa, denetimsiz ve dokunulmaz bir ekonomik çark mı yatmaktadır?
Bugün Anadolu'nun dört bir yanında "şehre ve takıma sahip çıkma" kılıfı altında, şehrin iş adamlarına adeta gayriresmi bir "bağış vergisi" ne anlama gelmektedir?
Adeta o kadar olmasa da neredeyse 15 Temmuz öncesi fetövari fenomeni hatırlatırcasına İş adamları ve sanayiciler, yerel siyasetin ve gücün baskısıyla kulüplere milyonlarca lira bağış yapmaya itilmesi ne anlama gelmektedir? . Adına "bağış" denilen bu haraç çarkında toplanan devasa paraların nereye, kime, hangi menajerlere veya yöneticilere gittiği ise asla tam olarak izah edilebiliyor mu?
Reel makbuzlarla, yasal ve şeffaf faturalarla açıklanamayan, karanlık aracıların cebinde eriyen bu "zorunlu bağışlar" nerede buharlaşıyor? Kimin parası kime dağıtılıyor? Sahi, o manşetleri süsleyen milyonlarca Euro'luk devasa transfer ücretlerinin yüzde kaçlık o küçücük bir kısmı gerçekten sahada ter döken gerçek sporcunun cebine giriyor? Geri kalanı hangi menajerlerin, hangi aracıların veya "hatırlı" abilerin kasalarında mı eriyor?
Dahası, bu endüstriyel çarkın içinde dönen astronomik transfer ücretlerinin ve ödeneklerin vergisi devletten adeta kaçırılmaktadır. Bu durum bir fantezi veya varsayım olmaktan çıkmış, bizzat Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın yaptığı güncel denetimlerle de belgelenmiştir. Nitekim Bakanlığın başlattığı son soruşturmalarda, aralarında "dört büyükler"in de bulunduğu kulüplerde forma giyen sporcuların maaş, transfer ve kiralama bedellerini gizleyerek tam 5 milyar liralık devasa bir kazancı beyan dışı bıraktığı ortaya çıkmıştır. Cezasız gerçek beyana davet edildiği haberlerde yer almaktadır. Vergi ödemeden lüks araçlara binen bu düzenin yarattığı haksızlık, bizzat resmi makamlar tarafından gün yüzüne çıkarılmıştır.
Vergi daireleri, sıradan bir vatandaşın, bir küçük esnafın üç kuruşluk vergi borcu için bankadaki "bayram harçlığı" tutarındaki meblağlara bile acımasızca e-haciz koyup hesapları bloke ederken; 5 milyar liralık kazancı beyan dışı bırakılan o şatafatlı kulüplere ve transfer çarklarına niye bu kadar şefkatli davranıyor?
Sıradan vatandaşın ensesinde boza pişiren, vergisini gününde tahsil eden sistem; sıra bu "dokunulmaz" endüstriyel futbol şirketlerine gelince neden uysallaşıyor? Sormadan edemiyor insan: Bu korkunç çifte standarttan, bu akıl almaz devasa vergi kaçağından ve adaletsizlikten "siyasi büyüklerimizin" gerçekten haberi var mı? Yoksa bilmek mi istemiyorlar?
Futbol artık bir spor değil; siyasetin gölgesinde büyüyen, iş dünyasının vergi öder gibi fonladığı, milyarlarca liranın faturasız ve makbuzsuz bir şekilde el değiştirdiği devasa bir "aklama" atölyesi midir? Siyasetçilerin bu alanı terk etmemesinin asıl sebebi, işte bu hesap sorulamaz, makbuz kesilemez karanlık ekonominin sağladığı sınırsız güç müdür?
Rekabetin, sporun kardeşliğini geliştireceği ve ekip çalışmasına vesile olacağı düşünülürken; suni düşmanlıklara ve suni ayrışmalara neden olması kabul edilebilir mi?