Çocuk haklarında Türkiye’nin karnesi iç açıcı değil !
Yazının Giriş Tarihi: 21.11.2025 19:49
Yazının Güncellenme Tarihi: 21.11.2025 19:50
Birleşmiş Milletler tarafından, ülkelerin çağdaş yasaları uygulayarak, halka ve de özellikle çocuklara nasıl davranılması gerektiğini vurgulayan çok sayıda kabul edilmiş günleri var. 20 Kasım da bunlardan biri ve geleceğimiz için belki de en önemlisi imiş. Türkiye, 14 Eylül 1990 tarihinde imzaladığı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'ne, 9 Aralık 1994 tarihli ve 4058 sayılı TBMM Uygun Bulma Kanunu uyarınca taraf olmuş ve anılan sözleşme, Türkiye açısından onay belgesinin BM Sekretaryası'na tevdi edilmesini müteakip 4 Mayıs 1995 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş. Ülke yönetimimiz genelde, bu tür günler ve de amaçlarına sıcak bakmış ve uygulamaya çalışmıştır. Ama zaman içinde, bu tür hak ve yasaların korunmasında ülke yönetimlerimizin yetersiz kaldığı da olmuştur. Bu konuyu dile getirme nedeninime gelince…Çünkü son yıllarda ve içinde bulunduğumuz yılın bir bölümünde, çocukların yaşadıkları güçlükler ve de bir kısmının ölümü ile sonuçlanan kaza ve ihmaller, sürekli basına yansıyor. Bundan dolayı, böyle bir konuyu, bu günün kabul edildiği 20 Kasım’ın hemen akabinde gündeme getirmek istedim.Özellikle, MESEM diye kısaltılan mesleki eğitim merkezlerinde öğrenim gören çocukların, çok kısa süreler ile okulda, geri kalan zamanlarda uygulama alanında çalışmaları sonucu, ölümlü kazalar, son yıllarda dikkat çekici boyutlara ulaştı. Yanı sıra bir grup çocuğun ne okulda ne de işte bulunmaması da dikkat çekici. Bunların yanı sıra, özellikle ülkemizin mega kentlerinde, çocuk yaşındaki bireylerin karıştığı cinayet, gasp ve bunun sonunda neden oldukları ölümlü vakalar içinde görünmesi de, bu konuyu yeterince dile getiremediğimiz kanısı uyandırdı bende…Bazı yayın organlarının. Son yıllarda daha çok üzerine gittiği bu tür gelişmeler sonucu, ölümlü kazalar artık sıradan hale gelmiş gibi bir izlenim de yaratıyor. Bu gelişmelerin ışığı altında BM tarafından belirlenen “Çocuk Hakları” neler sorusunun yanıtı aramak için küçük bir araştırma yapmak da yetti.
Böylece çocuklara tanınan haklarının neler olduğunu belirtmek istedim.
Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin temel ilkeleri şöyle sıralanmış;
Ayrım gözetmeme.
Çocuğun yüksek yararı.
Yaşama ve gelişme hakkı.
Katılım hakkı.
Bu dört hak için söylenecek bir şey yok. Hepsi makul, insanca ve yerine getirilmesi gereken haklar. Bunların ihlali durumunda, önlem için devreye girecek olan da Devlet olacaktır. Bunların dördü de uygulanamayacak gibi değil. Benim son aylarda takıldığım ise, burada belirtilen YAŞAM HAKKI ve bu konuda önlemlerin yetersizliği sanki…Bunları örnekleyeceğim.Bu konuyu araştıran milletvekili Suat Özçağdaş, son 8 yılda 611 bin çocuğun “örgün” eğitimden uzak kaldığını belirtmiş. Burada kast edilen, sarınım MESEM uygulaması ile iş yerlerinde cüzi ücretler ile çalıştırılan, öğrenci de sayılan çocuklar ve geçim sıkıntısından olsa gerek,okuldan tamamen uzaklaşanlar…Bunun adı emeğin sömürülmesi değil mi ? Nerede kaldı “Çocuğun yüksek yararı” maddesi…Çünkü çalışmaktan yeterince öğrenim görülememe söz konusu, bu uygulamanın istenen biçimde yapılamamasının sonucu. Bir kısmı da okulu bırakıp depolarda, “merdiven altı işyerlerinde”,ve tarlada, çalışıyormuş. Şimdi de en vahim ve iç karartan duruma gelelim. Ülkemizde son on gündeki iş kazalarında /cinayetlerinde, 8 çocuk hayatını kaybetmiş. En çok ölüm, inşaatlarda ve de göçük altında kalarak cereyan etmiş. Hele, günlerdir devam eden Dilovası’ndaki parfüm deposu yangınında ölenlerin 3 ü çocukmuş. Araştırmayı yapan milletvekili Suat Özçağdaş’ın ifadesi ve araştırmasına göre , Devlet’in bütçeden eğitime ayırdığı pay yüzde 17’den, yüzde 8’e kadar düşmüş. Bu durum sanırım, “örgün eğitim” yerine işte böyle uygulamaları mecbur kılıyor. Sonuçta da ülkemizin geleceği olan çocuklar, ne öğrenimlerini tam olarak yapabiliyor, ne de yeterli bir kazancı elde etmekten çok uzak biçimde, iş kazalarına uğruyor, bazen sakatlanıyor, ya da ölümlü iş kazalarına kurban gidiyor. Bir kısmı da tetikçilik yapacak kadar gözünü karartıyor bu çocukların… Gerçekten de, ülkemiz ve halkımız için büyük bir sorun. Buna karşın, İktidar yetkilileri, giderek azalan “doğum oranları” için, sürekli ikazda bulunarak, daha üç çocuk sloganı ile bu durumu ortaya koyarken, bu kez el yükselterek beş çocuk diyor.Ne yaman çelişki değil mi ?
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İSMAİL KEMANKAŞ
Çocuk haklarında Türkiye’nin karnesi iç açıcı değil !
Birleşmiş Milletler tarafından, ülkelerin çağdaş yasaları uygulayarak, halka ve de özellikle çocuklara nasıl davranılması gerektiğini vurgulayan çok sayıda kabul edilmiş günleri var. 20 Kasım da bunlardan biri ve geleceğimiz için belki de en önemlisi imiş. Türkiye, 14 Eylül 1990 tarihinde imzaladığı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'ne, 9 Aralık 1994 tarihli ve 4058 sayılı TBMM Uygun Bulma Kanunu uyarınca taraf olmuş ve anılan sözleşme, Türkiye açısından onay belgesinin BM Sekretaryası'na tevdi edilmesini müteakip 4 Mayıs 1995 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş. Ülke yönetimimiz genelde, bu tür günler ve de amaçlarına sıcak bakmış ve uygulamaya çalışmıştır. Ama zaman içinde, bu tür hak ve yasaların korunmasında ülke yönetimlerimizin yetersiz kaldığı da olmuştur. Bu konuyu dile getirme nedeninime gelince…Çünkü son yıllarda ve içinde bulunduğumuz yılın bir bölümünde, çocukların yaşadıkları güçlükler ve de bir kısmının ölümü ile sonuçlanan kaza ve ihmaller, sürekli basına yansıyor. Bundan dolayı, böyle bir konuyu, bu günün kabul edildiği 20 Kasım’ın hemen akabinde gündeme getirmek istedim.Özellikle, MESEM diye kısaltılan mesleki eğitim merkezlerinde öğrenim gören çocukların, çok kısa süreler ile okulda, geri kalan zamanlarda uygulama alanında çalışmaları sonucu, ölümlü kazalar, son yıllarda dikkat çekici boyutlara ulaştı. Yanı sıra bir grup çocuğun ne okulda ne de işte bulunmaması da dikkat çekici. Bunların yanı sıra, özellikle ülkemizin mega kentlerinde, çocuk yaşındaki bireylerin karıştığı cinayet, gasp ve bunun sonunda neden oldukları ölümlü vakalar içinde görünmesi de, bu konuyu yeterince dile getiremediğimiz kanısı uyandırdı bende…Bazı yayın organlarının. Son yıllarda daha çok üzerine gittiği bu tür gelişmeler sonucu, ölümlü kazalar artık sıradan hale gelmiş gibi bir izlenim de yaratıyor. Bu gelişmelerin ışığı altında BM tarafından belirlenen “Çocuk Hakları” neler sorusunun yanıtı aramak için küçük bir araştırma yapmak da yetti.
Böylece çocuklara tanınan haklarının neler olduğunu belirtmek istedim.
Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin temel ilkeleri şöyle sıralanmış;
Ayrım gözetmeme.
Çocuğun yüksek yararı.
Yaşama ve gelişme hakkı.
Katılım hakkı.
Bu dört hak için söylenecek bir şey yok. Hepsi makul, insanca ve yerine getirilmesi gereken haklar. Bunların ihlali durumunda, önlem için devreye girecek olan da Devlet olacaktır. Bunların dördü de uygulanamayacak gibi değil. Benim son aylarda takıldığım ise, burada belirtilen YAŞAM HAKKI ve bu konuda önlemlerin yetersizliği sanki…Bunları örnekleyeceğim.Bu konuyu araştıran milletvekili Suat Özçağdaş, son 8 yılda 611 bin çocuğun “örgün” eğitimden uzak kaldığını belirtmiş. Burada kast edilen, sarınım MESEM uygulaması ile iş yerlerinde cüzi ücretler ile çalıştırılan, öğrenci de sayılan çocuklar ve geçim sıkıntısından olsa gerek,okuldan tamamen uzaklaşanlar…Bunun adı emeğin sömürülmesi değil mi ? Nerede kaldı “Çocuğun yüksek yararı” maddesi…Çünkü çalışmaktan yeterince öğrenim görülememe söz konusu, bu uygulamanın istenen biçimde yapılamamasının sonucu. Bir kısmı da okulu bırakıp depolarda, “merdiven altı işyerlerinde”,ve tarlada, çalışıyormuş. Şimdi de en vahim ve iç karartan duruma gelelim. Ülkemizde son on gündeki iş kazalarında /cinayetlerinde, 8 çocuk hayatını kaybetmiş. En çok ölüm, inşaatlarda ve de göçük altında kalarak cereyan etmiş. Hele, günlerdir devam eden Dilovası’ndaki parfüm deposu yangınında ölenlerin 3 ü çocukmuş. Araştırmayı yapan milletvekili Suat Özçağdaş’ın ifadesi ve araştırmasına göre , Devlet’in bütçeden eğitime ayırdığı pay yüzde 17’den, yüzde 8’e kadar düşmüş. Bu durum sanırım, “örgün eğitim” yerine işte böyle uygulamaları mecbur kılıyor. Sonuçta da ülkemizin geleceği olan çocuklar, ne öğrenimlerini tam olarak yapabiliyor, ne de yeterli bir kazancı elde etmekten çok uzak biçimde, iş kazalarına uğruyor, bazen sakatlanıyor, ya da ölümlü iş kazalarına kurban gidiyor. Bir kısmı da tetikçilik yapacak kadar gözünü karartıyor bu çocukların… Gerçekten de, ülkemiz ve halkımız için büyük bir sorun. Buna karşın, İktidar yetkilileri, giderek azalan “doğum oranları” için, sürekli ikazda bulunarak, daha üç çocuk sloganı ile bu durumu ortaya koyarken, bu kez el yükselterek beş çocuk diyor.Ne yaman çelişki değil mi ?